ıV. MURÂD HAN ve Dönemi

yorum yok
369 okuma
24 Aralık, 2017

ıV. MURÂD HAN

ve Dönemi

Osmanlı pâdişâhlarının on yedincisi veislâmetrehalîfelerinin seksen ikincisi. Babası Birinci Ahmed Han, annesi mt.�hpeyker (Kösem) Sultandır. 27 Temmuz 1612’de istanbul’da doğdu. Tam bir islâmetreterbiyesi ve ahlâkı ile yetiştirildi. Enderun mektebindeki hocalarından husûsî dersler aldı. Genç Osman’ın başına gelen acı felâket ve yerine geçen amcası Mustafa Hanın kısa bir zaman sonra tahttan indirilmesi üzerine henüz 10 bir yaşında iken on Eylül 1623’te Osmanlı tahtına çıktı. Eyyûb Sultan hazretlerinin türbesinde hocası Azîz Mahmûd Hüdâyî’nin elinden kılıç kuşandı. Yaşı küçük olduğu için, devleti bilfiil idâre edemeyeceği görüşü hâkim şekilde annesi mt.�hpeyker Kösem Sultan, saltanat nâibesi tâyin edildi.

Tahta geçtiğinde, iç ve dış işlerdeki karışıklıklar devam ediyordu. idârî işler karışık olduğundan, Yeniçeri ve Sipâhi askerleri zorbalığa kafa vuruyorlardı. Vasî mecburiyetinde olan annesi m.�hpeyker Kösem Sultanın sayesinde iş başına değerli devlet adamları ve kumandanlar getirerek, ortalığı düzeltti. iran şâhı Birinci Abbâs (1588-1629), Osmanlı hudûdunu geçip, Bağdat’ı işgâl ederek, otuz bin Ehl-i sünnet Müslümânı bayan, çoluk çocuk demeden kılıçtan geçirdi. Rus Kazakları ise kayıklarla Karadeniz sâhilindeki bâzı köyleri yaktılar. 1625’te sadrâzamlığa getirilen Hâfız Ahmed Paşa, Kazak korsanlarına ve Safevîlere karşı harekete geçti. 1625’te Köstence’de Kazakların iki sima elli kayığı batırılarak, dört bin kadarı öldürüldü. şah Abbâs’ın Bağdat’taki zulmünün önüne geçmek için 1625’te ordu sevk edildi. 11 Kasım 1625’te Bağdat yakınlarındaki Azamiyye kurtarılarak, Bağdat kuşatıldı. fakat yeniçerilerin isyânıyla Bağdat kuşatmasını kaldıran Sadrâzam Hâfız Paşa, ırak’ın kuzey ve güneyini işgalden kurtardı.

1 Aralık 1626’da Sadrâzamlığa getirilen Kayserili Halil Paşa, yine başlayan Safevî saldırılarının önüne geçmek ve Abaza Mehmed Paşanın isyanlarını bastırmak için 4 Aralık 1626’da sefere çıktı. Serdar Halil Paşanın muvaffakiyetsizliği üzerine 6 Nisan 1628’de Sadrâzamlığa Hüsrev Paşa getirildi. 22 Eylül 1628’de Abaza Mehmed Paşayı yola getiren yeni sadrâzam Safevîlere karşı 5 Mayıs 1630’da Mihribân’da, 14 Temmuz 1630’da Cemhâl’da zafer kazandı. iranlılar yenik olunca, Anadolu’da asâyiş temin edildi.

Dördüncü Murâd Hanın yaşının küçüklüğünden istifâde eden yeniçeriler, istanbul’da zorbalıklarını ve ahâliye fena muâmeleyi artırdılar. Sadrâzam Hüsrev Paşanın azlini bahâne eden yeniçeriler ve sipâhiler ayaklanarak saraya yürüdüler. Yeni sadrâzam Müezzinzâde Hâfız Ahmed Paşayı öldürdüler (1632). Bundan sonra zorbaların zoru ile sadrazâm.olan Receb Paşa döneminde istanbul’da karışıklıklar günlerce sürdü. En küçük bir olayda Receb Paşanın tahrîkiyle harekete geçen zorbalar yeni kelleler istiyorlardı. öteki taraftan tahta geçtiği günden îtibâren bütün hâdiseleri dikkatle tâkip ederek, eşkiyanın elebaşılarını tesbit eden Sultan Murâd Han, 8 Haziran 1632’de devlet idâresini bizzât eline aldı. isyancıların elebaşısı olan Topal Receb Paşayı öldürttü. Yeniçeri ve sipâhî ocaklarını sindirerek, zorbalıkların önüne geçti. Kahvehâneleri ve meyhâneleri kapatarak tütünü ve alkollü içkileri yasakladı. Emri dinlemeyenlere şiddetli cezâlar verileceğini îlân edip, sıkı kontroller yaptı ve yaptırdı.

Lehistan Kazaklarının Karadeniz’de Osmanlı sâhillerine ve Rumeli’de Tuna yalılarına yaptıkları saldırının önüne geçmek için 1633 Nisanında Lehistan Seferine çıktı. Osmanlı ordusu Edirne’ye geldiğinde, Lehistan hükûmeti barış istedi. 1634’te imzâlanan Osmanlı-Lehistan Antlaşmasına göre; Kazak akınlarına son verilmesi, Leh krallarının Kırım hanlarına ve Osmanlı sultanına vergi vermesi, esirlerin karşılıklı değiştirilmesi kabul edildi.

Sultan Dördüncü Murâd Han, Safevî saldırılarının önüne geçmek için ordunun başında sefere karar verip, hazırlıkları tamamladı. 18 Mart 1635’te Revan Seferine çıkan Dördüncü Murâd Han, önceden tesbit ettirdiği zorbalardan yolu üzerindekileri cezâlandırdı. 27 Temmuz 1635’te Revan önlerine ulaştı. Sefer boyunca ordunun başında bulunup, askerlerle alâkadar olan, kuvvet, heybet ve dehşetinden ürkülen Sultan Murâd Hana ordu içinde büyük bir emniyet ve hürmet hissi uyandı. 28 Temmuz 1635 gecesi başlatılan Revan kuşatmasında bütün muhârebe plânları tatbik edildi. Sultan Murâd Hanın kuşatmanın ilk gecesi yaralanan askerleri ateş hattından geriye çektirerek hastahâne çadırlarında, cerrahlar tarafından tedâvi ettirip, ilâçlarının verilmesini emretmesi ve top atışlarında bulunması askerleri coşturdu. Revan kalesini düşürmek için yapılacak umûm.� taarruz öncesinde Safevîler vire ile teslim olmak istediklerini bildirdiler. 8 Ağustos 1635’te Revan kale muhâfızı Emirgûneoğlu Tahmasp Kulu Han, Sultan Murâd Hana kaleyi teslim etti. Revan Kalesi tâmir edilip, içine on iki bin asker ve yeteri kadar cephâne konularak muhâfızlığına Vezir Murtaza Paşa bırakıldı. 11 Eylül 1635’te Tebriz şehri yine zaptedildi. Safevî ordusu, Osmanlılarla meydan muhârebesine cesâret edemediğinden karşılaşılmadı. Aras Nehri taraflarındaki Zeynelli aşîretinden bin kadar nüfûsun, Pasin-Erzurum, Tercan-Erzincan taraflarındaki boş arâzilere iskân edilmesi emrolundu. Van ve Diyarbakır’da kalan Sultan Murâd Han, Revan Seferine çıkışından on ay sonra 27 Aralık 1635’te istanbul’a döndü. Osmanlı ordusunun doğudan ayrılmasıyla; Safevîler, hududa tecâvüz ederek 1 Nisan 1636’da Revan’ı işgâl ettiler. 2 şubat 1637’de sadrâzamlığa getirdiği Bayram Paşayı şark Seferi serdarlığına tâyin eden Sultan Murâd Hanın kendisi de hazırlıklara başlanıyor ve 8 Mayıs 1637’de Bağdat Seferine çıktı. 16 Kasım 1638’de kuşatmanın başladığı sırada Pâdişâhtan, daha önce ele geçirilmiş bulunan imâm.ı A’zam türbesini ziyâret etmesi istendi. fakat Sultan; “Bağdat, sapıkların pis ayaklarıyla kirlenirken, gidip o ulu imâmı ziyâretten hayâ ederim.” cevâbını verdi. Derhâl tertibât alarak muhâsaraya başlanıyor. şehirde Bektaş Han Türkmen’in kumandasında 40.000 benlik bir Safevî garnizonu bulunuyordu. şâh Sâfî ise, atlı kuvvetleriyle Kasr-ı şîrîn’de olup Osmanlı muhâsarasını gün gün tâkip etmesine karşın müdâhaleye cesâret edemiyordu. Sultan Murâd Han, 12.000 sipâhiyi iran içlerine sokup şehriban alanını çiğnettiği hâlde, şâhı harp meydanına çekemedi. şâh, Bağdat’taki büyük kuvvetlerine güveniyor, Pâdişâhın muhâsaradan bıkınca çekilip gideceğini zannediyordu.

Pâdişâhın ve seksen 6 yaşındaki şeyhülislâm.Yahyâ Efendinin de ön safta olduğu bu kuşatmada dehşetli vuruşmalar oldu. Muhâsaranın otuz yedinci gününde ön saflarda yalın kılıç kahramanca çarpışarak askeri coşturan Sadrâzam Tayyar Mehmed Paşa, birkaç kuleyi ele geçirdiği sırada alnından vurularak şehit oldu. Yerine sadârete getirilen Kemankeş Mustafa Paşa, selefi bu gibi gayret edip birkaç kuleyi daha ele geçirdi. Bu muvaffakiyetler üzerine muhâsaranın otuz dokuzuncu günü umûmt.� taarruza karar verildi. Sabah erkenden başlayan şiddetli saldırı karşısında kale teslim oldu.

Böylece on dört yıl 10 bir ay önce bir ihânet itibarıyla Safevîlerin eline düşüş gösteren Bağdat bundan sonra kesin olarak Osmanlı idâresine geçti.

Sultan Dördüncü Murâd Han, ilk meslek şekilde imâmt.ı A’zam ve Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin kabr-i şerîflerini ziyâret etti. Bu büyük zâtların türbeleri, sapık düşünceli Safevîler sebebi ile tahrip edilmiş ve eşyâları yağmalanmıştı. Pâdişâh buyruk verip bütün kabirlerin ve eserlerin tâmirini bildirdi. şeyhülislâmetreYahyâ Efendiyi de, bu işlere nezâret etmekle vazîfelendirdi. Bu zaferden sonra Bağdat fâtihi diye anılan Dördüncü Murâd Han ordu ile Sadrâzam Mustafa Paşayı Bağdat’ta bırakarak istanbul’a döndü. Sadrâzam Kemankeş Mustafa Paşa, büyük bir kuvvetle iran içlerine doğru harekete geçtiği sırada şâhın barış tutkusu ile gönderdiği elçiler geldi. Sadrâzam Kemankeş Mustafa Paşayla iran murahhasları Saru Han ve Muhammed Kuli Han arasında yapılan görüşmeler sonrasında, aşağı yukarı bugünkü Türk-iran sınırının tesbit edildiği Kasr-ı şîrîn Antlaşması imzâlandı (17 Mayıs 1639). Bu antlaşmaya göre; Bağdat, Basra ve şehr-i zûr havâlisinden mürekkep uzak-ı Arap Osmanlılarda, Erivan Safevîlerde kaldı. bununla beraber Safevîlerin gerek uzak, gerekse Kars, Ahıska ve Van taraflarına saldırmayacakları, Eshâb-ı kirâmı kötülemeyecekleri de antlaşma şartları arasında yer almıştı. Sultan Murâd Han, doğuda iran’la meşgulken, batıdaki hâdiselerden de günü gününe haber alıyordu. özellikle Venediklilerin sınır tecâvüzlerine karşı bu Cumhûriyetle tüm ticârî münâsebetlerin kesilmesini ve derhal savaş açılmasını emretti. fakat bu sırada damla hastalığından muzdarip bulunan Sultanın durumu ağırlaştı. Bunun üzerine Dîvân, emri çeşitli bahânelerle on üç gün geciktirdi. Bu arada Venedik elçisi gelip, dîvânın bütün şartlarını kabûl etti ve harp durduruldu.Nitekim çok fazla geçmeden pâdişahın hastalığı daha da artarak 8/9 şubat 1640 günü, güneş battıktan sonra imâmt.Yûsuf Efendi Yâsîn-i şerîf okurken vefât etti. Sultanahmed Câmii avlusunda şeyhülislâmetreYâhya Efendinin imâmlığında müezzinlerin “Er şahıs niyyetine!” nidâları ve Müslümanların gözyaşları arasında kılınan cenâze namazından sonra babası Birinci Ahmed Hanın türbesine defnedildi.

Dördüncü Murâd Han Arapça ve batı dillerine hâkim olup her türlü memleket meselesine vâkıftı. ilmi ve ilim adamlarını çok aşırı sever, fırsat buldukça ilim meclislerine gider, onları teşvik ederdi. Evliyâ çelebi ve Kâtib çelebi gibi âlimler, teşvik ettiği kimseler içinde idi. Kur’ân-ı kerîmetreokumayı ve ibâdetlerini hiç ihmâl etmezdi. Dedesi Yavuz Sultan Selim Han gibi o da Hırka-i saâdet dâiresinde Kur’ân-ı kerîmetreokurdu.

ömrünü devlete hizmet ve Allahü teâlânın buyruk ve yasaklarına itâatle geçiren bu Türk Hakânı, Ehl-i sünnet düşmanı Acemlerin pekçok iftirâlarına metre�rûz kaldı. Bunlar kendilerinde bulunan zilletleri bu büyük pâdişâha da bulaştırmaya kalkıştılar. insanlara zulüm ettiğini ve içki içtiğini söylediler. halbuki devrin kaynaklarında Murâd Hanın içki içtiğine dâir en küçük bir bilgi bulunmaz.

birçok târihçinin Kânûnî sonrası en büyük Osmanlı pâdişâhı şekilde kabûl ettikleri Dördüncü Murâd Han, daima dedesi Yavuz Sultan Selim Hana benzemeye çalışırdı. Gerçekten de oldukça çok vasıfları onunla uyuşurdu. fakat Yavuz’un sâhip bulunduğu kıymetli devlet adamlarına ve tecrübeye m.�lik değildi. Tahta geçtiğinde hazine bomboştu. Vefâtında ise, on beş milyon altın olup, gümüş paranın haddi hesâbı dikkat çekici değildi. Avrupa baştan başa istihbârat ağı ile örülmüştü. Avrupalıların en gizli sırları, Osmanlı Sarayına gününde ulaşıyor ve ona göre vaziyet alınıyordu. Tahta çıktığında neye yaradığı göze çarpan olmayan sima bin yeniçeri varken, vefâtında itâat altına alınmış otuz beş bin yeniçeri bulunuyordu. Dördüncü Murâd Han, bozulmuş devlet nizâmını yoluna koymak için mülâzimlikleri kaldırdı. Timar sistemini tekrardan düzene koydu. isrâfın önüne geçmek için kânunlar çıkarttı. Sipâhilerden zorbalıkla ele geçirdikleri evkâf idâresini ve başka hükûmet hizmetlerini aldı. Sipâhileri intizam ve itâat altına alarak, bunların ve bir takım bozguncuların toplandığı yerler olan kahvehâneleri kapatarak âsâyişi temin etti. Yeniçerilik tahsisâtının şuna buna yemlik olması sûistimâlini kaldırarak, yeniçeriliği ıslhah etti. Vefâtında içte ve dışta huzurlu ve îtibârlı bir devlet bıraktı.

Sultan Murâd Hanın cesâreti, her çeşitli zorluğa tahammülü, keskin zekâsı, hünerleri, askerî dehâsı, atıcılık, binicilik, silâhşörlükteki başarısı, askerleri ve tebeası nedeni ile çok aşırı takdir ediliyordu. iki sima okkalık gürzleri rahatça kaldırır, hızla giden iki atın birinden diğerine atlar, attığı ok, tüfek mermisinden uzağa düşerdi. devrinin tüm silâhlarını en iyi biçimde kullanırdı.

En küçük suçları bile memleketin selâmeti için cezâlandırmaktan çekinmeyen SultanDördüncü Murâd Hanın merhameti de çoktu. harp esnâsında otağının yanına kurdurduğu seyyar hastahânelerdeki yaralı ve hastaları ziyâret eder, onlarla yakından ilgilenirdi.Memleketin her tarafındaki imârethânelerin vakıf şartlarına müsait biçimde çalışması, fukara ve yetimlerin aç ve açıkta kalmaması için gayret gösterirdi.

Din ve devlet menfaatine iş yapanı hemen mükâfatlandıran Sultan Murâd Han, pekçok hayırlı işin birlikte, Topkapı Sarayında Revan ve Bağdat köşkü gibi nâdide eserler, köprüler, kervansaraylar, hanlar ve benzeri hayır eserleri de inşâ ettirdi.

Boğazda yaptırdığı sarayda, oğlu Muhammed’in doğumunda yedi gece kandiller astırıp şenlikler yapıldığından, buraya Kandilli denildi. Kavaklar’daki kaleleri yaptırdığı bunun gibi, pekçok şehrin de surlarını tâmir ettirdi. Bağdat’ı feth edince, imâm.ı A’zam ve Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin türbelerinin tâmirini yaptırdı. Kâbe-i muazzamayı su basması üzerine; Ankaralı Mehmed ile Rıdvan Ağayı Kâbe-i muazzamayı tâmirle vazîfelendirdi.

Sultan Dördüncü Murâd Han devrinde kazanılan zaferlerin beraberinde pekçok âlim, şâir, târihçi ve sanatkâr yetişerek kıymetli eserler meydana getirmişlerdir. Bunlardan bibliyografya, târih, coğrafya sâhasında Kâtip çelebi ve Vekâyi-nâmt. sâhibi Topçular kâtibi Abdülkâdir, Ravdat-ül-Ebrâr ve Zafernâmt. sâhibi Karaçelebizâde Abdülazîz, Târih-i Gılmânî sâhibi MehmedHalîfe, teşkilât ve idâre dalında Koçi Bey bulunmaktadır. yine Erzurumlu ömer, Nef’i, Azmizâde Mustafa Hâleti, Nâibî, Yahya, Bahâî, Cevrî ve Fehim-i Kadîm, devrinde önde gelen şâirlerdir. yine süslü nesrin on yedinci yüzyıldaki temsilcilerinden Nergîsî de Dördüncü Murâd döneminin meşhûrlarındandır.Bundan öteki şâir olan bu pâdişâhın devrinde halk edebiyâtı sarayca desteklenmiş, zaferlerine destanlar, ölümüne kamu şâirlerince şiirler yazılmıştır. Bu şâirlerden bâzıları saraya intisap etmişlerdir. Bunların göze çarpan başlıları Kuloğlu, Kâtibî, Kayıkçı Kul Mustafa bunun gibi kamu şâirleridir.yine devrin tekke edebiyatındaki büyük temsilcisi Aziz Mahmûd Hüdâyî de, bu devrin alanında önde gelen şâirlerindendir.

Www.Muhabbett.Org


Bir önceki yazımda « makalem var.

Benzer Yazılar

DURAKLAMA DöNEMı VE SON BASARıLAR ııı. Mehmet zamaninda Avusturya`ya ...

Osmanlilarda Atesli Silahlar Sanayii Osmanlilar XıV. asirda Avrupa`da ...

ıı. SELîm.ve dönemi Osmanlı pâdişâhlarının 10 birincisi ve ...

Yorumlar



Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?

Bedava Sohbet - Yetişkin Sohbet