ıı. SELîm.ve dönemi

yorum yok
545 okuma
23 Aralık, 2017

ıı. SELîm.ve dönemi

Osmanlı pâdişâhlarının 10 birincisi ve islâmt.halîfelerinin yetmiş altıncısı. Kânûnî Sultan Süleyman Hanın oğlu olup, 28 Mayıs 1524 senesinde Hürrem Haseki Sultandan doğdu. şehzâdeliğinde mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Devlet idâresi ve teşkilâtını iyice öğrenmesi için Anadolu’nun türlü vilâyetlerinde sancak beyliği yaptı. Vâlilik yıllarında tahsile devâm.edip, bilgi ve kültürünü artırmıştır. çok güçlü bir kültür seviyesine sâhip oldu. ilim ve sohbet meclislerinde çok fazla bulunurdu.

Sultan Süleyman Han (1520-1566), Macaristan seferine çıkıp, Zigetvar Kalesinin fethi öncesinde vefât edince, Pâdişâhın ölümünü saklı tutan Vezîriâzam Sokullu Mehmed Paşa, veliaht Selim’e haber göndererek saltanata dâvet etti. Bu sırada Kütahya Sancakbeyliğinde bulunan Selim Han, sür’atle istanbul’a gelerek 30 Eylül 1566 târihinde tahta çıktı.

Sultan Selim Han, Osmanlı pâdişâhı olmasıyla devlet idâresine ve orduya usta devlet adamları ve kumandanlar tâyin edip, eskilerden bir kısmını da yerinde bıraktı. Vezîriâzam Sokullu Mehmed Paşayı vazîfesinde bırakması devlet idâresi ve îm.�r faâliyetlerinin devâmında isâbetli oldu.22 Haziran 1567’de Edirne’ye geçen Selim Han, burada türlü devletlerin elçilerini kabul etti. Bu elçilerden bilhassa zamânın kudretli devletleri sayılan ve aşırı değerli hediyelerle gelen Avusturya ve Almanya elçileri dikkat çekiyordu. çünkü Osmanlı Devleti, Kânûnî Sultan Süleyman Han devrinde, devamlı bu iki devletle mücâdele hâlinde bulunmuş ve her iki devlet de Osmanlı Devletinin askerî kuvvet ve kudreti karşısında kaybolup ezilmişti. şimdiyse yeni bir hükümdar tahta geçiyordu. iki devletin en büyük endişesi ve merâkı, yeni hükümdârın güdeceği siyâsetti. Dedesi Yavuz Selim Han bu gibi bir doğu siyâseti tâkip ederek iran üzerine mi, yok ise babası benzeri Avrupa yakasına mı yüklenecekti? Her iki devlet de, en azından yeni Sultanın siyâseti dikkat çekici oluncaya kadar Türk ordularını kendi ülkelerinden uzaklaştırmak için, Osmanlı Devletiyle derhâl bir barış akdine büyük ehemmiyet vermekteydi. Selim Han, uzun görüşmelerden sonra, Avusturya ile sekiz yıllığına antlaşma imzâladı (17 şubat 1567). Buna göre, Kânûnî’nin Zigetvar Seferinde fethettiği yerler Osmanlı Devletinde kalacak, Avusturya imparatoru her seneOsmanlı Devletine 30.000 Macar altını vergi verecekti. ayrıca iki devlet de birbirlerinin haklarına riâyet edecekler ve hudut boylarına saldırılarda bulunmayacaklardı. Bu arada iki devlet içinde çıkması muhtemel sınır anlaşmazlıkları, Osmanlı Devletinin Budin, Avusturya’nın da Macaristan vâlisi arasında görüşülüp hâlledilecekti. Avusturya ile antlaşma imzâlayan Selim Han, birkaç gün sonra da iran elçisi şahkulu Hanın, Kânûnî SultanSüleyman Han devrinde imzâlanan Amasya Sulhünün yenilenmesi ricâlarını kabul etti.

Bu sırada Yemen’de Zeydî imâmı Topal Mutahhar’ın ayaklanması ortaya çıktı. Kısa zamanda bu ülkenin derhal tamâmı isyâncıların eline geçti. Topal Mutahhar sâhile kadar inip Muhâ’yı aldı. Osmanlı kuvvetleri Zebîd’de zorlukla tutundular. imâmt.Mutahhar, Zebîd’i de sıkıştırmaya başlayınca, Osmanlı birlikleri aşırı kötü bir vaziyete düştüler. Bu hal üzerine Yemen’e önce özdemiroğlu Osman Paşa ve ordudan Koca Sinân Paşayı serdâr olarak gönderen Selim Han, Yemen’in yine devlete bağlılığını sağladı.

Yemen meselesi çıktığı yıllarda, Büyük Okyanus ile Hind Okyanusu arasında bulunan Sumatra adası, Malaka Yarımadası ve birtakım küçük adalara hâkim olan Müslüman Açe Sultanlığından bir elçi gelmişti. Uzun senelerden bu yana Hind Denizinde faaliyette bulunan Portekizliler aşırı zengin tabiî kaynaklara sâhip olan bu adalara göz dikmişler ve Açe Müslüman Sultanlığının istiklâlini tehdit etmeye başlamışlardı. Açe Sultanı Alâeddîn şâh, devrin cihân devleti ve bütün Müslümanların hâmisi mecburiyetinde olan Osmanlı Devletinden top, topçu, silâh ve askerî mütehassıslar ve özellikle istihkâm.mühendisleri istiyordu. ama bu sırada Yemen isyânı çıktığından yardım geciktirilmişti. Selim Han, 1569’da bu uzak sefer için Kızıldeniz Kaptanı Kurdoğlu Hayreddîn Hızır Reis’i memur etti. Bu kıymetli amirâl, Zeydîlerin eline geçenAden’i kurtardıktan sonra, 22 gemilik bir filoyla devinim etti. Berâberinde çeşitli usta, çok sayıda top, asker, silâh, mühimmat ve yüzlerce gönüllü levend ve topçuyu Açe Sultânına teslim etti. Gelen Türkler buraya yerleştiler. Bunların kurduğu donanma ile Açeliler mühim fütuhatta bulundular. Açeliler, Türk toplarını ve bayraklarını zamânımıza kadar kutsal bir hâtıra olarak sakladılar. Bu sûretle Osmanlı Devletinin tesir alanıUzakdoğu’ya, Güneydoğu Asya ve Endonezya’ya dayandı.

1569’da Rusya’nın Hazar kıyılarındaki ilerlemelerinin önünü almak, Astırhan’ı kurtarmak bununla beraber iran üzerine yapılacak seferlerde Hazar Denizi vâsıtasıyla askere kısa sürede zahîre ve harp materyali yetiştirebilmeyi sağlamak gâyesiyle Volga Nehri ile Don Nehirlerinin birbirlerine çok aşırı yaklaştıkları bir noktada kanal açma teşebbüsüne girişildi. ancak kış mevsiminin gelmesi üzerine çalışmalar tamamlanamadı. Ertesi sene da iran ile Rusya’nın Kırım Hânını kandırmaları yüzünden, tekrar işbaşı yapılamadığından bu büyük teşebbüs gerçekleştirilemedi.

1569 Haziran ayında iskenderiye yakınlarında Nil teknelerinin alternatifini kesen Venedik korsanlarının Müslümanları tutsak alıp Kıbrıs’ta satmaları olayına aşırı hiddetlenen Selim Han, derhâl Venedik’e bir elçi göndererek Kıbrıs’ın Osmanlı Devletine terkini istedi. Bu isteğin Venedik nedeni ile reddi üzerine sefer hazırlıklarına başladı.

gerçekte Kıbrıs’ın Osmanlı Devletince fethini mecbûrî kılan oldukça çok sebep vardı. Osmanlı Devletini, hâkimiyeti altındaki Ortadoğu ve kuzey Afrika ülkelerine ulaştıran kara yollarının, uzun, yorucu ve yetersiz olmasına karşılık, Kıbrıs üstünden bu ülkelere her türlü lojistik destekler daha çabuk, sorunsuz ve ekonomik şekilde ulaştırılabilirdi. lakin Kıbrıs’ın, büyük deniz gücüne sâhip Venedik Cumhûriyetinin elinde bulunması bu imkânı ortadan kaldırmaktaydı. ayrıca Kıbrıs yahut yakınlarından geçen Osmanlı ticâret ve hacıları taşıyan yolcu gemileri, Akdeniz’de Hıristiyan korsanları sebebi ile vurularak soyuluyor, Venedik de bu korsanları himâye ediyordu.

ikinci Selim Han, hazırlıkları bitirdikten sonra, Kıbrıs serdârlığına Lala Mustafa Paşayı tâyin etti ve 15 Mayıs 1570’te donanma istanbul’dan ayrıldı. Lala Mustafa Paşa, tüm Avrupa devletlerinin Venedik’e yardım etmelerine karşın, şiddetli çarpışmalar sonunda 8 Eylül 1570’te Lefkoşe’yi 1 Ağustos 1571’de de Magosa’yı alarak Kıbrıs’ın fethini tamamladı.

Osmanlı askerinin Kıbrıs’a çıkması sırasında Venedik bütün Avrupa devletlerinden yardım istedi. Bunun üzerine Papa V. Piyer’in yoğun faaliyetleri netîcesinde ispanya Kralı ıı. Filip ve Malta şövalyeleriyle Venedik içinde bir ittifak kuruldu. Bu ittifaka, Toskana, Ceneviz, Savoia ve Ferrara benzeri küçük Hıristiyan devletçikleri de katıldı. ispanyol KralıFilip’in kardeşi Don Juan’ın komutasındaki 206 gemiden meydana gelen Haçlı donanması, altı Ekim 1571’de inebahtı önlerinde görüldü. Osmanlı harp meclisinde Kılıç Ali Paşanın şiddetli muhâlefetine karşın, Kapdân-ı deryâ Müezzinzâde Ali Paşa, donanmada cenkçi ve kürekçi noksanlığını göz önünde bulundurmadan, düşmana saldırılması anlamında karar aldı. 7 Ekim’de başlayan muhârebe sonunda, Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Sâdece sağ kanadı komuta eden Kılıç Ali Paşa, Düşmanın sol kanadındaki Malta donanmasını bulunmaz edip kayıp vermeden bölgeden çekildi.

Bu başarı Hıristiyanlara hiç bir kâr getirmedi. Hıristiyanlar kazandıkları bu zaferin şerefine heykeller dikmekle meşgûlken, bizzat Selim Hanın emriyle hummalı bir çalışma içine giren Osmanlı tersâneleri, 1571-72 kışı arasında inebahtı’da kaybettiğinden daha büyük bir donanma vücûda getirdi. Müezzinzâde’nin eliyle kaptan-ı deryâlığa getirilen Kılıç Ali Paşa, 13 Haziran 1572’de büyük bir donanmayla istanbul’dan ayrıldı. inebahtı’da gâlip gelmelerine rağmen, donanmaları çok aşırı yıpranmış ve bir hayli de asker kaybetmiş olan müttefikler, menfaatlerini toparlayıp galibiyetin meyvelerini toplamak niyetindeyken bu inanılmaz Osmanlı donanmasının Akdeniz’de görünmesi, büyük bir şaşkınlıkla karşılandı. Müttefik donanması, Osmanlı donanmasının karşısına çıkmaya cesâret edemedi. ittifaktan ayrılan Venedik, Fransa vasıtasıyla barış istedi. 7 Mart 1573’te imzâladığı antlaşma ile Kıbrıs’ın Osmanlı Devletine âit olduğunu kabul etti. Kânûnî devrinden bu yana vermekte olduğu yıllık 500 duka haraç, 1500 dukaya çıkarıldı. bununla birlikte Kıbrıs Seferinin tazminâtı olarak üç senede ödenmek üzere üç sima bin duka altını vermeyi taahhüt etti.

Kıbrıs’ın fethinden sonra Kırım Hanına bir miktar asker ve top gönderen Selim Han, 1569’da Astırahan Seferi başarısızlığını telâfi etmek ve daha fazla genişlememeleri için gözdağı vermek üzere Rusya içlerine bir sefer düzenlenmesini emretti. Nitekim 1571 baharında harekete geçen Devlet Giray Han, 120.000 kişilik süvârîden meydana gelen ordusu ileRusya üzerine yürüdü. çok fazla sür’atli hareket eden Devlet Giray, yaptığı muhârebelerde Rus ordularını 10 binlerce zâyiât verdirerek dağıttı ve Moskova’ya girdi. 150.000 esirle Kırım’a dönen Devlet Giray Han, bu zaferi üzerine Taht-alan lakabıyla anıldı. Ertesi sene yine sefere çıkan Devlet Giray Han, Oka Nehrine kadar uzandı. Bu başarıları üzerine ikinci Selim Han, murassâ kılıcı, hil’at ve nâm.-i hümâyûn göndererek Devlet Giray’ı kutlama etti. çar, Osmanlı Devletine bağlı Kırım Hanlığıyla, yılda 60.000 altın vergi vermeyi kabûl ederek sulh yaptı.

1574 yılında Boğdan Voyvodası Loan celCumplit isyân ederek, Lehistan’ın da sayesinde Tuna’nın garp kıyısındaki ibrâvilayet, Dinyester’in cenup kıyısındaki Bender ve Dinyester boyundaki Akkerman bunun gibi mühim kaleleri ele geçirdi. üzerine gönderilen ve küçük Türk birlikleriyle desteklenmiş olan Eflak Voyvodasını yendi. Bunun üzerine Selim Han, üçüncü Vezir Ahmed Paşa ve Kırım Hanı Âdil Giray’ı isyânı bastırmakla görevlendirdi. Kısa sürede bölgeye giden Ahmed Paşa ve Âdil Giray Han, Tuna’nın güneyinde 3 gün süren kanlı muhârebeler sonunda, âsîleri ve onlara yardım eden Lehistan kuvvetlerini imhâ ettiler (9 Haziran 1574). Âsi Voyvoda da yakalanarak cezâlandırıldı ve yerine Petru şiopul tâyin edildi.

ikinci Selim Hanın ilgilendiği işlerden bir tanesi de Tunus meselesi’ydi. ispanya’nın Tunus’tan bir çeşitli elini çekmemesi bu devletle harp hâlinin devâmt.etmesine neden oluyordu. Osmanlı donanması, Kıbrıs Seferine çıktığı sırada, Cezâyir beylerbeyi olan Uluç (Kılıç) Ali Paşa da Tunus üzerine yürümüş ve 30.000 kişilik kuvvetle karşısına çıkan Hafsî Sultânı Mevlây Hamîd’i yenip, ikinci defâ fethetmişti. ama kendi birlikte çok bir güç olmadığı benzeri, bu arada Kıbrıs Seferine katılma emri de aldığından, Tunus’a Ramazan Beyi bırakarak donanmasıyla beraber Kıbrıs Seferine katılmıştı.

Kaptan-ı deryânın bölgeden uzaklaşmasından sonra, ispanya Kralı Don Juan büyük bir donanmayla Tunus üzerine yürüdü. Direndiği takdirde ispanyolların sivil halka karşı katliâmetre girişeceklerini anlayan Ramazan Bey, Kayrevân’a çekildi ve bu sûretle Tunus bir kere daha ispanyolların eline geçmiş oldu (Ekim 1573). Don Juan, Tunus hükümdârlığını kendi taraftârı Mevlây Muhammed’e verip bir miktar da asker bırakıp ispanya’ya döndü.

Cezâyir ve Trablusgarb Osmanlı Devletinin elinde bulunduğu hâlde, ikisinin ortasında bulunan ve stratejik ehemmiyeti büyük olan Tunus’un, ispanyol hâkimiyeti altında halka zulüm eden kukla bir hükûmet elinde olması, Akdeniz’de hâkimiyeti elinde bulunduran Türk donanması için tehlikeydi. Bu sebeple ikinci SelimHan, Tunus işinin kökünden hâlledilmesi için buyruk verdi. Kapdân-ı deryâ Kılıç Ali Paşa, yanında kara ordusu serdârı Koca Sinan Paşa bulunduğu hâlde Tunus’a hareket etti (15 Mayıs 1574). Navarin üstünden Sicilya sularına geçen donanma, Messina havâlisini de vurduktan sonra, Tunus üzerine yürüdü. iki yüz ellinin üzerinde harp gemisi ve kırk-elli bin civârında askerden meydana gelen muhteşem Osmanlı donanması, Tunus önlerine gelir gelmez derhâl kamu-ul-Vâd Kalesi yakınına çıkarma yaptı. Koca Sinân Paşa kendisi halk-ul-Vâd’ı kuşatırken, Trablusgarb Beylerbeyi Mustafa Paşa ile eski Tunus Beylerbeyi Haydar Paşayı Tunus Gölü ile şehir içinde bulunan Bastiyon Kalesini fethe memur etti.

Tunus’un zamanlardan buyana ispanyollar yönünden tahkim edilerek hiçbir sûretle zaptedilemez diye öğündükleri kamu-ul-Vad, Osmanlı ordusuna fakat otuz 3 gün mukâvemet etti. 24 Ağustosta kale fethedilip Mevlây Muhammed’le kale komutanı Don Pietro Cerrera esir edilerek istanbul’a gönderildi.

13 Eylülde Bastion Kalesinin de fethiyle Tunus tamâmen ele geçti. Tunus, aynen Cezâyir ve Trablusgarb benzeri bir eyâlet hâline getirildi ve beylerbeyliğine Ramazan Paşa tâyin edildi. Böylece Tunus’ta 3 asırdan çok sürecek olan Osmanlı idâresi başlanıyor.

Tunus meselesinin hâlledilmesinden yaklaşık bir ay sonra; Osmanlı Devletiyle Almanya içinde Zigetvar Seferinden sonra 17 şubat 1568’de yapılan antlaşma, 4 Aralık 1574’te yenilenerek, sekiz yıl uzatıldı. Bu antlaşmadan hemen sonra rahatsızlanan ikinci Selim Han, 15 Aralık 1574’te vefât etti. metre�mar Sinân’a Ayasofya Câmii avlusunda yaptırdığı türbeye defnedildi.

ikinci Selim Han, uzuna yakın orta boylu, açık alınlı, elâ gözlü ve sarışındı. Avcılık ve yay çekmede fevkalâde mahâretli olup, zamânında ondan daha kuvvetli yay çeken yoktu. Babası Kânûnî Sultan Süleymân devrinde çok sayıda savaşa katılmakla berâber, tahta geçtikten sonra sefere çıkmadı. çünkü devrindeki seferler umûmiyetle büyük deniz seferleri olup bu seferlere de pâdişâhın kumanda etmesi âdet değildi. Tecrübeli ve bilgili bir vezir olan Sokullu Mehmed Paşayı hükûmet işlerinde tamâmen serbest bırakmakla berâber, lüzumlu gördüğü birkaç meselede hale müdâbir duruma etmiştir. Âlimlere büyük hürmet göstermiş, çok aşırı sevdiği büyük âlim Ebüssü’ûd Efendiyi vefâtına kadar meşîhat (şeyhülislâmlık) makâmında tutmuştur. Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defâ ikinci Selim Han çıkarmıştır.

ikinci Selim, Kânûnî Sultan Süleyman Hanın bütün şehzâdeleri bunun gibi aşırı iyi öğrenim görmüştü. Dîvân sâhibi kıymetli bir şâirdi. Selim ve Selîmt.� mahlaslarıyla yazdığı şiirler çok aşırı beğenilmektedir. Yahyâ Kemâl’in; “Bir beyti bir de câmi-i mt.�’mt.�ru mevcut” diye övdüğü;

Biz bülbül-i muhrık dem-i şekvâ-yı firâkiz

Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden

beyti, tüm Türk şiirinin en güzel beyitlerinden bir tanesi sayılmaktadır.ikinci Selim tıpkı zamanda îmt.�rcı bir pâdişâhtır. Kısa süren saltanat döneminde Türk ve dünyâ sanatının şâheseri sayılan Edirne Selimiye Câmii’ni inşâ ettirmiştir. Tâmire muhtaç olan Ayasofya Câmiini yaptırdığı istinâd duvarlarıyla tahkim ettirerek günümüze kadar gelmesini sağladığı bunun gibi, iki minâre eklemiş, yanına iki de medrese yaptırarak külliye hâline getirmiştir. Bunlardan öteki Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâmetre��ın mermer kubbelerle tezyini, Lefkoşe Selimiye Câmii, Azîz Efendi tekkesi, Navarin limanına hâkim bir mevkiye yaptırdığı kule, hayrâtı arasındadır.

Www.Muhabbett.Org


Bir önceki yazımda « makalem var.

Benzer Yazılar

ıV. MURÂD HAN ve Dönemi Osmanlı pâdişâhlarının on ...

DURAKLAMA DöNEMı VE SON BASARıLAR ııı. Mehmet zamaninda Avusturya`ya ...

Osmanlilarda Atesli Silahlar Sanayii Osmanlilar XıV. asirda Avrupa`da ...

Yorumlar



Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?

Bedava Sohbet - Yetişkin Sohbet