KANUNÎ SULTAN SüLEYMAN DöNEMı

yorum yok
653 okuma
23 Aralık, 2017

KANUNÎ SULTAN SüLEYMAN DöNEMı

Osmanli Devleti`nin onuncu pâdisahi olup, Yavuz Sultan Selim`in ogludur. Osmanli hânedanindaki resmî ve mesrû silsileye göre onuncu hükümdar ve bu isimdeki pâdisahlarin ilki sayilmaktadir. Osmanli kaynaklari ve umumî efkâri onu, yasa koyucu (vâzii) vasfidan dolayi genelde “Kanunî Sultan Süleyman” diye isimlendirirken, bati kaynaklari ile batililar, büyük ve kudretli vasfindan dolayi kendisini “Muhtesem ve Büyük” (Magnificent, Magnifique, Der Practige, çogu zaman da sırf Grand Turc) bunun gibi isimlerle anmislardir.

Batili bir tarihçi, onun dönemi ve sahsiyetinin büyüklügü hakkinda bilgi verirken su ifadeleri kullanir: “Kanunî, “Muhtesem” ve “Büyük” bu gibi ünvanlarla anilan Süleyman`in sultanlik çagi, Osmanli tarihinin en mühim devresidir. Devlet, kudret, yeni fetihler, medeniyetinin, kanun ve mimarlik anitlarinin en güzel varligini bu pâdisaha borçludur. Osmanlilarin sırf “Kanunî” ünvanini verdikleri, lakin Avrupa tarihçilerinin “Büyük” sifati ile adlandirdiklari Osmanli Pâdisahi yalnızca Sultan Süleyman`dir. Sultan Süleyman devri, tüm dünyada gelisen büyük olaylar dolayisiyle Yeni çag tarihinin en dikkate deger safhalarindan birtanesini teskil eder. XVı. yüzyilin baslarinda, Amerika`nin kesfinden sonra, Avrupa politikasinin denge sistemi kurulmus ve kuvvetlenmis; Hiristiyanlikta ortaya çikan Reform, insan esprisine bir yeni yol açmistir. Bundan daha hasmetli çalisma ve büyük sonuçlu zaman, insan tarihinde güç bulunmaktadır. Fransa`da ı. François ve ıngiltere`de Vııı. Henri`nin kurduklari hükümetler; Papa X. Leo`nun kültür, bilim ve sahasının gelismesine ön ayak olmasi, Sarlken`nin yeni mezhebe karsi bas kaldirisi, Andreas Gritti`nin Venedik Doçu makamini isgal etmesi bunun gibi tarihin ciddi olaylarini bünyesinde toplayan bir asra az rastlanir. ıste Kanunî, söhret sahibi tüm bu hükümdarlarla hakkiyle rekabet edebilecek bir hükümdardir. Kanunî, Osmanli Pâdisahlari`nin onuncusudur. Bu rakam, ugurlu telakki edilmistir. Ayrica, Padisahin onuncu hicret asrinin basinda (H. 900 / m.l495 ) dogmus olmasi da metre�nali sayilmistir.”

Muazzam ve âlisan bir devletin vatandasi olmakla övünen büyük bir halk kitlesi, tebeasi olmak ve devrinde yasamakla iftihar ettigi Sultan Selim`in vefatina ne kadar müteessir olduysa, meziyetlerini yakindan bildigi Sultan Süleyman`in cülûsuna da o derecede sevindi. Bu cülûs, Kur`lahza-i Kerim`in en-Neml Sûresi`nde Hz. Süleyman`in Belkis`a gönderdigi mektuptan bahs edilirken ilişki edilen: ” O, Süleyman`dandir. Rahman ve Rahim olan Allah`in adiyla (baslamakta) dir. “Bana bas kaldirmayin, teslimiyet gösterip bana gelin, diye (yazmaktadir)” âyetleri bir fal-i hayr olarak kabul edildi. Gerçekten de Kanunî Sultan Süleyman, saltanati boyunca bu âyetlerin sirrina mazhar oldugundan onun döneminde Müslüman Türkler ile birlikte bütün bir ıslâmt.dünyasi en bahtiyar yillarini yasadi.

Fiilen l3 sefer harbe katilan ve döneminde 300`den ziyade kalenin fethedildigi Kanunî ile beraber dünyaya parmak isirtan Osmanli Devleti, fütûhatta olsun, idare, siyaset ve medeniyette olsun, yeryüzünün daha evvela benzerini tanimadigi, belki bir daha da taniyip bilemeyecegi bir kemâli zirvelestirmis bulunuyordu. Asya`da Kafkas daglarindan, Acemistan içlerine, Yemen`e, Aden`e, uçsuz bucaksiz Arabistan çöllerine uzarken, Afrika`da Habes, Misir, Tunus, Fas ve Cezayir`i almis, Hind denizlerinde görünmüs, Akdenizde ise kasirga gibi eserek Venedik ve Ceneviz denizciliginin nedeniyle birlikte, büyük küçük bütün adalari çiçek devsirircesine koparip derleyerek vatanina ilhak etmisti.

Avrupa`da ise Egri ve Estergon kalelerine kadar Macaristan`i itaati altina almis, Erdel Kralligi, Eflâk, Bogdan Beylikleri, Kirim Hanligi ile Lehistan arasindaki genis stepleri ele geçirmis, Avusturya Devleti ve Venedik Cumhuriyeti muayyen vergiler ve peskesler ödemeye zorunlu edilmis, Fransa, ıtalya, Lehistan dize gelmis, ıspanya yedigi bir kaç güçlü sille ile hizaya getirilmisti.

Kanunî Sultan Süleyman`in, l520`deki cülûsu esnasinda Osmanli Devleti, Türk tarihinde esine kolay pratik rastlanmayan bir kuvvet ve kudrete sahip bulunuyordu. Babasi Yavuz Sultan Selim`in, dogu ve güneye dogru iki büyük hamlesi, Osmanli Devleti`nin seklini temelden degistirip hakimiyetindeki topraklarini nerdeyse iki misline çikarmisti. Bu arada Siîlik, adeta Anadolu`dan atilmis, ıran Safevî Devleti, öyle agir bir darbe yemisti ki, hâla ondan kurtulma çabasi içindeydi. Buna karsilik heybetli Memlûk Devleti artik yeryüzünde mevcud degildi. Bu devletin bütün topraklari ile beraber Kudüs, Haremeyn, Sam ve Kahire gibi ciddi merkezleri Osmanli hâkimiyetine girmisti. Müslüman Türkler, Afrika`nin büyük bir kismina el uzatmislardi. Bu gidisle de pek yakinda nerdeyse bütün medenî Afrika`yi ele geçireceklerdi. Cezayir`in, Osmanlilara itaat etmesi ve Barbaros kardeslerin mücadeleleri, Osmanlilari, Bati Akdeniz`in en güçlü kuvveti haline getirmisti. Müslüman Türk nüfuzu, güneyde Mozambik`e kadar uzaniyordu. Tunus, olgun bir meyve benzeri Osmanlilarin eline düsmeye hazirdi. Kisaca Osmanli Devleti, 3 kita üstünde hâkimiyetini tesis etmisti. Böylece bir “Cihan Devleti” durumuna gelmisti. Bu hal, siyasî, iktisadî ve askerî bakimdan kendisini rakipsiz hale getirmisti. Böylece, Dogu ve Bati`daki devletlerden hiç birisi, tüm bu sahalarda kendisi ile rekabete girisip boy ölçüsecek durumda degildi.

Yavuz Sultan Selim`in takib ettigi Dogu ve cenup siyaseti vasitasiyle büyük bir gelisme ve ilerleme işaret eden Osmanli Devleti, her bakimdan rakipsiz duruma geldiginden son derece varlıklı gelir kaynaklarina da sahip olmustu. kuvvetli Osmanli deniz armadasinin temelleri de gene bu çağda atilmisti. bütün bu uygun sartlar, Yavuz`un vefatindan sonra, onun yerine geçen oglu Süleyman döneminin, son derece parlak geçecegini müjdeler nitelikteydi. Nitekim tarihçi Âli, onu “amûd-i neseb-i saltanat” sebebiyle ve 10 rakaminin sayi basi olmasindan dolayi ugurlu saydigi onuncu pâdisah olarak, ayrıca buyruk Süleyman ile Emîr Musa`nin da “Fetret Dönemi”nde bir müddet Osmanli tahtinda bulunmalarindan dolayi ayni sürede 10 iki remzinin hikmetlerini sahsinda toplayan bir hükümdar telakki etmekte ve bu mes`ud tesadüfleri, onun büyüklügüne bir isaret gibi göstermektedir. öyle anlasiliyor ki Âli, bu tesbitlerinde pek de yanilmisa benzememektedir. Zira, Kanunî`nin sâhane talihi, tahtiniYavuz bunun gibi nadir yetisen bir harp dehâsindan ve bir islahatçidan devr almis olmasiyla baslar. öyle ki bir tarafta idare ve askerlik isleri, kili kirk yararcasina inzibat altina alinmis, diger taraftan Türk – ıslâmetrebirligine kasteden Siâ bozguna ugratilarak ülkede istikrar saglanmis, diğer tarafta ise ıran ve Misir seferleri yüzünden dolup tasan bir hazine sebebiyle malî ve iktisadî refah son haddini bulmustu. Ve nihayet, bu uygarlık cihazini el ve gönül birligi ile isleten kahraman ve celâdetli büyük adamlar, yeni Pâdisah`in mükemmel ve mücessem talii idiler. Nitekim, ıbrahim Pasalar, Rüstem Pasalar, Sokollular, ıskender çelebiler, Kara Ahmedler, Turgut Reisler, Molla Cemâlîler, ıbn Kemaller, Ebu`s-Suûd Efendiler, Celâlzâdeler, Ramazanzâdeler, Bâkiler, Sinanlar… bütün bu ve daha önceki idare, siyâset, askerlik, bilim ve irfan ordusu sâyesinde baslangiçta Edirne`de dünya tarihinin en büyük medeniyetini mihraklandiran Osmanli mucizesi, artik bu muazzam yapicilar kadrosunun müsterek sevki ve imani ile en sâhane ve muhtesem çizgilerini verip, arkasindan da ıstanbul medeniyetini gerçeklestirmis bulunuyordu. Osmanlilar, ıslâm.dan aldiklari ilhamla bütün tebeasi için “saadet ve mutlulugun kapisi” anlamina gelen Dersaadet, yani ıstanbul`un temsil ettigi medeniyetlerini öyle emsalsiz bir hâle getirmislerdi ki, bir yazarimiz bunu asagidaki ifadelerle güzel ve o medeniyete yakisir bir ahenkle anlatım etmektedir:

Osmanlilarca sırf “Kanunî” ünvani ile anilan Sultan Süleyman, yeni bir yasa devleti anlayisinin da müjdecisi oldu. Nitekim babasi Yavuz Sultan Selim`in cihan çapindaki icraati sirasinda gerçeklestirdigi bazi uygulamalar, onun döneminde derhal uygulamadan kaldirildi. Kanunî Sultan Süleyman döneminde devlet görevlilerinden her birinin yetki ve sorumluluklari tesbit edilmisti. Bu bakimdan herkes kendi yetkisini rahatlikla kullanabiliyordu. Baska birisinin buna müdahele etmesi pek düsünülmezdi. özellikle hukuk ve idare gibi kamu ile devleti yakindan ligilendiren sahalarda bunu görmek mümkündü. örnek olarak sadrazamin otoritesi yüksek ve kesindi. Makaminda kaldigi müddetçe pâdisah, sadrazaminin islerine müdahele etmezdi. Nitekim, Kanunî`nin yetistirmesi olan Damad ıbrahim Pasa, Alman elçisine, pâdisahin hükümet islerine karismadigini, hatta kendisi hükümet baskani oldugundan, reyi olmaksizin pâdisahin emirlerinin icra edilmeyecegini açikça söylemekten çekinmemistir. Bu sözleri, kismen ıbrahim Pasa`nin gururu ile tefsir etsek bile, devrin yasa anlayisi ve devlet baskani ile hükümetin selâhiyet ayriliklari, meydana çikmaktadir.

Avrupa, Osmanli`nin bir yasa devleti oldugunu biliyordu. Bunun içindir ki, ıngiltere Krali Vııı. Henry, bu siralarda Osmanli Devleti`ne bir hey`et göndererek onlarin adlî sistemini tedkik ettirmisti. Bu hey`etin raporu müvacehesinde ıngiltere adliyesinde islahatlar yaptirmisti.

“ıstanbul medeniyeti… Hangi yönden, hangi ucdan, hangi kenar ve kösesinden tutulacak olsa, sanki bir düş gibi, bir murâkabe, bir tilsim, bir tefekkür, bir ask, bir vecd bunun gibi insani kavrayan, ürperten, derinden derine hükmeden, tasarruf eyleyen bir sihirdi. Bir serüven, bir kivam, bir terkip ve essiz bir sahlanisti.

Bu, nasil dengeli ve islenmis bir ruhun yarattigi dünya idi ki, madde ile yek-vücud olup ondan konusan imân, âdeta madde denen kesif varligi billurlastirmis, elle tutulan, gözle görülen her surette kendi söyleyici olmustu. Devletçilikte bu ruh, idârecilikte bu ruh, barista, savasta, cemiyette, ailede, alista veriste, hünerde ve san`atta hulasa, hayatta, ölümde seyreden, hükmeyleyen hep bu ruh idi.

ınsafla kahramanligin, adâletle merhametin, merdlikle cengâverligin, takvâ ile ibâdetin ölçülü bir nizâm, barisik bir kaynasma, ahenkli bir is birligi hâlinde tozu dumana katarak zamanin ötesine geçtigini, olmazlari oldurdugunu, târih ilk ve belki de son kez görüyordu.”

KANUNî SULTAN SüLEYMAN`ıN CüLUSU VE ıLK ıCRAATLARı

Yavuz Sultan Selim`in vefatindan sonra akd edilen divanda, Manisa Valisi olan Sehzâde Süleyman`a derhal haber gönderilmesine ve o gelinceye kadar da ölüm haberinin saklı tutulmasina karar verilmisti. Zira Yavuz Sultan Selim`in ölümünün duyulmasi biçiminde meydana gelecek fitneden korkuluyordu. Bu sebeple Sehzâde`ye yazilmis olan mektup hemen yola çikarilmis, bundan sonra da hiçbir sey olmamis bu gibi gündelik islerin yürütülmesine devam edilmisti. Babasinin ölüm haberi Sehzâdeyi oldukça sarsmisti. ayrıca Süleyman “kazaya riza” göstermesini bilmis ve haberi aldiginin ertesi günü Manisa`dan ıstanbul istikametine dogru yola çikmistir.

Sultan Selim`in, Süleyman adinda bir oglu ile alti kizi vardi. Sultan Süleyman ıstanbul`a gelerek l7 Sevval 926 (30 Eylül l520)`da hilafet merkezinde saltanat tahtina oturup hükümdar oldugu zaman saltanatta kendisine rakib olacak kardesleri bulunmuyordu. Lütfi Pasa, Sehzâde Süleyman`in, Osmanli tahtina geçisinden bahs ederken su ifadeleri kullanir: ” Süleyman, cenk ve cidal olmadan geçip tahta oturdu. Selim, bu dünyanin zahmetini çekip dikenlerini temizleyip ortaligi gülistanlik duruma getirdikten sonra göçüp gitti. Süleyman da zahmet çekmeden o bag, bostan ve gülistanin meyve ile güllerini zahmetsiz bir sekilde devsirdi.” Böylece Osmanli Devleti`nin en muhtesem çagi baslamis oluyordu. Onun, 30 Eylül l520 tarihinde Osmanli tahtina cülûsunun duyurulmasi için her tarafa ulaklarla hukuklar gönderilmisti. Cülûsunun ertesi günü Selim`in cenazesi de ıstanbul`a gelmis bulunuyordu. Fâtih Camii`nde cenaze namazi kilinarak Mirza Sarayi denilen yerde defn edildi. Daha sonra Sultan Süleyman, babasinin temellerini attirdigi ve fakat tamamlamasina imkan bulamadigi bu yerde, onun adina bir câmi ve imâret ile mezarin üzerine bir türbe yaptirdi.

Babasinin defin islerini bitiren Süleyman, bundan sonra vüzera, ümera, dergâh-i âli kullari, yeniçeriler vesair sipaha ihsanlarda bulunmus, her birinin dirliklerini artirmistir. Bu arada derhal her gün akd edilen divanlarla ülke islerinin yürütülmesine çalisilmisti. Divanda alinan kararlar mucibince liyakatli kimselerin mansiplari yükseltildigi benzeri mahlûl bulunan mansiblara da yeni tayinler yapilmistir. öbür taraftan, Yavuz Sultan Selim`in ıran ile olan ipek ticaretinin men`i hakkindaki kararina aykiri devinim etmis olan tüccarin zaptedilmis bulunan mallarinin tazmini cihetine gidilmis ve bunun için hazineden külliyetli miktarda mal çikarilarak hepimizin hakki kendisine teslim edilmistir. öbür taraftan, kaynaklarimizin verdigi bilgiye göre Yavuz Sultan Selim zamaninda, Misir`dan ıstanbul`a gönderilen 600 kadar hânenin (Kemal Pasazade`ye göre 800) memleketlerine dönmelerine müsaade edilmistir. Böylece, daha tahta geçer geçmez, degisen sartlara göre yeni faaliyetlerde bulunan ve babasinin dönemine göre bazi degisiklikler yapan hükümdar, halkina karsi adâlet ve merhametle hükm edeceginin ip uçlarini vermis oluyordu. Nitekim bazi sayialar üzerine “Kanli” lakabi ile meshur Gelibolu Beyi olan Kaptan Cafer Bey`i kethüdasi vâsitasiyle teftis ettiren Kanunî, bu teftis sonunda Cafer Bey`in gerek bazi haksizliklari, gerekse halka karsi yapmis oldugu zalimâne muameleleri tesbit edildiginden ilk evvela, halka karsi yapmis oldugu haksizliklari kendi “rizkindan” (malindan) ödemeye mecbur birakilmis, daha sonra da Kasim l520 (Zilhicce 926) tarihinde hayatina son verilmistir. Kemal Pasazâde, Kanunî`nin tebeasina karsi gösterdigi adâlet örnegi ile Cafer Bey hakkinda su bilgileri verir:

“Mimar- rûsen -fasıla-yi himmet-i âlî-sâni bin-yi sara-yi cihan fasıla-yi insaf u intisafa bünyad urub icra-yi ahkâmt.i vâcibu`l-ihkâm.i adl u dâd ile kura vu bilâdi mamur (adaletle köy ve ülkeleri imar) ve esnaf-i benî Âdem`i pür – huzur ve etraf-i âlemi âbâd eyledi. Hima-yi himâyetinde olan vilayetlerden nur-i adl ile deycur-i cevri dûr idüb keff-i kifayetinde olan memleketlerden zalâmt.i zulm-i eyyâmi ref` itdi.”(yönetiminde bulunan yerlerde adalet nuru ile zulüm karanligini ve haksizligi kaldirip uzaklastirdi.

” Raiyyete ve leskere, nükere ve beylere ayn-i adl ile yeryüzünden nazar eyleyüp ümerayi ve fukarayi insaf u intisafda beraber gördi. Mirliva-yi Gelibolu olan Kapudan Cafer Aga`yi ki, seffâk-i bî – bakidi, zulm ile halkin mal ü menalin alub nâ – adalet yere kan döker kattal ü fettak idi.”

Hammer de Kanunî`nin adaleti hakkında bu ilk icraati hakkinda su teferruatları vermektedir: ” Zulümleri yüzünden “Kanli” lakabi almis olan donanma kaptani Cafer Bey`in, tersane kethüdasi tarafindan su-i istimal (vazifesini kötüye kullanma)`i ortaya çikarildi. Bu haberler üzerine Pâdisah, Cafer Bey`i önce azl ettirir. Yapilan muhakeme sonunda suçu sabit görüldügü için de astirir. Bu sekildeki adâletli hareketleri ve yüceligi Pâdisaha büyük bir sevgi kazandirdi. bütün Osmanli ülkesinde hududun son noktasina varincaya kadar Asya ve Avrupa`da bulunan eyâlet valilerine, Misir`da Hayri Bey`e, Mekke Serifi`ne ve Kirim Hani`na cülûstan birkaç gün sonra gönderilen ilannâmeler kadar yeni Pâdisahin güzel hareketleri de sür`atle her tarafa yayiliyordu.”

KANUNî DöNEMıNDEKı OLAYLAR

Osmanli Devleti`nde Kanunî dönemi, idare, kaza, askerlik, kültür ve san`at muhitini teskil eden, son derece degerli aktif unsurlarin is ve el birligi yapip bir araya geldikleri bir devirdir. bununla beraber bu çağın daha baslangicinda bazi proplemler çikmis ve saltanatinin ilk yillarinda Avrupa`ya yönelmek arzulayan genç hükümdar, tahta cülûsundan derhal sonra, doguda beliren gailelerle ugrasmak durumunda kalmasi, Osmanli tarihsel bakimindan fevkalade önemli olan bu dönemi bir manada kronolojik siraya göre takib etmek yerinde bir devinim olacaktir. l. Canberdi Gazalî Hadisesi :Memlûk Sultani Melik Esref Kayitbay`in azadli kölelerinden ve Sultan Gavri ile Sultan Tomanbay`in nüfuzlu beylerinden olan Canberdi Gazalî, Misir`in ilhaki esnasinda Hayir Bey vâsitasiyle af edilmis ve Yavuz Sultan Selim`in, Sam`dan ıstanbul`a hareketi esnasinda Sam Beylerbeyligine tayin edilmisti. Yavuz`un ölümü ve yerine Süleyman`in geçmesi üzerine Melik Esref ünvaniyle hükümdarligini ilan ederek başkaldırı etmis, adina hutbe okutup para bastirmisti. O, bununula da yetinmeyerek kendisi ile birlikte devinim etmeleri için Sah ısmail ile Misir Beylerbeyi Hayir Bey`e elçi ve mektup göndererek onlari da yanina çekmeye çalismisti. Zira ona göre çok aşırı uygun bir firsat dogmustu. Osmanli tahtina geçen bu genç ve deneyimsiz hükümdarin, kendilerine bir sey yapamayacagina inanmisti. Hatta ona göre çağ “eyyam-i fetret ve hengâmt.i firsat” devri idi.

halbuki, böyle bir düsünceye kapilip başkaldırı bayragini açmis olan Canberdi Gazalî, daha öncelikle af edilmis ve kendisine itibar gösterilmisti. yalnızca kendisinin degil, arkadaslarinin da rahat ve rahatlık arasında yasamasi temin edilmisti. öyle anlasiliyor ki o, Selimin`in ölümünden evvela dahi isyan için uygun bir firsat kolluyordu. Zira Yavuz Sultan Selim`in ölümünden önce o, çevreye dagilmak şekli ile hayatlarni kurtarmis olan silah arkadaslarini etrafina toplayarak, yönetimine verilmis bulunan Sam vilayeti dahilinde onlara mevkiler vermisti.

Canberdi Gazalî, Suriye ve Filistin`i ele geçirmek, sonra da Misir`i zapt edip hilâfeti elde etmek bunun gibi büyük emeller pesinde kosuyordu. Bu sebeple Hayir Bey`den de istifadeyi düsünerek ona mektuplar göndermisti. Böyle bir tekliften telasa düsen Hayir Bey, bir taraftan onu oyalarken diger taraftan da deniz yoluyla devleti keyfiyetten haberdar ederek, Gazalî`nin kendisine yolladigi mektuplari ıstanbul`a yollar.

Bu arada, 20.000`e ulasan kuvvetleriyle harekete geçip Beyrut`u zaptetmis olan Gazalî, Cebel-i Lübnan`daki Dürzîleri de isyana tesvik etmisti. Daha sonra Haleb`i kusatip muhasara altina alan Canberdi Gazalî, büyük bir mukavemetle karsilasmisti. Hayir Bey, Gazalî üzerine asker sevki hususunda ıstanbul`un fikrini sormus, merkezin verdigi çok aşırı isabetli bir cevapla buna lüzum olmadigi ve icab eden kuvvetlerin Anadolu`dan sevkedilecegi bildirilmisti. Nitekim üçüncü vezir Ferhad Pasa ile Anadolu, Karaman ve Sivas eyaletlerinin timarli sipahileriyle kapikulu efradindan dört bin yeniçeri gönderildigi gibi Dulkadiroglu Sehsuvarzâde Ali Bey de isyani bastirmak üzere yardima memur edilmisti. Ferhad Pasa kuvvetleri henüz yetismeden Sehsuvaroglu Ali Bey maiyyetindeki kuvvetlerle Haleb üzerine yürür. Ali Bey`in gelisini haber alan Gazalî, buradaki kusatmayi kaldirarak Sam`a çekilir. Bu arada, Ferhad Pasa`nin kuvvetleri ile birlesen Haleb Beylerbeyi Karaca Ahmed Pasa`nin birlikleri ile Sehsuvaroglu Ali Bey`in kuvvetleri, iki kol şeklinde Sam yakinlarina gelirler. 27 Ocak l52l`de Mastaba mevkiinde vuku bulan çarpismalar sonucunda Gazalî yenilerek yakalanir. Devletin, gerek kendisine, gerekse arkadaslarina sagladigi bütün imkânlari bir tarafa birakip halife olma sevdasina düsen Canberdi Gazalî`nin bu nankörlügü, ibret-i âlem olmak için basinin kesilip ıstanbul`a gönderilmesi ile son bulur.

Canberdi Gazalî isyaninin sür`atle bastirilmasi, bu hadiseden istifade ve Gazalî ile beraber devinim etmek isteyen Sah ısmail`in isini bozmustu. Gazalî`nin maglubiyetini duyan Sah ısmail, yaylak bahanesiyle Tebriz`den kalkarak Kazvin taraflarina gitmisti. Elindeki kuvveterle Kayseri dolaylarinda bir müddet ıran taraflarini tarassut eden Ferhad Pasa, vaziyetten emin oluncaya kadar o yörelerde kalmisti. Bu hâdiseden hemen sonra Sam Beylerbeyligi`ne Ayas Pasa, Kudüs, Gazze ve Safed sancaklarina da birer sancakbeyi tayin edilmisti. 2. Belgrad`in Fethi Canberdi Gazalî`nin isyani esnasinda Macaristan`a karsi yeni bir seferin açilmasina karar verilmektedir. sebebi ise stratejik önemi haiz olan Belgrad, Avrupa`ya karsi girisilecek seferler için bir üs şekilde kullanilabilecek halde idi. Nitekim, bu stratejisinden dolayi Fâtih de daha öncelikle, burayi almak için tesebbüslerde bulunmustu. Ayrica askerî güçlerine güvenen Macarlar, yeni Pâdisahi kutlama için bir heyet göndermedikleri benzeri cülûsu haber vermek, iki devlet arasindaki barisi yenilemek ve daha evvela taahhüd edilen haraci (vergi) arzulamak üzere Macaristan`a gönderilen Osmanli elçisini de öldürmüslerdi. Onlar, elçiyi öldürmekleyetinmemis olacaklar ki, onun kulaklari ile burnunu da keserek yanıt diye Süleyman`a göndermislerdi. Böylece, insanlik tarihi için yüz karasi olabilecek bir vahset örnegi de sergilemislerdi. bütün bu olumsuz gelismeler üzerine harp kaçinilmaz bir hale gelmisti.Downey, böyle bir hareketin karsiliginda Kanunî`nin yaptigi hazirliklari, bu hazirliklar esnasindaki geçit resmini , genç hükümdarin bunlari seyr ederken duydugu memnuniyeti ve ordunun maneviyatinin ne kadar yüksek oldugunu canli birer levha benzeri tasvir edip gözler önüne serer. Gerçekten Kanunî, kendisine ve devletine yapilan bu hakaretin cezasinin verilmesi gerektigine inandigi için savaş hazirliklarina baslanilmasi için emirler göndermisti. ıran hududunun güvenligi saglanip savas karari alindiktan sonra babasi ve dedeleri ıı. Bâyezid ile ıı. Mehmed (Fâtih)`in türbelerini ziyaret ettikten sonra l8 Mayis l52l`de bizzat kendisinin basinda bulundugu Osmanli ordusu, Belgrad üzerine hareket eder. Yol boyunca yapilan müzakerelerde Osmanli kuvvetlerinin, Veziriazam Pîrî Mehmed Pasa`nin görüsü dogrultusunda, dogrudan Belgrad üzerine yürümesi ve Rumeli Beylerbeyi olan Ahmed Pasa`nin önceden hareketle Bögürdelen (Sabacz, Czabacz) hisarini almasi kararlastirilmisti.

Sabacz`i kusatma altina sektör Ahmed Pasa, muhasarayi daraltip sikistirmakla beraber, kaledeki garnizon, kendisini savunuyordu. Sonunda muhafizlar bulunmaz edildiler. Bu kusatma esnasinda Osmanlilardan da epeyce sehid verilmektedir. Ahmed Pasa, büyük bir mücadele sonucu (2 Saban) 7 Temmuz`da Sabacz (Bögürdelen)i zapteder. Böylece Kanunî ilk fethini gerçeklestirmis oluyordu. Sultan Süleyman, ertesi gün Ahmed Pasa ile sancakbeylerini huzuruna kabul ettikten sonra kaleye gelir. Pâdisah, sehrin istihkâmlarinin arttirilmasini emr ettikten sonra askerinin Sirmi`ye geçmesi için Sava üzerine köprü yaptirir. ınsaatin sürdügü dokuz gün içinde Sultan Süleyman, isçilerin gayretlerini artirmak için irmak kenarinda bir çardak altinda kalip insaatin tamamlanmasini bekler. Böyle manevî bir destek ve tesir altinda kalan ordu ve saray agalari can ve basla çalisarak köprü yapim isini çabucak tamamlatmak hususunda elden geleni esirgemezler. Bu sirada daha baska kalelerin feth edildigi haberi gelir. ınsaata baslandiginin onuncu günü köprü tamamlanmisti. fakat irmak ansızın tastigindan köprü kismen harab olmussa da kisa bir zaman içinde tekrardan onarilmis ve asker buradan geçmisti.

Bu sirada Belgrad`in kusatilmasi ile ugrasan Pîrî Pasa ise buranin karsisindaki Zemin Kalesi (Zemun, Zemlin)`ni ele geçirmisti. Bu esnada Pîrî Pasa`yi çekemeyen Ahmed Pasa`nin tesiriyle Belgrad muhasarasinin kaldirilip Budin üzerine yürünmesi kararini sektör Sultan Süleyman, daha sonra bu karardan vaz geçerek l Agustos`ta Zemin civarinda yüksek bir mevkie otag kurup, kusatmanin bir an önce sonuçlandirilmasi emrini verir. Siddetle kusatilan Belgrad`in kale muhafizi dayanamayacagini anlayinca eman dileyerek 30 Agustos`ta kaleyi teslim eder. Kale halkindan bir kismi Macaristan`a giderken, aslen Sirpli olan bir kismi da evlad, aile ve mallariyla ıstanbul`a nakl olunarak Yedikule civarinda iskan edilirler. Belgrad`dan getirilenlerin yerlestirildikleri mahalleye Belgrad Mahallesi denilmeye baslanir. Fetihten sonra 200 top ile tahkim edilen Belgrad Kalesi, Semendire ile beraber muhafazasina 900 bin akça has ile Bosna Sancakbeyi Yahya Pasa oglu Bâli Bey muhafazasina tayin edilirken Bosna da Sultanzâde Hüsrev Bey`e verilmektedir.

Belgrad seferi esnasinda Osmanli ordusunda filler de bulunuyordu ki, Lütfi Pasa bunlarin iki adet oldugunu belirtir. Kanunî`nin bu ilk seferine Edirne, Filibe ve Sofya medreseleri talebeleri de istirak etmislerdi. Belgrad, ele geçirildigi tarihten itibaren Avrupa seferlerinde Osmanli ordusunun en önemli üslerinden biri olmus ve “Dâru`l-cihâd” adini almistir.

Kanunî Sultan Süleyman, Belgrad`dan ıstanbul`a dönerken l9 Ekim`de iki yasindaki oglu Murad`in, gelisinden iki gün evvela de bir kizinin ölüm haberini almisti. ıstanbul`a girdikten 10 gün sonra da dokuz yasindaki oglu Mahmud çiçek hastaligindan öldü (29 Ekim). Vezirler, Pâdisah`in çocuklarinin cenazelerine yaya şekilde refakat ettiler. Bunlar, Yavuz Sultan Selim türbesinin yanina defn edildiler.3. Rodos`un Fethi Bilindigi bu gibi, Kanunî Sultan Süleyman`in Akdeniz`de Osmanli hakimiyetini kurmak için giristigi büyük mücadelede, Rodos seferi ilk, Malta seferi ise son dönemi anlatım eder. Dünya tarihinin esine nadir rastladigi meşhur Pâdisahin saltanatinin ikinci yilinda Rodos`u ve ona bagli bulunan adalari ele geçirmesi, Dogu Akdeniz`de Osmanli hâkimiyetinin yerlesmesini sagladigi bu gibi, mücadelenin bundan sonra Orta ve Bati Akdeniz`e intikal ettirilmesi imkanini da saglamisti.

1309`dan buyana Saint Jean d`Hospitaliers ve ya Saint Jean de Jerusalem denilen sövalye tarikatinin elinde bulunan Rodos adasi ile civarindaki adalar, eskiden bu güne kadar Osmanlilarin ele geçirmek istedikleri önemli yerlerdi. Sultan Süleyman, Belgrad`i almayi basardiktan sonra Osmanli siyasetinin bu ikinci mes`elesini de halletmek istiyordu. Zira fethi zarurî kilan bazi sebepler vardi. Buranin fethi, Osmanli ülkesine yeni ilhak edilmis bulunan Misir, Suriye ve Dogu Akdeniz sahillerinin emniyeti bakimindan önemliydi. Bunun için de Rodos ve ona bagli olan diger adalarin Osmanlilarin elinde bulunmasi gerekiyordu. Nitekim bu zorunlugu takdir eden Yavuz Sultan Selim, saltanatinin son yillarinda, Sövalyeler üzerine yürümek için büyük çapta bir donanma hazirlamaya koyulmus, ancak bu tasavvurunu gerçeklestiremeden hayata gözlerini kapamisti. Hiristiyanligin, Osmanli hac, ticaret ve ulasim yolu üzerinde, bu emniyeti tehlikeye sokabilecek tehlikeli kalesi durumundaki Rodos`ta bulunan sövalyeler, Osmanli ticaret ve hac gemilerine saldirmakla kalmamislar, ayni zamanda Canberdi Gazali`ye de yardimda bulunmuslardi. Bundan baska onlar, Rodos`ta bulunan Cem Sultan`in oglu Murad`i da taht vârisi olarak ortaya sürmüslerdi. Ayrica kalelerinin saglamligina güvenmekte olan Rodos sövalyeleri, korsanlik faaliyetlerine devamla, bir taraftan Müslümanlarin yollarini kesip gemilerini aliyor, öbür taraftan da Osmanli sahillerinde ardi arasi kesilmeksizin bazi fesatliklarda bulunuyorlardi. Bundan baska bes alti bin civarinda Müslüman`i tutsak alip adalarinda onlara çeşitli iskenceler yaptiklari da biliniyordu.

ıste Kanunî, bu siyasî ve stratejik sebeplerden dolayi Rodos proplemini halletmek istiyordu. Böylece, bir bakima babasindan miras olarak devr aldigi bir siyaseti devam ettirmek ve babasinin yarida birakmak durumunda kaldigi önemli bir meseleyi halletmek niyetinde idi. Ayni sürede o, Rodos`u feth etmek suretiyle dedesi Fâtih Sultan Mehmed`in gerçeklestiremedigi bir seyi de yapmis olacakti. Eserimizin, Fâtih`le ilgii bölümünde de görülecegi üzere o, birbirlerini kovalayan zaferleri arasinda sadece iki yerde istedigini ele geçirememisti. Bunlardan biri Belgrad, digeri de Rodos`tu. Tahta henüz geçmis olan genç Süleyman, saltanatinin ilk yilinda Belgrad`i zapt etmek şekli ile Fâtih`in düsüncesini gerçeklestirmis oluyordu. Onun, Belgrad`in derhal arkasindan Rodos üzerine yönelmesinde, nisbeti az da olsa ayni psikolojinin etkili oldugunu söylemek mümkün olsa gerekir.

Rodos`un fethi hususunda Divan-i Hümayûn`da yapilan müzakerelerde çoğunluk, Rodos seferine taraftar görünmüyordu. Zira bunlar, Sövalyelerin söhreti, adanin müstahkem olup uzun zaman muhasaraya dayanabilmesi ve bir sefer vukuunda Avrupa`nin hemen buraya yardimda bulunabilecegini düsünüyorlardi. Bunlara göre sonu tehlikeli bir macera ile bitecek sefere girismek dogru degildi. Bu düsünceye karsilik Vezir-i A`zam Pirî Mehmed Pasa ile ikinci vezir çoban Mustafa Pasa ve denizci Kurdoglu Müslihiddin Reis, Rodos seferine taraftar olup Avrupa tarafindan endise edilmemesi gerektigini ileri sürüyorlardi. Bu arada casuslari vâsitasiyle Rodos hakkinda bilgi toplayan Kanunî, sefere karar verir. bununla birlikte sefere çikmadan öncelikle, Hammer`in ifadesiyle ” Kur`an-i Kerim`in emrini yerine getirmek için üstad-i A`zam`a bir name yollar. Bu mektupta üstad-i A`zam teslim olmasi isteniyor ve umudu ile itaati kabul ettigi takdirde sövalyelerin hürriyetleri ile mallarina dokunulmayacagina dair, yerlerin ve göklerin yaraticisi olan Allah, O`nun elçisi olan Hz. Muhammed ve diger Peygamberler adina ant ediyordu.” lakin bu teklif, üstad-i A`zam tarafindan red edilir.

Bu sirada Avrupa devletleri de birbirleri ile mücadele halinde bulunduklarindan, Rodos ile ilgilenebilecek halde degillerdi. Rodos ile ilgilenebilecek tek devlet olan Venedikliler de yapilan ticaret antlasmasi ile edilgen bir hale getirilmislerdi. Divan`da alinan sefer kararindan sonra hazirliklarina baslayan Osmanli ordusunun basina serdar olarak ikinci vezir çoban Mustafa Pasa getirilir. öte yandan bu seferi haber piyasa Rodos üstad-i A`zami Philippe Villiers de l`ısle Adam, bazi tedbirler alarak kaleyi tahkim ettirmis, yiyecek depolatmis, sehrin önündeki limana zincir çektirmis, ayrica Papa ve Fransa`dan da yardim istemisti.

Osmanli donanmasi, 5 Haziran l522`de 300 gemi ile çoban Mustafa Pasa komutasinda harekete geçer. Donanmada pek çok aşırı mühimmattan baska onbin deniz ve itfaiye neferi bulunuyordu. Sultan Süleyman da 2l Receb 928 (l6 Haziran l522) tarihinde ıstanbul`dan hareketle üsküdar`a geçmis, buradan Kapikulu askerleri ve sefere memur olan diger eyâletlerin timarli sipahileriyle birlikte karadan yola çikmisti. Bu sefere nadir bir istisna olmak üzere, Sadrazam Pîrî Mehmed Pasa`nin amcasi olan SeyhülislâmetreZenbilli Ali Cemalî Efendi (l503 – l525) de katilmistir.

Osmanli donanmasi, Rodos yakinlarindaki Gnido adasina varmisti. 24 Haziran`da Rodos önlerine gelen Osmanli donanmasi, Rodos kalesinin dört mil kadar dogusundaki bir limana demir atar. Kaleyi abluka altina piyasa ordu, Pâdisahin karadan gelmesini bekler. Nihayet Kütahya – Aydin yolu ile Marmaris`e, oradan da 28 Temmuz`da Rodos adasina geçen yüzbin kisilik ordu, surlar boyunca mevzilenir. Bu esnada ıngiliz, Fransiz, ıtalyan, ıspanyol, Alman ve Portekiz milletlerine mensub sövalyeerden mütesekkil Rodos müdafileri ise kalenin bes ana burcunu müdafaaya basamislardi.

çarpismalar, l Agustos`ta Alman burcuna top atisi ile baslar. Kanunî, Kiziltepe denen yerde otagini kurdurarak kusatmayi buradan idare eder. Siddetle ve birbiri ardinca süre gelen Osmanli hücumlari, bes ay kadar devam eder. Bu arada süre süre kismî basarilar da kazanilmisti. Sonunda dayanamayacaklarini anlayan sövalyeler, kaleyi teslim edeceklerini Kanunî`ye bildirmek zorunda kalirlar. Yapilan müzakereler neticesi 21 Aralik 1522`de bir teslim antlasmasi imzalanir. Buna göre 2l3 yillik sonuncu Haçli Devleti de tarihe karisir. Buna göre Katolik Hiristiyanlarin Yakin Dogu`dan tamaman uzaklastirilmalari da saglanmis olur. Antlasma geregi sövalyelerin adadan çekilmelerine müsaade edildigi bu gibi, sehirdeki Hiristiyanlarin dinî âyin ve inançlarinda serbest olmalari, ada sakinlerine bes yil kadar vergi vermemeleri ve kendilerinden devsirme alinmamasi gibi imtiyazlar da bahsedilmistir. Bu arada tanassur etmis olan (Hiristiyanligi kabul eden) Sultan Cem`in oglu Murad da yakalanarak iki oglu ile birlikte ortadan kaldirilir. Sövalyelerin Rodos`u terkinden sonra Pâdisah, 20 Ocak 1523`te Câmie çevrilen Saint Jean Kilisesinde Cuma namazi kilmisti. Bu namazda imamligi, sefere istirak etmis olan Seyhülislâm.Zenbilli Ali Cemalî Efendi yapmisti. Rodos, Midilli sancagina baglanarak Dizdarzâde Mehmed Bey`in idaresine verilmistir. Osmanlilar, ayrica bu sefer sonrasi Anadolu sahillernde Bodrum, Aydos, Tahtali kalelerini, Leros, Sömbeki, Kalimnos, Limonsa adalarini ele geçirmislerdir. Böylece Rodos kalesi ve adasiyle birlikte Oniki adanin tamami ve Bodrum da teslim olmustu. Bodrum`un fethi, Anadolu tarihsel bakimindan da mühimdir. Zira burasi, Anadolu`da Hiristiyanlarin elinde bulunan tek toprak parçasi idi.

29 Aralikta Kanunî, Rodos sehrine girip kaleyi gezer. zamanımızda Hiristiyanlik âleminde Noel kutlaniyordu Papa ıkinci Hadrianus, Roma`da Saint Pierre`de Noel âyinini icra ederken, kilisenin saçagindan bir tas düsüp Papanin ayagina dogru yuvarlanir. Kardinaller bu hâdiseyi muhasarasi aylardan buyana devam eden Rodos`un düsmesine isaret saydilar.

Rodos`un fethi, Türk topçulugunun Avrupa topçulugu karsisindaki üstünlügünü gösterdigi bu gibi, o çagda alinmasi adeta mümkün görülmeyen ve Hiristiyanligin ıslâmetreâlemine dogru bir kalesi sayilan adanin zapti, Avrupa`da büyük bir hayret ve teessür uyandirmistir. Bu arada Rodos`un fethini müteakib Rodos hapishanelerinde bulunan alti bin kadar Müslüman esir de kurtarilmistir.

Rodos`a hemen Türk göçmenleri yerlesmeye basladilar. birçok câmi, imâret, mektep, medrese, çesme ve yol yapilip ada imar edilir. Rodos, bir sancak merkezi olur. Buraya devamli şekilde bahriye sancakbeyleri (Tümamiral) vali tayin edildi. 2 Ocak günü aksam üzeri Kanunî Yesil Melek kadirgasina binip Rodos`şafak ayrilir. Anadolu`da Marmaris`e geçer. 3 Ocak`ta da Marmaris`te idi. Aydin, Midilli, Karasi, Mentese ve Saruhan sancakbeylerine, Anadolu beylerbeyisi Kasim Pasa`nin nezaretinde Rodos`taki insaat , bayındırlık ve iskân isleri bitinceye kadar adada kalmalarini emr ettikten sonra ıstanbul`a dogru yola çikan Kanunî 26 günde ıstanbul`a varir. 29 Ocak l523`te yedi ay on iki gün süren bu ikinci sefer-i hümayûnunu bitirerek ıstanbul`a gelmis olur. Bu arada Osmanli donanmasi da ıstanbul`a döner.

Rodos`un fethi edilmesi hakkında olarak gönderilen zafernâmelere Venedik mukabelede bulundugu gibi Sah ısmail de cülûstan buyana ilk defa olarak taziyet ve tebrik vecibesini yerine getirmis, Rodos fethinden dolayi da memnunlugunu bildiren bir mektup ile bir elçi göndermisti.

Rodos`un fethi ile Avrupa`da Kanunî`nin söhreti biraz daha artmis oluyordu. Belgrad ve Rodos`un, Hiristiyan dünyasinin bu iki kilit noktasi sayilan müstahkem kalelerinin Kanunî tarafindan düsürülmesi, Osmanlilarin ileride basaracaklari daha büyük fetihleri için bir isaret sayildi.

5. ıbrahim Pasa`nin Misir`daki ıslâhatlariMisir`da, sosyal düzenin saglanmasina ciddiyet verdigi anlasilan Kanunî, burada, sarsilan devlet otoritesi ile düzenini yine tesis, Osmanli kanunlarni vaz` ve bozulan idareyi islâh etmek istiyordu. Bu maksatla Vezir-i A`zam ıbrahim Pasa`yi Misir`a gönderir. l Zilhicce 930 (30 Eylül l524)`da donanma ile ugurlanan ıbrahim Pasa`ya, bizzat Pâdisah, Marmara adalarina kadar refakat ederek orada kendisine pek dostane bir sekilde veda eder. Uhdesine Misir Beylerbeyligi de havale olunan ıbrahim Pasa`nin maiyetine Rumeli Defterdari ıskender çelebi, Ulûfeciler Agasi Hayreddin Aga, çavusbasi Sofuoglu Mehmed ile 30 nefer çavus, Divan kâtibi olarak Celâlzade Mustafa çelebi ile bazi hazine kâtipleri ve 500 kadar yeniçeri memur edilip on kadirga ile yola çikmisti. ıbrahim Pasa, Sakiz Adasi`na ugrayarak orada Ceneviz idarecileri tarafindan selamlandiktan ve kendisine takdim edilen hediyeleri aldiktan sonra l0 Muharrem ( 7 Kasim )`da Rodos`a yanasir. Osmanli donanmasi ıskenderiye`ye yelken açtigi halde, sonbahar rüzgarlari yüzünden Anadolu sahiline düserek Rodos`şafak hareketinden üç hafta sonra Marmaris körfezine girmek durumunda kalir. Yilin bu mevsiminde deniz yolculuguna güvenilemedigi için ıbrahim Pasa karadan gitmeye karar verir. Geçtigi tüm yollarda halka karsi iyi davranan, idarecileri denetim eden ve onlarin tebeaya karsi daha müsamahali davranmasini saglayan ıbrahim Pasa, bu iyi niyeti ve tarafsizligi itibarı ile halkin duasini alir. Bu uzun ve yorucu yolculuktan sonra 2 Nisan l525`te Kahire`ye giren ıbrahim Pasa, eyâletin ahvalini teftis, islâh ve tanzim etmek üzere maiyetindeki idarecilerle, Misir`daki Memlûklü idarecilerden mürekkeb bir hey`et teskil edip Kal`atü`l-Cebel`de devamli divan akdine baslar. halkin çesitli sikâyetlerini dinler. Kayitbay zamanindaki kanunlari gözden geçirir. O, halkin arasında bulundugu ekonomik ve sosyal durumu ile hazineyi esas alarak yasalar tasarlar. Fetihten bu güne sâdir olan fermanlar ve Misir idaresinin geçirdigi safhalari gözönüne alarak tasarladigi bu hükümler, Misir`in eski kanununu ta`dilen mutedil ve mufassal bir kanunnâm. sekline bürünür. Hazirlanan bu tasari, ıstanbul`a gönderilir. Pâdisah tarafindan tasvibi alindiktan sonra yasa biçimine getirilen bu tasari, “düstûru`l – amel olmak üzere” Misir hazinesine teslim edilir.

ıbrahim Pasa`nin, Misir`da geçirdigi 3 ayin her günü, bir baska adaletli ve lütufkâr icraatla dikkati üstünde topluyordu. devamlı şekilde memleketin ihtiyaçlarina uygun hukuklar koyuyor ve eskilerini düzeltiyordu. Eski idarenin açtigi yaralari onarmaya çalisiyordu. Bu arada Beni Havare ve Beni Bakar adiyla anilan ve hainlikle itham olunan asiretlerin reislerini astirmakla cezalandirdi. Bu cezalar, digerleri için de bir açıdan ibret oldu. Böylece vahalara ve Habesistan`a kadar Asagi ve Yukari Misir`daki öbür Arap asiretleri seyhlerine, Pâdisah`a itaatla bagli kalacaklarina yemin etmeleri ihtar olundu. Sehirlerde tellâllar dolasarak idareden sikâyetçi olanlarin gördükleri zulümleri bildirmeleri ilan olundu. Memlûklü zamanindan buyana borçlu oldukarindan dolayi haps edilen fakirlerin borçlari ödenerek saliverilmeleri saglanir. Egitim ve öksüzlerin yiyeceklerinin saglanmasi için hususi yönetmelikler konularak bunlara maas baglanir. ıbrahim Pasa, kalede vali konaginin karsisinda, hükümet hazinesini muhafaza için iki kule yaptirir. ıbrahim Pasa, Beylerbeyi sifati ile Misir`da bulundugu sirada öteden bu güne kadar Kahire`nin ugradigi gaileler sebebi ile yikilmis veya harab olmus câmi, medrese ve diger hayrat eserleri kendi hesabindan ve kendi masrafi ile onarım ettirmisti ki, ömer Câmii bunlardan biridir. Vergi defterleri Sultan Kayitbay ve Kansu Gavri zamanlarindaki hallerine konuldu. Gerçekten o, tatbik edilen mevzu ve muhdes nizami, özellikle sikâyet konusu olan vergi hususunu, âmil, mübasir, urban seyhi ve sair a`yândan istisfar etmis (sorusturup ögrenmis), Memlûklü devrine ait eski defterleri buldurup Kayitbay devri nizami ile Gavri ve Hayirbey zamanindaki muamelati inceletip, bu sonuncularla, Hain Ahmed Pasa`nin ihdas ettigi haksizlik, zulüm ve bid`atleri ortadan kaldirmistir.

Pâdisah, Malî ve idarî islâhatlar için 3 ay kadar Misir`da kalan ıbrahim Pasa`nin eyâlette yaptigi islâh ve düzenlemesine kani olunca istedigi kimseyi Beylerbeyi şekilde tayin etmesi hususunda kendisine selâhiyet vermisti. O da, Defterdar ıskender çelebi`nin tavsiyesine uyarak eyaleti, Sam Beylerbeyi olan Süleyman Pasa`ya verip Misir Beylerbeyligi`ne, Hamzavî`yi de defterdarliga tayin ederek 22 Saban 93l (l4 Haziran l525)`de Kahire`den ayrilir. Sam yolu ile Anadolu`ya devinim eder. Maras`tan Kayseri`ye gitmekte iken bazi Türkmen boylarinin agirliklarini vuracaklari haberini alir. Bunlarin ileri gelenlerini çagirtarak, Sehsuvaroglu Ali Bey`in, Ferhad Pasa`nin tesiriyle öldürülmesi sonucu Dulkadir ülkesinde timari hazineye aktarilan Türkmen sipahîlerinin timarlarini iade ettirir. Daha sonra da l525 senesi Eylül`u basinda ıstanbul`a varip Pâdisahin huzuruna çikan ıbrahim Pasa, Misir`daki icraati hakkinda ona bilgi verir. Pâdisah, onun Misir`daki icraatindan memnun olarak kendisine ihsanlarda bulunmaktadır.

MACARıSTAN SEFERLERı

Osmanlilarin Rumeli`ye ayak bastiklari günden itibaren bir buçuk asirdan daha fazla bir sürede karsilarinda ya hasma yardimci ya da hasim şekilde Macarlari gördükleri bilinmektedir. Bundan dolayi Türkler`in Macarlar`a, Macarlar`in da Türkler`e karsi olan düsmanliklari, Macaristan`in zaptina kadar devam etmistir. Belgrad ile beraber bir kaç kalenin Osmanlilar`ca alinmis olmasi, Macarlar için büyük bir vuruş olmustu. Gerçekten Belgrad`in zapti, Avrupa fetihlerine yol açan mühim bir âmil olmustu. Nitekim Belgrad`in alinmasindan sonra Macaristan, Hirvatistan, Transilvanya ve Dalmaçya bunun gibi yerler, daha sorunsuz ve güvenli bir sekilde Osmanli akinlarina hedef oldular. Bu arada Gazi Hüsrev, Sinan ve Bâli beyler`in akinlari Mohaç savasina kadar devam edecektir.

Macarlar`in, Eflâk islerine karismalari, Osmanlilar aleyhine Bogdan`la ittifak yapmalari, Sarlken`in bir Avrupa ımparatorlugu kurma tehlikesi ve Safevîler`le anlasma yapmasi benzeri hadiseler üzerine üngürüs seferine karar verilmekte.l. Mohaç Meydan Muharebesi Belgrad`in fethi, Osmanlilar`in natürel yayilma sahasi olarak gördükleri Orta Avrupa üzerine yürümek yolunda mühim bir adim olmustu. Bu arada hudud bölgelerinde de bazi karisikliklar çikmis, Tuna boylarinda Macarlar`la küçük çapli çarpismalar olmustu. bununla birlikte, Kanunî`nin sefere karar vermesi, Papalik, Macaristan ve Lehistan münasebetlerinin neticesi şekilde ortaya çikan birçok âmile dayanmakta ise de, bu kararda Fransizlar`in da ciddi sayilabilecek bir rol oynadiklari belirtilmektedir.

Kanunî Sultan Süleyman`in saltanat yillarinin basinda Fransa ile Almanya birbirlerine karsi hasim bir hale geldikleri bu gibi birbirleriyle mücadeleye de baslamislardi. Fransa Krali ı. François`nin, Alman imparatorluk seçiminde Sarlken (Charles Quint)`e rakip olarak adayligini koymus olmasi, iki devletin siddetli bir mücadeleye girmesine neden olmustu. ı. François`nin, l5l9`da imparator seçilen Habsburg hânedanina mensub Sarlken ile yaptigi mücadelede esir düsmesi üzerine, ı. François`nin annesi ve saltanat nâibesi Angouleme düsesi Louise de Savoie, Kanunî Sultan Süleyman`a bir name göndererek kendisinden yardim talebinde bulunmus, Pâdisah da Macaristan üzerine yürümek suretiyle fiilî bir yardimda bulunacagini va`d etmisti. Kanunî, Sarlken`in kurmak istedigi Avrupa ımparatorlugu`nu, Osmanlilar için büyük bir tehlike olarak görüyordu. Bu tehlike sadece Bati`dan degil, l524 Mayis`i sonlarinda vefat etmis olan Sah ısmail`in yerine geçen Tahmasb vesilesiyle Dogu`dan da kendini gösteriyordu. Zira Sarlken ile Tahmasb, Osmanlilarin aleyhindeki bir ittifak içinde idiler. ıran, çaldiran`i bir çeşitli unutmamisti. Buna ragmen tek basina Osmalilar`la basa çikmalari da mümkün görünmüyordu. Bu sebeple Avrupa`nin en büyük gücü haline gelmis ve tüm bir Bati tarafindan desteklenen yeni ımparator Sarlken ile Osmanlilar aleyhine bir ittifak kurma gayretinde idi. Hem ıran`in hedeflerini, hem de Sarlken`in kendisine karsi meydana sürecegi büyük kuvvetin farkinda olan Kanunî, bu sebeple Fransa`yi himaye etmek istiyordu. Böylece Bati`yi siyaseten bölmeyi hedefliyordu.

öyle anlasiliyor ki, bu siralarda Macaristan`in iç durumu da pek iyi degildi. Macar Krali`nin fena yönetimi devam ettiginden, Erdel Beyi Zapolyai hem krala, hem de krallik üstündeki Habsburg nüfuzuna karsi çikiyordu. fena bir yönetimin altinda âdeta ezilen Macar köylüleri, memnuniyetsizliklerini belirtmek gayesiyle Protestanlik hareketlerine katildiklari bu gibi, paralarini alamayan çok sayıda Macar askeri de Osmanli Akinci Beyi Bali Bey`e siginiyordu. Kanunî`nin, gerek akinci, gerekse diger kaynaklardan istihbarat ettigi bu hal, onun sefer kararini çabuklastirmisti. Ayrica Macaristan`in ele geçirilmesi ile Osmanlilar, Habsburglarla aralarindaki engeli kaldirmis olacaklar ve böylece Viyana kapilarina varilmasi için büyük bir mania asilmis bulunacakti.

Macaristan seferinin hazirliklari tamamlandiginda Kanunî, bir yil önce vefat etmis olan Seyhülislâmt.Zenbilli Ali Cemali Efendi`nin yerine, Osmanli dünyasinda hukuk, edebiyat, lisan ve tarih alanlarinda hakli bir söhrete sahip olan Kemal Pasazâde`yi tayin ederken, kendisinin bulunamayacagi sirada Pâyitaht (baskent) in idaresi için de Misir`in eski valisi olan Kasim Pasa`yi Kaymakam (Kaim-i makam) olarak görevlendirir.

Sefer hazirliklarini tamamlayan Pâdisah, ll Receb 932 (23 Nisan l526)`de sima bin kisilik bir ordu ile yeni dökülmüs ve Avrupa`nin hayalinden geçiremeyecegi derecede mükemmel 300 top ile beraber ıstanbul`dan hareket eder. Bu üçüncü “Sefer-i Hümâyunu”na çikmadan önce hükümdar, Eyyub Sultan, Ebu`l-Vefa ile babasi Yavuz, dedesi ıı. Bâyezid ve Fâtih`in türbelerini ziyaret ederek dua eder. bütün bu mekânlarda, Allah`in kendisine yardim etmesini diler.

Gerçekten ıslâmt.� anlayisa göre savasin gerçek mahiyeti, körü körüne bir kirma ve kirilma hâdisesi degildir. O, presipler adina yapilan bir cihaddir. Cihad için de her seyden önce ordulara m.�nevî güç gerektir. ıste Kanunî de Mohaç Meydan Muharebesi`ne girismeden evvel gözlerinden yaslar akitip, yüzünü yerlere sürerek mt.�nevî kuvvetlerden istimdad ediyordu. öyle ki, önüne düstügü ordulari, gittiklere yerlere tevhidi de beraber tasiyacaklari için devleti dinin, dini de devletin yardimcisi ve tamamlayicisi görerek, ecdadi bu gibi maddî kuvvetlerinin ikmali kadar, mt.�nevî kuvvetlerinin yardimini da ihmal etmiyordu.

23 Nisan`da ıstanbul`dan hareket edip Halkali Pinar denen menzile varan ordunun, büyük bir seviye ve disiplin arasında bulundugu anlasilmaktadir. Zira Kanunî`nin emrine göre ekilmis tarlalara girmek, hayvan otlatmak ve toprak sahiplerinin hayvanlarini almak, ölüm cezasini gerektiriyordu. Pâdisahin emri hilafina hareket eden birkaç kisinin ya basi kesildi veya asildilar. Hammer`in ifadesine göre, Pâdisahin emrine uymayan bir kaç kadi bile cezanin siddetinden kurtulamadi. Pâdisahin, reâyâsinin çıkarlarını korumak ve onlara her ne sekilde olursa olsun bir zararin gelmemesi için gösterdigi bu çaba, onun tebeasini ne kadar düsündügünün bir isaretidir. ıyi bir Müslüman hükümdar olan Kanunî`nin anlayisina göre, kendisinin idare ettigi halkindan yine kendisi sorumludur. Gerek Kur`an-i Kerim, gerekse Hz. Peygamber`in hadislerinde bu konuda pek aşırı komut bulunmaktadir. tüm bunlari bilen Pâdisah, elbetteki bu emirlere riayet etmekle kendini vazifeli biliyordu. ıste bunun içindir ki o, halkinin malina en ufak bir zararin gelmesini istemiyordu. savaş arasında dahi olsa, böyle bir zarara tahammül edemiyen hükümdar, aksine davranislarin, en büyük ceza olan idamla sonuçlanacagini duyuru etmekten çekinmiyordu. Onun, kanunsuz davranislari affetmeyisi, orduda büyük bir disiplinin meydana gelmesine neden olmustu. Gerçi bu disiplin sadece Kanunî döneminde degil, hem daha öncelikle, hem de daha sonra vardir. Zira tüm Osmanli hükümdarlari, yönetme bakimindan menfaatlerini Allah`a karsi sorumlu tutuyorlardi. Bu mesuliyet anlayisi onlarda, baska dinden olan hükümdarlara benzemeyen hasletler meydana getirmisti. Bunun içindir ki Kanunî dönemi Osmanli dünyasinin sosyal hayati ile beraber ordusundan da bahs eden ve Osmanli ülkesinde senelerce kalmis olan Avusturya elçisi Busbecq, kendi ümidi üzerine 3 aya yakin bir zaman karargaha yakin bir köyde kalarak Müslüman Türk ordusunu yakindan görmek ve takib etmek firsatini bulduktan sonra görgü ve müsahedelerine dayanarak asagida özetleyecegimiz su bilgileri verir.

“Yanimda bir iki arkadas oldugu durumda kendimi göze çarpan etmeden her tarafta dolastim. Dikkatimi çeken ilk nokta, çeşitli teskilâtlara mensub askerlerin kendi karargahlarindan disariya çikmamalari oldu. Bizim karargahlarimizda meydana gelen olaylari bilenler, buna inanmakta zorluk çekerler. ama hakikat su ki, her tarafta tam bir sükût ve sükûnet hüküm sürüyordu. Asla kavga ve münakasaya rastlanmiyor, herhangi bir cebir ve siddet hareketi görülmüyordu. Sarhosluk, öfke ya da hiddetten ileri gelen yüksek sesler dahi yoktu. Bundan baska her taraf öylesine temizdi ki, ne süprüntü, ne gübre yiginlari, ne de göze ve buruna kötü gelen bir seye tesadüf imkani vardi.” Busbecq, Müslüman – Türk dünyasina dis biledigi halde su ifadeleri kullanmaktan da kendini alamaz. ” Simdi benimle beraber geliniz ve sarikli baslardan meydana gelen bu büyük kalabaliga gözlerinizi çeviriniz. çeşitli türlü, renk renk parlak esvablar (elbiseler)… Her tarafta altin, gümüs, lâal, ipek ve atlas piriltisi… Bu manzarayi dil ile ifade etmek imkan disi bir is. Yalniz sunu söyleyelim ki, gözlerim simdiye kadar bundan güzel bir manzara görmemistir. mt.�mafih, bütün bu servet ve ihtisam arasında gene de büyük bir sadelik ve iktisad göze çarpiyor. herkezin elbisesi ve mevkii ne olursa olsun, ayni biçimde. gereksiz islemeler ve kıyı süsleri yoktur. oysa bizde bu âdettir. Pek çok masrafa mal olur ve üç günde de bozulup gider.”

Elçi bunlari anlattiktan sonra, kumar ve sarhosluk bilmeyen askerin çalgi ve türkülerle eglendigine, çagirip söyledikleri havalarin da gazâ ve sehâdet (sehidlik) temlerini isleyen hamâset destanlari bulunduguna isaret ettikten sonra, ordunun, hayvanî gidalardan ziyade nebatî, basit ve sihhî gidalarla beslendigini, Ramazan ayini karsilamak için ise mutad yiyeceklerini daha da sadelestirdiklerini, lakin Ramazan arefesinde yalniz yiyip içmede degil, haram ve yasak zevklere karsi da, oldugundan daha çekingen davranarak oruca çıkarlarını hazirladiklarini söyler. O, Hiristiyanlarin perhize girmeden evvela sanki bu imsakin acisini pesin şekilde çikarmak ister gibi, çıkarlarını çilginca eglenceye, dans ve sarhosluga verdiklerini, senenin bu günlerinde vatanlarını ziyaret eden yabancilarin, Hiristiyanlarin çildirmis olduklarini söylemelerine sasilmamasi gerektigini uzun uzun anlatip, sonunda Türkler`de üstünlügün ve basarinin sirrina temas ederek: “Türkler`de seref ve makam, idarî mevkiler, yalnızca liyakat ve bilginin mükafatidir.Tenbel ve agir olanlar, hiç bir zaman yükselemezler. ıste Türkler`in, her neye tesebbüs ederlerse muvaffak olmalari, hâkim bir soy durumuna gelmeleri ve her gün devletlerinin hududlarini biraz daha genisletmelerinin hikmetini liyakat, yetenek ve çaliskanliga verdikleri bu ehemmiyette aramalidir.”

“Bizim askerî sistemimizle Türk sistemini karsilastirinca gelecegin bize neler hazirladigini düsünüp korkudan titriyorum. Karsilasan iki ordudan bir tanesi galip gelecek -ki bu herhalde Türk ordusu olacak- digeri ise mahv olacaktir. sebebiyse Türk ordusu sirtini kuvvetli bir imparatorlugun genis kaynaklarina dayamis, zinde, tecrübeli ve sarslmamis bir kuvvet. Askerleri zafere alismis, zor sartlara dayanma kabiliyetine sahip, intizam ve disipline riayetkâr, uyanik ve kanaat ehlidirler. Bizimkilerde ise umumi bir fakirlige mukabil hususi israf, yipranmis güç, metre�neviyat bozuklugu, tahammül yoklugu ve idmansizlik mevcut. Serkes askerler, üye kanaat etmeyen subaylar. Disiplin kavramiyla alay ediyoruz. Basibosluk, sarhosluk, serkeslik ve zevke düskünlük bizde alabildigine vardir. Bu halde neticenin ne olacagi gün bunun gibi asikârdir. Herhalde simdilik ıran lehimize bir durum yaratmakla beraber, Türkler ıran`la bir anlasmaya vardiklari zaman onlardan ve diger Sark devletlerinden de yardim görerek tüm güçleriyle bogazimiza sarilacaklardir. Bu büyük tehlikeye karsi ne kadar gevsek ve hazirliksiz oldugumuzu düsündükçe içim ürperiyor.”

Avusturya elçisi Ogier Ghiselin de Busbecq`in dedigi benzeri, gerçekten de Osmanli medeniyeti âbidesi örülürken bu âbideyi yükselten her tas, daima kendi mevziine ve kendi mevkiine konmus bulunuyordu. Son derece titiz bir inzibat fikri ile yapilan görev ve selahiyet taksimi ise, devlet düzeninin aksamadan dönmesinde en büyük rolü oynamakta idi.

Devletin bu mevzuda en göze deger örnegi olan ordusu, Belgrad`in fetinden bes sene sonra Mohaç ovasina konarak Macaristan`in karsisina çiktigi zaman , ezici kuvveti, essiz intizami ve ibâdet derecesine varmis cengaverligi ile sanki bir ordu degil, efsanevî bir heybet ve azamet örnegi idi.

Daha önce, sefer hazirliklarini tamamlayan Pâdisah`in, 23 Nisan l526`da sima bin kisilik ordu ve 300 top ile birlikte ıstanbul`dan devinim ettigine münasebet edilmisti. Yol boyunca orduya yeni yeni kuvvetler katilmis, ıstanbul`dan devinim edildikten iki buçuk ay sonra Belgrad`a varilmisti. ıbrahim Pasa`nin basinda bulundugu öncü kuvvetler, Tuna Nehri üstünde bulunan Petro Varadin (Petervaradin)`i karadan ve nehirden sikistirarak alir. Bundan baska, Bosna beyleri tarafindan Sirem mintikasindaki kaleler zapt edilir. Son derece muntazam yürüyen ve etrafa hiçbir hasar vermeyen asil kuvvetler de ılok (ıllok, Ulak) ve ösek (ösiyek, Eszek)`i almisti.

Osmanlilar`in, Macaristan üzerine yürüyecekleri haberini sektör Macar Krali ıı. Layos (Lui) bir taraftan harbe hazirlanirken, diger taraftan da Avrupa kral ve prenslerine müracaat ederek yardim istemisti. Bu arada Macar meclisi, kiralin bizzat savasta hazir bulunmasina karar vermisti.

ösek kalesinin alinmasindan sonra Tuna`yi takib için iki 3 gün arasında gemiler üzerine kurulan köprüden Drava Nehri geçilecegi sirada Macarlar karsi koymak istedilerse de muvaffak olamazlar. Nihayet Macar ordusunun Mohaç ovasinda bulundugu da ögrenilmisti. Osmanli ordusu hem agir yürüyor, hem de harp tertibati aliyordu. Sag kolda Vezir-i A`zam ve Rumeli beylerbeyi ıbrahim Pasa, sol kolda Anadolu Beylerbeyi Behram Pasa, merkezde de Pâdisah, yeniçeri agasi ve kapikulu askerleri mutad olan yerlerini alacaklardi.

Macar Krali ıı. Layos, Osmanli kuvvetlerini Mohaç ovasinda beklemeye baslamisti. 26 Agustos`ta Mohaç`a gelen Osmanli ordusu savaş düzeni alir. Osmanlilar, büyük hücuma baslanacagi gece, muhtesem bir mum donanmasi yaparak, yedi gögün yildizini bir yere toplamis sanilan büyük bir gazâ senligi tertib ettiler. Mes`alelerin meydana getirdigi aydinlik ile kizil bir sevk ve heyecan kiyameti yasayan ovada kösler vuruluyor, davullar, zurnalar çaliniyor, atlar kisniyor, sancaklar dalgalanip kiliçlar sakirdiyordu. Aylardan beri siddetle yagan ve araziyi yer yer bataklik durumuna getiren yagmur, hizini kesmekle birlikte çiselemeye devam ediyordu. Mohaç ovasinin bir tarafi zaten Türklerin “Karasu” dedikleri bataklika çevrilmisti. Kanunî, sabah namazini kildiktan sonra askere belig bir hitâbede bulunmustu. Bundan sonra Pâdisah, gözleri yasli oldugu durumda ellerini göge dogru kaldirarak:

“ılahî, kudret ve güç senden, imdad ve himaye senden. ümmet-i Muhammed`e yardim et. Müslümani yerindirme, kâfiri sevindirme ” diye dua eder. Bu güzel davranisi gören Osmanli saflarindaki bütün askerlerde cesaret ve din sevki artar. Birlesik bir duyguya kapilan süvariler, atlarinin üstünden siçrayip yapraklarin agaçtan düstügü yere atladilar. Yüzlerini topraga sürüp secde ettiler ve Allah`şafak kendilerine zafer nasib etmesini dilediler. Sonra yeni bir sevk ile atlarina bindiler.Ve Pâdisahlarinin ugrunda canlarini vereceklerine and içtiler.

Bu düzenin bir geregi olarak Pâdisah, cenk elbisesi, yani zirhli harp elbisesi giymis ve beyaz bir cet binmis şekilde merkezdeki yerini almisti. Sabah namazi üzerinden saatler geçtigi halde iki taraf da taarruza geçmiyordu. Kanunî, düsmanin iyice yaklasmasini bekliyordu. Nihayet Kanunî`nin bekledigi an gelir. ıkindi vaktiine dogru, Osmanlilarin yerlerinden kimildamadigini gören Macarlar taarruza geçerler. Böylece savas, 29 Agustos l526 (20 Zilkade 932) çarbamba günü ikindi zamani Macar hücumuyla baslamis olur. Osmanlilar`in son savas planina vâkif olmayan Macarlar, altmis bin kisilik zirhli süvarileriyle eski Osmanli plani zanniyle soylu merkeze hücum ile isi halledeceklerini umut etmislerdi. Buna karsilik Osmanlilar da planin geregi olarak Macarlar`i merkeze çekip çenbere almak suretiyle imha etmek istiyorlardi. Macar komutanlarindan Piyer Pereney ile Papas Pol Tomori, tüm kuvvetleriyle Vezir-i A`zam komutasindaki Rumeli askeri üzerine saldırı ettiler. Osmanli kuvvetleri proje geregi şekilde arka çekilip düsmani içeriye aldilar. Bunun üzerine yandan Anadolu kuvvetlerinin sikistirmasi ile Macar kuvvetleri daha içeri alinip toplarin önüne getiriliyordu. Bâli Bey kuvvetleri, sür`atle düsmanin arkasini çevirerek Macar süvarilerini ikiye ayirdilar. Bundan baska Macarlarin bizzat Kral Layos komutasindaki ikinci kolu, Anadolu kuvvetlerinin üzerine yüklendi. Bu kuvvetler de mukavemet edememis bu gibi hareket ettiginden bunlar da merkez üzerine yani Pâdisah`in bulundugu ordunun kalbine dogru saldırı ettiler. Kendisini muvaffak olmus gören düsman iyice içeri girdi. Bu siralarda 35 (ya da 32) Macar sövalyesi Kanunî`ye sokulmaya çalisiyordu. Bunlar, Pâdisah`i esir yada öldürmeye yemin etmislerdi. Bunlar, Marczali ismindeki birinin komutasinda bulunuyorlardi. Yeniçerilerin siddetle çarpistigi ve Pâdisahin etrafinda küçük bir maiyyet kuvvetinin kaldigi bir anda Marczali ile iki arkadasi, Kanunî ile bizzat karsi karsiya gelirler. Diger arkadaslari, Pâdisaha sokuluncaya kadar imha edilmislerdi. Kanunî, tek basina bu üç sövalye ile dögüsür. Bu esnada bir kaç ok yediyse de bu oklar, zirhi delip vücuduna nüfuz edemedi. Sonunda Kanunî, üç sövalyeyi de bizzat kendi kiliciyla öldürür.

Macar kuvvetleri içeriye alinip toplarin önüne getirildikten ve daha öncelikle de belirtildigi gibi gerileri de “akinci” ve “çılgın” kuvvetleri tarafindan çevrildikten sonra 300 topa birden ates verilmekte. Macar ordusu bu atesin dehsetiyle neye ugradigini sasirir. Bu saskinlik üzerine panige kapilip darmadagin olurlar. Bu atesten sonra savasta komutan olan kral bir daha görünmez. Ordunun dönüsünden sonra bataklikta ölüsü bulunmustu. Osmanlilarin kilicindan kurtulan askerler de gece karanliginda bilmeyerek batakliga düsüp bogulmuslardi. Mohaç Muharebesi iki saat sürmüstü. Bu muharebede Osmanli ordusunun mevcudu 300 bin, Macarlarinki ise l50 binden fazla idi. öyle anlasiliyor ki, sayi nedeniyle Macar kuvvetleri Osmanli kuvvetlerinden pek az degildi. Nitekim, Mohaç olayini çok sayıda kimseden dinleyip gerçegi ögrendigini anlatan tarihçi Peçevî, “Mohaç gazâsinda ikiyüz bin kâfir katl ve tutsak olundu denilse belki noksani var, mubalagasi yok” derken, iki tarafin kuvvetlerinin denk oldugunu belirtmek ister. Keza Lütfi pasa da Macar askerlerinin sayi ve durumunu su ifadelerle dile getirir: “Ve 200 bin atli ve otuz bin piyade tüfenk endâz her nereye ki atalar, hata etmezlerdi.” Bu ifadelerden anlasildigina göre Macar Krali`nin kuvvetleri 230 bin civarinda idi. Lütfi Pasa, Macar askerlerinin sayilarini verdigi bunun gibi savasin, Osmanli planina müsait bir sekilde nasil cereyan ettigini de anlatir. Ona göre Kral Layos, askerini üç kola ayirmis, bizzat kendisi merkezden Pâdisah üzerine yürümüsse de, yeniçerilerin önünde bulunan ve zincirlerle birbirlerine bagli olan toplara karsi, geçmek üzere bir gedik bulamamistir. bununla beraber Rumeli kolunu arka çekilmeye zorunlu etmisler, sonra plana göre Anadolu kolu da geri çekilerek Macarlar`in çenbere alinmasi saglanmistir. Böylece Osmanlilar, Allah Taala`nin: âyet-i kerimesi`nin isaret ettigi bu gibi galip gelmislerdi. Macar Kralinin komutasi altinda Macarlar`dan baska Alman, Leh, çek, ıtalyan ve ıspanyollar`dan meydana gelen büyük bir ordu bulunur idi.

Mohaç zaferinin ertesi günü akincilar, düsman ülkelerinin içlerine dogru akinlara gönderilmisti. Macar ordusu ise % imha olunmustu. Böylece Osmanlilarin önünde bir engel kalmamisti. Mohaç ovasindaki 3 gündelik istirahattan sonra Osmanli ordusu Macaristan`in baskenti olan Budin üzerine yürür. l0 Eylül l526`da sehir teslim olur. Ordu sehre gelmeden öncelikle Hiristiyan olan yerli halkin bir kismi kaçmisti. Bu sebepten, buradaki Yahudiler çogunlugu meydana getiriyorlardi. Bunlarin reisi olan Salamon oglu Yasef, Budin kalesinin anahtarlarini Sultan Süleyman`a teslim etmisti. Böylece sehir, herhangi bir mukavemetle karsilasilmadan Osmanli hükümdarina teslim edilmis olur. Pâdisah, sehir halkinin can ve malina karsi yapilacak bir tecavüzü en büyük cezalarla tecziye edecegini bildirir. Pâdisah, burada on dört gün kadar kalip Kurban Bayramini burada geçirir. Osmanli ordusunun Budin`den ıstanbul`a dönüsü esnasinda Segedin ve Baç (Bacs) sehirleri de ele geçirilir. Ayrica Beçne mevkiinde direnis işaret eden Macar kuvvetleri de bozguna ugratilarak dagitilir. öyle ki, soylu orduyla vurusacak hiçbir düsman kuvveti kalmamisti. Mohaç`şafak sonra Macarlarin elinde, Erdel voyvodasi, yani Transilvanya umumi valisi Zapolyai`nin 30 bin kisilik askerinden baska hiç bir kuvvet kalmamisti.

Yaka yakaya ve bogaz bogaza cenk edilen Mohaç Meydan Muharebesi, Kral Layos ile birlikte bütün bir Macar ordusunun imhasina mal olmus ve bağımsız (bagimsiz) Macar Devleti`nin hayatina son vermisti. Bundan sonra tarih, Osmanli himayesinde bir Macaristan taniyacakti.

Osmanlilar tarafindan Macar tahtina Zapolyai Janos`un seçilmesi, Alman ımparatoru Sarlken`in kardesi ve ölen Macar Kirali`nin hem enistesi hem de kayinbiraderi olan Avusturya Arsidük`ü Ferdinand`i harekete geçirir. Macar Kiralligi üstünde adalet iddia eden Ferdinand`a, ıstoni Belgrad`da bulunan Macar kirallik tacinin giydirilmesi ile Macaristan`da iki krallik ortaya çikmis oluyordu. Buna göre Macaristan`in bati ve kuzey batisi Ferdinand`in idaresinde, Orta Macaristan ile Erdel ise Zapolyai`nin hâkimiyetin-de bulunuyordu. 2. ıkinci Macaristan Seferi ve Viyana KusatmasiOsmanlilar yardımı ile Macar krali seçilen Zapolyai, Osmanlilar`in kendisine hazirladigi bu imkani geregi benzeri degerlendiremez. O, Osmanlilar`a yaklasmak söyle dursun, l527 baharinda toplanan Regensburg ımparatorluk meclisinde Osmanlilar`a karsi yardim dahi istemisti. öbür yandan Macar beylerinin çogunlugu tarafindan kralliga seçilmis bulunan Ferdinand`in, Osmanli ordusunun geri dönmesini firsat bilip büyük bir ordu ile Budin üzerine yürüyüp onun kuvvetlerini Tokaj`da maglup etmesi üzerine kayinpederi olan Lehistan Krali`nin yanina siginmak zorunda kalan Zapolyai, Osmanlilar`dan yine yardim istemeye zorunlu olur. Bu yardim için de ıstanbul`a bir elçi gönderir. Gerçi Zapolyai böyle bir yardim talebinde bulunmasa bile Osmanlilar`in bu hale müsaade edecegi düsünülemezdi. bununla beraber onun yardim alakayı, Osmanlilar`in daha sür`atli bir sekilde harekete geçmesine neden olmustu. Böylece hal, Zapolyai`nin müdafaasi seklini almisti. 29 Subat l528 tarihli antlasmaya göre Osmanli Devleti, Zapolyai`yi tâbi bir hükümdar şekilde tanimaktaydi. öbür taraftan, Osmanli Devleti`nin kendisini burada birakmayacagini anlayan Ferdinand da elçi göndererek vergi vermek sartiyla Macar Krali şekilde taninmasini öneri ettiyse de bu öneri kabul edilmeyerek Budin`in Zapolyai`ye iade edilmesi istenir. Böylece, 29 Mayis l528`de ıstanbul`a gelen bu ilk Avusturya elçilik heyeti, herhangi bir netice alamadan geri dönmek mecburiyetinde kalir.

Kanunî, Vezir-i a`zam ıbrahim Pasa`ya ıı. Macaristan seferinin serdarligini tevcih ederek büyük yetkiler vermisti. Aslinda Macaristan`in yönetimi için asker ve kaynak kullanmak yerine, simdilik Zapolyai`nin idaresinde yari bagimli bir Macar Devleti`ni Habsburglar`a karsi tampon bir devlet olarak birakmayi tercih eden Kanunî Sultan Süleyman, l0 Mayis l529`da iki sima bin kisilik bir ordu ile sefere çikar. Macar topraklarina girildigi sirada, Zapolyai, ıstanbul`a gelen elçisi Lasczky ve Macar asilzâdeleri itaatlerini arzedip huzura kabul olunurlar. Lütfi Pasa, Zapolyai`nin Kanunî tarafindan nasil karsilandigini ve tercüman vâsitasiye ikisi arasinda geçen konusmalari da verir. Buna göre Zapolyai, diger kullari bu gibi kendisinin de Pâdisah`in kulu olmak istedigini bildirerek söyle der: ” Ey Pâdisah-i âlem penah, Müslümanlardan ve kâfirlerden (gayr-i müslim) kullarinin nihayeti yoktur. Ben bile ol kullarinin silkine münselik olmaga geldim (onlarin meslegine, yani senin tebean olmaya geldim). Ve hem Pâdisahtan bir muradim vardir, emr olunursa hizmet-i seriflerine diyelim.” Tercümanin anlattigi bu sözleri begenen Kanunî: “Muradin desin, elimizden geldikçe bitirmesine sa`y edelim (çalisalim) der. üç Eylül`de Budin önlerine gelen ordu, kusatma hazirliklarina basladigi sirada, sehirdekiler teslim olurlar. Böylece sehir, yarim günlük bir mukavemetten sonra tekrar ele geçirilmis olur. 7 Eylül`de sehre giren Kanunî, senelik göze çarpan bir vergi karsiliginda burayi Zapolyai`ye vererek merasimle ona Macar Kralligi tacini giydirir. Hammer`in ifadesine göre onu, merasimle krallik tahtina oturtan ne pâdisah, ne vezir-i a`zam, ne diger vezirler, ne beylerbeyiler, ne de yeniçeri agalarindan bir tanesi degil, “aganin ikincisi demek olan Sekban basi marifetiyle” olmustur. ayrıca, Kanunî, Zapolyai`yi ayakta karsilamis, elini öptürmüs, altin tahtinin karsisina iki altin iskemle koydurmus, birine ıbrahim Pasa`yi, digerine de Zapolyai`yi oturtmustur. Böyle bir uygulama, Osmanli protokolona göre Macar Kralligi`nin durumunu göstermektedir. Gerçekten, Küçük Bali Bey`in, Ferdinand için kaçirilirken ele geçirdigi tac, Yeniçeri Sekbanbasisi tarafindan Zapolyai`nin basina konmustu. Günümüzün ifadesiyle bir Yeniçeri generalinin, Osmanli protokolunda lakin sancakbeyi (Tümgeneral) derecesinde olan bir sahsin Macaristan Krali`na tac giydirmesi, Türk tarihinin unutulmaz hadiselerinden birisi olarak kalacaktir.

Bu siralarda Macar krallik taci, Ferdinand`in casuslari tarafindan çalinip Viyana`ya kaçiriliyordu. Bunu haber alan Osmanli istihbarati, hemen harekete geçer. Bosna eyaletinin ızvornik sancakbeyi Küçük Bali Bey, 20 Agustos`ta Viyana yolunda tarihî taci ele geçirip 4 Eylül`de Kanunî`ye gönderir. Kanunî ise taci Zapolyai`ye yollar. Bu meshur tac, Macarlar tarafindan mukaddes sayiliyordu. Bu sebeple onlar, bu taci giymeyen hükümdara mesru krallari nazari ile bakmiyorlardi. Ferdinand da Macaristan Krali olma iddiasinda oldugu için bu tarihî taci ele geçirmek istiyordu. “Korona” denilen bu tarihî tac, üst üste geçmis iki tactan mütesekkildir. asil taci l000 yilinda Papa, sonradan aziz mertebesine çikarilan ve Arpadlar`dan ilk kez Samanligi birakip Hiristiyanligin Katolik Mezhebi`ne giren Büyük ıstvan`a göndermisti. Sonradan Bizans ımparatoru olan Vıı. Mikhail Dukas`in, Malazgirt Savasi`indan iki yil sonra (l073), gönderdigi altin çelenk, iste bu Papa`nin yolladigi tacin üzerine geçirilmek suretiyle tarihî Korona son seklini almistir.

7 Eylül`de Budin`e giren Kanunî, burada alti gün kadar kaldiktan sonra, Ferdinand ile karsilasmak niyetiyle Viyana`ya dogru harekete geçme karari alir. Yoluna devam eden ordu, Avusturya – Macar sinirindaki Ovar kasabasini ele geçirdikten sonra Viyana önlerinde toplanmaya baslar. Bu arada Ferdinand`in Viyana`da olmadigi anlasilir. Zira o, kuvvet toplamak için Avusturya içlerine dogru çekilmisti.

çok fazla iyi tahkim edilmis olan Viyana sehrinin muhasarasi ise 27 Eylül`de baslar. fakat Osmanli ordusu muhasara için gerekli büyük toplar ile materyal getirmedigi için hazirliksiz sayilirdi. Filhakika, Belgrad, Mohaç ve Budin`de birakilan agir toplar olmaksizin, orta ve hafif toplarla kalede istenilen büyüklükte gedikler açilamadi. Almanlar, kaleyi büyük bir fedakârlikla savnuyorlardi. Surlarin önünde iki yan da agir zayiatlar veriyordu. Surlar altindan lagim açma tesebbüsleri de basarili olamiyordu. gene de araliksiz süren çalismalar sonucunda surlarda yeni gedikler açilip buralardan hücumlarda bulunuldu ise de, havalarin sogumaya baslamasi, kisin yaklasmasi ve erzak sikintisinin had safhaya ulasmasi, askerin gücü ile dayanikliligini etkiliyordu. Kanunî, l7 günlük muhasarayi kâfi görmüs olmali ki, bu kadar kisa bir müddet arasında böyle müstahkem bir mevkiin düsürülmesi, kusatan ordu ne kadar güçlü olursa olsun imkânsizdi. l4 Ekim l529`da yapilan genel saldırı da basariya ulasmayinca, muhasaranin kaldirilmasina karar verilmekte. oysa bu son saldırı sirasinda oldukça çok gedik açilmis ve müdafilerin dayanma güçleri de tükenmek üzere idi. Lütfi Pasa ile Peçevî`nin ifadelerine göre kisin vakitsiz gelip kar ve yagmurun yagmasi üzerine “Pâdisah-i ıslâmt.emriyle leskere (askere) ziyan ve zarar müretteb olmasin diye “bir adami on gibi hisara vermezen” deyip ândan dis varosu yaktirip ve yiktirip ve etraflarini yagma ve talan ettikten sonra Muharremu`l-Haram`in yirmi ikisinde Beçten (Viyana) göçüp Budim`e gelüb”. aynı ifadeleri yabanci kaynaklarda da gördügümüz için, bu konu hakkında Kanunî`nin ne denli hakli oldugunu ve yerinde bir karar aldigini anlamak olası olmaktadir. Kis ve soguklarin erken bastirmasi üzerine Osmanli hakani, kusatmayi kaldirma karari alir ki, bu kararda kendi askerini düsünme payi büyüktür. Kusatmaya son verme kararinin alinmasi üzerine l5 Ekim`de orta büyüklükte toplar, gemilere bindirilerek Tuna üstünden Belgrad`a dogru yola çikarilir.

Gerçekten, bölgede kar yagisi basladigindan siddetli kis soguklari bir felaket getirebilirdi. Bu arada Sarlken (Charles Quint) bütün Avrupa`dan topladigi kuvvetleri Linz`e yigiyordu. bununla beraber Viyana ancak iki hafta daha dayanabilirdi. fakat kale feth edilse bile sonra ne olacakti ? Kanunî çekilir çekilmez, Linz`deki Alman ordusu gelip sehri muhasara edecekti. Bu muhasaraya dayanabilmek için Viyana`da çok aşırı büyük bir askerî kuvvet birakmak icab ediyordu. Sehirde, Türk topçu atesinden yikilmadik bir yer kalmamisti. Böylece Charles Quint, imparatorluk taht sehrinin tahribi ile cezalandirilmisti. Kanunî, bu kadarini kâfi gördü. Bu seferde l4 bin kadar Osmanli askeri ya sehid olmus yahut yaralanmisti. Buna karsilik Almanya ise tam olarak perisan olmustu. Bu seferden sonra ıstanbul`a dogru yola çikan Pâdisah, Ordu-yu Hümayûn ile l6 Aralik`ta ıstanbul`a gelir. Böylece bu sefer-i hümayûn 7 ay, 7 gün devam etmisti. Bu sefer sayesinde Macaristan`daki Osmanli hakimiyeti saglamlasmis, Avusturya ve şimal Macaristan tahrib edildigi için karsi saldiri ihtimali ortadan kalkmisti. 3. üçüncü Macaristan Seferi (Alaman Seferi) Kanunî, ıstanbul`a döndükten sonra, Macaristan`da yine bazi olaylar cereyan etti. Ferdinand, Budin`i tazyike baslar. bununla birlikte ıstanbul`a bir elçilik heyeti göndermekten arka kalmayarak Macaristan`in kendisine verilmesini ister. Bu arada Budin, Ferdinand kuvvetleri tarafindan kusatilmis olmakla beraber alinamaz. Peçevî`nin (yada Peçuylu) ifadesine göre basta Ferdinand olmak üzere bölgedeki diger bazi kral, kont ve dük bunun gibi ünvanlari tasiyan kimseler, bizzat Kanunî Sultan Süleyman`in emri üzerine Macaristan tahtina getirilmis olan Yanos`u (Jan Zapolyai`)yi tanimak istemiyorlardi. Onu kralliktan düsürmek için çesitli bahaneler ariyorlardi. Kanunî, Budin`in kusatildigindan haberdar olunca krala verdigi söz üzerine sefere çikmaya karar verir. Böylece Osmanli hükümdari l9 Ramazan 938 (25 Nisan l532)`da sefere çikar. Bu arada o, Alman ımparatoru Sarlken ile de hesaplasmak istiyordu. l00 bin kisiyi asan bir kuvvetle sefere çikan Kanunî, Nis`e vardigi zaman Ferdinand`in elçileri ordugâha gelerek önceki tekliflerini tekrarladilar. Buna göre Macaristan Ferdinand`a verildigi takdirde her yıl 25.000 – l00.000 duka kadar vergi verecegini kabul ediyordu. Böyle bir teklifi reddeden Kanunî, Ferdinand`in topraklarinda ilerlemeye devam eder.

Bu bölgedeki pek çok kasaba, Yahya Pasa oglu Bali Bey ile onun oglu Mehmed Bey ve Bosna Beyi Hüsrev Bey tarafindan zapt edilir. Osmanli ordusu zorlu bir muharebeden sonra Köseg (Guns, Köszeg)`i ele geçirir. Bu sirada Ferdinand`in elçileri bir daha gelirler. Bunlara, Ferdinand`i harbe davet eden mektuplar verilir. lakin Ferdinand ile Sarlken, Osmanlilarla bir meydan muharebesi yapmaktan çekindikleri için oyalama ve yipratma taktigi kullaniyorlardi. fakat onlarin bu taktikleri pek fazla ise yaramamis olmali ki Osmanli ordusu ileri harekâta devamla bazi sehirleri zapteder. Bu arada Gratz gibi bazi sehirlerin etrafi yakilip yikilmakla yetinildi. Osmanli ordulari, Macaristan`da Ferdinand`a ait topraklar üzerinde bir müddet ilerleyip, çok sayıda sehir ve kasabayi ele geçirmisti. Kanunî`nin bütün çabalarina ragmen Sarlken ile Ferdinand ortaya çikamiyorlardi. Mevsimin geçmis olmasindan dolayi cenup yolu ile arka dönüldü. bununla birlikte bu sefer sonunda Ferdinand, Pâdisah`in arzularina uygun bir antlasma istemeye zorunlu olmustu.

Bu sefer esnasinda yine sulh ve ya mütareke talebiyle gelen Alman elçilerine, Charles – Quint`e hitab eden hakaretâmiz bir name verilerek teklifleri reddedilip arka gönderilirler. Bu mektubunda Kanunî, bu kadar zamandir erlik ve imparatorluk dâvasi ettigi halde kaç defa üzerine geldigini, mülkünü diledigi gibi tasarruf ettigini, buna ragmen ne kendisinden, ne de kardesinden nâmetreve nisan göremedigini, hak Teâlâ`nin takdiri ne ise yerine gelmesi için Beç sahrasinda meselelerini halletmelerini, kendisinin tabiiyeti altinda bulunan reâyâ fukarasina yazik oldugunu, aksi durumda avretler gibi ig ve çikrik alip pâdisahlik tâci giymemesini bildiriyordu.

Alman yahut Alaman seferi denilen bu seferde ordu mevcudu ikiyüz binden çok olup “çekaloz” denilen ve kaz yumurtasi seklinde gülle atan 300 kadar küçük top da vardi. Akinci ve çılgın kuvvetleri 80 bin kadardi. Bu sefer yedi ay kadar sürmüstü. Pâdisah, l532 senesi Kasim ( 939 Rebiülahir ) ayi sonlarina dogru ıstanbul`a gelmisti. Bu son seferin basarili bir sekilde sonuçlanmasi üzerine bes gün üst üste senlik yapildi. ıstanbul, üsküdar, Eyyub ve Galata bes gece kandiller ile donatildi. Bu arada pazarlar, dükkanlar, bezazistan ve çarsilar gece olunca dahi açik tutuldu. halk, derhal her gün birbirlerine ziyafetler çekerek eglendi.

Bu arada, daha öncelikle ıı. Bâyezid döneminde feth edilmis olan Mora yarimadasindaki Koron kalesi, Osmanli hükümdarinin Alman seferiyle Sarlken`i aradigi sirada ona intisab etmis olan Andrea Doria komutasindaki filo tarafindan bir hile ile alinmisti. Kalenin alinmasindan sonra ıç kaleye Frenkler, dis kaleye de yerli Rumlar yerlestirilmislerdi. Bu durumda, burasi birlikte müdafaa edilecekti. Koron`dan sonra Patras ve ınebahti da ele geçirilmisti. Alman seferi sonunda ıstanbul`a gelen Avusturya elçisi Cornelius, bu yerleri koz şekilde öne sürecek ve sayet Macaristan kralligi Ferdinand`a verilirse Koron kalesi ile Afrika sahilinde Barbaros`a ait olan Arcel adasinin iade olunacagini bildirmisti. Bu teklife Vezir-i A`zam ıbrahim Pasa`nin cevabi ” Biz, harple almayi tercih ederiz” olmustu. Nitekim, Semendire Sancakbeyi olan Bâli Beyzâde Mehmed Bey`in Mora Sancakbeyligine atanmasi ile 940 Ramazan (l534 Mart) tarihinde burasi tekrardan ele geçirilmistir. Peçevî, Mehmed Bey`in Koron kalesini ele geçirisini su ifadelerle günümüze ulastirir: ” Kalenin içinde, birisi Frenk, ikincisi o bölgenin âsi Rumlari, digeri de inatçi Arnavutlar olmak üzere üç kisim kâfir vardi. Sancakbeyi, her birine ayri ayri va`dlerde bulunup kolaylik göstermek suretiyle (istimâlet) aralarina anlasmazlik soktu. Böylece, bir kismi, köyleri talan etmek üzere disari çikan kâfirleri kirar. Bundan sonra kâfirler iki gruba ayrilirlar. Dis kaleyi ellerinde tutan Rum ve Arnavutlar, burayi Mehmed Bey`e teslim ederler. ıç kaledeki Frnekler de canlarina emân verilmek sartiyla savas yapilmadan teslim olurlar.”4. Osmanli – Avusturya Barisi ve Sonuçlari Osmanli seferleri karsisinda bunalan ve kardesi Sarlken`in yardimi yardımı ile ayakta kalabilen Ferdinand`in, Macaristan Krali olabilmek için giristigi tüm tesebbüsler, herzaman bosa gidiyordu. Osmanli Devleti`nin Jan Zapolyai`yi tutmasi, onun bu emeline ulasmasina mani oluyordu. Bati Avrupa`da görülecek bir takim isleri bulunan Alman ımparatoru`nun tavsiyesi üzerine Ferdinand, Osmanlilarla anlasmaktan baska çare bulamamisti. Bu sebeple o, ıstanbul`a elçi göndermisti. Ferdinand`in müracaati, Osmanlilarin da isine gelmisti. Zira Macaristan üzerine yapilan seferler büyük masraflara sebep oldugu benzeri yalnızca bu tarafla ugrasilmasi, memleketin dogu hududlarinin ihmal edilmesine sebep oluyordu. Bu durum, doguda bazi olaylarin çikmasina da sebep oluyordu. Nitekim Sah ısmail`in l524 yilinda meydana gelen vefati üzerine yerine geçen oglu Tahmasb Han, Dogu Aanadolu`da yikici bazi faaliyetlerde bulundugundan iki devlet arasinda bazi hâdiseler cereyan etmisti. Bu sebeple Osmanli Devleti Ferdinand ile bir barisa sicak bakiyordu.

l4 Ocak l533`te Pâdisah tarafindan kabul edilen Avusturya elçilik heyetinden, kesin bir baris için Ferdinand`in itaat alâmeti şekilde Estergon kalesinin anahtarlari istenmistir. Kanunî, ancakbundan böyle barisa riza gösterebilecegini ima etmisti. Bundan baska 5 veya 7 senelik bir sulha hazir oldugunu da bildiren Kanunî, Estergon (Esztergom Gran) kalesine karsilik Macaristan`daki bazi kaleleri de verebilecegini belirtmisti. öyle anlasiliyor ki, iki taraf arasinda geçen görüsmeler, epey çekismeli olmaktaydi. Nitekim Kanunî`nin bu sartlarini bildiren mektubu ile Avusturya elçisinin yanina katilan bir Osmanli elçisi, l Subat l533`te Ferdinand`a gönderilmisti. Hammer`in ifadesine göre Viyana sehrinin gördügü bu ilk Osmanli elçisi, büyük bir tantana (merasim) ile kabul edildi. Ferdinand, elçiyi sirmali kumasla süslenmis bir taht üzerinde oturmus oldugu ve basinda kiymetli bir tac bulundugu durumda kabul etti. Mütareke sartlari, Bohemya`lilari epey korkuttu. ama Ferdinand, Gran anahtarlarinin istenilmesinin sadece bir baglilik isareti oldugunu belirtmeye çalisti. 29 Mayis`ta Estergon (Gran )`un anahtarlari ile Ferdinand`in iki mektubunu getirecek olan elçi Cornelius, Osmanli elçisi ile ıstanbul`a devinim eder. Böylece çavus (Osmanli elçisi) elverisli bir cevapla arka gönderilmis oluyordu. ıstanbul`da yapilan görüsmeler ise 22 Haziran l533`te antlasma ile sonuçlanmisti. Bu antlasmaya göre Ferdinand, Macaristan üzerindeki veraset iddialarindan vaz geçecekti. sırf Macaristan`da fiilen hakim oldugu topraklar kendisine ait sayilacakti. Elindeki bu topraklar için de her yil 30.000 altin verecekti. Ayrica protokol geregi Ferdinand, Osmanli Vezir-i A`zami ıbrahim Pasa ile müsavi (esit, denk) sayilacakti. Kaynaklar, elçilerin Pâdisah`in huzurunda yaptiklari konusma hakkinda dikkat çeken bilgiler vermektedirler. Buna göre Pâdisah`in huzuruna kabul edilen elçiler, ıbrahim Pasa`nin kendilerine verdigi tâlimat dairesinde konusarak, Sultan`a “Oglun Kral Ferdinand, senin m.�lik oldugun seyleri kendi mali ve kendisinin sahip oldugu memleketleri senin mülkün addeder, nedeni ise o, senin oglundur” dediler. Buna karsilik Pâdisah, oglu Ferdinand`in dostlarinin dostu ve düsmanlarinin düsmani olacagini bildirir. Bu antlasmadan sonra Ferdinand ile Zapolyai`nin hâkim olduklari yerler, bir sinir hatti ile Osmanli temsilcileri nezâretinde belirlenecekti.

Bu antlasma geregince biri dogrudan dogruya Osmanli Devleti`nin himayesi altinda Jan Zapolyai`ye, digeri de vergi vermek sartiyla Ferdinand`a ait iki Macaristan ortaya çikiyordu. Bu antlasma, Macaristan meselesini bir müddet için halletmis ve Osmanlilarin dogu proplemi ile ilgilenmelerine firsat vermisti.

Görüldügü bu gibi Osmanli kilicindan gözü yilan Ferdinand, Macar tahti üzerindeki hakkini da kayb ederek baris arzulamak durumunda kalinca, Orta macaristan`da kendisine birakilan bir kalenin idaresine razi şekilde protokol geregince Pâdisah`a “Pederim”, Vezir-i A`zam`a da “Birâderim” diye hitab etmek durumunda kalir. fakat yillarca sonra Zapolya`nin ölümüyle taht vârisi küçük Sigismund`u tanimak istemeyerek yine ayaklanacak ve ana Kraliçe ısabella`nin yine Osmanlilari yardima çagirmasiyle, Macaristan`in durumu tekrar gözden geçirilerek Budin tam olarak Osmanli idaresine geçecektir.

Jan Zapolyai`nin l540 yilindaki ölümü üzerine Macaristan isleri tekrardan karismaya baslar. Zapolyai`nin esi kocasinin ölümünden önce bir erkek çocuk dünyaya getirmisti. Kraliçe ısabella (ya da Elizabet), ıstanbul`a bir elçilik heyeti göndererek oglu Sigismund`un Macar Krali olmasi istirhaminda bulunmustu. Bu istirham üzerine Osmanli Devleti, kendisine teminat vermisti. fakat, Zapolyai`nin öldügünü duyan Ferdinand ile Sarlken`in kuvvetleri, Budin`i muhasara ederler. bununla beraber herhangi bir basari elde edemezler. Bu hal karsisinda Macaristan`a yeni bir sefer yapilma mecburiyeti dogar.

Osmanli hükümdari, l54l senesinin ılkbahar`indaki hareketinden önce, Budin`in Ferdinand`in eline geçmemesi için derhal Rumeli Beylerbeyi, arkasindan da üçüncü vezir Sokullu Mehmed Pasa`yi üç bin yeniçeri ve süvari kuvvetleriyle yollar. Bundan sonra da bizzat kendisi sefere çikar. Budin`i kurtarmaya giden kuvvetler, bir aydan fazla ugrastiklari durumda düsmani tarda (kovmaya) muvaffak olamamislardi. Bu arada Budin`i almaktan ümidini kesen ve soylu ordunun yaklasmakta oldugunu duyan Ferdinand kuvvetleri, bir gece gizlice kaçmak istedilerse de muvaffak olamayarak tamamina yakin bir kismi imha edillir. Ordugâhlari da Türklerin eline geçer. Baskomutanlari olan Rokendorf yakalanarak Komaran mevkiinde öldürülür. Pâdisah`in komutasindaki ordu Budin`e yaklastigi sirada böyle basarili bir haber alinir.

Bu savas esnasinda Avusturyalilar, ordugahlarinin etrafina hendekler kazip manialar koyduklari ve “ıstabur – Tabur” bayağı verilen istihkâmlari yapmislardi. Macarlarca bu tahkimata verilen “Tabur” bayağı, tarihlerimizde “ıstabur” seklinde anlatım edildiginden, Kanunî`nin bu dördüncü Macaristan seferine “ıstabur seferi” adi verilmistir.

Budin`e gelindikten sonra küçük kral, Pâdisah`in sehir disindaki karargâhina getirilir. Daha evvela verilen karar geregi piyade kuvvetleri Budin`e girerler. Kraliçeye küçük Kral Sigismund büyüyünceye kadar Budin`in Türk idaresinde kalacagi söylenir. Sigismund, altin ve lâciverd damgali ahidnâmt. ile kendisine nâib olan annesiyle birlikte Zapolyai`nin eski beylik mahalli olan Erdel (Transilvanya )`e gönderilir.

Bu ugulama ile daha önce Zapolyai`nin idaresinde bulunan Macaristan dogrudan dogruya Osmanli topraklarina ilhak olunup 10 iki sancaklik Budin Beylerbeyligi tesekkül ettirilmis oldu. Bu Beylerbeylige de Bagdad Valisi olup aslen Macar olan Süleyman Pasa tayin olunur. Bundan sonra Macaristan`da derhal arazi tahriri yaptirilmistir. Böylece Macaristan, Osmanlilara, Ferdinand`a ve bir de Erdel`de Sigismund`a ait olmak üzere 3 kisma bölünmüs olur.

Böylece, bir buçuk asir Türk hâkmiyetinde kalacak olan Macar topraklarinin yönetimi hususunda son derece akillica devinim eden Osmanlilar, Budin`e tayin edilecek Pasalari devamli şekilde birinci derecede degerli kimseler arasindan seçiyorlardi. Onlar, bu insanlarin hem muktedir bir serdar, hem siyasî kuvveti olan bir diplomat, hem de ahlâkça son derece mazbut, mert, dürüst ve faziletli kimseler olmasina bilhassa dikkat ediyorlardi.

Artik Osmanli idaresinde gelisme imkâni bulan bir Macar medeniyeti ve bu medeniyet ile yaris ve baris şeklinde olan bir Müslüman Türk dünyasi, ayni cografya üzerinde yasiyorlardi. Bir taraftan Macarlar`dan devr alinan kültür ve uygarlık mirasi diyebilecegimiz eserler muhafaza edilirken, bir taraftan da sehrin bir Müslüman Türk ülkesi haline gelmesi için garet sarfedilmistir. Bu gayret hareketi, sür`atle inkisaf etmistir. Böyece Budin, sima yila varmadan saraylar, câmiler, mescidler, medreseler, sebiller, türbeler, tekkeler, imâretler, köprüler, hanlar, çarsilar, pazarlar, ziyâret ve mesirelerle tipik bir Müslüman Türk beldesi oluvermisti. öyle ki, Macar topraklarindan fiskirircasina bu kültür ve uygarlık müesseselerinin yalniz isimleri üzerinde durup düsünmek dahi idarî, askerî, ictimaî, hukukî ve kültürel metre�nada sâbit olmus Türk kasesini göstermeye kâfidir. öyle anlasiliyor ki Osmanlilar, Budin`i mühim bir merkez olarak kabul ediyorlardi. özellikle ıla-yi kelimetullah için burayi hem maddî görüntü şekilde hem de metre�nevî bakimdan bir ıslâmt.sehri haline getirmeyi önemli ve vazgeçilmez bir hedef olarak görüyorlardi. Bu sebepledir ki, l54l`de Osmanli Devleti`ne ilhak olunan Macaristan topraklari, vaktiyle pâyitahtlik etmis sehirler benzeri (Bagdad, Misir), devletin en önemli beldelerinden birisi sayilan Budin merkez olmak üzere, yeni bir eyâlet teskil edilmis ve tüm diger eyâletler bunun gibi bir beylerbeyinin idaresi altina konulmustur. Bu sebeple Budin beylerbeyi olan pasanin protokol bakimindan ciddi bir yeri bulunur idi. Koçulu kayiga binmek, rikâbta peyk ve solak yürütmek ve bazi tevcihatlarda bulunabilmek selâhiyetine sahip olmak ilk akla gelenler olarak belirtilebilir. Nitekim Budin Beylerbeyligi uhdesinde kalmak üzere 1574 yilinda vezir olan Sokullu Mustafa Pasa`ya gönderilen hükümde kendisinin, eskiden oldugu benzeri mahlûl timar tevcihi, hisar müstahfizlari ve kethüda noktayı tayini haklarina sahib oldugu açik bir ifade ile belirtilmistir.(BOA. metre. nr. 26, s. 97.) Budin beylerbeyileri, meydana istikbal mühim hudud muharebelerinde toplanan kuvvetlere komutan olarak tayin edilir. Bu arada civar eyâletlerin komsu devletle olan ihtilaflari, diger mahallî makamlar tarafindan bir çözüme baglanamazsa o zaman Budin beylerbeyinin hakemligine müracaat olunurdu. Bundan baska, Budin`deki Pasa Sancagi haslarinin miktari, buradaki cebelîler ile diger görevlilerin sayisi da bize Osmanlilar tarafindan bu eyâlete ne denli önemin verildigini göstermektedir.

tüm bu gelismelerden sonra Kanunî`nin Macaristan fütûhati ile ilgili siyasetine baktigimiz zaman, onun bir tek hedefinin oldugunu görürüz. O da ilâ-yi kelimetullah için buralara gitmek ve bu vasita ile ıslâmiyeti daha uzaklara götürmektir. Gerçi özellikle zamanımızda, zaman süre, Kanu-nî`nin Macaristan ve Bati seferlerine sarf ettigi kudreti, emek, gayret ve masrafi tenkid edilerek bu gücün, ıran ile Türkistan taraflarina, baska bir ifade ile Türk ve Müslümanlarla meskûn sahalara harcanmasi ve bu sayede bunlarin mühim bir kisminin tek bir bayrak altinda toplanmasina çalismasi daha iyi olmazmiydi? denilmektedir. Muhtemelen Mustafa Nuri Pasa da ayni sorulara muhatab olmus olmali ki, bu konu hakkında aşırı güzel ve detayli bilgiler vermektedir. M. Tayyib Gökbilgin de kaynak belirtmeden büyük ölçüde bu görüsleri aynen kullanarak bu tenkidlere söyle yanıt verir:

a) O dönem, günümüzden oldukça uzaktir. Binaenaleyh o devrin zihniyeti ile deger ölçülerini tam olarak ve dogru bir sekilde kavramak olası olmayabilir. Bunun içindir ki, tarih ilmi ile ugrasanlar, ilgilendikleri çağın olaylarini incelerken olası mertebe o günün sartlarini, anlayislarini, fikir ve düsünce akimlarini hesaba katmak zorundadirlar. ancak bu sâyede dogruya yakin bir neticeye ulasabilirler.

b) Gerek Arap, gerekse diger Müslüman devletlerden zapt edilen topraklari, uzun süre idaresi altinda tutmayi basaran Osmanli Devleti, bir m.�nada bu basarisini muazzam bir disiplin altinda yetistirdigi askerî gücüne borçludur. halbuki bu ordunun kaynak ve çekirdegini “devsirme” dedigimiz sistemle gayr-i müslim tebeanin çocuklari teskil ediyordu. Devlet, Avrupa seferlerinde kayb ettigi nüfusun çok daha fazlasini bu yolla almak ve onlari müslümanlastirmak şekli ile kendi nüfusuna katarak kazançli çikiyordu. Bu sistem sâyesinde hem Kur`an`a muhalefet edilmiyor, hem de savaslarda ölen ya da yaralanmak şekli ile savasamayacak duruma gelen kendi asil Müslüman nüfusunu korumus oluyordu. Böylece Osmanli Devleti, ıslâmetrein intisarini (yayilmasini) saglamis oluyordu. oysa elde edilen Müslüman ülkelerin çocuklari için böyle bir sey söz konusu olamazdi. Bu bakimdan Osmanli, Bati Hiristiyan dünyasi ile savasmakla dinî m.�nada daha kârli çikmis oluyordu.

c) Cihâdin faziletlerini de burada zikr etmek gerekir. Müslüman olmayan bir devletle cihâd yapmanin, diger yerlerdeki bu gibi olmayip çok aşırı hayirli ve sevapli bir mücadele olmasi. Gerçekten, ilâ-yi kelimetullah için yapilan bir mücadele, baska bir ifade ile ıslâm.in sesini, bundan haberdar olmayan yerlere ulastirmanin ne kadar hayirli bir is oldugu gerek Kur`an-i Kerim`de, gerekse Hz. Peygamber`in hadislerinde açikça belirtilmistir. Bu sebeple Müslümanlar, cihâdla ilgili müjdelere nail olmak için devamli olarak Müslüman olmayanlarla mücadeleye ciddiyet vermislerdir.

d) Ganimet elde etme arzusu. Fethedilen memleketlerin maddî imkânlarindan istifade etmenin de bu konuda etkisi düsünülebilir. Bu düsünce bir bakima dogrudur. nedeni ise savasmak isteyen bir devlet ve ya ordunun paraya ihtiyaci olacaktir. Bu da nisbeten zengin yerlerden elde edilebilmektedir. Orta Avrupa ve Macaristan için sefer yolu hem kisa, hem de ulasilmasi bakimindan kolaydir. bütün bunlara ilaveten sunlari da söylemek olası:

XVı ve hatta daha sonraki asirlarda günümüzde oldugu benzeri milliyet mefhumundan söz edilemez. Bu bakimdan Türklük diye bir sey de pek düsünülmüyordu. Binaenaleyh Türkmenistan`daki Türklerle bir birligin saglanmak istenmesi, milliyet bakimindan degil, onlarin da Müslüman ve özellikle Sünnî olmalarindan dolayi olabilirdi.

O zamanki Safevîler ıran`inda Siî Mezhebi hâkimdi. Etnik bakimindan bunlarin büyük bir ekseriyeti Türk ve Türkmen kabilelerinden (Kaçarlar, Afsarlar, Türkmenler vs.) olmakla birlikte, mezheblerinin farkli (Siî) olmasi onlari, Osmanli Türklerinden derin bir uçurum ile ayiriyordu. Nitekim hem Sah ısmail, hem de oglu Sah Tahmasb Türk idiler. ayrıca ıranlilik adina, Siî Mezhebi savunuculari olarak Sünnî Osmanlilarla kiyasiya mücadele ediyorlardi. Binaenaleyh bir birlik söz konusu olamazdi. Safevîler, Keyhüsrev`lerin, Dârâ`larin tahtinda âdeta eski ıranliligi temsil ediyorlardi.-

bütün bu ifadelerden anlasildigina göre Kanunî Sultan Süleyman, ıslâm.birligine zarari dokunacak ve onu tehlikeye sokacak bir harekette bulunmadiklari müddetçe, Müslüman devletlerle ugrasmayi pek istemiyordu. Zira böyle bir ugrasma, ayni dine mensub insanlari birbirlerine düsürecek, bu da ıslâmt.ümmetinin zayiflamasina neden olacakti. Keza böyle bir savasta cihâd da söz konusu olmayacakti. Zira cihâd, gayr-i müslim devletlere karsi yapilan bir mücadele idi. Bu sebeple Kanunî, Müslüman Dogu ile ugrasmak yerine, Hiristiyan Bati ile ugrasmayi yeglemisti. bununla beraber ıslâmetrebirligini tehhlikeye düsürecek ya da kendi topraklarinda Sünnî ıslâm.akidesi yerine, Siî akideyi yerlestirmeye çalisanlara karsi harekete geçmekten de çekinmemistir. Nitekim Siî Mezebi akidesini yerlestirmeye çalisan Safevî ıran`la yapilan muharebeler ve bu muharebelerin basariya ulasip zaferle sonuçlanmasi için bas vurulan çareler bunu göstermektedir.5. l543 Macaristan SeferiBudin`den dönen ve kisi Edirne`de geçiren Kanunî, ıstanbul`a geldiginde Ferdinand`in elçileri gelerek eski isteklerini tekrarladilar. Buna göre Avusturya elçisi, Macaristan`in terk edilip kendilerine verilme karsiliginda senede l00.000 duka altin vergi vermeyi taahud ediyordu. ama Osmanli Pâdisahi Kanunî böyle bir teklife sicak bakmadigindan elçi, 9 Ekim l542`de arka dönmüstü. Bu arada Ferdinand, degisik milletlerden mütesekkil ve takriben 80.000 kisilik bir ordu topamis bulunuyordu. Ferdinand`in bu büyük hareketini Fransiz elçisi vasitasiyle haber piyasa Osmanlilar, Budin`e yardim göndermek için hemen hazirliklara baslarlar. Tuna`yi takiben Peste önlerine gelen bu büyük ordu, 8.000 kisilik bir kuvvet tarafindan müdafaa edilen kaleyi muhasara altina alir. Osmanli kuvvetlerine göre sayica kat kat üstün olan bu ordu, yedi günlük bir kusatmadan sonra Kanuni`nin büyük bir ordu ile gelmekte oldugu haberini alinca bozguna ugrayip geri çekilmek mecburiyetinde kalir.

Peste muhasarasinin duyulmasi üzerine lüzumlu hazirliklarini tamamlayan Kanunî Sultan Süleyman, yaninda oglu Sehzâde Bâyezid oldugu halde 18 Muharrem 950 (23 Nisan 1543)`de ıstanbul`dan Macaristan üzerine devinim eder. Bu sirada önden gönderilen Osmanli kuvvetleri ile hudud beyleri, Pojega civarindaki bazi kaleleri , Nana ve Valpo benzeri mühim iki kaleyi zaptettikten sonra Siklos`u kusatirlar. Bu siralarda ösek`e gelmis bulunan Kanunî, Siklos`un kusatilmasina yardima gider. Böylece kale 8 Temmuz l543`te alinir. Bu arada Pecs (Peçuy) sehri de teslim olmustu. Bundan sonra Kanunî Budin`e gelir. lüzumlu malzemelerin yetismesi üzerine daha önce Osmanlilar tarafindan feth edilen ve bilahere yine Avusturyalilar tarafindan zaptedilen Estergon üzerine varilir. Kusatma altindaki kalenin müdafileri teslim teklifini kabul etmediklerinden siddetli bir muharebe baslar. Dayanamayacaklarini anlayan kaledekiler, bir heyet göndererek l0 Agustos l543`te teslim olurlar. Estergon`un fethi ile sonuçlanan bu seferde Ferdinand`in elinden eski Macar kirallarinin merkezi olan Gran (Estergon) ve Budin`in cenup – batisinda Macar kirallarinin kabirlerinin bulundugu ıstoni Belgrad (Stulvaysenburg) ile Drava nehri üzerindeki Valpo, Siklos ve Tata benzeri yerler alinir. Böylece bu harekât sonucunda Budin`in emniyeti için civardaki kalelerin zapti ve eyalete ilhaki gerçeklesmis olur. Kanunî, ıstanbul`a dönüs sirasinda Saruhan sancakbeyi olan oglu Mehmed`in Manisa`da vefat ettigi haberini alarak büyük bir üzüntü ile sarsilir. Bu yüzden mateme bürünür. ıstanbul`a gedikten sonra da oglunun nâsinin Manisa`dan ıstanbul`a getirilmesini emrederek l8 Saban`da Bâyezid Camii`nde tüm ıstanbul halki ile beraber cenaze namazini eda eder. gene Pâdisah`in komut ve umudu üzerine cenaze, Sehzade Camii yanindaki hazireye defn olunur. Kanunî`nin zafer sevincini yasayamamasinin sebebi olan Sehzâde`nin ölümü ile alakalı vesika, onun ölümünü su ifadelerle nakleder: “Sehzâde-i saidu`l-baht Sultan Mehmed, Estergon Belgrad ve nice kal`alar fethi için müjdegâneye gelen aga ki, sene 950 ve Saban`in gurresinde (ilk günü) vaki olan çarsamba günü gelüp donanma oldugu gün hasta olup alti gün sahibfiras (yatakta yatip) yedinci sülesa (Sali) gecesi fevt olup azim yas olup mah-i mezburun (belirtilen ay) dokuzuncu çarsambasi günü Lala Pasa, Defterdar ıbrahim çelebi ve nice agalar ıslambol`a maiyyetin alip gittiler. ”

bütün çabalarina ragmen Osmanlilarla basa çikamayacaklarini anlayan ve her seferde ellerindeki mühim sehir ve kalelerin bir kismini kayb eden Ferdinand ile Sarlken, baslangiçta bir mütareke, daha sonra da bes yillik bir baris antlasmasi yaparlar. Haziran l547`de bes yil için imzalanan bu muahede (antlasma), bir mütareke mahiyetinde kalir. Zira meydana çikan Erdel hâdisesi, harbin tekrardan baslamasina neden olur.

Daha öncelikle de münasebet edildigi gibi Erdel Kiraliçesi yani eski Macar Kirali Jan Zapolyai`nin zevcesi ızabella, Osmanlilarin himayesinde idi. Kiraliçenin maiyetindeki müsavirlerden bir tanesi Ferdinand taraftari olup Erdel`in buna verilmesine çalisiyordu. Bu hale vâkif olan Osmanli Devleti, Ferdinand`i tehdid ettiyse de Ferdinand buna aldiris etmez. Zira bu siralarda Osmanli ordusunun ıran seferinde oldugunu bildiginden kendisine bir sey yapamayacagindan emindi.

Kanunî, Avusturya kuvvetlerinin Erdel`e girdigine kani olunca Avusturya elçisinden durumu sordurtarak onu haps ettirdigi bunun gibi Rumeli Beylerbeyi Sokullu Mehmed Pasa`yi Erdel üzerine yürümekle görevlendirmisti.

10 Temmuz l55l`de Sofya`dan areket eden Sokullu, bir müddet sonra 7 Eylül`de Slankamen`den ayrilarak Beçe önlerine gelip burayi ele geçirir. Ayrica, Beçkerek ve çanad`dan baska oniki kaleyi daha zaptederek Osmanli hâkimiyetine şimendifer. Lipva`yi da kolaylikla ele geçirdikten sonra Timisvar`i kusatir. lakin iklim sartlarinin müsait olmamasi üzerine Belgrad`a döner.

Sokullu Mehmed Pasa`nin çekilmesi üzerine Avusturya ordusu Erdel`e girerek lipva`yi arka aldigi bunun gibi Segedin`i de muhasara eder. Bu sirada Segedin sancakbeyi olan Mihal oglu Hizir Bey`in iç kaleye kapanip, Budin Beylerbeyi olan Hadim Ali Pasa`yi keyfiyetten haberdar etmesi üzerine Segedin önlerine gelen Ali Pasa, Avusturya ordusunu imha etmisti.

ıki taraf arasindaki savas 970 ( 1562 ) yilina kadar sürer. Bu tarihte Ferdinand, Busbecq adindaki elçisini anlasmak üzere ıstanbul`a gönderir. yine bu sirada Sarlken`in çekilmesinden dolayi Ferdinand bes seneden bu güne kadar Alman ımparatoru bulunuyordu. Böylece en son olarak Ferdinand, Erdel (Transilvanya)`den vaz geçmis ve eskisi bu gibi elinde bulunan Macaristan için 30.000 duka altini kabul ile sekiz senelik bir muahede imzalamisti(l562).altı. Bogdan SeferiBogdan, ıı. Bâyezid döneminden bu yana Osmanlilar`a bagli bir voyvodalik haline getirilmisti. Bogdan voyvodaligi, Kili ve Akkirman kaleleri alindiktan sonra siki bir sekilde devletin nüfuzu altina girmislerdi. Bunlar, yarim asirdan daha çok bir zaman devleti ugrastiracak hareketlerde bulunmamislardi. Her ne kadar voyvodalik süre süre vergisini vermekte ihmal göstermisse de buna ıran, Misir ve Macaristan seferleri münasebetiyle göz yumulmus ve sırf ikaz ile iktifa edilmisti.

Kanunî, Macaristan seferi sirasinda Voyvoda Petru Rares`e bir berat göndererek, burayi onun idaresine birakmisti. Voyvodalik, her yil Osmanli Devleti`ne 4000 duka altin, 40 kisrak ve 20 tay göndermekle yükümlü tutulmustu. Bunun içindir ki Voyvoda Petru Rares, Viyana seferi esnasinda orduya elçisini göndererek sadakatini te`yid ile bu seferinden avdette de vergisi olan 4000 duka altin ile 40 kisrak ve 20 taydan ibaret olan vergisini bizzat takdim etmisti. Hammer, Rares`in Osmanlilar`a getirdigi vergiler konusu ile onun, Kanunî tarafindan karsilanisi ve kendisine yapilan muameleyi su ifadelerle nakletmektedir: “Sultan Süleyman, Viyana`dan dönüsünde kararlistirilan hediyeleri bizzat Rares`ten alarak karsiliginda bir samur kürk (vezirlere mahsus elbise), iki tug (sancakbeyi alâmeti), bir kuka (yeniçeri ortabasilarinin serpusu) armağan eder.”

Petru Rares, Kanunî`nin teveccühüne mazhar olmakla birlikte hariçten yapilan tesirlerle gizlice Osmanli Devleti`nin aleyhine çalismaya baslamisti. Nitekim gizlice Ferdinand ile muhabere ve müzakerelere baslamis bulunan Petru Rares, o siralarda karisikliklar arasında bulunan Erdel`e tecavüz ettigi gibi, Zapolyai`ye karsi Ferdinand ile gizlice temasa geçmisti. Bundan baska göndermekle yükümlü oldugu vergileri de göndermemeye baslamisti. Keza, Osmanli Devleti`nin o taraflardaki mutemed adami olup Osmanlilar`a bagli bir hükümet kurmak üzere Erdel`e gönderilmis bulunan Venedikli Gritti`yi de öldürtmüstü.

ıste Rares`in bu neviden faaliyeteri ve Lehlilerle iyi geçinmeyip onlar tarafindan voyvodanin azledilmesi hususunda vaki olan müracaatlar sonrasi Kanunî l538 Mayis`inda Bogdan üzerine yürümeyi kararlastirir. fakat bu kararini gizli miktar. Barbaros`un donanma ile denize açildigi (7 Temmuz)`nin ertesi günü ıstanbul`dan devinim eden Osmanli ordusu, Edirne`ye ulasip oradan devinim ettigi zaman Kanunî “Seferimiz Bogdan üzerinedir” diyecektir. Ordu, Sultançayiri denen mevkide iken Rares`ten gelen bir elçi, emre itaat edilecegini bildirmis, lakin Kanunî, ona verdigi mektupta, Rares`in hirçirlik ve azginliga son vermesi ve gelip itaat arzetmesi şeklinde ona karsi merhametli davranacagini bildirmisti. bununla birlikte alinan haberlerden Rares`in içten olmadigi anlasilmis oldugundan sefere devam edilmistir. Osmanli ordusunun harekâti karsisinda dehsete düsen Rares, Transilvanya içlerine dogru kaçmaktan baska bir çare bulamamisti. Osmanli ordusu ise matem sehrini yakip yiktigi gibi l6 Eylül l538`de Voyvodanin merkezi olan Suceva sehrini de alir. Bu sehrin fevkalade müstahkem bir kalesi olmasina ragmen sehir halki, mukavemet edemiyecegini anladigindan, kale anahtarilarini getirip Osmanli kuvvetlerine teslim eder. Bunun üzerine Kanunî, sehirde genel af duyuru ederek beylerin kendi aralarindan bir voyvoda seçmelerini ister. Seçilen voyvoda ise Kanunî tarafindan intihab olunur ki bu, muhtemelen Petru Rares`in kardesi olan Stefan Lacusta`dir. Kanunî, bu yeni voyvodaya bir de berat verir.

Bu seferin sonunda Osmanlilar, Prut ile Diniester nehirleri arasinda kalan bölgeleri ellerine geçirmislerdi. Elde edilen bu yerler, bir sancak haline getirilmisti. Bundan baska yiktirilan Kili kalesi tekrardan insa edilmis, Akkirman ise müstahkem bir hâle getirilmisti. gene bu esnada Bender sehri de ele geçirilmisti. Bogdan meselesinin hallinden sonra Osmanli ordusu arka dönmüs, sefere katilmis bulunan Kirim Hani Sahib Giray`a da geri dönme izni verilmisti. Osmanli ordusunun dönüsünden sonra, beylerin seçtigi ve Kanunî`nin göreve getirdigi yeni voyvoda ile yeni idareciler, vaziyete hâkim olamazlar. Bunun üzerine Kanunî Sultan Süleyman, Rares`i ıstanbul`a çağrı ederek ikinci defa voyvodaligi ona verir.

ANADOLU`DAKı ıç ıSYANLAR

Kanunî çağının mühim iç olaylarindan bir tanesi de Bozok bölgesinde ortaya çikan Siî karekterli iç isyanlardir. Bu isyanlardan birisi, Kanunî`nin, Mohaç seferine çikip Budin`e dogru ilerlemekte oldugu bir sirada patlak vermisti. genel olarak bu isyanlar, Safevîlerin, ıı. Bâyezid ile Yavuz Sultan Selim devirlerinden bu yana Anadolu`daki tahrikleri sonucunda Siî temayüllü Türkmen gruplarinin çikardiklari isyanlarin devami mahiyetinde idiler. Yavuz Sultan Selim devrinde siddet ve güçlükle teskin edilebilen Safevî propagandasi, Sah ısmail`in oglu Tahmasb`in tahta geçmesi ile yine hiz kazanir. epey bir genis cephelerde cereyan eden bu isyanin baslica kiskirticisi ve müsebbibi, Safevîlerin mezheb organizasyonuna bagli şekilde yürüttükleri, sistemli propaganda ile gizli ve isyankâr faaliyetleri idi. Bunlar tek merkezden yönetim edilmektedir ve her tarafta, neredeyse her süre görülebilecek mahallî bazi haksizlik ve uygulamalar büyütülerek , türlü sekillerle muayyen zümreler tahrik ediliyordu. Bir çok yerde birden patlak sağlayan ve bir plan dahilinde oldugu, müsterek hareketlerinden anlasilan bu başkaldırı tesebbüslerinin Safevîler tarafindan yönetim edildigini gösterecek pek çok fazla sebep vardir. Osmanli Devleti`nin, Budin`deki harple mesgul olmasi, ıran`i harekete sevketmisti. Böylece ıran, Sarlken ile Ferdinand`a yardim etmis oluyordu. ısyan hareketini büyüten islerin basinda, yapilan ıran propagandasi ile birlikte timar ve tahrir itibarıyla gayr-i memnun bir sinifin ortaya çikmasiydi. Nitekim Bozok sancagi tahriri esnasinda tahrir memurlarinin yaptiklari haksizlik, kisa sürede bölgede bir ayaklanmaninin baslamasina neden olmustur.

Bu ayaklanma, Süglün Koca ve oglu Sah Veli ile Safevî halifesi (ajani) Zünnûn adli kimselerin birlesmek suretiyle etraflarina Bozok Türkmenlerini toplayarak harekete geçmeleri ile baslamisti. Onlar, bölgede bulunan Müslihiddin adindaki kadi, onun katibi Mehmed ve Hersekzâde Ahmed Pasa`nin oglu olan Sancakbeyi Mustafa Bey`i öldürürler. Beyleri Sehsuvar oglu Ali Bey`in ölümünden dolayi kirgin olan Dulkadir Türkmenleri`nin katilmasiyle başkaldırı daha da büyümüs, Kayseri civarinda Karaman Beylerbeyi Hurrem Pasa`yi yenen âsiler, Tokat taraflarina hâkim olmuslardi. Nihayet Höyüklü mevkiinde sikistirilan âsilerle yapilan mücadelede (26 Eylül l526) âsilerin ele basilari öldürülmüstü. bununla beraber dagilan âsi guruhu tekrar toparlanarak ani bir saldiri ile Rum (Sivas) Beylerbeyi olan Hüseyin Pasa`yi agir yaralayip, ölümüne sebep olurar. ama güçsüz âsiler, Diyarbekir Beylerbeyisi Hüsrev Pasa`nin kuvvetleri karsisinda dagilmaktan baska deva bulamazlar.

1527`de Adana taraflarinda çikan başkaldırı ise Adana Beyi Pîrî Bey tarafindan bastirilmistir. lakin bu iki isyanin derhal akabinde, Karaman`dan Maras`a kadar uzanan bölgede büyük bir isyan daha çikar. Bu isyan hareketinin liderligini, Haci Bektas Veli sülalesinden oldugunu iddia eden ve Haci Bektas Zâviyesi Post-nisini Kalender çelebi yapmaktaydi. Sah ünvani da verilen Kalender`in, mevkii nedeni ile kisa zamanda yaninda 30 bin kisi toplanmisti. Bunlar, Siîligin iyice nüfuz ettigi, siki kayitlar yerine nisbeten serbest yasamaya alismis, devletin birtakim mükellefiyetlerinden gayr-i memnun konar göçer Türkmen gruplari idi. Kalender`in isyani haberi, Mohaç`şafak dönmekte olan Kanunî`ye ulasinca hemen tedbir alinmasi için emirler göndermis, ıstanbul`a vardiginda da Vezir-i A`zam ıbrahim Pasa`yi isyani bastirmakla görevlendirmisti. ıbrahim Pasa, üç bin yeniçeri ve iki bin sipahiden mürekkeb bir kuvvetle tenkil için sevk olunmustu.

Anadolu Beylerbeyi Behram Pasa ve Karaman Beylerbeyi Mahmud Pasa`nin eyâlet askerleri ile Cincife mevkiinde âsilere maglub olmalari üzerine ıbrahim Pasa, birtakim ön tedbirler alma geregini duyar. Bu cümleden olarak o, daha isin basinda, Kalender`in önünde maglub olan askeri, henüz harbe girmemis olan kendi kuvvetleri ile temas ettirmez. Bundan sonra sadece Kapikulu askerlerini yaninda miktar. Yenilgi haberini Dulkadir Eyâleti`nde piyasa ıbrahim Pasa, sür`atle Elbistan`a gider. Pasa, bu başkaldırı kuvvetlerinin üzerine yürüyüp bosu bosuna Müslüman kani dökmektense, siyasî tedbirlerle hareketin sebebini ortadan kaldirmak yöntemini tutarak adâlet uygulamaya baslar. Zulüm ve gadrleri görülen ümerâyi cezalandirir. Haksiz şekilde zaptedildigi görülen timarlari sahiplerine iade edip, bunlarin merkezî hükümetin rizasi olmaksızın yapildigini göstermeye çalisir. Kalender Sah`in etrafindaki kimseleri, kaçak olarak giden casuslari vâsitasiyle bundan haberdar edip, dehâlet edeceklerin affedilerek eski vazifelerine iade edileceklerini duyuru ettirir. Gelenlere iltifat göstererek âsinin etrafindaki Türkmen asiretlerini kendi tarafina çeker. Sadrazamin bu sekildeki âlisan davranisi, Kalender Sah`in etrafindaki kuvvetlerin derhal çözülmelerine neden olur. Böylece o, Dulkadir Türkmenleri`ni kazanarak onlarin, Kalender`in yanindan ayrilmasini saglar. Bunun sonucu şekilde kuvvetleri büyük ölçüde düşen âsiler üzerine çok aşırı itimad ettigi adamlarinin komutasinda küçük birer müfreze göndererek 22 Ramazan 933 (2l Haziran l527)`de Bas Sariz (yahut Bassaz mevkii) Yaylagi`ndaki Kalender`i ıran`a kaçmadan yakalatip basini kestirir.

ıbrahim Pasa, bu isyanin bastirilmasindan sonra ıstanbul`a döner. Bu başkaldırı hâdiseleri merkezî hükümeti ciddi tedbirler almaya sevkeder. Bunun için her tarafa tahkik heyetleri gönderilir. Bu heyetler sâyesinde halkin sikâyet ettigi konular düzeltilir. Böylece gayr-i memnunluk zorla degil, hüsn-i tedbirle giderildi ki, bu, Osmanli idaresinin karekteristik vasiflarindan birisini teskil eder. Herhalde asirlarca Devlet`in varligini devam ettirmesini saglayan prensiplerin mahiyeti bu neviden davranislar sayesinde olası olmustur.

Yukarida zikredilen isyanlardan iki sene sonra yani H. 935 (metrel529)`de Adana civarinda basina 5 bin kisi toplayan Seydi ve sonradan ona iltihak eden ınciryemez adli Kizilbas âsilerinin çikardiklari isyan da, Ramazan ogullarindan Adana Beyi Pîrî Bey tarafindan siddetle bastirilarak ele basilari ele geçirilip öldürülmüslerdi.

Anadolu`da cereyan eden bu isyanlar sirasinda ıstanbul`da Molla Kabiz adinda biri, câmilerde, Hz. ısa`nin Hz. Muhammed`den daha üstün oldugu seklindeki görüslerini, âyet ile hadisleri kendine göre te`vil ederek halka yaymaya baslamisti.

çagdas tarihçi ve devlet adami Celâlzâde Mustafa`nin “erbab-i ilimden” oldugunu söyledigi Molla Kabiz, Kanunî zamanının ilk yillarinda bir zindiklik yoluna sapmis görünmektedir. Celâlzâde`nin ifadesine göre, Molla Kabiz`in itikadina fesad gelmis, dalalet yoluna saparak harabatî bir hayat yasamaya baslamistir. Hâdiseyi yalnızca dinî münakasa degil, ayni zamanda milli bir emniyet meselesi olarak gören Osmanli hükümeti, düşünce ve görüsleri, Seyhülislâm.Kemal Pasazâde tarafindan ilmî delillerle bu fikirleri çürütülmesine ragmen, yine de iddiasindan vaz geçmeyen Molla Kabiz`i ölüm cezasina çarptiracaktir.

dönemin düşünce, düsünce ve anlayisini ortaya koymasi; gerek devlet adamlarinin, gerekse hükümdarin benzer olaylara bakisi açisindan ciddi bir hâdise olan Molla Kabiz olayina ana hatlariyla münasebet etmek gerekir.

Biraz önce belirtildigi bu gibi Hz. Peygamber aleyhinde konusan Molla Kabiz, 8 Safer 934 günü bazi kimseler tarafindan Divan-i Humayûn`a getirilir. nedeni ise o, “daire-i ser` ve edebten hurucuna ulemadan bazi sahib-i çaba kimesneler tahammül etmeyüp bi`l-fiil Server-i kâinat üzerine (s.a.s.) Hz. ısa`yi tafdil edüp mezkuru Divan-i Humayûna getirirler.” Divan`da bulunan pasalar, bu meselenin bir “ser`-i serif” isi oldugunu düsünerek olayi Divan üyesi olarak orada hazir bulunan kadiaskerlere havale ederler. Bu sirada Fenarîzâde Muhyiddin çelebi Rumeli, Kadirî çelebi de Anadolu kadiaskeri bulunmaktadır idiler. Dâvasini açiklamasi arzulanan Molla Kabiz, inandigi seyleri oldugu bunun gibi anlatinca, her iki kadiasker de gazaba gelerek katlini emrederler.

Gerek Kabiz`in, gerekse kadiaskerlerin buradaki davranislari ilgi cazibeli bir mt.�hiyet arzediyor. Kabiz, iddiasini ortaya koyduktan sonra bunu destekleyen bazi âyet ve hadisleri nakledip bunlarin açiklamalarini yapiyordu. Bu yolla delillerini ortaya koyduktan sonra, israrla dâvasinin dogru oldugunu söylüyordu. oysa, Molla Kabiz`in açiklamalari ile ilgili bazi ser`î meselelerin kadiaskerlerin hatirinda bulunmadigi anlasiliyordu. Bu sebeple her ikisinin de ser`î icaplara göre cevap vermekten âciz bulunduklari görülüyordu. Bundan dolayi itidal alternatifini terk edip gurur ve gafletin istilasina ugramislardi. Böylece bu iki kadiaskerin, isgal etmekte olduklari mevkilerin tam metre�nasiyle ehli olmadiklari meydana çikiyordu. Celâlzâde`nin ifadesine göre Molla Kabiz`in iddialarina makul yanıtlar veremeyen bu iki kadiasker, hemen katlini isterler. Buna karsilik Vezir-i A`zam ıbrahim Pasa “…bu sahsin müddeasi, ser`-i serife muhalif olup hata ise ol hatayi gösterüb…” bu konudaki süpheleri gidermek gerekir, “ser` ile cevabini verin…” kizmak ve gazaba gelmek şekli ile edeb hududlarini asan bir durum meydana getirmek bilim ve akil erbabina lâyik degildir” seklinde konustugu durumda onlar Molla Kabiz`i inandigi fikirlerden döndürecek bir sey söyleyememislerdi. Böylece Molla Kabiz`in kadiaskerler karsisindaki ilmî üstünlügünü dikkate saha pasalar, Divan`i tatil edip Molla Kabiz`i da serbest birakirlar.

ancak bu durumu, pasalarin oturdugu “tasra divanhâne üstünde” kafes arkasindan takib etmekte olan devrin hükümdari Kanunî Sultan Süleyman, vezirler huzuruna girer girmez, onlara hitab ile “…bir mülhid, Divânimiza gelüp Peygamberimiz iki cihan fahrina tafdil-i Hz. ısa eyleyüp müddeasi isbatinda ekavil-i bâtili tezyil eyleye, süphesi zâil olmayup ve cevabi verilmeyüb, niçin hakkindan gelinmedi…?” demistir. Bunun üzerine yine Divân`a getirtilen Molla Kabiz`in iddialarini çürütmek üzere zamanın mümtaz bir simasi olan Seyhülislâmt.Kemal Pasazâde ile ıstanbul kadisi Mevlâna Sa`deddin Divâna dâvet edilirler. Müfti`l-müslimîn olan Kemal Pasazâde Hazretleri büyük bir “hilm” ve “edeb” üzre Kabiz`in iddiasini sorup ögrenir. Kabiz, okudugu bâzi âyet ve hadislere dayanarak eski iddiasini tekrarlar. Bunun üzerine Seyhülislâmetreonun okudugu âyet ve hadislerin metre�nalarini açiklayip gerçegi ortaya koyar. Celâlzâde Mustafa burada su ifadeleri kullanir: ” Tamam itikadini beyan ve ayân edicek kaide-i ilmiye üzre kendisinin su-i fehm ve idrakini gösterüp süphelerini tamam izâle eylediler. Böylece adalet (gerçek) zâhir ve bâhir oldu. Bu açiklamalar karsisinda Molla Kabiz, dili tutulurcasina susmak durumunda kalir. Kaynagimizin dili ile “Kabiz`a sukût âriz olup tekellüm ve nutka mecali kalmayup melzûmt.ve mebhût oldu.” Kabiz susunca Kemal Pasazâde ayni yumusaklikla ona hitab ederek “…iste adalet ne idügü zâhir olup malum oldu, dahi sözün varmidir…” bâtil inancindan vazgeçerek “hakki kabul edermisin?” dedi. Molla Kabiz iddiasinda israr ederek bu teklifi kabul etmez. Bundan sonra Müftü (Seyhülislâm) ıstanbul Kadisi`na dönerek “fetva emri tamam oldu. Ser` ile lâzim geleni siz hükm idün…” teklifinde bulunur. ıstanbul Kadisi da, Kabiz`a hitab ile Ehl-i sünnet mezhebi üzerine, temiz inanç yoluna dönüp dönmedigini yine sorar. fakat Kabiz inancinda israr etmekte idi. Bunun üzerine katline hüküm verilmekte.

ıRAN SEFERLERı

Yavuz Sultan Selim`in vefati üzerine yeni umutlara kapilan Sah ısmail, Anadolu`daki propaganda faaliyetlerini artirdigi bu gibi Kanunî`nin tahta çikisini da tebrik etmemisti. bununla beraber Osmanlilar`in Avrupa`daki basarilari ve kendisinin ıran`daki mesguliyeti, onu zahirî bir dostuk gösterisine itmisti. Sah ısmail`in ölümü ve çocuk yastaki (onbir yasinda) ı. Sah Tahmasb`in tahta geçmesi, ıran`da karisikliklara sebebiyet vermis, bu arada Gilan hükümdari ve ıran`daki Sünnî ulema Osmanlilar`dan yardim istemisti. Kanunî`nin niyeti ise Türkistan`a varincaya kadar tüm Türk illerini bir bayrak altinda toplamak ve Kizilbas-Safevî tehlikesinin kökünü kazimakti. Bu maksatla daha Mohaç seferine çikmadan evvela Dogu`ya bir sefer yapmayi düsünmüstü. Nitekim o, Gilân Hâbazen`ne name yollarken, Sah Tahmasb`a da bir “Tehdidnâmt.” göndererek söyle diyordu:

“Niçin dergâh-i cihanpenâh ve bargah-i felek istibahimiza adam gönderub arz-i ubûdiyet ve can sipari ve izhar-i rikkiyet ve hâksarî etmedin? Bu eksik akilla tamam gururun ve daire-i dalaletten adem-i udûlun (sapiklik yolundan dönmeyisin) olmagin “insaalluhu`l-eazz ve`l-ekrem” benim dahi lahza karîb diyar-i sarka teveccüh-i humayûn ve azimet-i meymunuma metre�cib ve bais oldu. Otag-i gerdûn nitak, arazi-i Tebriz ve Azerbaycan ve belki Memâlik-i ıran ve turan vesair vilâyet-i Semerkand ü Horasan sahralarinda kurulmak mukarrer oldu.”

Avusturyalilar`la yapilan antlasma üzerine Bati`dan nisbeten emin olan Kanunî , Dogu ile mühim bir sekilde ilgilenmeye karar verir. Nihayet meydana gelen iki mühim hâdise, ıran`a harbin açilmasina neden olur.

Bunlardan birisi , Bagdad`i kazanan Zülfikar Bey`in, Osmanlilar`a müracaatla sehrin anahtarlarini ıstanbul`a göndermesi idi. Bu siralarda Osmanlilar, Viyana kusatmasi ile mesgul olduklarindan Tahmasb, tekrardan Bagdad`i ele geçirmisti. Bölgede cereyan eden bu hâdiseler, çagdas bir arastirmada teferruatli bir sekilde anlatilir. ayrıca biz, fazla teferruata girmeden olaylari kisaca vermek istiyoruz. öyle anlasiliyor ki, Kanunî`nin çikacagi ı. Dogu seferinden öncelikle, Bagdad ile Bitlis`te meydana gelen hâdiseler, ilk firsatta böyle bir seferin yapilmasini gerektiriyordu. Türkmen Musullu oymagina mensub Nohud Ali Sultan`in oglu olan Zülfikar Han, 934 ( l528 ) yilinda Kelhur Hâbazen idi. Bu sirada Bagdad Beylerbeyisi olan amcasi ıbrahim Hân`in, yaninda asker bulundurmadan yaylaga çikmasini firsat bilerek l0 Ramazan 934 ( 29 Mayis l528 ) günü bir baskinla onu öldüren Zülfikar Han, 40 gün kusattigi Bagdad sehrini öldürdügü amcasinin ogullarinin elinden alarak kendisini Bagdad Beylerbeyi ilan etmisti. Tebriz`in böyle bir oldu bittiyi tanimayacagini ve kendisini cezalandiracagini kestiren bu Türkmen Beyi, Sünnî sehir halki ile de anlasarak Bagdad`in anahtarlarini Kanunî`ye gönderdigi bu gibi onun adina Bagdad darphânesinde sikke kestirip hutbe okutmustu. Böylece buranin Osmanlilar`a bagliligini ilana baslamisti. Pâdisah, meshur Viyana seferi ile ugrastigindan, ırak`a yardimci gönderemedi. Sonradan Sah Tahmasb, bir ordu ile gelerek Bagdad`i günlerce kusatmis ve sonunda 3 Sevval 935 (l0 Haziran l529) günü, yine Muslu boyundan Ali Bey`in, Zülfikar Han ile kardesi Ahmed Bey`i uyurken öldürmesi ile, Bagdad kalesini ele geçirir. Böylece, uzak merkezinin kendiliginden Osmanlilar`a tabi olusuna ıstanbul`dan zamaninda yardim gelememesi, Pâdisahi manevî bir borç altina sokmus oldu.

ıran`a karsi harbin açilmasina sebep olan ikinci hâdise ise ıran beylerinden Ulama Han`in Osmanlilar`a, Osmanli ümerâsindan olan Bitlis Hâbazan Seref Han`in ise Safevîler`e siginmalaridir. Esasen, Osmanlilar`in Teke (Antalya) Türkmenlerinden olan ve l5ll “Sah – Kulu isyani”na katildiktan sonra Sah ısmail`in yanina kaçarak Safevîler`e iltica edip mansib alan Ulama Han, Azerbaycan Beylerbeyi şekilde ciddi bir siyasî mevkie sahipti. Bu sirada, Sah ısmail`in basveziri bulunan ve kendisi bu gibi Tekeli boyundan olan çuha Sultan`in, ısafahan`in Kendiman yaylaginda Samlu Hüseyin Han tarafindan öldürülmesini firsat bilerek kendisini vezir tayin ettirmek istemisti. Bu maksatla Sah`in yanina gitmek isterken, rakipleri onu âsi göstererek gözden düsürdüler. Samlu ve öteki Türkmen beylerinden ve bu arada Tekelülerin ezilmesinden ürken Ulama Han, kendi eyâletindeki sancaklardan Van`a gelerek, buradan, Osmanlilar`in hizmetine girecegini, Diyarbekir Beylerbeyisi araciligi ile ıstanbul`a bildirir. ıstanbul`dan gelen buyrukta, Bitlis Ocakli Beyi (ıV.) Seref Bey`in “Ulama`nin aile fertleriyle beraber Pâdisah dergâhina gönderilmesi “ne çaba etmesi bildirilmisti. Bitlis Hâbazen Seref Han vâsitasiyle ıstanbul`a gelen Ulama, kendisine delâlet eden Seref Han aleyhine birtakim sözler sarfederek, onun Sah`a meyli oldugunu söylemisti. Köszeg muhasarasindan önce huzura kabul edilen Ulama Han`a, ocaklik statüsü kaldirilarak beylerbeyilik biçimine getirilen Bitlis tevcih olunmustu. Böyle bir haberi sektör Seref Han, Sünnî olmasina ragmen Bitlis`in ıran topragi oldugunu ilan etmis ve Sah Tahmasb`dan Osmanlilar`a karsi yardim istemistir. O, Osmanlilar`in, oldukça çok Anadolu hânedanina yaptiklari bunun gibi, kendisini de atalarindan kalma topraklarindan mahrum edeceklerini saniyordu. Bunun üzerine Dulkadir ve Diyarbekir vilâyetleri askeri ile Diyarbekir Beylerbeyi olan Fil – Yakup Pasa yardimiyla Bitlis`i kusatan Ulama, Safevî ordusunun yardima geldigini duyunca Diyarbekir`e çekilmistir. Bu arada Ahlat`ta Sah`a büyük bir ziyafet çeken Seref Bey, ona agir armaganlar sunarak, kendisi de murassa kiliç kemeri ve altin sirmali kaftanla taltif edilir. Tahmasb, 20 Safer 939 (2l Eylül l532)`da ona bir ferman vererek kendisine “Eyâlet penâh” diye hitab eder.

Bu davranisi ile Tahmasb, Osmanlilar`a bagli bir uç beyligini kendi himayesine almis oluyordu. Bu hâdise, ıran`a savas açilmasina sebep olmustu. Bu, bir Osmanli toprak parçasinin baska bir devlete geçmesi demekti ki, böyle bir sey, Osmanli siyasetinin kabul edemeyicegi bir keyfiyetti. ıste bunun üzerinedir ki, ıran`a karsi bir sefer açmak elzem hâle gelmisti. Almanya`ya bas egdirilmis olmasi, böyle bir sefere imkân veriyordu. nedeni ise ıran gibi bir devletin üzerine bizzat hükümdarin gitmesi icâb ediyordu.

Yukarida belirtilen bu iki ciddi hâdise karsisinda Surhser (Kizilbas) ıran`a sefer açmayi düsünen Kanunî, daha l525 Temmuz`unda Sah Tahmasb`a gönderdigi “tehdidnâmesi”nde böyle bir fikri tasidigini ima ediyor, fakat Bati`daki isleri yüzünden buna imkân bulamiyordu. O, ıran beliyesini ortadan kaldirip, Sünnî Türkistan`la birleserek, kendisini arkadan vuran ve Avrupa`daki, yani diyar-i küfürdeki ıslâm.� ve insanî hamlesini yavaslatan köstegi kaldirmak arzusunda idi. Gerek dedesi, gerekse babasinin zamaninda meydana gelen ve Anadolu`yu isyanlarla karistiran Siîlige karsi onun düsünce ve tutumunu gösteren bir gazelini burada zikretmek istiyoruz. Bu gazel, Sultan ıı. Mahmud`un kizi Âdile Sultan tarafindan h.l308 (m. l890) yilinda ıstanbul`da bastirilmis ve dört tertip Türkçe divanindan birisi olan 236 sahifelik”Divan-i Muhibbî”, s. l20`de bulunmaktadir.

“Allah, Allah diyelüm, Sancak-i Sâhî çekelüm,

Yürüyüp her yanadan Sark`a sipahî çekelüm,

ıki yerden kusanalum gene gayret kusagin,

Bulasup toz ile topraga, bu râhi çekelüm.

Pâyimal eyleyelüm Kisveri`ni Surhser`şöhret,

Gözüne, sürme deyü dûd-i siyahi çekelüm.

Bize farz olmus iken : olmamiz ıslâmetrea zahîr,

Nice bir oturalum, bunca günahi çekelüm,

Umarum kılavuz ola bize Ebûbekr ü ömer,

Ey Muhibbî, yürüyüp Sark`a sipahî çekelüm.

l. ırakayn SeferiSinir bölgelerinde cereyan eden bu hâdiseler üzerine zaten ıran`a sefer açmaya kararli olan Kanunî, hem Osmanli Pâdisah`i hem de ıslâm.Halifesi adina hutbe okunan ve kale anahtarlari da gönderilmis bulunan Bagdad`i “Kizilbas zulmünden” kurtarmak ve ırak`i almak üzere savaş hazirliklarini baslatmisti. Bu maksatla 2 Rebiülahir 940 (2l Ekim l533) tarihinde Vezir-i A`zam Damad ıbrahim Pasa`yi önden gönderir. ıbrahim Pasa, Kasim ayi sonlarina dogru Konya`ya varmak üzereyken Ulama Han (Pasa)`nin Bitlis`e girdigi ve ıV. Seref Han`in basinin kesildigi haberi gelir. Zira bu sirada Ulama Han ile Diyarbekir Beylerbeyi olan Fil Yakup Pasa birlikte, Seref Han`in Hizan`i kusattigi sirada ikinci kez onun üstüne yürüyerek maglub etmislerdi. Bunun üzerine Seref Han`in oglu ııı. Semseddin, basina topladigi kuvvetlerle mukabele ettiyse de karsi duramayacagini anladigindan ıbrahim Pasa`ya başvuru eder. Bunun üzerine ıbrahim Pasa, Bitlis`i tekrar ocaklik hâline getirip Seref Han`in oglu ııı. Semseddin`e verir. Böyle siyasî bir manevrada bulunmakla ıbrahim Pasa, yerinde bir hareket sergilemis oluyordu. Zira bu bölgede Seref Hanlar`in nüfuzu büyüktü. Nitekim bu zat, Osmanlilar`in Bitlis Valisi olarak l574`e kadar 4l yil idarede bulunmustu.

27 Aralik l533`te Haleb`e gelen ıbrahim Pasa, burada kislamisti. Kisin Van taraflarinda bulunan Ulama Han “istimâlet” tarikiyla Ahlat, Adilcevaz, Ercis ve Van`i Osmanlilar`a itaat ettirmisti. bütün bu faaliyetleri haber sektör Sah Tahmasb da harb hazirliklarina baslar. Bu esnada öncelikle Bagdad`a yürüyüp orayi ele geçirmek isteyen ıbrahim Pasa, daha sonra Ulama`nin tesiriyle Tebriz üzerine yürümeyi kararlastirir. Bunun için Birecik üzerinden Firat geçilerek l4 Mayis l534`te Diyarbekir`e varilir. Burada bir müddet kalinarak yeni siyasî tesebbüslere girisilir. Böyle bir niyetle Van önlerine gelen ıbrahim Pasa, Bingöl üstünden Tebriz`e hareket eder. Sadrazam`in ordusu Sa`dabad civarinda konakladigi zaman, Tebriz halkinin ileri gelenleri, Safevî pâyitahtinin bagliligini arzederler. Böylece ıbrahim Pasa, l Muharrem 94l (l3 Temmuz l534)`te savasmaksizin Tebriz`i ele geçirir. Pasa, burada müstahkem bir ordugâh insa ettirerek buraya l000 kisilik bir kuvvet koyar. Sehre bir kadi tayin eder. Böylece her türlü yagma ve kanunsuz hareketleri yasaklayip önlemis olur. O, kimseyi incitmemeye ve halki memnun etmeye son derece dikkat ediyordu. ıbrahim Pasa`nin bu sekildeki hareketi kisa zamanda meyvesini verip tesirini gösterecekti. ayrıca daha evvela Sah Tahmasb`in muhtemel bir harekâtina karsi ıbrahim Pasa tarafindan acele yetismesi arzulanan Kanunî, ll Zilhicce 940 (23 Haziran l534)`te üsküdar`dan hareketle ıran sinirlarina dogru yola çikar. ıbrahim Pasa`nin bu istegine Sah Tahmasb`in muhtemel bir harekâtinin sebep olabilecegi endisesi ile beraber asker arasinda meydana gelen huzursuzluk ta vardi. Nitekim Peçevî`nin ifadesine göre düsman topraklarina girildigi süre “asker içine gûna gûn fisiltilar düsüp Sah`a Sah gerek imis, mahall-i zarûrette askere penâh gerek imis, Sah gelürse mukabelesine kim gelür ve asker-i ıslâmetrein hali ne olur deyü bir havf ve hasyet (korku) târi oldu. tedbir sahibi vezir bu hâle vâkif oldugu benzeri bilâ te`hir musta`cel ulaklar ile ahvali yine cânib-i Pâdisahî`ye yazar” ıznik, Kütahya, Aksehir ve Konya`dan geçilir. Pâdisah, Konya`da bulundugu sirada Van ile beraber elde edilen diger sehirlerin anahtarlari gelir. Ordusunun zaferlerine aşırı sevinen Pâdisah, Allah`a hamd ve senâ ile büyük sair ve mutasavvif Mevlana Celâleddin-i Rûm.�`nin türbesini ziyâret edip bir semâ âyininde bulunmakta. Burada Kur`lahza-i Kerim tilâveti ve Mesnevî`den parçalar okunduktan sonra, dervislerin kudûmt.ve ney sesleri arasinda semâa baslamalari onu pek memnun etmisti.

Sultan Süleyman, 27 Eylül`de Tebriz`e girerken nerdeyse tüm sehir halki tarafindan tezahüratla karsilanmisti. Ertesi gün Pâdisah`la seraskerinin ordulari Ucan`da birlestiler. 29 Eylül`de Pâdisah tarafindan büyük bir divan toplanarak bunda seraskere, beylerbeyilerine, agalara, Defterdar ıskender çelebi`ye, Nisanci Seydi Bey`e ve Reisü`l-Küttâb Celâlzâde Mustafa çelebi`ye tesrif hil`atleri giydirildi. Ordunun degisik siniflari da durumlarina göre ihsanlara kavustular.

Ordu, Sultaniye`ye dogru yoluna devam eder. Buraya gelindigi zaman, Sah Tahmasb`in memleketinin içlerine dogru geri çekildigi ögrenilir. Bu esnada, daha evvela Sah tarafinda bulunan bazi beylerin Osmanli bayragi altina kostuklari görülmektedir. Dulkadir Hânedanindan Mehmed Bey, Sahruh Bey`in oglu ve ıran`in bes taninmis sahsiyeti burada zikredilebilir.

Gerçekten, Sah Tahmasb, Osmanli ordusunun önüne çikmaktan çekindigi için yipratma taktiklerini kullaniyordu. Bu maksatla Osmanli ordusunun geçecegi bölgeleri tahrib ettiriyordu. uzak-i Acem`e giren Osmanli ordusu da halki göçürülmüs, issiz ve harab bir arazide aşırı güç sartlar altinda Sultaniye`ye gelebilmisti. Havalarin sogumasi, kar yagisinin baslamasi ve erzak darliginin basgöstermesi yüzünden ordunun Bagdad`a yürümesi karari alinmisti. Zira bu doğa sartlarina göre güneye inmek ve orada kislamak gerekiyordu. Bu sebeple Hemedan`a teveccüh edildi. Binbir zorlukla yapilan bu yürüyüs, dünya tarihinde esine nadir rastlanan bir vak`aydi. Zira birçok yük hayvani yolda telef olmus, toplar ise yagmurdan büyük ziyan görmüslerdi. Bu arada yollarda oldukça çok esya kayip ve zayi` oldu. Bazi toplar da nakledilme imkansizligi itibarı ile yolda birakilip topraga gömüldü.

Bu isler, serasker kethüdasi olarak, Basdefterdâr ıskender çelebi`yi alakadar ediyordu. Basdefterdârla Serasker olan ıbrahim Pasa arasinda bir anlasmazlik vardi. Bu intizamsizliga ve yollardaki telefata çok fazla kizan Pâdisah`a, isin sorumlusu olarak ıskender çelebi gösterildi. Bunun üzerine Basdefterdar azledilerek uhdesindeki zeâmetler geri alinir.

bununla beraber çok sayıda güçlükler yenilerek ordu Bagdad önlerine varir. Bagdad önlerine varildiginda kale muhafizi Tekelü Mehmed Han`in maiyetindeki askeri alip sehri terk ettigi görülmektedir. Aslen Tekeli olan Mehmed Han, Siraz`a kaçtigi için Bagdad, mukavemetsiz olarak 2l Camaziyelevvel 94l (28 Kasim l534) teslim olur. Bundan iki gün sonra da Pâdisah sehre girerek dört ay kadar burada kalir. Böylece Bagdad, Osmanli ülkesine ilhak edilmis olur. Kanunî Sültan Süleyman, bütün bu basarilarindan dolayi ıbrahim Pasa`yi ihsanlara bogar. Diger devlet erkânina da derecelerine göre terakkiler verir. Celâlzâde ise nisancilik mevkiine terfi ettirilir.

Böylece Bati`da “Dâru`l-cihad” adi ile anilan Belgrad`a karsilik, Dogu`da da “Dâru`s-selâm” denilen Bagdad, Osmanli ülkesine katilmis olur. çok sayıda evliya türbesini koynunda bulundurdugu için “Burc-i evliyâ”, Abbasî halifelerinin baskenti oldugundan “Dâru`l-hilâfe”, kapilari dis kapilarla örtülü oldugundan da “Zevrâ” isimleriyle aniliyordu.

Kanunî, Bagdad`da bulundugu müddet arasında çok sayıda kutsal noktayı ziyâret ile insa ve tamir ettirmisti. Bu arada, ımam A`zam Ebû Hanife Numan b. Sâbit`in, Gulat-i Siâ tarafindan yagmalanan kabrini buldurup ziyâret ederek burayi temizletir ve üzerine çini ile müzeyyen türbe ve câmi yapilmasini emreder. Sonra ımam Musa Kâzim`in ve diger ıslâmetrebüyüklerinin türbelerini de ziyâret eder.Böylece hem Sünnî, hem de Siîleri memnun eder. Bundan baska, Seyh Abdülkadir Geylanî`nin kabri üstünde bir türbe yaptirdigi benzeri, yanina da bir imâret yaptirir.

asil hedefinin Kanunî degil, Ulama oldugunu söyleyen Sah Tahmasb, bu arada Tebriz üzerine hareket ile Ulama`yi takibe baslamis ve onun Van kalesine kapanmasi üzerine de burayi muhasara etmisti. Bu hâdiseeri haber alan Kanunî, 3l Mart l535`te Bagdad`dan ayrilarak 30 Haziran`da Tebriz`e varir. O sirada Tahmasb`in Sultaniye`de oldugu haberinin alinmasi üzerine Derguzin`e kadar gelen Kanunî Sultan Süleyman, Tahmasb`in izine rastlamayinca ordu tekrar Tebriz`e döner. Kanunî daha sonra Tebriz`den Ahlat`a, oradan da Diyarbekir`e gelir. Osmanli ordusunun çekilmesiyle tekrardan harekete geçen Tahmasb, bosaltilan yerleri alarak yine Ulama`nin üzerine yürür. Van`i elde eden Tahmasb, oradan Tebriz`e döner. Osmanli ordusu ise 8 Ocak l536`da ıstanbul`a ulasir.

uzak-i Arab ve uzak-i Acem`e girilmesi itibarı ile “ırakayn Seferi” şekilde anilan bu harekâtin, Osmanlilar bakimindan gözle görülmekte faydasi, Bagdad ve çevresinde, hâkimiyetlerinin kurulmus olunmasidir. Bu sefer sonucu, Osmanlilarin karsisina çikamayan Safevîler`in % ortadan kaldirilamayacagi anlasildigindan, bundan sonraki Osmanli seferlerinin soylu gâyesi, Safevîleri belirli bir sinir bölgesinin disinda tutmak olmustu. Askerî nokta-i nazardan ve Ceziretu`l-Arab`in elde bulunmasi için elzemdi. Böylece Osmanli Halifeleri, Haremeyn-i Serifeyn, Sam ve Bagdad`a sâhip olmakla Emevî ve Abbasî hilâfetlerinin taht sehirlerini de memleketlerine katmis oluyorlardi.

Bu sefer sonrasinda büyük bir san ve söhret kazanmis olan Vezir-i A`zam ıbrahim Pasa, l5 Mart l536`da idam edilecektir. ırakayn seferi sirasinda yaptigi hatalar, gurura kapilip kendisine verilen yetkileri sinirsiz bir sekilde kullanmasi ve Defterdar ıskender çelebi`nin öldürülmesinde rol oynamasi benzeri sebepler, Kanunî`nin bu çok aşırı sevdigi vezirini devletin selâmeti için gözden çikarmasina yol açmisti.

Pâdisah, Bagdad`da bulundugu dört ay arasında bütün bölgenin kadastrosu metre�hiyetinde tahririni yaptirarak, timar ve zeâmet sistemini buraya da tesmil ettirir. Bu arada kadilar nasb ettirerek adâlet ve dogruluk prensibine bagli bir adlî sistem gelistirir. Bu arada Basra Emîri Râsid itaatini arzettiginden buraya dokunulmadi. Keza o, dinî âbide ve türbeleri ziyâret edip Kerbelâ ve Necef`e dahi giderek buralari da ziyaret eder.2. ıkinci ıran SeferiKanunî`nin, ırakayn seferinden sonra 10 iki yil bunun gibi uzun bir süre Avrupa ve Akdeniz hâkimiyeti ile mesguliyeti, Sah Tahmasb`in Gürcistan ve Sünnî Sirvan`a hakim olmasina sebep olmustu. Bu bosluk ona özbekleri arka püskürtme imkâni da saglamisti. Bu arada, Azerbeycan ve ırak-i Acem`de güçlü bir sekilde Siîlik tesis edilmisti. Sah Tahmasb, bununla da yetinmeyerek Anadolu`ya ajanlar (halife, daî) göndermek suretiyle Türkmen asiretlerini Erdebil ocagina bagli tutmaya çalismisti. bununla birlikte Safevî hanedan üyeleri arasindaki tefrika ve Safevîler`in dayandigi Türkmen gruplarinin birbirleriyle olan irtibatsizliklari, ıran`i samimi içe sarsmaktaydi. Nitekim Sah`in kardesi Elkas Mirza, Safevîler`in Sirvan hâbazan iken bagimsizlik davâsina kalkistigi için kardesi tarafindan takibata ugramisti. Elkas Mirza, bu takibattan kurtulmak için evvela Derbend ve Kipçak taraflarina kaçacak, daha sonra Azak ve Kefe`ye geçerek oradan bir gemi ile ıstanbul`a gelip Osmanli Pâdisahina siginacaktir.

Münasebetlerin, ıran`la ii olmamasindan dolayi Elkas Mirza iyi karsilandigi benzeri kendisine fevkalade ikramda da bulunulur. Zaten Elkas gelir gelmez Pâdisah`i Sark seferi için tahrik ediyordu. Gerek bunun tesviki, gerekse Sah`in eline geçen alanların yine alinmasi bakimindan böyle bir sefer gerekliydi. Bu esnada Avusturyalilar ile bir antlasma imzalandigindan ıran üzerine bir sefer açilmasina karar verilmekte. Böylece Tahmasb`in Sünnîler`e tasallutu, Rüstem Pasa`nin Gürcistan üstüne gidilmesi yolundaki telkini ve özbeklerin yardim istemeleri nedeni ile kaçinilmaz hâle gelen Dogu seferi, Elkas Mirza`nin da ilticasiyle kesinlesmis bulunuyordu. Bu seferin gerçeklesmesi için l547 – l548 kisi hazirliklarla geçirildi. Bu esnada Bosna valisi olan Ulama Han (Pasa), ıran halkinin durumnu iyi bildigi için Erzurum Beylerlebligine getirilerek Elkas`a lala tayin edilir. Elkas, maiyetindeki kuvvetlerle 2l Mart l548`de, Pâdisah ise 29 Mart`ta ıstanbul`dan hareket eder. Bu gelismelerden haberdar olan ve kardesi Elkas`in, Osmanlilar tarafindan tahta geçirileceginden rahatsız olan Tahmasb da ordusunu toplamaya baslamisti. öyle anlasiliyor ki, Tebriz`den Senb-i Gazan`a gelerek burada bir ay konaklayan ve tüm ordusunu eli altinda toplayan Sah`in, âdeti oldugu üzere Osmanlilar`in karsisina çikmak bu gibi bir niyeti yoktu. O, Osmanli ordusu ugraginda (menzil) ve çevresindeki tüm yiyecek ve yemlikleri, hatta içme sularini bulunmamakta etmek, Anadolu içlerine Kizilbas ajanlarini göndererek oradaki mezhebdaslarini ayaklandirmak şekli ile karisikliklar çikarmak siyasetini güdüyordu. Böylece Osmanlilar, kuvvetlerinin bir kismini kendi tebealari ile ugrasmak üzere geride birakmak mecburiyetinde kalacaklardi. bununla beraber olaylar, Sah`in arzuladigi sekilde gelisme göstermiyorlardi. Zira, Osmanli Pâdisahi`nin Erzurum`a ulastigi siralarda, propaganda için Anadolu`ya gönderilmis olan dört Safevî casusu, ellerindeki mektuplarla beraber yakalanmislardi.

evvela Van`i Safevîler`in elinden kurtarmak dileyen Kanunî Sultan Süleyman, Ulama ve Pîrî Pasalar`i burayi zapta memur ettikten sonra kendisi Tebriz üzerine hareket eder. Pâdisah`in komutasindaki Osmanli ordusu üçüncü defa olarak tebriz`e girer. l5 Agustos`ta Van`a gelen Pâdisah, dokuz günlük bir çarpismadan sonra (24 Agustos l548)`de Van`i ıranlilarin elinden tekrar almaya muvaffak olur. Defterdar Sari ılyas çelebi`yi Van Beylerbeyligine tayin eden hükümdar, geri dönmek üzere harekete geçer.

Sah Tahmasb, Van`in kaybedildigini ve Osmanlilar`in, kisi geçirmek üzere Diyarbekir`e gittigini ögrenince Ercis, Ahlat ve Âdilcevaz taraflarina tahripkâr akinlarda bulunmaktadır. Bu arada Kars kalesini tamir ve insa ile görevli isçileri koruyan Pasin mirlivasi muhafizlarini kiliçtan geçirip öldürtür. Kaleyi de yerle bir eder. Bu arada Tercan ve Erzincan taraflarina sarkan Sah, Erzincan`i atese vermekten de çekinmez. Bu haberler, Diyarbekir`de bulunan Kanunî`ye ulasinca, vezir Ahmed Pasa`yi büyük bir kuvvetle Sah`in üzerine gönderir. Bu arada, kendi umudu üzerine Elkas Mirza`yi da Kâsan, Kum ve ısfahan taraflarini vurup yagmalamak üzere yollar. Kuvvetlerinin ciddi bir kismi imha edilen Sah Tahmasb, sür`atle geri çekilerek Karabag`a gider. Kanunî ise Haleb`e gelip kisi orada geçirir.

Sah Tahmasb`in, tekrardan harekete geçmesi üzerine Kanunî l549`da ordu ile tekrar Diyarbekir`e gelir. Bu arada iki devlet arasinda bulunan Gürcistan`in kimi Osmanlilara, kimi da ıranlilar`a yanasmak suretiyle iki yüzlü hareketleri ve Osmanilarin, Avrupa ile Akdeniz`deki mesguliyetleri esnasindaki tecavüzleri sebebi ile bu isin saglam bir sonuca baglanmasi gerekiyordu. Zira Gürcüler, Livane (Artvin) sancagina girip ıspir`e kadar dayanmislardi. Bu sebeple Pâdisah, Diyarbekir`de kalip ııı. Vezir Ahmed Pasa basbuglugunda Erzurum, Karaman, Dulkadir (Maras) ve Rum (Sivas) Beylerbeyileri ile Sancakbeyleri ve bir tutar tüfekçi yeniçeri kendi Kethüdalariyla, ayrica Pâdisah`in otagina hizmet eden Garipler bölügü de Agalari ile bu seferle görevlendirilirler. Gürcü Atabegi ıı. Keyhüsrev`in merkez ittihaz ettigi Tortum üzerine yürüyen Ahmed Pasa, l8 Saban 956 ( ll Eylül l549 )`da burayi kusatir. Kalede mahsur bulunan Corci Aga teslim teklifini reddettigi için savasa girisilir. Toplarla dövülen kale surlari yikildigi için burasi 20 Saban`da feth olunur. Ahmed Pasa, burayi zapt ettigi bunun gibi tüm Tortum çayi boyunu da ele geçirir. Fethedilen bu yerler, dört sancak itibar edilmislerdi. Bu arada Kanunî, Adana – Konya yolu ile 2l Aralik l549`da ıstanbul`a döner.

ıran`a yapilan bu ikinci sefer sonucunda Hakkari`yi de içine sektör Van eyâleti kuruldugu gibi, Atabeglerin yurdu da dört sancak haline getirilmisti. Sirvan ülkesi ise, Osmanlilar`in yardimi ile bir müddet için bagimsizligini kazanmisti.üç. Nahcivan Seferi Osmanli ordulari çekildikten sonra Sah Tahmasb, l550 yili baslarinda Sirvan`i tekrar ele geçirmisti. Ayni yilin Mayis`inda özbek hükümdari Abdüllatif Han ile Sehzâde Barak Han`in Amuderya`yi geçip Horasan`a akin etmeleri üzerine Tahmasb, Kazvin`den Sultaniye yaylaklarina vararak hazirliklara baslamisti. Bu arada Ubeyd Han oglu Abdülaziz Han`in ölüm haberini sektör özbek Hanlari, onun ülkesi Buhara`yi ele geçirmek üzere geri dönmüslerdi. Bu nedenden özbekler`den yana ferahlayan Sah, Tebriz`e ve oradan kislamak üzere Karabag`a gelir. 958 (M. l55l) yazinda Sirvansahlardan Hasan Bey`in oglu Dervis Mehmed Han`in ülkesi olan Seki`yi de istila eder.Bu siralarda Erzurum Beylerbeyligine getirilen eski Van Beylerbeyi ıskender Pasa, Gürcü Atabeylerinin elinde kalan son yerlere akinlar düzenleyerek l55l Mayis`inda Ardanuç`u almis ve burayi bir sancak merkezi haline getirmistir. ıskender Pasa, Ardanuç`ta Akkoyunlulardan kalma eski bir câmiin kalintilarini onarttirarak, buraya bir boyahane ile 6l dükkâni vakfeylemistir. Böylece sancak merkezi haline getirilen bu kasabanin kisa zamanda ıslâmlasmasini da saglamisti. ıskender Pasa`nin Ardanuç`u fethettigini duyan ıı. Keyhüsrev, Sah Tahmasb`dan yardim isteyince o da ıskender Pasa üzerine yürür. bununla birlikte kisin yaklasmasi üzerine bir netice alamadan Karabag`a döner. Tahmasb, daha sonra ordusunu dört kola ayirarak Osmanli topraklarini isgale baslar. Erzurum`da ıskender Pasa`yi sikistiran Tahmasb, Ahlat ve Van civarini yakip yikar. Bu arada Ahlat`i elde eden Sah, burada büyük bir katliam yaptirir. Ercis ve Bargiri (Muradiye) de zapteden Safevîler, l553 baharina kadar Dogu Anadolu`da tahrip ve öldürme faaliyetlerine devam ederler. Bu hâdiseler Kanunî`yi, Erdel harekâtini durdurup, yine dogu seferine çikma durumunda birakir. Bu sebeple hemen sefer hazirliklarina baslayan Kanunî, Rumeli askerini Sokollu Mehmed Pasa komutasinda Anadolu`ya yollar. Vezir-i A`zam Rüstem Pasa da yeniçeri ve bölük halkiyla ıstanbul`dan devinim eder.

Rüstem Pasa, Ankara`ya geldiginde Kanunî`nin büyük oglu ve tahtin en kuvvetli adayi olan Amasya Sancakbeyi Sehzâde Mustafa hakkinda bazi haberler gönderme ihtiyacini duyar. O siralarda 38 yasinda bulunan Sehzâde Mustafa, Kanunî`nin büyük oglu olmasi hasebiyle taht vârisi olabilecek durumdaydi. oysa ogullarindan birinin veliahd şekilde tahta geçmesini arzu eden Hurrem Sultan, ona karsi pek iyi düsünmüyordu. Bu nedenden Sehzâde Mustafa gözden ve tevccühten uzak tutuluyordu. ılim ve marifette de kudretli olan Sehzâde Mustafa diger sehzâdeler tarafindan da kiskanilmakta idi. Buna karsilik asker de kendisini çok aşırı seviyordu. Sehzâde Mustafa da, artik babasinin yaslandigini, sefere iktidarinin bulunmadigini, bu sebeple Rüstem Pasa`yi Dogu seferi ile görevlendirdigini, bunun da kendisine düsman oldugunu, sâyet bunu bulunmamakta ederse kendisine taht yolunun açilacagi bunun gibi telkinlere kapilarak saltanat davasina sürüklenmisti. Rüstem Pasa ise sevmedigi ve muhalif oldugu Mustafa hakkinda Kanunî`ye mektuplar göndermisti. Bunun üzerine Rüstem Pasa`yi arka çagirtan Kanunî, bizzat sefere çikmaya karar verir.

l2 bin civarindaki yeniçeri, l8 Ramazan 960 (28 Agustos l553) `ta ıstanbul`dan üsküdar`a geçen Kanunî`yi, büyük bir merasimle karsilar. Kanunî, yaninda oglu Cihangir bulundugu durumda 22 Eylül`de Bolvadin`e gelir. O, kendisine âsi rakip olacak diye tanitilan büyük oglu Amasya Sancakbeyi Sehzâde Mustafa`yi da sefere katilmak üzere yanina çagirtir. 26 Sevval 960 (5 Ekim l553) günü Konya Ereglisi civarinda babasina yetisen Mustafa, sairlerin tarih ibâresinde belirttikleri “mekr-i Rüstem” ( = 960 yili) yüzünden o gün Pâdisah`in emriyle çadirinda bogdurularak cenazesi Bursa`ya gönderilir. Rüstem Pasa da sadaretten azledilerek yerine Kara lakapli ıı. Vezir Ahmed Pasa getirilir. Hurrem Sultan ve Rüstem Pasa`nin isbirligi ve hileleri ile altı Ekimde meydana gelen bu elim hâdise, halk arasinda büyük bir infiale neden olmustu. Bunun için Kanunî, sefer arifesinde nahos bir olaya sebebiyet vermemek için Rüstem Pasa`yi azletmek mecburiyetinde kalmisti.

Sehzâdenin ölümü, kendisini candan seven Anadolu halkini yaraladigi bunun gibi, nimetleriyle perverde olan yüzlerce alim, sair, san`atkâr ve seyh de bu beklenmedik ölüme agliyorlardi. Bu arada Kanunî`nin süt kardesi olan Mehmed çelebi, olaydan iki sene sonra Pâdisah ıran seferinden ıstanbul`a dönünce, Sehzâde Mustafa`ya kiydigi için yüzüne karsi agir sözler söylemisti. Sehzâde`nin, iftiraya kurban gittigi kanaati, devletin tamaminda ve hatta bütün dünyada hâkim olmustu. Burada suna dikkat çekmeliyiz ki, Nahcivan seferinden önceki 2. ıran sefer-i hümayûnunda Kanunî ile Sehzâde, karsilikli görüsüp dertlesmislerdi. Bu mülakatta Kanunî, oglunun yüzüne karsi hakkindaki ithamlari siralamis, fakat Sehzâde`nin cevaplari karsisinda kendisine adalet vermisti. lakin bu sefer, yani ölümünden önce meydana ati olan son karsilasmada Sehzâde, daha babasiyle görüsme imkâni bulamadan öldürülmüstü. Gerçi Sehzâde Mustafa, aleyhindeki havanin agirligini biliyordu. Hatta ikinci vezir Ahmed ile üçüncü vezir Haydar Pasalar, bir bahane uydurup Amasya`dan gelmemesi için kendisine haber göndermislerdi. fakat Sehzâde böyle bir yolu tutmaya tenezzül etmedi. Zira babasi ile sima yüze geldiklerinde onu ikna edecegine kani idi.

kamu ve asker tarafindan sevilen Sehzâde Mustafa`nin katli, halkin üzüntüsüne sebep olmustu. Bu bakimdan oldukça çok sair Rüstem Pasa, Hurrem Sultan ve hatta Kanunî`yi yeren siirler kaleme almislardir. Bu mersiyelerden en iyi adlandırılan ve yaygin olani sancakbeyi rütbesinde bir asker olan büyük mesnevi sairi Taslicali Yahya Bey`indir. Yahya Bey, 7 bend ve 42 beyit tutan ve klasik Türk siirinin mersiye vâdisindeki saheserlerinden birisi olan bu çok aşırı cesurca yazilmis olan manzumesinde Rüstem Pasa`ya siddetle çatmaktadir. Esasen “Mekr-i Rüstem = Rüstem`in hilesi” terkibi de Sehzâde`nin katline tarih (H. 960 = M. l553) şekilde düsürülmüstü. Bu eserinde Yahya Bey, bütün ordunun hislerine tercüman olarak Rüstem Pasa`nin idamini açiktan açiga istemisti. Büyük tarihçi Âlî (Gelibolulu Mustafa Âlî) Yahya Bey`e: “Gazab-i pâdisahîden havf etmedin (korkmadin mi) mi ki, böyle nazma cür`et ettin?” diye sorunca o da: “Sehzâde`nin firaki beni mecnun ve zorunlu etmis idi” der. Yahya Bey, Türk fikir hürriyetinin âbidelerinden olan bu eserinde Pâdisahi da tenkid etmekle birlikte “nizâmetrei âlem”i muhafaza etmek için hükümdarin aleyhinde daha fazla ileri gitmemistir. ayrıca Rüstem Pasa, gerek kendisine, gerekse Kanunî`ye çatildigi için sikâyette bulunarak Yahya Bey`in cezalandirilmasini istemisti. lakin Kanunî “Bu makulelere kulak tutma ve intikam kasdin etme” diyerek kendisini dahi tenkid etmis olan Yahya Bey`i, himaye etmis ve makul tenkid hürriyetine saygisini göstermistir. Bundan baska, birçok sair, halkin bu konudaki hislerine tercüman olacak sekilde siirler kaleme almislardir.

8 Kasim`da Haleb`e ulasan Kanunî, burada ikinci bir aci ile sarsilir. Bu aci, agabeyinin öldürülmesinden müteessir olan Cihangir`in hastaliginin iyice ilerlemesinden sonra 20 Zilhicce (27 Kasim)`da vefat etmesiydi. Peçevî`nin ifadesine göre Cihangir, sehzâdelerin en küçügü oldugundan dolayi Pâdisah tarafindan çok aşırı seviliyordu. Doktorlarin tüm gayret ve çabalari, Sehzâdenin hastaligina ve sonunda da ölümüne engel olamadi. Cenaze Namazi Haleb`de kilindiktan sonra na`si ıstanbul`a gönderilir. Kanunî, iki oglunun verdigi aciyi hafifletmek ve biraz olsun avunabilmek için, Haleb, Sam ve Kudüs`te bozulan düzeni tekrar tanzim edip yerine getirmek ve vakiflari gelistirmekle ugrasir.

Kisi Haleb`de geçiren Kanunî, altı Cemaziyelevvel 96l (9 Nisan l554) günü Haleb`cilt çikip sehrin önündeki Gökmeydan`da ordugaha geçen Kapikulu çerisi ile ilerleyen Kanunî, 23 Cemaziyelevvel (26 Nisan)`da daha önceden gönderilen ehil ve isçiler tarafindan kurulmus bulunan Birecik köprüsünden geçerek Urfa`ya, oradan da Diyarbekir`e gider. Burada yapilan divanda askerin Erzurum`da toplanmasi kararlastirilir. Kendisi de Erzurum`a dogru yola çikar. Tahmasb ise, daha evvela yaptiklarini bir bakima tekrarlayarak edilgen savunmasini sürdürür. Ayrica, daha Kanunî ve ordusu yetismeden Hakkari, Gevas, Van ve Adilcevaz taraflarini yagmalattigi benzeri yollarin üzerindeki her seyi de yakip yiktirir. 5 Temmuz`da Kars ovasina gelen Kanunî, Tahmasb`a bir mektup göndererek onu savasa çağrı eder. Mektubunda, Rafizîlik`ten ve halkin mallarini yagmalamaktan vazgeçmesini, sayet tüm korkusu top ve tüfek ise bunlari birakabilecegini, savasmak için yalnızca kilicin da yeterli olacagini bildirmisti.

Bu siralarda Tahmasb, Nahcivan alanında bulunuyordu. Kanunî`nin mektubunu aldigi süre ülkesi yer yer Osmanli kuvvetleri tarafindan tahrib ediliyordu. Kanunî, mektubunda Osmanli ulemasinin verdigi fetvalari nakl ederek onu Hz. Peygamberin seriatina çağrı ediyordu. Bu arada Kanunî, l7 Saban 96l (l8 Temmuz l554)`da Revan`a, daha sonra Nahcivan`a ulasir. lakin çevrenin âdeta çöle dönmüs oldugunu görür. çevredeki saray ve konaklar da Osmanli ordusu tarafindan yagma edilir. Böylece Safevî tahribinin öcü alinmis oluyordu. Tahmasb ise yine Osmanli ordusunun önüne çikmaktan çekiniyordu. Kanunî daha ileri gitmeyerek geri dönme karari alir. Hazirliklar basladigi sirada Osmanlilarin bazi kuvvetleri ile Safevî kuvvetleri arasinda çarpismalar meydana gelir. Bu çarpismalar sonunda Safevî kuvvetleri dagitilir. Bundan sonra Osmanli ordusu geri dönerek altı Agustos`ta Beyazit`a gelir. Bu esnada Sah`in mektubunu tasiyan bir elçi gelir. Tahmasb`in, Vezir-i A`zam Ahmed Pasa`ya hitaben yazdirdigi bu mektupta Pâdisah, Sark`a 10 kez gelse bile karsisina çikilmayacagi belirtiliyordu. Bundan sonra gelen mektuplarda da baris isteniyordu. Osmanlilar`in karsi cevabi, kendi ülkesinde rahat oturup, fitne ve fesada karismamasi seklinde idi. Bundan baska Kanunî, Safevîler`in kutsal sayilan yerlerinden olan Erdebil ve Tebriz`i tahrib tehdidinde bulunmustu ki bu, Safevîler`i büyük bir telasa düsürmüstü. Gerçekten, Osmanli hükümdarinin kuvvetlerini dagitmadan serhadde kislayip ertesi sene Safevîler`in mukaddes sehri ve aile ocagi olan Erdebil üzerine yürüyüp tahrib edecegi yolundaki tehdidi, Tahmasb`i barisi saglayip sulh yahmak üzere kesif bir siyasî etkinlik göstermeye zorlamisti. Nitekim Osmanli ordusu, Elesgirt`e vardigi zaman Tahmasb`in elçisi ile yeni bir mektubu gelir.

Aradaki düsmanligin kaldirilmasi ve barisin gerçeklesmesini saglayacak olan bir mütarekenin kabulünü uygun karsilayan Kanunî, Sah`in elçisine ayrica cevabî bir mektup verir. Kanunî`nin kisi geçirmek üzere Amasya`ya hareketi ve burada beklemesi, baharda Osmanli ordusunun tkrar harekete geçecegini ve Erdebil ile Tebriz`in tahribi yolundaki tehdidin önemli oldugunu isbatlamis; Tahmasb`i baris hususunda yine harekete geçmeye mecbur birakmistir.4. Amasya Antlasmasi Kanunî Sultan Süleyman`in kisi Amasya`da geçirdigi siralarda, Sah Tahmasb`in esik agasi (saray nâziri) Ferruhzâd Bey, 9 Cemaziyelahir 962 (l0 Mayis l555)`de çesitli hediyeler ve sahin mektubu ile Amasya`ya gelir. Elçi ve maiyeti, Osmanli vüzerasi ile görüstükten sonra 2l Mayis`ta divana kabul edilir. “Elçiler Divân-i Hümayûna gelüb” vezirlerin karsisinda iskemlelerde oturdular. Sah, bu mektubunda, Pâdisah`in gönderdigi mektubu sanki “Süleyman Nebi”den geliyormusçasina aldigini, kendisine büyük saygi duydugunu, haberlesme kapisinin devamli surette açik bulundurulmasi gerektigini anlatım ederek halk arasinda da iyi münasebetlerin kurulmasina münasebet ediyordu. Peçevî`nin aynen naklettigi bu mektubunda (Peçevî, ı, 329 – 336) Sah, dostluk teminati verdigi benzeri Siîlerden Ka`be ve diger mukaddes yerleri ziyaret etmek isteyenlere izin verilmesini de taleb etmekteydi. Büyük iltifatlara nail olan Ferruh Bey`e, 8 Receb 962 (l Haziran l555) günü, Kanunî tarafindan, Sah Tahmasb`a hitaben yazilmis bir name verilmekte. Osmanli – ıran devletleri arasindaki barisi tasdik eden bu muhtasar mektupta, arzu edilen baris ” sulh u salâh-i umûr ki, mutazammin-i âsâyis-i halk ve müstelzim-i intizâmetrei ahvâl-i cumhurdur” ifadeleri ile hüsn-i kabul gördügü belirtildigi bunun gibi, arada dostluk kurulup, asagidaki su üç maddenin de müvafik görüldügü belirtilmekteydi:

a) ıran`da ashab-i güzin ve hulefa-yi mehdiyyine sebb etmek (sövmek, küfr etmek) olan Teberrâiligin men`i, yani taskin Siîler`in, 3 halife (Hz. Ebu Bekr, ömer ve Osman) ile Hz. Aise`ye sögüp saymalarinin ve bunu bir tören biçimine getirmelerinin yasaklanmasi hususunda elçinin verdigi teminatin gerçeklesmesinin umuldugu;

b) O taraftan herhangi bir fitne (kiskirtma) ve taarruz olmadikça Osmanli hudud ümerasinin tecavüz ve taarruzunun men edilecegi;

c) Hacilarin refah ve itminanla hacci edâ etmelerine izin verlimesi ki bu madde mektupta su ifadelerle yer almaktadir: “Huccac-i Beytu`l-Haram ve züvvar-i merkad-i Hazret-i seyyidu`l-enâmetrealeyhi`s-salâtu ve`s-selâmt.refahiyet ve itminan ile ol saadete faiz olmalaridir.”

Amasya antlasmasi ile Basra, Bagdad, Sehrizor, Van, Bitlis, Erzurum, Kars ve Atabegler yurdu üzerindeki Osmanli hâkimiyeti Safevîlerce taninmis oluyordu. Böylece Gürcistan`da iki yan arasinda nisbî de olsa nüfuz yerleri tesis edilmistir. Bu antlasmadan sonra, Tahmasb`in l576`da vefatina ve ıran`da karisikliklarin çiktigi zamana kadar Osmanli – Safevî münasebetleri dostâne bir sekilde devam etmistir. Böylece, Osmanlilarla Safevîler arasinda otuz yedi seneden beri araliklarla devam eden harblere son verilmekte. Bunun sonucu şekilde taraflar, her vesile ile aradaki sulhun te`yidine gayret sarfetmeye baslarlar. Bu sebeple olsa gerek ki, Tahmasb, Süleymaniye külliyesinin açilisi (l5 Agustos l556) münasebetiyle tebrikte bulundugu bunun gibi kiymetli hediyeler de göndermisti. Bundan baska bu antlasma sartari, ileride yapilacak olan Osmanli – Safevî antlasmasinin esas unsurlarini teskil edecektir.

ıç OLAYLAR VE SEHZÂDELER ARASıNDAKı MüCADELE

Kanunî dönemi, Osmanli Devleti`nin askerî, siyasî, kültürel ve medenî faaliyetler bu gibi hemen her sahada zirveye ulastigi bir devirdir. ayrıca bu dönemde de bazi iç karisikliklar oldugu gibi taht kavgasi için sehzâdeler arasinda da mücadeleler olmustu. Hatta gene bu çağda baba ile ogul arasinda da böyle olaylara rastlandigi için bizzat Kanunî kendi oglu Mustafa`yi feda etmek mecburiyetinde kalmisti. Bu sebeple biz de zamanın bu neviden olaylarina kisaca deginmeye gayret edecegiz.

l. Kirim HâdiseleriKanunî döneminde Osmanli Devleti`ne bagli Kirim`da aile kavgalari ve kardesler arasindaki mücadeleler artmisti. Osmanlilar, bu mücadeleyi dikkatle takip ediyorlardi. ıslâmetreGiray`in yerine hanliga tayin edilen Sahib Giray, ıstanbul`dan Kirim`a gidince kendini ister istemez mücadelenin arasında bulmustur. Zira eski han ıslâmt.Giray, Sahib Giray`in Osmanlilar`in destegi ile hanlik makamina oturmasini ve otoritesini kuvvetle tesise çalismasini hos karsilamamisti. Sahib Giray ise muhaliflerini yoktur etmek ve otoritesini saglamlastirabilmek için çalismalara baslamisti. Bu sebeple önce Nogaylar`a yaklasarak onlari kendi taraffina çekmis ve ıslâmt.Giray`in, Mangitlar`in basi olan, Kirim asilzâdeleri arasinda sahsî cesaret ve cür`etiyle sivrilen Baki Bey tarafindan öldürülmesinden sonra da bu defa Nogaylar`a karsi cephe almistir. Sahib Giray, siyasî bir manevra ile ayni sürede yegeni olan ve kendisine karsi muhalefette bulunan Baki`yi kendi saflarina çekmisti. beraber giristikleri Moskova seferi sonrasi onu da ortadan kaldirmaya muvaffak olmustur. Daha sonra basi bos ve otorite tanimayan Nogaylar`a karsi Sirinler`le birleserek l546 – l547`de Kirim tarihinde “Nogay Kirimi” adi verilen olay cereyan etmistir. Han`in, atesli silahlari önünde Nogaylar, büyük bir bozguna ugramislardi.

Kabile aristokrasisine karsi Kirim`da, Osmanli modeline göre bir hâkimiyet tesisine çalisan Sahib Giray`in, Kanunî`nin teveccühüne mazhar olmasi, Osmanli vezirleri arasinda aleyhine bir faaliyetin baslamasina sebep oldu. Sahib Giray da bu faaliyeteri tahrik edici bazi hareketlerde bulunmaktan çekinmiyordu. Nitekim Kanunî`nin ıran`a yaptigi sefere yardimci kuvvet göndermemesi, gözden düsmesine yol açmis ve onun bağımsız bir hanlik kurmak için çalistigi yolundaki söylentileri kuvvetlendirmistir. Bu arada Sahib Giray, Kazan Hanligi`nda vefat eden Safâ Giray`in yerine ıstanbul`da yetismis ve bir fasıla Saadet Giray zamaninda “kalgay” olmus olan kutsal Giray`in oglu Devlet Giray`in intihab ve tayinini Pâdisah ve Divan`dan istemis, muhtemelen bu suretle bir rakipten kurtulmayi ümid etmisti. ama aleyhinde kurulan bir tertiple kendisi azlolunur. Bundan sonra Osmanli Devleti tarafindan Kirim`a gönderien Devlet Giray, askerleri yanindan ayrilan Sahib Giray`i yakalayarak 3 oglu ile birlikte öldürür. Ruslarin büyük bir düsmani olan Sahib Giray ortadan kalktiktan sonra ıvan Vasili, Kazan ile Ejderhan`i zaptederek çar ünvanini almisti. bununla beraber, Devlet Giray`in hanligi zamaninda Ruslarin eline düsen Ejderhan H. 96l (M. l554)`de arka alindigi gibi Moskova`ya akinlar yapilarak Ruslar vergiye baglanmisti.

Devlet Giray, Zigetvar seferinde Mirzalar komutasinda Tatar askeri göndermisti. Bu kuvvetler, Erdel Beyi Sigismund Zapolyai ile beraber bir sene evvela Avusturyalilar`in eline geçmis bulunan bazi alanın arka alinmasinda büyük hizmetler görmüslerdi.2. Düzme Mustafa OlayiDevleti bir müddet mesgul eden bu olay, Osmanli tarihinde ayni isimle ortaya çikan ikinci vak`adir. Kanunî, 2l Haziran`da Amasya`dan hareket edip ıstanbul`a dogru ilerlerken, Rumeli`nin muhafazasi için biraktigi Sehzâde Bâyezid`den bir haber alir. Bu habere göre, Sehzâde Mustafa`ya çok fazla benzeyen bir adam, genis kapsamli bir başkaldırı hareketinde bulunmaktadir.

Kimligi ve nesebi pek bilinemeyen bu adam, seklen maktul Sehzâde`ye benzediginin çok sayıda kimse tarafindan söylenmesinden cesaret alarak saltanat sevdasina düser. Bu sebeple kendisinin Sehzâde Mustafa oldugunu söyleyerek Selanik ve Yenisehir taraflarinda ortaya çikar. O, Silistre ve Nigbolu sancaklarinda Simavna softa ve dervislerinden de bir hayli taraftar toplamisti. Bu isyanin, bilhassa Dobruca çevresindeki Seyh Bedreddin taraftarlari arasinda gelismesi dikkat çekicidir. Saltanatini duyuru eden ve kendisine bir vezir ile Simavna softalarindan iki kadiasker tayin eden Düzme Mustafa, etraftaki zenginlerin çiftliklerini basmaya ve vergi toplamaya baslar. Bu yolla gasb ettigi mal ve parayi fakirlere dagitarak etrafina l0.000`e yakin adam toplamaya muvaffak olur. Peçevî, bu anarsik olayi tafsilatli bir sekilde günümüze aktarmaktadir. bununla beraber biz, konuyu fazla uzatmadan kisaca özetlemek istiyoruz:

“962 ( M. l555 ) senesi, Yenisehir ve Selanik dolaylarinda nesebi meçhul kötü yaratilisli biri ortaya çikar. Bazi avare ve asagilik kimseler, kendisine rahmetli Sehzâde Mustafa`ya benziyorsun diye onun fesad dolu kafasina bir saltanat sevdasi soktular. Böyle diyenlere o : ” Aman, Allah rizasi için sirrimi ifsa etmeyin, celladin pençesinden kurtulan basima kast etmeyin” diye fesad ve kötülüklerle dolu isini sürdürür. Bu is o kadar ileri vardi ki, birçok avare ve hatta akli basinda kimseler, onun gerçekten Sehzâde Mustafa olduguna kandilar. Güya rahmetli Sehzâde Mustafa katlolunacagi sirada, celladin elinde Mustafa`ya aynı baska bir suçlu bulunuyormus, o öldürülmüs ve Sultan Mustafa serbest birakilmisti.”

Durumun, gittikçe nezâket kazanip ehemmiyet arz etmesi üzerine Rumeli`nin asayisi ile görevli Sehzâde Bâyezid, gerekli tedbirleri almaya çalismisti. Bu cümleden şekilde Nigbolu Beyi olan Dulkadirli Mehmed Han, âsileri te`diple vazifelendirilmisti. Mehmed Han, çesiti vaadlerle Düzme Mustafa`nin vezirini elde etmisti. Bunun üzerine bu adam da Düzme Mustafa`yi yakalayip Nigbolu Beyi`ne teslim eder. Düzme Mustafa, daha sonra ıstanbul`a gönderilerek idam edilmis ve cesedi, Sehzâde Mustafa olmadiginin isareti olarak halka teshir edilmistir.üç. Sehzâde Bâyezid Olayi Kanunî döneminin ciddi olaylarindan biri de, süphesiz ki sehzâdeler arasinda saltanata geçip tahti elde etme mücadelesi idi. Bilindigi bu gibi Kanunî Sultan Süleyman`in ogullarindan Sehzâde Mustafa ve Cihangir`in vefatlari üzerine taht vârisi şekilde iki sehzâde kalmisti. Bunlar, Selim ile Bâyezid idi. Saray, gayr-i memnun sinif ve diger bazi insanlarin tesvikleri ile bu iki kardes âdeta rakip bir hale gelmislerdi. Kanunî`nin, yaslanmaya baslamasi, kendisinden sonra tahta kimin geçecegi konusunu gündeme getirmisti. Kendi ogullarindan birisini tahta geçirmek dileyen Hurrem Sultan, tahtin güçlü vârisi Sehzâde Mustafa`nin katlinde müessir oldugu gibi, kendi ogullari arasinda bile bir tercih yapma durumuna gelmisti. Hurrem Sultan, iki oglundan Bâyezid`i tercih etmekle beraber öz ve büyük oglu Selim`e karsi cephe aldigi da söylenemez. Sehzâde Selim`in Nahçivan seferinde babasinin yaninda bulunmasi ve yumusak huylulugu ile babasinin üstünde müsbet bir tesir birakmasina karsilik, Hurrem Sultan da Bâyezid üzerine kanat germis, hakkinda duyulan ufak tefek itimatsizliklari gidermis, hatta onu, Konya`dan daha iyi bir mevki gibi telakki edilen Kütahya sancagina naklettirmisti. Bu esnada (l558) Bâyezid, Kütahya`da Mekke emîri tarafindan elçilikle ıstanbul`a gönderilen Kutbeddin el-Mekkî`yi kabul etmis ve ona, kendisine saltanat müyesser oldugu takdirde her sene yasa geregi Haremeyn-i Serifeyn`e gönderilmekte olan “Sürre -i Hümayûn” vesilesiyle, gerçeklestirmek istedigi bazi arzularindan dahi bahs etmisti. Gerçekten Bâyezid, sahsiyeti, kültürü ve yasayisi bakimindan tahta en yakin namzet olarak görülüyordu. Selim`in, Manisa`da nedimeri ile eglenceye dalmasina karsilik Bâyezid, Kütahya`da bir bilim ve irfan muhiti kurabilmisti. lakin Hurrem Sultan`in ayni sene vefati üzerine Bâyezid, büyük bir hâmisini kaybetmis oluyordu. Bundan sonra Selim ile Bâyezid arasinda oldukça çok anlasmazliklar çikar. Her iki sehzâdenin taraftarlarinin tutumlari gittikçe aradaki soguklugu artiriyordu. Bu arada her iki sehzâdenin de hizmetinde bulunan Lala Mustafa Pasa`nin çevirdigi entrikalar, taraflari tam anlamiyla birbirine düsürdü. Kardesler arasindaki münaferet ve çekismenin artmasi üzerine vaziyeti dikkat ve titizlikle takip eden Kanunî, hale müdahele eder. Sehzâdelerden her birine 300.000`er akça terakki vermek şekli ile onlarin sancaklarini degistirir. Selim`i Manisa`dan Konya`ya, Bâyezid`i de Kütahya`dan Amasya`ya tayin eder. O, bununla da kalmayarak Selim`in sehzâdesi Murad`a Aksehir, Bâyezid`in büyük oglu Orhan`a da çorum sancaklarini tevcih eder.

fakat bu tahvil, Sehzâde Bâyezid`i memnun etmemisti. Zira o, pâyitahttan irak bir yere yapilan bu tayini, bir hakaret şekilde kabul ediyordu. Nitekim Bâyezid, bir mektubunda, bu tayin isinde Selim`in parmaginin bulundugunu, bunun da Selim`in kendisine tercih edildigi anlamina geldigini yazarak “bu hakaretten ölmek yeg idi” diyerek hissiyatini belirtmisti. Bu sebeple Amasya`ya gitmek istemiyordu. Bâyezid`in, Kütahya`dan ayrilmamak için ileri sürdügü mt.�zeretleri kabul etmeyen Kanunî, bu sehrin imari hususunda pek aşırı nakit sarf ettigini, bu bakimdan atama için paraya ihtiyaci oldugunu bildirmesine karsilik hükümdar, onun, Kütahya`dan hareketini bildirir bildirmez kendisine para gönderilecegi cevabini vermisti. Bâyezid, bundan sonra da bazi bahaneler ileri sürdüyse de nihayet l5 Muharrem 966 (28 Ekim l558)`de Kütahya`dan ayrilmak durumunda kalmisti. ayrıca çok yavas yol aliyor ve konaklarda gerekenden fazla kalarak babasinin vaadlerini yerine getirmesini bekliyordu. Esasen çok kalabalik bir kafile ile devinim edip yola çikan Sehzâde Bâyezid`e, yol boyunca birçok kimse iltihak ettigi için gittikçe kuvveti de artiyordu. Bu durum karsisinda endiseye kapian Kanunî, Bâyezid`e sözünü geçirebilecek ve onu yatistirarak bir an öncelikle Amasya`ya gitmesini saglayacak bir nasihatçiyi gönderme zaruretini duymustu. ayrıca tarafsiz devinim etmis olmak için ayni anda Sehzâde Selim`e de bir baskasini göndermeye karar verir. Su kadar mevcut ki kendi emirlerine itaat eden Selim`e gönderilen sahis bir nasihatçidan ziyade bir müsavir bu gibi vazife görecektir ki bu, üçüncü vezir Sokollu Mehmed Pasa`dir. Bâyezid`in yanina gönderilen dördüncü vezir Pertev Pasa ise sehzâdeyi yatistirmaya çalismis, fakat yatismis gibi görünen Bâyezid, babasina ve Selim`e karsi olan tutumunda bir degisiklik yapmamistir. Bu arada Bâyezid, babasina karsi tehdid unsurlari ihtiva eden mektuplar göndermekten de çekinmemistir. Nitekim bir mektubunda o, “Bendenizi sorarsaniz rûz-u seb (gündüz – gece = her zaman) hayir duaniza mesgul bilesüz, amma ki gam ve gussadan ve gayretten helâk bilesüz. Ah bilmem ne idem bana karindasimin hatiri içün acîb zulm eyledünüz, beni yerümden yurdumdan ayirdiniz” diordu. Gerek davranislari, gerekse gönderdigi mektuplar yüzünden Kanunî, tam olarak Selim`e meyletmistir. Tarihçilerin bildirdigine göre Bâyezid, yevmlü adiyla çok sayıda eskiyayi yanina toplayip onlari kapikulu, sekbân ve tüfekçiyan yazdirip 20.000 civarinda bir kuvvete sahip odugu haberinin gelmesi üzerine iki taraf artik yavas yavas geri dönülmesi imkânsız bir yolun esigine gelmisti. Bâyezid`in, ister silah zoru ile saltanat tahtini ele geçirmek, ister nefsini müdafaa gayesiyle etrafina kuvvet toplayarak bir ordu meydana getirmesi, Selim`i de harekete geçirmisti. Bu sebeple o da askerî hazirliga koyulmustu.

Bâyezid`in asker toplayip kendi basina hareket etmesine karsilik Selim, babasinin direktifleri dogrultusunda askerî hazirliga baslamisti. Bâyezid, Selim`in, merkezden gönderilen emirler uyarinca Anadolu Beylerbeyi, Dulkadir, Karaman Beylerbeyleri ve Adana Sancakbeyleri ile müstereken hareket ettikleri haberini alinca, takriben l5.000 kisilik bir kuvvetle Ankara istikametine dogru harekete geçer. Bu haberin ıstanbul`a ulasmasi üzerine bizzat Kanunî tedbirlerin alinmasi gerektigine karar verir. Bu kararin bir sonucu şekilde o, Sokollu Mehmed Pasa ile Rumeli Beylerbeyisini Konya`ya yollar. Bu arada Kanunî, Selim`e müdafaa muharebesini Konya`da kabul etmesini emretmisti. Ayni sürede SeyhülislâmetreEbu`s-Suûd Efendi`den, âlisan bir sultanin evlatlarindan birinin itaattan ayrilip bazi kalelere saldirmasi, zorla halktan nakit alip asker toplamasi biçiminde ve onu bu hareketlerinden baska bir sekilde çevirmeye imkân olmadigi takdirde “cemiyetleri dagilincaya kadar kitâle” cevaz oldugu hakkinda bir fetva alir. Kanunî, bundan sonraki olaylari daha yakindan takib edebilmek için 28 Saban 966 (5 Haziran l959) `da otagini üskürdar`da kurdurarak Selim`e de savunma savasini Konya`da yapmasina dair emirler göndermisti. Bâyezid, babasinin hareketini ögrenince Konya üzerine yürümüs, böylece iki kardes arasinda Konya yakinlarinda 22 Saban 966 (30 Mayis l559) günü çarpismalar vuku bulmustu. ılk gün sabahtan aksama kadar devam eden çarpismalar sonucunda taraflar birbirlrine üstünlük saglayamadilar. Savasin ikinci günü Lala Mustafa Pasa`nin tedbiri ile Bâyezid`in kuvvetleri bozguna ugratilmisti. Bunun üzerine Amasya`ya çekilen Bâyezid, bağış isteginde bulunduysa da bu istegi, sözü ile hareket ve davranislari birbirlerine uymadigi gerekçesiyle Kanunî tarafindan red edilmisti. Bunun üzerine çareyi ıran`a iltica etmekte bulan Bâyezid, çocuklari ile beraber ıran`a siginmisti. Onun ilticasi, iki devlet arasinda karsilikli müzakerelere neden olmus ve nihayet Sah Tahmasb, para karsiligi onu, gelen Osmanli heyetine teslim etmisti. 23 Temmuz l562`de bu talihsiz sehzâde, ogullari ile birlikte derhal orada bogdurulmak şekli ile hayatlarina son verilmisti. Tahnit edilen cesetleri, Sivas`a getirilip orada defnedilmistir.

Sehzâde Bâyezid hâdisesi, Anadolu`da bazi iç karisikliklarin çikmasina sebep oldu. Bu bakimdan devlet, bir müddet onun taraftarlarina karsi mücadele etmek durumunda kaldi. Bundan sonra benzer olaylarla karsilasmamak için umumi bir teftis yapildi. Bu arada birtakim idarî degisikliklere lüzum görüldü. Bundan sonra yeniçeriler muhafiz şekilde Anadou`ya yayildilar. Sehzâdelerin sancaga çikarilmalari usûlünde de degisiklikler yapildi.

Bu esnada, Kanunî üzerinde müsbet ve olumsuz derin tesirler birakan Rüstem Pasa l2 Temmuz l56l`de vefat etti. O, sahsiyeti ve icraati ile gerek Pâdisah, gerekse bu devir üstünde müsbt ve ya menfi olarak derin bir te`sir birakmis olan iki vezir-i a`zamdan birisi sayilabilir. Hatta Kanunî`nin saltanatini, ıbrahim ve Rüstem Pasalar`in birbirlerini tamamlayan basica iki büyük sadaret devri şekilde mütalaa etmek olası. Bunlardan ilki nasil devletin büyüklük, zindelik ve ihtisam devrini temsil etmisse, ikincisi de devlet hazinesinin en zengin, askerî kudretinin en parlak bulundugu zamanin mümessilidir. Bu devir icraatinda, Pâdisah`in karar ve hareketleri üstünde en tesirli rol oynayan sahsiyet, her türlü hâdisenin seyir ve gelismesinde damgasi görülen adam Rüstem Pasa`dir. Busbecq`in müsahedesine göre, keskin ve uzagi gören zekâsiyle Pâdisah`in san ve söhretini te`siste onun büyük hizmeti vardi. bununla beraber Rüstem Pasa`nin, Pâdisah üzerindeki nüfuzu ve kayin validesi ile zevcesi Mihrimah Sultan sâyesinde hükümdara bazi yolsuz tutumlari da kabul ettirmis olmasi, Kanunî döneminin sosyal yapisinda olumsuz sonuçlar da dogurmustu. Hakkindaki bir sikâyetten anlasidigina göre, Eflâk voyvodalarindan bir tanesi, sadrâzama rüsvet vermek şekli ile voyvodaligi kendisine temin etmis, fakat bu sebepten devlet hazinesi büyük bir zarara ugramisti. ıste böyle bir sadrâzamin yerine, karekter bakimindan onun tam ziddi olan ikinci vezir Semiz veya Kalin lakaplari ile taninan eli açık, iyi kalpli, kamu adami, nüktedan ve baris sever bir insan olan Semiz Ali Pasa getirilmisti.

KANUNî DöNEMı DENıZCıLıGı VE DENıZ SEFERLERı

Kanunî Sultan Süleyman döneminde, ordunun karadaki basarilarina parelel şekilde Osmanli armadasi da Akdeniz, Kizildeniz ve Hind Okyanusu`nda faaliyet göstermekteydi. Gerçi, Kanunî döneminden evvela ve bilhassa Sultan ıı. Bâyezid ile Yavuz Sultan Selim zamanlarinda da Osmanli donanmasi, teknik ve yetismis insan gücü bakimindan büyük bir gelisme göstermis ve Avrupa`li denizci devletlerin filolari ile mücadele edebilecek güce ulasmisti. Bilindigi bu gibi, Kanunî zamanının savas ve zafer meydani, sırf karalar degil, belki onlar kadar mühim olan denizlerdi de. O denizler ki, aslan bu gibi kükreyen dalgalarin üstünde yelken açan levendler ile sehbazlarin olmazlari oldurdugu, erlik, yigitlik meydani, ugras ve savas mahalli idi. Nitekim Kanunî`nin ilk hükümdarlik yillarinda, Belgrad`in fethi esnasinda Osmanli donanmasi, Tuna nehrinin agzindan girerek büyük isler basardigi gibi, Rodos`un zaptinda da büyük rol oynamisti. Bundan sonra teknik ve askerî kuvvet bakimindan daha da güçlendirilen donanma, o devirde yetisen gözü pek, tecrübeli ve üstün yetenekli denizcilerin elinde zaferden zafere kosmaya baslayacakti. Bu zaferlerde en büyük pay sahibi olan kisi ise Osmanli denizciligine yeni bir ruh ve anlayis kazandiran Barbaros Hayreddin Pasa olacaktir.

döneminin en büyük ve muhtesem hükümdari olan Kanunî`nin bahti, Zenbilli Ali Cemalî Efendi, ıbn-i Kemal ve Ebu`s-Suûd Efendi ile Sinan ve Baki bunun gibi düşünce ve san`at kahramanlarinin kanunlari, fetvalari, Süleymaniye`leri, gazelleri, kasideleri ve te`lifleri yaninda kiliç ve cenk erlerinin gözle görülebilen âbidelesmis eserleri yoksa da, tarihin dünya durdukça zihinlere ve hâfizalara haykiran sesi vardir. ıste bu ses, naklettigi nice hikayenin arasinda memleketler zaptedip devletlere omuz silken asîl ve feragatli bir sehbaz levendin kissasini söyler.

Savas ve mücadeleyi karadan denizlere tasiyan Kanunî çağının deniz savaslarinin meydana geldigi sahalari, Akdeniz ve Hint Okyanusu sulari olmak üzere genelde iki grupta toplamak olasıdır.

AKDENıZ SULARı

Bulundugu cografya itibariyle bir Akdeniz ülkesi olan Osmanli Devleti, daha kurulus yillarindan itibaren Akdeniz`le ilgilenmek zorunda kalmisti. Nitekim, Orhan Gazi dönemi siyasî ve askerî faaliyetlerine bakildigi süre, Akdeniz`in burada mühim bir sahne oldugunu görüyoruz. Gerek Trakya`daki yerlesimi saglamlastirip yurt edinme, gerek ıstanbul`un fethi ve gerekse Hac yolu üzerinde bulunan bazi adalardaki korsanlarin Müslüman hacilara karsi giristikleri faaliyetlere son vermek için bu deniz ve kollarinda harekete geçmek zorunlugu bulunmaktaydi. Buradaki faaliyetlerin basarili olabilmeleri için de icab eden tüm tedbirlere bas vurmak gerekiyordu. Kanunî dönemi ise bu tedbirlein maksimum sekilde alindigi bir dönemdir. Biz, Kanunî döneminde Osmanli Devleti`nin bu faaliyetlerinden ana hatlariyla bahs etmek istiyoruz.

l. Barbaros Hayreddin`in ılk Faaliyetleri soylu bayağı Hizir olan Barbaros Hayreddin, Vardar Yenicesi`nden gelip Midilli Adasi`nin fethinden sonra buraya yerlesen Yakub adli bir sipahinin ogludur. l478 yili civarinda dogdugu tahmin ediliyor. Batililar, havuç rengine çalan kirmizi sakalindan dolayi agabeyi Oruç`a verdikleri “Barbarossa” adini daha sonra Hizir için de kullandiklarindan Barbaros diye taninmisti. Hayreddin lakabini ise kendisine Yavuz Sultan Selim takmistir.

Dört kardesin en küçügü olan Hizir, gençliginde yaptirdigi bir gemiyle Midilli, Selanik ve Egriboz arasinda ticarete baslar. Rodos sövalyelerine esir düsen agabeyi Oruç`un kurtarilmasindan sonra iki kardes, Sehzâde Korkud`un himayesine girerler. Bu siralarda ıspanyollar`in Bati Akdeniz`e hâkim olma gayretleriyle Endülüs`te yaptiklari zulümler yüzünden buradan ayrilmak zorunda kalan Müslümanlarin göç etmeleri, bölgedeki eski dengeyi bozar. Bunun üzerine Oruç ve Hizir kardesler, Bati Akdeniz`e yönelerek l504`cilt sonra kuzey Afrika sahillerinde görünmeye baslarlar. ıki gemilik küçük filolari için emin bir liman arayan iki kardes, Tunus Hafsî Sultani Ebû Abdullah Muhammed b. Hasan ( l493 – l526 ) ile anlasarak Halkulvâdi`ye yerlesirler. Gemilerinin sayisi artinca da Cerbe adasina geçip orayi üs edinirler. Buradan sürdürdükleri akinlarini ıtalya kiyilarina kadar uzatirlar. l5l3 yilinda bir yarimada üstünde bulunan Cicelli ( Djidjelli)`yi ele geçirirler. Kendi baslarina bir sehir yönetimi kurmus bulunan Cicelli halki, Oruç`u sultan duyuru eder. Böylece Barbaros kardeslerin kuzey Afrika`da kuracaklari devletin temelleri atilmis olur. Kisa zamanda büyük söhret ele geçiren iki kardesin etrafinda Kurdoglu Muslihiddin ve Kemal Reis`in yegeni Muhyiddin gibi pek çok fazla Türk denizcisi toplanir. zamanın Osmanli Pâdisahi Yavuz Sultan Selim ile de temasa geçen Oruç ve Hizir Reisler, Cezayir kiyilarinda tutunmaya muvaffak olmuslardi. Kaynaklarin ifadesine göre Barbaros kardesler, Katolik Ferdinand`in ölümünden (l5l6) faydalanarak ıspanyol isgalinden kurtulmak isteyen Cezayir sehrinin yardimina kosarlar. Böylece Cezayir ve onun batisindaki Sersel`in ele geçirilmesinden sonra Oruç Reis Sersel ve Cezayir sultani ilan edilir. Bunu l5l7`de Tenes ve Telemsen sehirlerinin zapti takib eder. lakin yerlilerle anlasan ıspanyollar`in l5l8`de Telemsen`i geri aldiklari savasta Oruç Reis sehid olur. Agabeyinin sehâdetinden sonra yalniz kalan Hizir, artik onun desteginden de mahrum kalir. ıspanyollar ile Telemsen emîrinin birleserek kendisini Cezayir`den atmak istedikleri Hizir Reis, Avrupalilar`in verdikleri “Barbaros” bayağı ile söhret kazanmaya baslamis ve bunlara karsi basarili savaslar vermisti. fakat siddetli tazyik karsisinda Osmanli Deveti`ne bas vurmayi müsait görmüs olacak ki, l5l9 yilinda dört gemiyi hediyeler ile ıstanbul`a göndererek Yavuz`a bagliligini arzettiginden Yavuz Sultan Selim de kendisine askerî yardimda bulunarak beylerbiyilik hil`ati yollamisti. Nitekim, Osmanli destegini güçlendirmek üzere adamlarindan Haci Hüseyn`i, Cezayir halkinin Ekim l5l9 tarihli “arîza”si ve kirk esirle birlikte Osmanli Pâdisahi`na yollar. Böylece Afrika`da gelişmeleri ögrenen Yavuz Sultan Selim, “Hizir Reis nasruddindir, hayrüddindir” diye memnuniyetini ifade ederek onun Cezayir hâkimi şekilde tanindigini belirten bir hatt-i serif gönderir. Ayrica kendisine Anadolu`da gönüllü asker toplama imtiyazi taninarak yeniçerilerle topçulardan olusan 2000 kisilik bir yardimci birlik gönderilmesi kararastirilir. Böylece hutbenin Pâdisah adina okundugu Cezayir, Osmanli topraklarina katilmis oldugu benzeri Hizir da bundan sonra Hayreddin diye anilmaya baslanir. Bundan sonra Cezayir`e iyice yerlesmek için mücadele veren Barbaros, bir fasıla oradan çekilmek durumunda kalmis, ancak 3 senelik bir aradan sonra tekrardan Cezayir`e hâkim olmustu.

Barbaros`un, Akdeniz`deki faaliyetleri ile kazandigi basarilar, ımparator Sarlken`i epey bir rahatsiz etmekteydi. Sarlken, Akdeniz`deki bu proplemin bertaraf edilmesi için zamanın meshur kaptanlarindan Ceneviz`li Andrea Doria`yi görevlendirmisti. Bu tecrübeli amiral, altmis gemilik bir donanma ile Barbaros`u aramaya baslar. lakin daha evvela düsman sahillerini vurmus bulunan Barbaros, büyük bir ganimet ile Cezayir`e döner. Barbaros, bu hareketi esnasinda elde ettigi esirlerden, Andrea Doria`nin hazirliklari hakkinda bilgi alir. Bunun üzerine haziriklarini tamamayan Barbaros, Cerbe adasindaki Sinan Reisi de yardima çagirir. Bu esnada ıspanya adina devinim eden Andrea Doria, çerçel adasina saldırı eder. lakin siddetli bir mukavemetle karsilasir. Bu sirada da Barbaros`un geldigini duyunca geri çekilip kaçmak durumunda kalir. Böylece, iki taraf birbirlerine tesadüf edemediginden bir çarpisma meydana gelmez.

Kanunî, tahta çiktigi andan itibaren Barbaros`un faaliyetlerini dikkatle takip eder. Buna karsilik Barbaros da yaptigi isler ve kazandigi zaferler yaninda Avrupa`da gelisen olaylar hakkinda ona bilgiler veriyordu. Kanunî, l532 yilinda Alaman seferine çiktigi zaman Sarlken, Andrea Doria`yi Mora üzerine göndermisti. Doria`nin yoklugundan istifade eden Barbaros, onbes gemi hazirlayarak ıspanyol sahillerindeki Endülüs Müslümanlarini Afrika yakasina geçirmek üzere yollar. O, bu Müslümanlari gerek bu gemilere, gerekse ıspanyol sahilerinden elde etmis oldugu ve böylece yekün sayilari otuzalti parçaya yükselen gemilere bindirerek yetmis bin Endülüs Müslümanini Cezayir taraflarina tasir. Bu kadar Müslüman`in zorla din degistirip Hiristiyanlastirilmasina mani olmak şekli ile onlari büyük bir zulümden kurtarir. Din ve insanlik tarihi bakimindan fevkalade önemli bu isi basarmasi, yedi sefer sonunda olası olmustu. 2. Barbaros`un Osmanli Hizmetine Girmesi Kanunî Sultan Süleyman, Andrea Doria komutasindaki düsman donanmasinin kazandigi basarilar üzerine, bir memleketin güç kazanması ve düsmanlariyla basa çikabilmesi için deniz kuvvetlerinin ne denli ciddi oldugunu daha iyi kavrar Her ne kadar iyi yetismis insan gücü ve mükemmel tersaneleri bulunan bir imkâna sahipse de Kanunî, devletinin bulundugu cografya ve stratejik konumu sebebiyle en az kara kuvvetleri kadar basarili bir deniz gücüne olan ihtiyaci farketmisti. Bunun için donanmaya cihet verecek, tecrübeli ve kabiliyetli bir denizciye ihtiyaci oldugunu düsünüyordu. Karadaki basarilarin, denizde de sürdürülmedikçe tam bir hâkimiyetin kurulamayacagi inancinda olan Kanunî, basindan buyana faaliyet ve basarilarini dikkatle takib ettigi Barbaros`u bu vazifeye layik görüyor ve onun Sarlken`in donanmasina karsi çikabilecek yegâne kisi olduguna inaniyordu. Bu sebeple Barbaros`a bir hatt-i humâyûn göndererek onu ıstanbul`a çagirir. Kanunî`nin davetini saha Barbaros, yanindaki söhretli denizcilerle beraber (Agustos l533) ıstanbul`a dogru yelken açar. l533 senesinin Aralik ayinda ıstanbul`a gelen Barbaros, büyük bir senlik ve merasimle karsilanir. ıstanbul`a gelisinden bir gün sonra yani ll Cemaziyelahir 940 (28 Aralik l533) günü on sekiz arkadasiyla beraber Pâdisahin huzuruna çikmis olan Barbaros`a Kanunî, Akdenizdeki faaliyetlerinden endise ettigi Andrea Dodia hakkinda bazi sorular sormus, Barbaros`un endise etmeden ve bir bakima pervasizca verdigi cevaplar Kanunî`nin hosuna gitmisti. Bunun üzerine Kanunî, beylerbeyilik rütbesiyle tüm tersane islerini tam bir yetki ve selâhiyete sahip olarak bu yeni amirale verir. Bundan sonra onu, ırakayn seferine çikmis bulunan Vezir-i A`zam ıbrahim Pasa`nin (Makbul) yanina yollar. Haleb`te bulunan Vezir-i A`zam, Hayreddin Pasa`yi kabul edip Gelibolu Kaptanligi ile Cezayir-i Bahr-i Sefid Beylerbeyligi pâyesini tevcih ederek hil`at giydirir ve kendisini Kemankes Ahmed Pasa`nin yerine “Kaptan-i Derya”liga tayin eder (6 Nisan l534). Böylece o zamana kadar Gelibolu Sancakbeyligi pâyesiyle verilen Kaptan-i Deryalik, Beylerbeyilik derecesine yükseltilmis olur.

Bir ıtalyan yazar, onun Kanunî tarafindan karsilanisi ve kendisine yapilan ihsanlar hakkinda epey bilgi verir. Buna göre Kanunî, yalnızca onun Cezayir hâkimi olmasini tasdikle kalmaz, ayni sürede kendisini devetinin dördüncü derecedeki pasasi ve donanmanin bas komutani olarak tayin eder. Daha sonra da amiral gemisine çekmesi için devlet sancagini, Kaptanpasa kilicini ve elbisesini, diger masraflari için de 80.000 sultanî ve nihayet sahsî muhafizlari şekilde da kafi sayida yeniçeri verir. Filhakika Barbaros, sifahî olarak kendisine genis yetki verilen bir divan toplantisinda, Osmanli donanmasinin zayif noktalarini önemli bir sekilde tenkid etmisti. Ona göre ıspanyol donanmasina yetismek, hatta onu geçmek için, Osmanlilarin sahip olduklari az sayidaki ama agir gemilere ilaveten küçük ve rahatça devinim edebilen gemiler insa etmek gerekiyordu. Deniz savaslarindaki yeni teknik karsisinda bu eski kadirgalar ve bu agir kürekler, gemilerin hareketi aninda hafif kadirgalarin güçlükle manevra yapmalarina sebep olduktan baska, sür`atli düsman gemilerine karsi pratik bir hedef teskil ediyorlardi. Gerçi ates kudreti olan kadirgalar ihmal edilemezdi, fakat onlari himaye etmek için kalyon ve fustalar lazimdi.

ıbrahim Pasa, Haleb`de icra edilen bu merasimden sonra onu yine ıstanbul`a yollar. Pâdisahin, Hayreddin Pasa`yi Haleb`e göndermesi, serasker olmasi nedeniyle bütün azil ve tayinlerin vezir-i a`zamin selâhiyeti dahilinde olmasindan ileri gelmistir. Bu olay, Osmanli idare sisteminde vazife ve selâhiyetlerin taksimi ile bunlara nasil riayet edildigini göstermektedir. Devletin basi olmasi hasebiyle sinirsiz yetkilere sahip oldugu zannedilen hükümdar, baskalarina ait olan yetkileri kullanmayi aklindan dahi geçirmemektedir. Bu sebeple beylerbeyilik tayin ve hil`atini almak için Barbaros`u, ıstanbul`dan Haleb`e göndermektedir.

Kanunî`nin, kendisini ıstanbul`a davet eden hatt-i humâyûnunu alan Barbaros, Cezayir`de gereken tertibati aldiktan sonra yerine evlatligi Kara Hasan Aga`yi vekil ve Ramazan çelebi ile Haci isminde birisini ona müsavir birakarak on (ya da 20) çektiriden mürekkeb bir filo ile yola çikar. Deniz yolunda rastladigi çılgın Yusuf komutasindaki on alti çektiriyi de beraberine alip Sardunya ile Korsika adalari arasindaki Bonifaçyo Bogazindan geçip Sicilya adasina bugday götüren 10 sekiz gemiyi zapt ile yükünü ve mürettebatini aldiktan sonra gemileri atese verir. Bu savaş esnasinda deli Yusuf sehid olmustu. Ele geçen esirlerden Andrea Doria`nin elli parça gemi ile Koron`a gittigi ögrenilince sür`atle hareket edilerek Preveze`ye gelindiginde Andrea Doria`nin alti gün öncelikle ıtalya`ya kaçtigi haberi alinir. Onun gerçek büyüklügü ve fedakârligi ile ıstanbul`a dogru yelken açisi ve yoldaki faaliyetleri özetle su ifadelerle nakedilir:

” O zamanlar bir zamandi ki, Barbaros denen bu namli yigit, çocuk yasinda adim attigi kalyonundan, “Daldi Rahmet Denizine Kaptan” tarihinin düsürüldügü ecel gününe kadar nerdeyse altmis sene, çikmadan yasadi. Gece demeden, gündüz demeden evsanevî bir su kusu gibi karalara vurdu, dalgalar ile güresti. Ufuktan ufka yelken açip, yâre de agyâre de karsisinda el baglatti.

Onun büyük kudreti, büyük söhreti ve insan gücünün üstündeki kahramanlik hikâyelerinin en asîl ve en hürmete sayan olani, süphe bulunmamakta ki, Cezayir bunun gibi bir ülkeyi ele geçirip müstakil bir devlet reisi olmusken, tahtini da, bahtini da bir Türk – Müslüman birliginin agirlik merkezi olan Osmanli ımparatorlugu emrine verip, ölünceye kadar kendini bu birligin hizmetine adamis olmasidir.

lakin, bir ülke teslim etmek üzere taht sehrine gelen Barbaros`un Pâdisah`a hediyesi, sırf Cezayir degildi. önüne katip getirdigi iki bin esirin ellerinde bir devlet hazinesi tutarinda hediyeler de bulunur idi.

Esâsen muzaffer ve hamiyetli kaptanin ıstanbul`a gelisi, devlet tarafindan paha biçilmez sanina ve insanligina lâyik olan bir senlik ve zafer alayi ile kutlanacakti. Cezayir`den kirk kadirga ile hareket ederek yol boyunca, kahramanliginin tomarina yeni yeni zaferler ek ede ede gelmek arzulayan Barbaros, ıtalya sahillerini hizalayarak, Elbe ve Sardunya adalarini vurduktan sonra Cenova`ve ya ihrac yaparak kiyilari yagmalayip Sicilya`ya geçti. Sanki daracik Mesina Bogazi, sarayinin bir dehlizi imis bu gibi tasasizca ilerlerken, bu arada karsilastigi bir ıspanyol kalyonunu da imha etmis bulunuyordu.”

Barbaros, Kaptanpasaliga getirildikten sonra ıspanyollar`in öncülük ettigi Avrupa ittifakini yenip, Akdeniz`de Osmanli üstünlügünü kurabilmek için bir yandan kuvvetli ve düzenli bir donanmanin kurulmasina çalisirken, öte yandan da V. Charles`a karsi Fransa ile isbirligi yapilmasina ciddiyet vermistir.

Barbaros, ıstanbul`a döndükten sonra tersanede gemi insasiyle mesgul olur. Bundan sonra l534 senesinin Agustos ayinda 80 (yahut 84) parçalik bir donanmanin basinda ıstanbul`dan ayrilip denize açilan Hayreddin Pasa, ıtalya`nin güney sahillerindeki Reggio, Sperlonga ve Fondi benzeri sehirlere baskinlar düzenler. Onun bu hareketi, Andrea Doria`yi kendi üzerine çekmek içindi. ancak Doria`dan bir ses çikmayinca Tunus üzerine yönelir. Bu esnada Tunus`u elinde bulunduran Beni Hafs Hânedani`na mensub Mevlay Hasan kaçmak mecburiyetinde kalir. Osmanlilarin Tunus`a hakim olmalari, Akdeniz hâkimiyeti için mühim bir adim idi. Akdeniz`in Türk hâkimiyetinde olmasi, Avrupa deniz ticareti için büyük bir vuruş idi. Bu sebeple Akdeniz`deki denizci devletler Sarlken`e müracaatla onu Osmanlilar`a karsi kiskirtmaktaydilar. Bunlara, Rodos Adasi`ndan kovulan Saint Jean sövalyeleri de katilmisti. diğer taraftan Mevlay Hasan da Sarlken`e müracaatta bulunmustu. Bunun üzerine bizzat Sarlken`in de bulundugu ve Doria komutasindaki büyük Haçli donanmasi Halkulvad`i ele geçirmeyi basarir. Lütfi Pasa (Tarih, 356), Tunus Hâkimi`nin Sarlken`e müracaatini anlatirken “memleket senin, ben dahi senin, iste Rumiler gelüp hile ile memlekete müstevli oldular. Ve sizin komsulugunuza geldiler, bugün bize ittiler, irte size iderler” diye sekva idicek ıspanya dahi nice yüz pâre gemiler donadup ve binefsihi kendisi binüp gelüp” ifadelerini kullanir. Halkulvad`dan sonra Tunus alinir. Bu esnada her yan yagmalandigi gibi büyük bir katliam yapilir. Bu harpte Mevlay Hasan Sarlken ile beraber bulunmustu. Onun, Tunus halkina gönderdigi mektuplar, kalenin düsmesinde büyük rol oynamisti. Sarlken yardımı ile Tunus sultanligini yine elde eden Hasan, bes sene daha ıspanyollar`in himayesinde kalmis, bes yıl sonra oglu tarafindan hal`edilmistir. Bu sirada Barbaros sehri terkederek Cezayir taraflarina çekilmis bulunuyordu. Bu olayin akabinde Barbaros karsi taarruza geçerek Balear adalarini basar. Bundan derhal sonra da ırakayn seferinden dönmüs olan Kanunî, kendisini ıstanbul`a çagirir. Daha sonra donanmanin basinda Kaptanpasalik ile Pulya sahillerine gönderilir. Zira bu dönemde Venedik ile olan münasebetler bozulmaya baslamisti.üç. Korfu SeferiVenedik Cumhuriyeti, devamli şekilde iki tarafli bir siyaset takib ediyor, firsat buldukça da Osmanlilarin aleyhine ittifaklara girmekte bir sakinca görmüyordu. özellikle deniz savaslarinda Sarlken ile ittifak ediyor ve süre süre da Türk ticaret gemilerini vuruyordu. Bu arada, ahidnâm. hükümlerinin yerine getirilmesi için elçi olarak Venedik`e gönderilen Tercüman Yunus Bey, Sarlken`e karsi ı. François ile ittifak yapmalari tavsiyesinde bulunmus, lakin bu öneri Venediklilerce kabul edilmemisti. Onlar, Kanunî`nin teklifini kabul etmemekle kalmadiklari bunun gibi gemileri ile geri dönmek üzere yola çikan Yunus Bey`e tecavüze yeltenirler. Bu hareket , Venedik`in düsmanca olan tavrini açikça ortaya koymustu. Aradaki dostluk antlasmasina ragmen Venedik`i Osmanlilar`a karsi hasmâne bir tavir takinmasina, Papa ııı. Pol`un faaliyetleri sebep olmustu. Zira Papa, Türkler`e karsi Hiristianlari bir araya topamak isteyerek Sarlken ile Fransa Krali ı. François`in arasini bulup 10 senelik bir mütareke yaptirmisti. Venedik te l537 yilinda bu ittifaka dahil olmustu.

Kanunî`nin, ırakayn seferinden dönüsünden sonra ıstanbul`daki tersanelerde yeni gemilerin insasina baslanir. Bu arada lüzumlu asker ve malzeme temin edilir. Nihayet l Zilhicce 943 (ll Mayis l537)`de Vezir Lütfi Pasa ile Barbaros Hayreddin Pasa idaresindeki donanma denize açilir. Bir hafta sonra da Kanunî, yaninda iki oglu Selim ve Mehmed bulundugu durumda ordu ile karadan devinim eder. Donanma Otranto civarina çikarma yapmakla mesgul iken Andrea Doria`nin Osmanli bandirali on ticaret gemisinden mütesekkil bir filoya hücum ettigi haberi alinir. Barbaros derhal onun üzerine hareket ettiyse de Doria`yi yakalayamaz. Zira ıspanya emrindeki bu Cenevizli Amiral, Barbaros`un karsisina çikmaktansa kaçmayi tercih ederek kurtulabilecektir. Doria`yi yakalamakatna ümidini kesen Barbaros idaresindeki Osmanli donanmasi, Pulya sahillerinden dönmüs olan Lütfi Pasa ile birleserek Preveze`ye gelir.

buyana taraftan kara ordusu Avlonya`ya varmis, ardindan da sefer Venedik üzerine çevrilmisti. Kanunî, Lütfi Pasa`ya Venedikliler`e ait Korfu`nun muhasara edilmesini emr eder. Bunun üzerine Lütfi Pasa, Korfu adasi üstündeki müstahkem San Angelo kalesini kusatmakla mesgulken, Kanunî de Korfu adasi karsisindaki Bastia`da karargâh kurmustu. Mücadele tüm siddetiyle sürerken Pâdisah, Ayas Pasa`yi göndererek kusatmanin kaldirilmasini emreder. Lütfi Pasa ve Barbaros`un, kalenin her an düsebilecegi ve kusatmasinin kaldirilmamasi yolundaki itirazlari kabul edilmez. Kaynaklar, Pâdisahin bu ani kararinin sebebini havalarin sogumasi ve kusatma zamanin geçmis olmasi ile açıklama etmeye çalisirlar. lakin burada baska bir noktaya da temas ederler . Buna göre kusatma esnasinda bir top mermisi askerin içine düser. Bu yüzden dört gazi sehid olur. Bunun üzerine Pâdisah: ” Bir mücahid kulumu böyle bin kaleye vermem” diyerek kusatmayi kaldirir. Kusatmanin kaldirilmasindan sonra ordu 22 Kasim l537`de ıstanbul`a döner. bununla birlikte Barbaros, Akdeniz`de Venedikliler`e karsi harekâta devam ederek bazi adalari vurdugu bunun gibi bazilarini da zapt eder. 4. Preveze Zaferi Barbaros Hayreddin Pasa`nin, Adalar seferinden döndükten sonra tersanedeki gemi insasina hiz verdigi bir sirada Kanunî de Bogdan seferine çikmak üzere hazirliklara baslar. Preveze zaferinin kazanildigi l538 senesinde Osmanlilar, karada ve denizde üç ciddi harekâti ansızın baslatmislardi. Bir taraftan Kaptan-i Derya Hayreddin Pasa ikinci adalar seferine hareket ediyor, öbür taraftan Misir valisi Hadim Süleyman Pasa Hind seferine çikiyor, bu güne taraftan da Kanunî, ordu-yu humâyunla Bogdan`a yürüyordu. Ayri ve birbirinden çok aşırı uzak sahalarda icrâ edilen bu büyük tesebbüsler, Osmanli Devleti`nin iktisadî ve askerî gücünün ne kadar büyük oldugunu gösterir.

l538 senesi kisinin sonlarina dogru Kanunî, vezirlere kendi masraflari ile hazirlayip techiz etmelerini emreyledigi l50 gemi henüz hazir degilken, Barbaros Hayreddin Pasa`ya denize açilmasini emreder. Bu arada Andrea Doria`nin Girit`e geldigi haberini saha Barbaros, 40 gemi ile 9 Muharrem 945 (7 Haziran l538) günü ıstanbul`dan hareket edip Akdeniz`e açilir. Kendisine üç.000 yeniçeri ile deniz ümerâsindan olan bazi sancakbeyleri (Kocaeli Beyi Ali Bey, Teke sancagi Beyi Hurrem Bey, Sayda sancak Beyi Ali Bey ve Alaiye Beyi Mustafa Bey) katilmislardi.

Bilindigi gibi, Ege Denizi`nin kontrolü bakimindan yoğun şekilde mühim olan Girit, o dönemlerde Venediklilerin elinde bulunuyordu. Barbaros komutasindaki Osmanli donanmasi, Ege`de bazi hareket ve fetihlerde bulunduktan ve ıstanbul`dan bekledigi 90 gemi ile Salih Reis`in Misir`dan getirdikleri de kendisine iltihak ettikten sonra Girid`e ugrayarak adanin bazi mevkilerine asker çikarir. Donanma daha sonra Preveze`ye yönelmek için buradan ayrilir. Bu esnada Rodos civarindaki bazi adalara da ugrar. Donanma Modon açiklarinda iken Andrea Doria`nin Preveze`yi zapta çalistigi, fakat sonradan kusatmayi kaldirarak müttefik Haçli donanmasinin harekat üssü olarak kararlastirdigi Korfu`ya çekildigi haberi gelir.

Gerçekten, Barbaros`un Ege ve Akdeniz`deki faaliyetleri, Sarlken`i harekete geçirmisti. Papa da Osmanlilar`in aleyhinde ittifak yapilmasi hususundaki çalismalarina hiz vermisti. Osmanlilar`in, Ege`deki bu harekâti üzerine Korfu`da toplanan Venedik donanmasina, Alman, ıspanyol, Portekiz, Malta, Ceneviz ve Papalik gemileri de yardima gelecekti. Bu ittifaktan dolayi öyle bir donanma toplanmisti ki, tarih, o zamana kadar bu büyüklükte bir donanmaya sâhid olmamisti. Bu durumu haber sektör Barbaros, bir kesif kolu göndererek düsmanin durumunu ögrenir. O, bu kadarla da etinmeyecek gönderdigi bir iki gönüllü gemisi ile “kâfir yakasina gönderip dil (tutsak)” aldirmis ve bunlari Bogdan seferinde bulunan Pâdisah`a göndermisti. Müttefik bir donanma meydana getiren düsmanin durumunu ögrenen Barbaros, Preveze`ye dogru hareket eder. Emrinde l22 kadar gemi vardi. Andrea Doria`nin idaresindeki Haçli donanmasinin savas yapabilen (savas gemisi) gemi mevcudu ise 302 idi. Bunlardan l62`si kadirga idi. Bu gemilerde 2500 top ve 60.000 asker vardi. Su halde sayi nedeni ile Osmanli donanmasi düsmana nazaran üçte bir oldugu benzeri top itibarıyla de onaltida birdi. Bundan baska Barbaros idaresinde bulunan Osmanli donanmasinda 8.000 cenkçi askere karsi müttefiklerin gemilerinde forsalar hariç altmis bin asker bulunuyordu. Asker, silah ve gemi üstünlüklerine magrur olan Haçli reisleri, kudretlerinin azameti karsisinda zaferden o kadar emindiler ki, kisa bir müddet sonra gerçeklesecek olan galibiyet ve basarilarinin meyvelerini pesin olarak yani daha savas baslamadan evvela paylasmislardi.

24 Eylül l538`de Preveze önlerine gelen Barbaros, savaş vaziyeti alir. Bir gün sonra Preveze önlerine gelen Doria da Barbaros`un bulundugu yerin iki mil açigina demir atar. Andrea Doria, Barbaros`u Preveze`den çikarip savasa girmeye zorunlu etmek için 27 Eylül`de ınebahti`ya hücumda bulunmak üzere harekete geçer. Ayni günün sabahi Osmanli donanmasi da Korfu istikametinde harekete geçmisti. Günes yükseldiginde müttefik Haçli donanmasinin komutani olan Doria, Osmanli donanmasini arkasinda görüp sasirir. Bu saskinligi ile savasa girip girmeme hususunda tereddüdler geçirir. Bu saskinligindan biraz kurtulduktan sonra harp vaziyeti alir. ıki yan Ayamavra Adasi`nin bati kiyisinda 3 dört mil açikta karsi karsyia gelirler. Bunun üzerine Barbaros, alinacak tedbirleri kararlastirmak üzere harp meclisini toplar. Sonra da donanmaya savaş nizami aldirir.

Bu muharebede Osmanli donanmasi hilâl seklinde tertibat alir. Arkada Turgut Reis idaresinde ihtiyat kuvvetleri bulunuyordu. Osmanlilar`in hilâl nizamina karsilik Haçli donanmasi, borda nizami almis ve birbiri arkasinda 3 saf teskil etmisti. Bu sirada rüzgârin güneyden esmesi, Osmanlilar için büyük bir tehlike meydana getiriyordu. Bunun üzerine Barbaros Hayreddin Pasa, Kâtib çelebi`nin ifadesine göre Kur`lahza-i Kerim`den âyetleri yazdirdigi varaklari (sayfalari) derya yüzüne serptirip Cenab-i Hakk`a tazarru ve niyazda bulunmaktadır. Duasi ind-i ılâhî`de kabul olunmus oacak ki, rüzgâr hafifleyip cihet degistirir. Kâtib çelebi, Tuhfetu`l-Kibâr fi Esfari`l-Bihar adli eserinde yukaridaki ifadelerine sunlari da ilâve eder: ” Bu kissadan pay sudur ki, serdar olanlar, yalniz esbab-i cismaniye itibar etmeyüp, kadir olduklari kadar ruhanî sebeplere de riâyet etmelidirler.” diyerek muharebelerde metre�nevî kuvvetin ihmal edilmemesi gerektigine isâret eder. Rüzgârin bu sekilde yön degistirisi, manevra kabiliyeti az olan düsman gemilerinin hareketlerini yavaslatir.

Barbaros, gemilerini kivrik bir hançer (hilâl) seklinde yan yana dizerek savas düzeni alir. Sag kanat komutanligini Turgut Reis`e, sol kanadinkini de Sâlih Reis`e vererek kendisi ortada yer alir. Düsmanin sayica üstünlügü karsisinda bir yarma harekâtina girisen Barbaros, müttefik Haçli filosunun gerilerine kadar ilerler. Büyük bir hayret ve saskinlikla Osmanli donanmasinin kendisini çevirdigini gören Doria, fakat ertesi gün (28 Eylül) donanmasini harekete geçirebilir. Böylece, büyük bir bozguna ugratilan müttefik donanmasinin otuz alti teknesi ele geçirildigi bunun gibi 2l75 de esir alinir. Bu savasta Türk donanmasinin kayiplari ise oldukça azdi.

Doria`nin her türlü savas taktigine, ayni sekilde karsilik sağlayan Barbaros, küçük bir kuvvetle büyük bir zafer kazanir. Gece karanliginin basmak üzere oldugu bir sirada Doria, bir donanma için hem serefsizlik, hem de ugursuzluk alâmeti olan fener söndürme emrini vermisti. Böylece o, gecenin karanligindan istifade ederek kaçmayi basarir. Barbaros`un bu muharebede cesaretle tatbik ettigi yarma harekâti, daha sonra pek çok aşırı meshur amirale örnek olur. Gerçekten, Hiristiyan Avrupa`nin çikarabilecegi en büyük deniz gücü, bes saat arasında tam olarak tahrib edildigi gibi, Akdeniz hâkimiyeti de Osmanlilarin lehine olarak kesin bir sonuca baglanmisti. Preveze zaferiyle Dogu Akdeniz`den sonra Orta Akdeniz bölgesinde de Osmanli hâkimiyeti saglanmis olur.

Anlasildigi kadari ile Avrupa`li bazi yazarlar, bu savasi küçümsemeyi bir âdet hâline getirmislerdir. Böylece, Doria`i düstügü durumdan kurtarmaya çaba ederler. ayrıca Osmanlilarin bu zaferle denizlerde nasil bir prestij kazandiklarini da söylemeden edemezler. Nitekim, “Muhtesem Süleyman” diye bir eser yazmis bulunan Renzo Sertoli Salis, Osmanlilarin denizlerdeki basarisindan bahs ederken: “Türklerin stratejik ve taktik zaferi, onlarin denizlerdeki prestijini bir parça artirmisti. Süleyman, adam seçme hususundaki kabiliyeti sâyesinde, o zamana kadar Osmanli sultanlarinin ihmal etmis olduklari bu prestiji kazanmasini bilmisti” der.

Bogdan seferinden dönmekte olan Kanunî, Barbaros`un gönderdigi zafer haberini Yanbolu konaginda iken almisti. Bu haberi müteakip Kanunî, Divan-i Humâyûnu fevkalade bir toplantiya çagirarak zafernâmeyi okutturmustu. Sultan, bu zaferi, bir kita büyüklügünde olan ülkesinin her tarafina duyurarak senlik ve dualarla kutlanmasini emretmistir. Barbaros ıstanbul`a dönünce halkin coskun tezâhüratiyle karsilanmisti. Bizzat kendisi Sultan`a bütün detaylari ile muharebeyi anlatmisti.

bilhassa yabanci kaynaklarin dili ve bakis açilariyla bize Preveze Zaferi hakkinda bigi veren ve onun, Akdeniz tarihinde açilan yeni bir zamanın baslangici olduguna isaret eden A. Büyüktugrul, bu konu için sunlari söylemektedir:

“Muharebenin uzak sonuçlarina bakacak oursak; Preveze`den kaçmak, ıspanyollara otuz yillik mahcubiyet, agir zararlar ve deniz yenilgilerine mal olmustu. Tam da Akdeniz egemenligini kazanacagi bir anda V. Charl, Andrea Doria vâsitasiyle pek rezil bir durumda bunu kaybedip Türklere birakmisti. Bu davranisin üzücü tepkileri Cezayir`de bizzat görüldügü benzeri ayni rezilligi halefi de Cerbe muharebesinde görmüstü.

Preveze günü ıspanyol armadasi için, sima serefli yenilgiden baska mes`um bir gün oldu. Düsünülerek yapilan bu kaçisin tepkileri Lepanto muharebesine kadar pek çok yillar ve hatta daha sonralari da görüldü.

Kendi konularina büyük bir askla bagli bulunan ve bu askin etkisinde olaylari büyük mübalagalarla söz eden Kardinal Guglielmotti, olaylar arasindaki baglantilari da açik biçimde görerek, Preveze muharebesini söyle özetlemisti: O ana kadar denizlerde belirli bir noktaya kadar ödlek ve asagi yukari ümitsiz bulunan Türkler, bu kadar büyük olan basarinin kusurlu taraflarini baskalarina yüklemeyi asla düsünmediler. ama yalnızca kendi muazzam üstünlüklerinden söz ederek sonradan, asla büyüklügü görülmemis biçimde sınırını bilmemezlik ederek küstahlasmislar ve Hiristiyan adina karsi muazzam istihfaflar sürdürmüslerdir. Bundan sonra biz, Hiristiyan filolarinin Türklerin önünden herzaman kaçtiklarini fazlasiye görecektik.” dedikten sonra Cerbe`deki yenilginin sebebini de böyle bir korkakliga baglar.

Preveze zaferinden sonra, Hersek`e bagli olan ve daha evvela Doria tarafindan ele geçirilen Adriyatik kiyisindaki Nova (Castelnuova) l0 (yahut 24) Agustos l539`da kolaylikla ele geçirilir. Bu zaferden sonra Haçli ittifakindan ayrilmak dileyen Venedikliler, Osmanlilar`la bir baris antlasmasi yapma zemini aramaya basladilar. Zira ittifaka dahil olduklarindan bu yana pek çok zarara ugramislardi. Bu durumdan kurtulmak ve Osmanlilar ile tekrar bir antlasma yapmanin mümkün olup olmadigini ögrenmek için gizlice ıstanbul`a bir ajan gönderirler. Ajanlarinin, müsbet bir cevapla Venedik`e dönmesi üzerine Kanunî nezdine evvela Pietro Zen, onun yolda ölmesi üzerine yerine Tomaso Contarini ıstanbul`a gönderilir. ancak Kanunî tarafindan kabul edilmekle beraber iyi muamele görmeyen bu elçiye Vezir-i A`zam Lütfi Pasa, bir antlasma yapilmasinin genis selâhiyet ve mezuniyete sahip olmakla olası olabilecegini anlatmak isteyerek, simdi Venedik`e dönmesini, lakin sehzâdelerin sünnet ve sultanin izdivaci dügünlerinde bulunmak üzere Eylül`de tekrardan ıstanbul`a gelmesini tavsiye etmisti. Bu sirada Venedik, Avrupa`nin siyasî durumu ve ımparator (Sarlken)`la Fransa Krali arasinda bir konferansin akdi karari itibariyle Osmanlilar`la barismanin akillica bir devinim olacagini anladigindan, birçok fedakârliklarla barisi kazanmak istemekteydi. Bu gaye ile ıstanbul`a gelen Venedik elçisi ile 20 Ekim l540`da imzalanan antlasma sonucunda Mora`daki Malvasia (Monemvasia) ile Anabolu (Napoli di Roma) Osmanlilar`a terkedildi. Dalmaçya ve Ege`de ele geçirilmis yerlerde Osmanli hâkimiyeti tanindi. Bu antlasmaya göre Venedikliler, 300.000 altin vermeyi de kabul ettiler. Buna karsilik kendilerine tekrar ticarî bazi imtiyazlar tanindi.5. Barbaros`un Fransa`ya yardim SeferiKanunî Sultan Süleyman, l54l yilinda Macaristan seferine çikarken Barbaros`u da yetmis gemiden mütesekkil bir donanma ile Adriyatik sahillerinin muhafazasi ile görevlendirmisti. Bu siralarda Sarlken, Cezayir üzerine yürümek niyetinde idi. Daha önce de temas edildigi gibi Barbaros Hayreddin Pasa, Osmanli donanmasi kaptan-i deryasi olmakla beraber ayni sürede Cezayir Beylerbeyligini de uhdesinde bulundurmaktaydi. ıstanbul`da bulundugu siralarda yerine evlatligi Hasan`i vekil olarak birakmisti. Hasan, Sicilya`dan Cebelitarik`a kadar Avrupa sahillerini tehdid ediyor ve yeni dünyadan tasinan kiymetli mallari ele geçiriyordu.

Bu tehdid ve tehlikeye bir son vermek isteyen Sarlken, bizzat kendisinin basinda bulundugu ordusu ile Cezayir üzerine yürüme karari alir. 65 parça kadirga, 400`e yakin nakliye ve yelkensiz gemi ile Cezayir üzerine devinim eder. ımparatorun da yer aldigi Doria idaresindeki donanma, 20 Ekim l54l`de Cezayir sahillerine gelir. Böylece yirmi bes bin kisilik bir kuvvetle Cezayir kusatilir. fakat Cezayir kalesindeki Hasan Aga`nin, az sayidaki kuvvetinin büyük direnisi ve hava sartlarinin elverissizligi yüzünden Sarlken, Cezayir önlerinde büyük bir hezimete ugrar. ımparator, firtina yüzünden çogu batmis bulunan donanmasini güçlükle toparlayarak ıspanya`ya dönebilir.

Lütfi Pasa`nin, “Mel`un ıspanya Krali” diye isimlendirdigi Sarlken`in bu seferinde 80 pâre kadirga ile 200 parça karavele, kalyete ve kayiklarla toplam 500 kadar gemi ile Cezayir`e gelip Hasan Aga`ya teslim olmalari için bir mektup gönderdigini ve lakin bunun reddedildigini nakleder.

Cezayir`de basina gelen bu bozgundan sonra Sarlken, Fransa Krali ı. François ile tekrardan mücadeleye girisir. Zaten tek basina Sarlken ile basa çikamayacagini anlamis bulunan François, Preveze Zaferi`nden sonra yine Osmanlilar`a yaklasmak istiyordu. Bu sebeple Osmanlilar`dan yardim talebinde bulunmaktadır. Basindan beri Fransizlar`la is birliginden yana olan ve l532`de ı. François ile iliski kurmus bulunan Barbaros`un da uygun görmesiyle Akdeniz`de Sarlken`e bagli bulunan yerlere karsi müşterek bir harekete karar verilir. Böylece, Fransa`ya yardim karari alinir. Bu karardan sonra Barabors, Fransiz donanmasi ile birlikte bağımsız bir harekâta memur edilir. 28 Mayis l543`te yaninda Fransiz elçisi oldugu halde ıstanbul`dan devinim eden Barbaros, ll0 gemilik filosuyla Messina, Reggio ve Ostia bu gibi ıtalyan sahillerini vurduktan sonra 20 Temmuz`da Marsilya önlerine geldiginde burada törenlerle karsilanir. Burada, Fransiz donanmasinin hazirliklarinin tamamlanmasindan sonra 30 gemilik Fransiz donanmasi ile müstereken Sarlken`in müttefiki ve Savoi Dükü olan Charles`in elinde bulunan Nice`i muhasara eder. Sehir, 20 Agustos`ta ele geçirildigi durumda, Fransizlarin gevsekligi ve iki yüzlü davranmalarindan dolayi iç kaleyi fethe lüzum görmedigi ve Fransizlarin bu tavrina çok aşırı kizdigi için Barbaros, kusatmaya son verir. Bundan sonra Türk donanmasinin kisi Toulon`da geçirmesi uygun görülmekte. ama alti ay kadar güney Fransa`da kalan Barbaros, François`in, Sarlken ile anlasmasi karsisinda ıstanbul`a dönmek durumunda kalir. Dönüs sirasinda da Cenova`da esir bulunan Turgut Reis`le beraber orada esâret hayati yasayan çok sayıda Müslüman ve Türk esiri de kurtarir. O, Cenova`daki Müslüman esirleri kurtardiktan baska, oradan da çok sayıda esir ve ganimet alip l544 senesinin yaz aylarinda ıstanbul`a döner. Kanunî tarafindan büyük deniz gazasinin kahramani sifatiyle kabul edilerek iltifatlara mazhar olur.

NıCE SEFERı

Barbaros`un son büyük seferidir. Bundan sonra daha çok tersane isleriyle mesgul olan Barbaros, 6 Cemaziyelevvel 953 (5 Temmuz l546 )`da kisa bir hastaliktan sonra vefat eder. Cenazesi, sagliginda Besiktas`ta yaptirdigi medresenin yanindaki türbesine defnedilir sözü ölümüne tarih şekilde düsürülmüstür.

Tabir yerinde ise çekirdekten yetisme diyebilecegimiz bir denizci olan Barbaros Hayreddin Pasa zamaninda Osmanli denizciligi, gücünün zirvesine ulasmisti. Onun mektebinde (ekol) yetisen degerli denizciler ve teskilâtli tersane sâyesinde bu güç varligini bir zaman daha devam ettirmistir. Nitekim Piyale Pasa`nin kaptan-i deryaliga getirilmesi ile Turgud, Uluç Ali, Hasan ve Salih Reis`lerin de bulundugu Osmanli donanmasi Akdeniz`de güç ve varligini devam ettirdi. altı. Fransa`ya ıkinci Yardim Seferi l55l senesi baharinda hazirlanan 90 kadirgalik bir Osmanli donanmasi, Sinan Pasa idaresinde Egriboz`da bulunan Turgud Reis ile birleserek l4 Temmuz`da Malta önlerine gelip oradan da Trablusgarb`a hareket eder. Buranin, l530`da Malta`ya yerlesmis bulunan Saint Jean sövalyelerinin elinde bulunmasi, çevredeki Müslüman halkin mücadelesine neden olmus, hatta bunlar, Kanunî`ye müracaatla yardim dahi istemislerdi. Bunun üzerine Kanunî, Enderûn agalarindan Murad`i buraya göndermisti. Sinan Pasa, Trablusgarb önlerine gelince Murat Aga ile irtibat kurarak sehri kusatir. Nihayet l3 Agustos`ta sehir teslim şekilde idaresi Murad`a verilmisti. Turgut Reis ise Karlieli Sancakbeyligine getirilmisti.

Osmanli donanmasi l552 senesi ilkbaharinda Kaptan-i Derya Sinan Pasa komutasinda Bati Akdeniz seferine çikar. Donanma, Fransa Krali ıı. Henri`nin, Sarlken ile aralarinda meydana gelen düsmanlik yüzünden Osmanlilar`dan yardim istemesi üzerine ikinci defa olarak Fransa`ya yardima gidiyordu. Bu sefere Karlieli sancakbeyi Turgud Reis de katilmisti. Fransa elçisi Daramon da 3 gemi ile Osmanli donanmasi ile beraberdi. Baslangiçta Fransa`nin yardim talebini kabul etmeyen Kanunî, daha sonra Avusturya ile aralarindaki nazik durum karsisinda Fransa`ya yardima karar verir. Karlieli Beyi Turgud Reis, Sicilya kiyilarini vurmaya memur edilmisti. Donanma ıtalya sahillerini dolasarak Napoli`ye gelir. Orada Fransiz donanmasi beklenir. lakin beklenilen donanma gelmeyince yolda rastlanilir diye bir müddet kuzeye dogru seyredilir. Bu sirada Andrea Doria`nin Napoli tarafina geçecegi haber alinarak Turgud Reis`in tavsiyesiyle Ponza adalari tarafinda pusu kurulmakta. Pusuya düsürülen Andrea Doria yenilerek Sardunya adasina dogru kaçar. 5 Agustos l552`de cereyan eden bu hadisede Doria`nin 7 gemisi zaptedilir.

Bundan sonra gerek Sinan Pasa`nin, gerekse onun vefati üzerine yerine gelen Piyale Pasa`nin deniz seferleri vardir. Bunlardan birisi, 966 (M. l558 )`de ıspanya sularinda dolasan Kaptan Piyale Pasa`nin, Minorka adasinin mühim sehirerinden olan Siüdadela`yi zaptetmesidir. Bundan baska yine Piyale Pasa maiyetinde Turgud ve Salih Pasalar bulundugu durumda ıtalya sahillerini vurup Reçyo sehrini zapt etmis ve Afrika sahilindeki nispet`i, ıspanyollar`in elinden alip basarili bir sekilde arka dönmüstü. Bu olaydan sonra ıspanya ve Papa basta omak üzere ıtalya yarimadasindaki devletlerin tamaminin Osmanlilar aleyhine meydana getirdikleri ittifak, l559`daki Cerbe muharebesini dogurmustur.7. Cerbe Muharebesi Preveze`den l3 yil gibi kisa bir müddet sonra Trablusgarb`i zapteden Osmanlilar, Orta Akdaniz havzasina kesin şekilde yerlesmislerdi. Kanunî Sultan Süleyman`in, şimal Afrika sahillerini takib ederek Cebelitarik`a kadar tirmanmasi ve dolayisiyle Türk hâkimiyetinin Bati Akdeniz`de de hissedilmeye baslanmasi, bu defa da babasindan Akdeniz siyasetini devr amis olan ıspanya Krali ıı. Philippe ( l556 – l598 )`i harekete geçirmisti. lakin Türkleri Bati Akdeniz kiyilarindan uzaklastirmak gayesini güden bu tesebbüs, ıspanyol ve müttefiklerinin l560`da Cerbe`de agir bir yenilgiye ugramalari ile sonuçlanmisti. Fernand Braudel`in deyimi ile ıspanyol askerleri Türkler karsisinda “boylarinin ölçüsünü” almislar ve Akdeniz`de “Türk deniz üstünlügü” kurulmustu.

Biraz evvela ifade edildigi benzeri, Trablugarb`in alinmasi ile Osmanlilar Dogu Akdeniz`den sonra Orta Akdeniz`e de kati olarak yerlesmislerdi. Trablusgarb`in, Osmanli idaresine geçmesi ve hâkimiyet mücadelesinin Bati Akdeniz`e kaymasi, Malta`daki Saint Jean sövalyelerini epey bir rahatsiz ediyordu. Zira burasi onlar için stratejik ve ekonomik degeri hâiz önemli bir mevki idi. Bundan baska yavas yavas siranin kendilerine geleceginden de korkuyorlardi. Bu sövalyelerin gayretleri ve babasinin siyasetini sürdürmek isteyen ıspanya Krali ıı. Philippe ile Papa`nin tesvikleri sonucu ıspanya, Papalik, Cenova, Floransa, Sicilya, Malta, Napoli ve Monaco benzeri Akdeniz`deki Hiristiyan devletler, bir ittifak kurmuslardi. Basi sikistikça Osmanlilar`dan yardim dileyen Fransizlar ve Osmanlilar ile bir baris antlasmasi imzalamis bulunan Venedikliler, fiilen bu ittifaka girmemekle beraber, gizlice müttefikleri desteklemeye devam ediyorlardi.

Akdeniz`deki Hiristiyanlar tarafindan meydana getirilen bu ittifakin duyulmasi üzerine Piyale Pasa ıstanbul`a çagrilir. Hazirliklarini tamamlayan Piyale Pasa, 20 parça gemi ile baslangiçta müttefik donanmayi Malta istikametinde aradiysa da onlarin Cerbe sularinda oldugunu ögrenince Turgud Reis kuvvetleriyle birlesmek üzere buraya gelir. Bu arada 200 gemiden mütesekkil müttefik donanmasi, 2 Mart l560`da Cerbe`ye asker çikarmisti. Bu esnada Trabusgarp`ta bulunan Turgud Reis adina adayi yönetim eden yerli bir seyh, adayi müttefik donanmaya teslim eder.

l3 Mayis l560`da Cerbe önlerine gelen Osmanli donanmasini gören düsman, bir hayli telaslanir. bununla birlikte Cerbe adasindan 7 – 8 mil uzakta bulunan birlesik düsman donanmasi ile Osmanli donanmasi arasinda l6 Mayis l560`da büyük bir deniz savasi meydana gelir. Bizzat Piyale Pasa`nin bildirdigine göre 3 gün 3 gece devam eden savas sonunda düsmanin 20 kadirgasi alinmis, bunlardan birisi yakilmis, 26 gemisi ele geçirilmis, bir kismi da kaçip kurtulmustu. Osmanli donanmasinin top atesine baslamasi üzerine heyecanlanan Giovanni Doria, gemilerine demir aldirtarak derhal denize açilir. Denize açilan müttefik donanmasi, Osmanli gemilerince bir hayli yipratilir. Bu hengamede genç amiral Giovanni Doria, karaya sürünmekle beraber canini kurtararak Sicilya`ya dogru kaçabildi. 60 kadar gemisini kaybeden müttefik donanma müthis bir bozguna ugramisti. Bu bozgun haberi ıspanya ve ıtalya`da derin bir teessüre yol açti.

Genç Doria`nin kaçmasi üzerine Don Alvaro, saglam surlari bulunan Cerbe kalesine siginmak mecburiyetinde kalir. Bu deniz zaferinden sonra Osmanli kuvvetleri kaleyi kusatirlar. Turgud Reis`in de katildigi ve Trablus Eyâleti`nin, Trablus, Kayrevan, Sfeks benzeri sehirlerin piyade ve süvari kuvvetlerini de beraberinde getirerek yaptigi kusatma 80 gün sürer. Böylece 3 aya yakin bir kusatmanin sonunda 3l Temmuz l560`da Don Alvaro bir gemiye atlayarak kaçmak istediyse de Turgud Reis tarafindan takib edilir. Kurtulus imkâni bulamayan Don Alvaro, tutsak olarak teslim alinir. Büyük bir zaferle sonuçlanan bu savas, müttefiklere 20.000 kadar ölü ve 5000 kadar da esire mal olur. Bu zafer sonunda ada Turgud Reis`e verilmektedir. Piyale Pasa ise Trablus`a ugradiktan sonra yine ıstanbul`a döner.

Türk denizcilik tarihinin sanli muharebelerinden biri olan Cerbe Zaferi, Akdeniz`deki Osmanli hâkimiyetini perçinleyip kuvvetlendirmistir. Filhakika, XVı. asirda Osmanli donanmasinin kazandigi büyük ve kesin zaferlerin basinda gelen Cerbe Savasi, Osmanlilarin, Bati Akdeniz`den çikarilamayacagini isbatlamis görünmektedir. Bunun içindir ki ıı. Philippe, ugradigi yenilginin intikamini almak yerine, aradaki anlasmazligi ortadan kaldirmak ve barisa kavusabilmek için ıstanbul`a elçiler göndermeyi tercih edecektir.

Cerbe`de gâlib gelen Osmanli donanmasi, Avusturya elçisi Busbecq`in müsahedelerine dayanarak belirttigi bunun gibi esirler, ganimetler ve yedeginde düsmandan zaptolunan gemilerle Piyâle ve Turgut Pasalarin emrinde Dersaâdet (ıstanbul)`e gelmis ve burada merasimle karsilanmisti. ılk Osmanli kadirgasi, Salîb ( Haçli ) donanmasinin, Hz. ısa`nin çarmiha gerilmis tasvirini tasiyan büyük bayragini denizde sürüyerek ilerliyor ve bunlari diger Hiristiyan bayraklarini ayni tarzda sürükleyen gemiler takip ediyordu. Düsmandan zaptolunan kadirgalarin direk ve küpesteleri alinarak kolay birer tekne durumuna sokulduklarindan Türk gemilerinin yaninda küçük ve adi seyler bu gibi görünüyorlardi. Kaptan Pasa gemisinin arkasinda tutsak alinan düsman komutanlari ve asilzâdeleri görünüyordu. Toplarini atesleyerek alay köskündeki Pâdisah`i selâmlayan donanma-yi hümâyûnun hasmeti ve kazanilan zaferin büyüklügü, Sultan`in üzerinde en ufak bir gurur isareti dogurmamisti. Bu duruma hayret eden Avusturya elçisi Busbecq, Kanunî`nin vezirlere ” ıste insan bunlari görüp te tekebbüre kapilmamali, her seyin Cenâb-i Hakk`in inâyetiyle oldugunu fikredip , Allah`a sükürler etmelidir” dedigini nakleder. gene Busbecq, Kanunî`yi dinî vazifelerini ifâya ve câmiye namaza giderken gördügünü, hâlinde ayni husû ve hüzün isâretini müsahede ettigini yazmaktadir. Bu ifadeler, Kanunî`nin, ne derece yüksek bir ıslâmt.� ve manevî olgunluga sâhip oldugunu göstermektedir. Gerçekten bu hal, degil hükümdarlarda velilerde de aşırı az rastlanilan manevî bir kemâl tezahürüdür.8. Malta KusatmasiOsmanlilarin zaferi ile sonuçlanan ve onlarin Bati Akdeniz`den çikarilamayacagini bir defa daha ortaya koyan Cerbe muharebesinden sonra dikkatler Malta`ya çevrilir. Zira Misir, Trablusgarb, Cezayir ve diger bazi mühim alanın idare ve emniyeti, Malta`nin Osmanli idaresinde bulunmasini gerektiriyordu. Daha önce ilişki edildigi benzeri Rodos Adasi`nin Osmanlilar tarafindan fethini (l522) muteakip Malta Adasi, Sarlken tarafindan buradan çikarilan Saint Jean sövalyelerine verilmisti. Ada, kisa bir zaman arasında sövalyeler tarafindan pek mustahkem bir duruma getirilmisti. Cezayir yolu üstünde bulunan adadaki sövalyeler, korsanlik faaliyetlerini sürdürüyor, Türk ticaret gemilerini vurmak şekli ile Osmanli ticaretine zarar veriyor ve nihayet Osmanliar aleyhine olan savaslara (Preveze ve Cerbe benzeri) istirak ediyorlardi. Ayrica Hiristiyan korsan gemileri de burada kendileri için çok aşırı güvenli bir siginak buluyorlardi. ıste tüm bu sebepler gözönüne alindigi süre Osmanlilar bakimindan Malta`nin fethi kaçinilmaz bir gereklilik olarak ortaya çikiyordu. ıspanyollar ise Malta`nin fethinin sonunda Osmanli donanmasinin Sicilya, Napoli ve havalisine gelecegini bildiklerinden, Malta`nin savunmasina büyük bir ciddiyet veriyorlardi. tüm bu diplomatik ve stratejik düsüncelere ragmen Osmanlilar, Malta seferi meselesi için pek istekli görünmüyor ve ya en azindan acele etmiyorlardi. fakat bu siralarda saray için alinan esyayi getiren bir Türk gemisinin Zanta ve Kefalonya adalari arasinda 7 (yedi) Malta korsan gemisi tarafindan zaptedilmesi, adanin, Osmanlilar tarafindan zapti hakkindaki tasavvur ve düsünceyi meydana çikardi.

Yillardan bu güne kadar “ahali-i ıslâm.i nüsret encâmt. zarar ve hasaretten hâli olmayan” Malta sövalyelerine ait “kila` ve buka`in kal` ve kam`ina” karar verilince yani Malta`ya sefer karari alininca, büyük bir hazirliga girisilir. Haliç, Gelibolu ve Sinop tersanelerinde yeni gemiler insa ve mevcudlar tamir edilip kalafatlanirken, bazi gönüllü reisler için Rodos`ta l8 oturakli kalitalar yaptirilmasi yoluna da gidilir.

Malta üzerine gönderilecek kuvvetlere Besinci Vezir Kizilahmedlü Mustafa Pasa serdar tayin edilerek seferin tüm selâhiyeti kendisine verilmisti. Donanma ise Cerbe gâlibi Cezayir Beylerbeyi Kaptan-i derya Piyâle Pasa`nin emrine verilmisti. Ayrica Beylerbeyi Turgud Pasa (Reis)`yahut emirler gönderilerek Piyâle Pasa`ya yardimda bulunmasi istenmisti. Mühimme Defterlerindeki kayitlardan anlasildigina göre bu konu ile ilgili Turgud Reis`e biri 25 Rebiülevvel 972 (3l Ekim l564), digeri de bundan dört gün sonra 29 Rebiülevvel 972 (4 Kasim l564)`de gönderilmistir.

Osmanli donanmasi, 29 Mart l565`te 300`e yakin irili ufakli gemi ve 40-50 bin kisiden mütesekkil muazzam bir ordu ile Malta`ya devinim eder. l9 Mayis`ta adaya varilarak karaya asker çikartilir. Kanunî`nin emir ve tavsiyelerine ragmen aşırı tecrübeli bir denizci olan Turgud Reis gelmeden kusatmaya baslanarak yanlis mevkilere hücuma geçilir. bununla beraber Turgud Reis`in aldigi önlemlerle bu hatalar düzeltilir. lakin Turgud Reis, saldırı yapildigi sirada (l8 Haziran) Sant Elmo burçlari önünde, atilan bir top güllesinin çarptigi kayadan firlayan bir tasin basina isabet etmesiyle yaralanir. Dört gün ve gece kendini bilmeden (koma hali) yatar. Burçlarin feth edildigi besinci günü (23 Haziran) vefat eder. Cesedi bes parça kadirgasiyle Trablus`a gönderilip orada yaptirdigi câmi ve medresesinin yanindaki türbesine defnedilir.

Saint Helen kalesi on yedi günde (24 Haziran l565) alinmakla beraber asil maksat olan Malta muhasara edilir. Bundan sonra siddetlenen çarpismalar, Osmanli ordusunda büyük zayiatlara yol açar. Sicilya umumi valisinin ıspanya, Fransa ve Papa`nin destegiyle 72 kadirga ve on bin askerle yardima gelmesi ve deniz mevsiminin geçmekte oldugunun görülmesi üzerine kalenin alinamayacagi anlasilarak kusatmaya son verilmektedir. Serdar Mustafa Pasa, Turgut gibi büyük bir denizci ile takriben 20.000 askerin sehâdetine mal olan bu kusatmayi kaldirarak ll Eylül`de asker ve malzemeyi gemilere yükleyerek denize açilir. Bu muvaffakiyetsizlik üzerine Malta seferi için Serdar tayin edilen Mustafa Pasa vezirlikten azl olunur.

Fethi için büyük hazirliklar yapilan ve maalesef büyük zayiatlara sebebiyet veren bu kusatmanin kaldirilmasina, kalenin hem müstahkem bir mevkide bulunmasi, hem de saglam surlarla çevrili olmasinin yaninda ada, geregi gibi abluka altina alinamiyordu. Bu da kaleyi müdafaa edenlere disardan devamli yardimlarin gelmesine neden oluyordu. Bu arada kusatma planinda yapilan büyük hatalar, kusatmanin uzamasindan dolayi donanmanin maruz kaldigi erzak ve materyal sikintisi ile orduda hastaligin bas göstermesi gibi durumlar, adanin fethine imkân vermemisti.

Kanunî Sultan Süleyman, bu basarisizligi hazmedemeyecek ve yeni bir seferin açilmasi için hazirliklara baslanmasini emredecektir. fakat Avrupa`ya yeni bir kara harekâtinin yapilma mecburiyeti, bu seferi ikinci plana itmistir. bununla birlikte Kanunî, son seferi olan Sigetvar`a çikmadan önce donanmaya denize açilma emrini vermisti. Bu sefer sonunda Sakiz Adasi bütünüyle Osmanli hâkimiyetine geçecektir.9. Sakiz Adasi`nin Alinmasi Donanma, Kanunî`nin emri üzerine harekete geçip denize açilmisti. Gerçi Sakiz Adasi, daha Fâtih Sultan Mehmed zamaninda vergiye baglanmisti. ancak bura sakinleri, firsat buldukça Osmanlilarin askerî harekâtlari ile donanmanin durumu hakkinda disariya bilgi sizdirmaktan arka kalmiyorlardi. süre zaman da vergilerini aksatiyorlardi. Bundan baska Malta kusatmasi sirasinda da bazi Sakizlilar, Osmanlilar`a karsi savasmislardi. öte yandan, yüzde yüz Osmanli hâkimiyetindeki Ege Denizi`nde böyle bir adanin bulunmasi, Osmanli menfaatlerine ziyan verebilirdi. Kâtib çelebi`nin ifadesiyle Kanunî, tüm bu hal ve sebepleri su sözlerle ifade ediyordu:

“Misir diyarina giden hacilarin yol üzerinde kiyiya yakin Sakiz Adasi hisarinda oturan kâfirler görünüste haraca bagli iseler de savasçi kâfirlerle iyi dostluk üzere olup her daim devlet kapisinda olan isleri yazip bildirmektedirler. Ve donanma-yi humâyûn gemileri çiktikça kaç gemidir ve ne yana gidecektir herzaman bildirip ufak ıslâmetregemilerine zarar eristirmekten geri durmadiklarini biliyorum. Ne yoldan olursa bu adayi tutup almaya dürisesin. diye buyurmuslardi.” Bunun üzerine 973 baharinda ( Mart – Nisan 1566 ) Kaptan Piyâle Pasa 70 parça kadirga ile denize açilip, adanin karsisindaki çesme`ye gelir. Donanmanin çesme`ye geldigini gören Sakizlilar, bazi armağan ve armaganlarla Kaptan Pasa`ya geldilerse de bu, kalenin zaptina engel olamadi. Zira Pâdisah`in bu konudaki emri kesindi. Bu sebeple 24 Ramazan 973 (14 Nisan 1566 )`da Sakiz`a gelen Piyâle Pasa, kan dökmeden adayi zapt edip onu bütünüyle Osmanli hâkimiyetine alir. Buraya muhafizlar koyan Piyâle Pasa, büyük kiliseyi de câmi durumuna getirmisti. Böylece Ceneviz, Ege`deki son kolonisini de kaybetmis oluyordu. Türklerin adayi ele geçirmesi, Katolik Cenevizlilerin tazyiklerinden sikâyetçi olan yerli Rumlar tarafindan sevinçle karsilanmisti. Böylece Sakiz Adasi da diger komsu adalar bunun gibi Osmanli hâimiyetinin sagladigi müsamaha havasindan faydalanmistir.

Sakiz Adasi`nin artik bütünüyle Osmanli hâkimiyetine girdigi haberini sektör Kanunî, “eyü tedarük olunmus” diyerek memnuniyetini izhar etmisti. Piyâle Pasa`ya gönderilen hükümde ise, Sakiz`in bir sancak biçiminde Kaptanpasa eyâletine ilhaki müsait görülmüs ve buranin sancakbeyligi Kirsehir Beyi Gazanfer Bey`e 50.000 akça terakki ile tevcih olunmustu. Ayrica Sakiz`in tahriri yapilarak buranin gelirleri ile nüfusu tesbit edilmisti. Bu esnada Sakiz`in ileri gelenleri ıstanbul`a gönderilmisti.

HıND OKYANUSU SULARı

Bilindigi bu gibi Kanunî dönemindeki deniz harekâti, yalnızca Akdeniz`le sinirli kalmamis, ayni zamanda Hint Okyanusu ve kollarinda da devam etmistir. Bu dönemde, ısâm.dünyasinin mümessili olarak bir cihan devleti haline gelmis bulunan Osmanli Devleti`nin, o günün ulasim ve teknik imkânlarina göre aşırı irak olan bu sularda bulunmasinin bazi ciddi sebepleri vardi. Bunun için burada hem bu sebepleri, hem gelismeleri, hem de bu seferlerin sonuçlarini gözler önüne sermeye çalisacagiz. Böylece Osmanlilarin o kadar irak olan bölgelere niçin ve hangi gâye ile gittiklerini daha iyi kavramis olacagiz.

XV. asrin meshur denizcileri şekilde isimlendirilen ıspanyol ve Portekiz bu gibi iki Hiristiyan devletin, dayanikli gemiler insa ettikleri ve cografî kesiflerde önemli adimlar attiklari bilinmektedir. Bu kesifler, Osmanli Deveti`ni yakindan ilgilendiriyordu. Gerçekten, Portekiz`in Hind Okyanusu`na açilmasi bir tesadüf eseri olmayip, Rahib John`un topraklarını ve baharat ülkelerini kesfetmek gâyesiyle 7 Mayis l487`de bu bölgelere seyahata çikan Portekizli maceraperest Joâo Peres de Covilhâo`nun raporlarinin bir sonucudur. Bu bakimdan Portekizlier`in Hind denizine açilmalarini basit tesadüflere baglamamiz olası degildir. Onlarin bu hareketleri, Müslümanlara karsi “Haçli Ruhu”, Afrika`daki “Guinea” altinina erisme ve Dogu`da Hiristiyanligi temsil eden efsanevî Joâo Peres de Covilhâo ile Dogu`daki baharatin menseini bulma gibi sebeplere dayaniyordu. Bu dönemde Hindistan sularina gelen Portekizliler, Gao`yu ele geçirerek Kizildeniz`de faaliyete geçtikleri bunun gibi Mekke`nin limani durumundaki Cidde`yi de tehdid etmeye baslamislardi. Bu esnada onlar, Dogu mallarinin Akdeniz`e ulasma merkezlerine hâkim olmuslardi. Hatta, ticaret gelirlerinin azalmasi yüzünden Memlûk Devleti ile Portkizliler arasinda mücadeleler baslamisti. Bu mücadelede esnasinda Memlûk Deveti`nin, Osmanlilar`dan yardim talebinde bulundugu ve Sultan ıı. Bâyezid`in yardim için buraya Selman Reis`i gönderdigine daha öncelikle ilişki edilmisti.

Memlûk Devleti`nin merkezi durumundaki Misir`in, Osmanli hâkimiyetine girmesi üzerine Portekizliler ile Osmanliar, bu irak denizlerde karsi karsiya gemis oluyorlardi. Osmanlilarin hedefi, hem Cidde`yi Portekiz tehdidinden kurtarmak hem de nerdeyse yüzde yüz kapanma niteliğine gelen klasik baharat yöntemini tekrar eski niteliğine getirmekti. Bu amaca ulasabilmek için de Portekiz nüfuzunun kirilmasi gerekiyordu. Bu da fakat Süveys`te güçlü bir donanmanin kurulmasi ile mümkündü. ıste bunun içindir ki, Ahmed Pasa`nin isyani üzerine Misir`a gelen ıbrahim Pasa, Süveys limani merkez olmak üzere l525`te bir Misir kapudanligi kurmustu. Daha öncelikle Yemen`e gidip burada Osmanli hâkimiyetinin yerlesmesinde ciddi bir rol oynamis bulunan Selman Reis, Misir`a gelen ıbrahim Pasa`ya, Yemen`in ahvali hakkinda tafsilatli bilgiler verir. Bundan sonra l525`te Süveys`te yeni Cidde Beyi Hüseyin er-Rumî ( = Anadolu`lu ) tarafindan hazirlanan 20 kadirgadan ibaret bir Türk filosuyla Yemen ve Aden taraflarina gider. Ayni zamanda iyi bir gözlemci olan Selman Reis, l0 Saban 93l (l0 Haziran l525) de Kizildeniz`deki limanlar ile Portekizlilerin Hindistan`da sahip olduklari kalelerin, -Sumatra ve Malaka dahil- bütün bu bölgenin ticarî durumunu belirten bir layiha da kaleme alir. l. Hadim Süleyman Pasa`nin Hind Seferi Peçevî (Peçuylu) tarihinde buunan bir kayda göre Süleyman Pasa, Misir`daki ilk valiligi esnasinda Yemen ve Aden`e sefer yapmayi tasarliyor ve bunun için hükümeti iknaya çalisiyordu. 937 ( l530 )`de kendisine bu müsaade verilerek malzemesi, Misir haricinden getirilmek suretiyle Süveys`te 80 kitalik bir donanma hazirlanir. ama Bagdad seferi sirasinda baska göreve tayin edilerek yerine Hüseyin Pasa getirildiginden sefer akamete ugrayip basarisiz olur.

Gerçi ıbrahim Pasa, Portekizlilerin faaliyetlerine engel olmak için daha evvela Yemen ve Hind denizlerine kuvvet gönderme karari alarak Selman Reis`in idaresine verdigi l9 gemilik bir Osmanli filosunu Hind denizine göndermisti ki bu, Osmanlilarin ilk fiili Hind seferi oluyordu.

Kanunî`nin, ırakayn seferinden sonra ikinci kez Misir valiligine getirilen Süleyman Pasa, Kizildeniz ve Hind ticareti ile yakindan ilgilenmekte idi. Bu esnada Hindistan`da bulunan Gücerat ve Kalküta bunun gibi Müslüman hükümetler, Portekizliler`e karsi Osmanlilar`dan yardim istemislerdi. Bunun üzerine Hind denizinde rol oynamaya namzed bulunan Osmanlilar, bu talebi bir vesile saydilar. Bunun içindir ki, Hadim Süleyman Pasa ikinci sefer Misir valisi olunca, Süveys tersanesinde Cenovali deniz insaiye mühendisleri nezaretinde insa edilmis olan 74 gemiden ibaret bulunan donanma, Gücerat üzerine hareket etmek üzere 22 Haziran l538`de Kizildeniz`e açilir. ciddi bir ticaret merkezi oldugu kadar stratejik konumu sebebi ile de ciddi bir sehir olan Aden, 27 Temmuz`da ele geçirilip Osmanli hâkimiyetine idhal edilir.

Aden`den devinim eden ve Akdeniz sartlarina göre hazirlanmis yelkenli gemilerden ziyade kürekli “galley”`lere dayanan Osmanli donanmasi, l9 günlük bir yolculuktan sonra Hindistan sahillerine varir. Gokala ve Kat kalelerine hücum edilerek buralar rahatça zaptedilir. Portekizlilerin bu kitadaki en büyük ve müstahkem kalelerinden birisi olan Diu (Dev) kalesi önüne gelinerek karaya asker ve toplar çikarilarak kale muhasara edilir. Bu esnada Süleyman Pasa, yerlilerin kendisini destekleyecegini ümid ediyor ve kaleyi onlarin da yardimiyla kolayca zaptedebilecegini düsünüyordu. oysa hükümdar Bahadir`in halefi olan Gücerat`in yeni hâkimi Mahmud Sah, böyle düsünmedigi benzeri Osmanlilara karsi samimi hisler de beslememekteydi. ayrıca karadan ve denizden sikistirilan Diu, toplarla dövülmeye baslanir. Diu`yu savunanlar iç kaleye siginmak mecburiyetinde kalirlar. Tam bu sirada Süleyman Pasa, lüzumlu yardimi görmedigi ve Portekiz donanmasinin gelmekte oldugu haberini alinca kusatmayi kaldirir. Bunda Mahmud Sah`in da büyük rolü olmustu. Bu arada geri dönen Süleyman Pasa, Yemen taraflarinin asayisi ile mesgul olur.

Misir`in ilhaki üzerine Osmanli hâkimiyetini kabul eden Zebid hâbazan Barsbay`in ölümünden sonra yerine geçen ıskender Bey ve onu öldüren Nâhuda Ahmed, Osmanli hâkimiyetini tanimamislardi. Hadim Süleyman Pasa, Muha önlerine gelir gemez Nâhuda Ahmed`i yanina çagirir. lakin o, yapilan bu dâveti bazi bahaneler ileri sürerek nazikçe reddeder ve ” Biz bu memleketi kilicimizla feth ettik. Elimizden almak isteyen varsa gelsin kilici ile alsin” der. bununla birlikte Süleyman Pasa`nin Nâhuda Ahmed`e göndermis oldugu kethüdasi Süeyman Aga, onunla bir anlasma yapar. Buna göre Nâhuda Ahmed her yil l.000.000 akça vergi vermek sartiyla Zebid Beyligi`nde kalacaktir. Böylece Hadim Süleyman Pasa`nin direktifi geregince Nâhuda`yi güzellike Osmani hâkimiyeti altina sokan Süleyman Aga, ona hil`at, sancak ve berat vererek geri dönüp Muha`ya gelir. fakat çok fazla geçmeden Nâhuda Ahmed, Süleyman Pasa kuvvetlerinin Yemen`den ayrilir arilmaz anlasmayi bozacagini söyler. O, bununla da kalmayacak Aden kalesini dahi alacagini söyleyecektir. Bunu haber saha Süleyman Pasa, donanma ile Kamaran adasina gelip Salif iskelesine asker çikarir. Bu esnada Nâhuda Ahmed, Türk, Arab ve Habeslilerden meydana gelen ordusunu Süleyman Pasa üzerine sevk ettiyse de bir sey yapamayarak Zebid`e çekilir. Hadim Süleyman Pasa 5 Sevval 945 (24 Subat l539)`da uygun sartlar altinda kolayca Zebid`e girer. Nâhuda`yi Divan-i Âlî`de muhakeme ettikten sonra idam ettirir. Böylece l9 Sevval 945 (6 Mart l539) Cuma günü Pâdisah adina hutbe okutturarak Zebid vilayetini ve bütün mülhakatini Osmanli topraklarina kattigini ilan eder.

Osmanli donanmasinin kudretini göstermesi bakimindan bu ilk Hind seferi, Portekizliler`e büyük bir korku salmisti. Hadim Süleyman Pasa, özdemir Bey`i Habesistan`a göndermis, böylece buraya (Habesistan) ait olan kisim hariç, Bâbu`l-mendeb`e kadar olan denizin iki tarafina hâkim olunarak, Dogu ticareti için Portekizliler`le yeni bir mücadele sahasi açilmis oluyordu. 2. Habesistan Seferi Osmanlilar, Aden ve Zebid`in zaptindan sonra Yemen`deki hâkimiyet sahalarini genisletmeye çalisirlar. 952 senesinin Zilkade ( Ocak l546) ayi ortalarinda Mustafa Nessar Pasa`nin yerine Yemen`e tayin olunan üveys Pasa, Zeydiyye ailesi arasindaki ihtilaftan istifade ile Taiz`i zapteder. Sehrin muhafazasi için adamlarindan birini burada birakip kuvvetleriyle San`a üzerine yürür. Bu esnada yolu üzerinde bulunan kale, iskele ve geçitleri de ele geçirir. Bu basarili harekât esnasinda Mutahhar`dan da yardim görür. Böylece bölgeyi kontrolü, halki da hâkimiyeti altina alir. fakat yerliler bu disiplinden sikilirlar. Bu sebepten ondan kurtulmayi düsünürler. Pehlivan Hasan adindaki levendin tahrikleriyle ve ulûfelerini dilemek bahanesiyle meydana gelen isyan esnasinda, San`ay`i almaya giden Pasa, Habban vadisinde konakladigi ve gece yatip uykuya daldigi süre katledilir. Bu olaydan sonra üveys Pasa`nin yerine tayin edilen Ferhad Pasa, Aden ve çevresindeki isyanlari bastirip sükûneti tesis edecektir. Bu arada Yemen`e gelen özdemir Pasa da l547`de San`a`yi ele geçirerek Ferhad Pasa`nin yerine Yemen Beylerbeyi olur. özdemir Pasa, Yemen`de önemli isler basarmis, üveys Pasa`nin katillerini bulup cezalandirmistir. l554 yilinda azledilince ıstanbul`a gelen Pasa, Pâdisah ile görüstükten sonra Habesistan`a gönderilmistir.

Misir`a gelir gelmez asker toplayan özdemir Pasa, l555`te harekete geçerek Nil nehrinden güneye dogru ilerler. Bu hareketinde o, Said bölgesindeki Sallal mevkiine kadar gelir. Bu arada yine ıstanbul`a dönerek Habes beylerbeyligi`nin kurulmasini saglar. Bunun üzerine Resmen Habes Beylerbeyi olan özdemir Pasa, Misir`da toplanan kuvvetlerle önce Sevakin`e oradan da Massava`ya hareket eder. Burasi l557 yilinda alinmis, bunu takiben Habes Kralligi`nin ciddi limanlarindan bir tanesi olan Arkiko da ele geçirilmistir. Bundan sonra iç kesimlerde ciddi bir merkez olan Tigre l558`de zaptedilmistir. Debrava adli mevkii üs oluşturan özdemir Pasa, l560 yilinda burada vefat eder. Böylece, özdemir Pasa`nin çabalari sonucunda bugünkü Eritre ile Habesistan`in kuzeybati bölgesi Osmanli hâkimiyetine girmis oluyordu.>3. Umman Denizi`nde Osmanli – Portekiz Mücadelesi ve Pîrî Reis Hadim Süleyman Pasa`nin Hind seferinden sonra Portekizlilerle olan mücadele devam etmisti. Bu arada, Haci Mehmed adinda birinin oglu olan Pîrî Reis, Kemal Reis`in yegenidir. Denizcilige nasil basladigi kesin ve tam şekilde bilinemeyen Pîrî Reis, l547 yilinda Hind kaptanligina getirilir. Pîrî Reis, amcasi (ya da dayisi) Kemal Reis`in vefatini muteakip bir müddet Barbaros`un yaninda bulunduktan sonra, ıbrahim Pasa ile beraber Misir`a gider. Kaptanliga getirildigi sirada yasi bir hayli ilerlemisti. Bu siralarda Portekizliler Cidde`yi isgal etmek istedilerse de buna muvaffak olamazlar. bununla birlikte Aden`i ele geçirip Kizildeniz`in çikisini kontrol altinda bulundurmak istiyorlardi. ama Pîrî Reis komutasindaki Osmanli donanmasi üç Subat l549`da Aden`i yine geri alacaktir. Gerçi Portekizliler, Yemen`deki Osmanli tahkimatindan ve Basra ile Lahsa bölgelerinin Osmanli hâkimiyetine girmesinden de endise ediyorlardi. Keza onlar, Basra körfezine giris ve çikisi denetim eden Hürmüz`şöhret de Osmanli idaresine girmesinden korkuyorlardi. Bu arada Katif`in Osmanli idaresine geçmesi,Portekizliler`i harekete geçirir. Bunun üzerine l550`de Katif`i sikistirip aldilarsa da Basra üzerine tertipledikeri sefer tam bir hezimetle sonuçlanir.

l552 senesi Nisan`inda 24 kadirga (yahut 30 kadirga ), 4 kalyon (barça) ve 850 askerden mütesekkil donanma ile Süveys`ten devinim eden Pîrî Reis, evvela Cidde`ye ve Babu`l-mendeb`cilt Aden`e, oradan da Maskat limanina gelir. O esnada Portekizlilerin elinde bulunan Maskat, alti gündelik bir kusatma sonucunda ele geçirilir. Maskat`in alinmasindan sonra l9 Eylül l552`de Hürmüz kalesi kusatilir. ayrıca, Portekiz umumi Valisi`nin büyük bir donanma ile geldigini ögrenen Pîrî Reis, muhasarayi kaldirip Basra körfezine çekilir. Portekiz donanmasi, Basra körfezinin agzini kapatarak onun çikmasina mani olmaya çalisir. Pîrî Reis, elindeki askerlerin dagilmasi üzerine emrindeki üç gemi ile Portekiz ablukasini yarmaya çalisir. Bu yarma hareketini basarili bir sekilde gerçeklestiren Pîrî Reis, iki gemi ile Misir`a ulasir. lakin aralarinda anlasmazlik bulunan Basra Beylerbeyi Kubad Pasa`nin, onun hakkinda çikan söylentileri ıstanbul`a bildirmesi üzerine basarisizligi bahane edilerek Kahire`de idam edilir. Bazi kaynaklar onun ölüm tarihini 962 (l554 – l555) yili olarak kabul ederlerse de, bu tarihin 960 (l552 – l553) olmasi daha büyük bir ihtimaldir. ölümünden sonra Pîrî Reis`in pek çok aşırı serveti çikmisti. bütün serveti devlet hazinesi adina alinmisti. Onun ölümünden sonra Hürmüz`den bir hey`et, ıstanbul (yada Misir)`a gelerek, Pîrî Reis`in bura halkina eziyet edip mal ve servetlerini müsadere ettigini, bu yüzden onun malini almalari gerektigini ileri sürmüs ise de hey`etin bu iddialari kabul edilmemistir.

Pîrî Reis, büyük bir deniz komutani oldugu kadar, zamanının mühim haritacisi ve denizci müelliflerinden biridir. Açik fikirli ve ögrenme arzusuna sahip bir kimse oldugundan, daha ilk dönemlerinden itibaren gördüklerini kaydetmis, deniz haritaciligi ve cografyasina dair eline geçen eser ve haritalardan da istifade etmekten arka kalmamistir. Böylece topladigi bilgilerin mühim bir kismi ve bunlara dayanarak yazdigi eser (Kitab-i Bahriye) ile yaptigi haritalar, bilim tarihinde ciddi bir yer isgal eder. 4. Seydi Ali Reis`in Hind Kaptanligi metre�cerali Hindistan seyahati ve deniz cografyasina ait eserleriyle söhret kazanmis bir Osmanli denizcisi olan Seydi Ali Reis, Galata`daki “Dâru sina-i Âmire” kethüdasi olan Hüseyin`in oglu olup XVı. asrin baslarinda dogmustur. Aslen Sinop`lu olan büyük babasi da Fâtih Sultan Mehmed zamaninda Galata tersanesi kethüdaligi yapmisti. Seydi Ali, bu aile meslegini devam ettirerek küçük yasta tersane hizmetine girmis, Rodos`un zaptindan (l522) baslayarak, donanmanin Akdeniz`deki tüm faaliyetlerine katildigi gibi, Barbaros Hayreddin`in maiyetinde savaslara da istirak etmisti.

Murad Reis`in kaptanligindan sonra Basra`da mahsur kalan Süveys donanmasini getirmek için kaptan şekilde tayin edilen Seydi Ali Reis, 960 (l553)`da Haleb yolu ile Basra`ya gelir. Tecrübeli bir denizci olan Seydi Ali Reis, burada l5 gemiden mürekkeb donanmanin hazirlik ve ikmali ile mesgul olur. Portekiz donanmasinin durumunu arastirdiktan sonra 2 Temmuz l554`te Basra`dan hareket ederek Katif (Bahreyn)`e gelir. Donanma Basra`dan hareketinin kirkinci günü Umman sahillerinde yirmi bes ve ya yirmi sekiz mevcudlu bir Portekiz donanmasi ile karsilasir. Meydana gelen muharebede Portekizliler bir gemilerini kaybederler. Bunun üzerine gecenin karanligindan istifade ile kaçan Portekiz donanmasi Hürmüz`e çekilir.

Yoluna devam eden Türk donanmasi, Maskat limanina yaklastigi sirada otuz iki (yada otuz dört) gemiden mürekkeb baska bir Portekiz filosu ile karsilasir. ıki yan arasinda meydana gelen siddetli çarpismalara ragmen kati bir sonuç alinamaz. ıki ordu savastan sonra birbirlerinden ayrilirlar. Bu esnada Seydi Ali Reis`in donanmasi firtina yüzünden rotasindan çikarak ıran ve Belücistan sahillerine dogru sürüklenir. Firtina yüzünden sürüklenen donanma, Müslüman bir levend gemisinin kilavuzlugunda Güvader limanina gelir. Buranin hükümdari olan Celâleddin b. Dinar bunlara ikramda bulunup ihtiyaçlarini karsilar. Kendilerine çeki seviye veren Seydi Ali Reis`in donanmasi batiya dogru devinim etmek üzere buradan ayrilir. Bu sefer de kuvvetli bir firtina çikarak donanmayi Hindistan sahillerine dogru sürükler. Günlerce deniz üzerindeki tehlikelerden sonra Diyu, Gücerat ve yüz taraflarina gelinir. Donanmada artik harb edecek kudret kalmamisti. Seydi Ali Reis, karaya çikip harp gemileri ile techizatindan kalmis olanlari ve birkaç topu yüz limaninda Gücerat Sultani`nin valisi bulunan Receb Han`a biraktiktan sonra istek eden askerleri de onun hizmetine vererek kendisi elli kadar arkadasiyla ıstanbul`a gelmek üzere karadan yola çikar. Sind, Hind, Zabulistan, Bedahsan, Maveraünnehr, Harezm, Horasan ve ıran`dan geçerek Anadolu üstünden üç senede ıstanbul`a ulasir. O sirada Pâdisah`in Edirne`de bulunmasindan dolayi oraya giderek Kanunî`nin katina çikan Seydi Ali Reis, Kanunî ile Rüstem Pasa`nin iltifat ve ihsanlarina mazhar olur. Seksen akça yevmiye ile hünkâr müteferrikasi oldugu bunun gibi arkadaslarina da ikramlarda bulunulur. O, bu seyahattan bahs ile kaleme aldigi “Mir`atu`l-Memâlik “isimli eserini Kanunî Sultan Süleyman`a takdim eder.

Bir denizci olarak hakli bir söhret kazanmis olan Seydi Ali Reis, telif ettigi eserlerle de bir bilim adami oldugunu göstermistir. Nitekim, gemilerin sevk ve idaresi, deniz cografyasi ve astronomiye dair olan eserleri kendisine bu sahada hakli bir söhret kazandirmislardir.

Görüldügü benzeri Seydi Ali Reis de donanmayi arka getirememis, bir taraftan Portekizliler`le diger taraftan da Hind Okyanusu`nun firtinalariyla mücadele etmek durumunda kalmisti.

Seydi Ali Reis`ten sonra Süveys kaptanligi Kurdoglu Hizir Reis`e verilmisti. Bu siralarda Portekizliler, Hind denizindeki adalari ele geçiriyor ve bilhassa dogudan ati telikelere karsi Hind Okyanusu`ndaki adalari zapt ediyorlardi. Bu adalardaki devletler içinde en güçlüsü Açe ıslâmt.Devleti olup Sumatra adasiyle Malaka yarimadasinda hüküm sürüyordu. Açe hükümdari Sultan Alaeddin, Portekizliler`in, buralari almak istemeleri üzerine, o siralarda donanmalari Hind sularina kadar gelmis olan Osmanli Devleti`nden yardim dilemek üzere 972 ( l565 )`de ıstanbul`a elçi göndermisti.

Sultan Alaeddin, Osmanli hükümdarindan top, tüfek ve askerle kendisine yardim edilmesini diliyordu. Elçinin gelisi, Sultan Süleyman`in Sigetvar seferine ve ölümüne rastlantı etmisti. Elçilik heyeti iki yıl kadar ıstanbul`da kalir. Osmanli Devleti, bu Müslüman devletin müracaatini kabul edip Süveys`teki donanma ile yardima karar verir. Böylece yirmiden çok gemi ile Süveys kaptani Kurdoglu Hizir Reis bu ise memur edilir. ıstenilen materyal ile gemi oluşturan ve top döken ustalar da gemilere bindirilerek denize açilmak üzere iken Yemen`de bir ayaklanma olur. Zeydî Mezhebi`nin imami Mutahhar başkaldırı ederek San`a ile beraber Yemen`in önemli bir bölümünü ele geçirdiginden Kurdoglu Hizir Bey, Yemen serdari Sinan Pasa`nin maiyetinde Yemen`deki isyani bastirmakla görevlendirildiginden Açe seferi geri kalmis olur. ayrıca Açe Devleti`ne gönderilmesi gereken harp levazimi ve gemi insa edip top dökebilen san`atkârlar iki gemi ile sevkedildiler. Bunlar, Açe ıslâm.Devleti`nin hizmetine girip orada yerlestiler.

Osmanlilarin, XVı asrin ikinci yarisinda bu irak denizlerdeki faaliyetleri, Portekizlilerin bölgedeki hâkimiyetlerine karsi büyük bir mani teskil etmistir. Hatta bu faaliyetler sonucunda baharat ticaretinde bir canlanma oldugu bunun gibi Kizildeniz ile limanlari, Portekiz hegemonyasindan da kurtulmuslardi. Bu da Osmanlilarin Kizildeniz ve Basra körfezinde önemli noktalara hâkim olmaya basadiklari l540 tarilerinden itibaren baslamisti. Basra ve Kizildeniz`e gelen sayisiz kervanlar, Akdeniz ticaretini canlandirmis, Haleb, Trablussam, ıskenderiye ile Kahire bunun gibi liman ve sehirler gittikçe gelisme göstermislerdir. Portekiz baharat ticareti ise çok fazla gerilemis, buna karsilik Osmanli gümrük gelirlerinde büyük artislar meydana gelmistir. Bu esnada Sumatra`daki Açe Sultanligi`ndan bol miktarda baharat Kizildeniz`e akmis, Portekizlilerin buna engel olmak için l554 – l559 yillarinda Kizildeniz`de faaliyet göstermeleri onlar açisindan ciddi bir sonucun saglanmasina yetmemistir.

KANUNî`NıN SON DöNEMLERı

Saltanat hususunda kendisi ile rekabet edecek kardesleri bulunmayan Kanunî Sultan Süleyman, hükümdarigini yarim asra yakin bir zamanda zaferlerle süslemis, ordusunun basinda hem batiya hem de doguya seferlerde bulunmus ve son seferinde ordusunun komutani şekilde savaş sahasinda vefat etmistir. O, söhretini yalnızca seferleri ve bunlarin sonucu şekilde kazandigi zaferleriyle degil, ayni sürede tedvin ettirip vaz` ettirdigi kanunlarinin, devlet teskilâtini ve ordusunu zamanin ihtiyaçlarina göre tanzim etmesiyle de kazanmisti. Bu bölümde biz, onun son seferi, vefati ve sahsiyeti hakkinda kisaca bilgi vermeye çalisacagiz.l. Kanunî`nin Son Seferi ve ölümü 970 (l562) Osmanli – Avusturya muahedesinden hemen sonra iki devlet arasindaki hudud boylarinda yeni karisikliklar çikar. Avusturyalilar`in Seçen`e karsi hücuma geçmeleri üzerine Budin ve Timasvar beylerbeyleri de Samos nehri civarindaki bazi sehirlere karsi harekete geçerler. Bu esnada Avusturyalilar l563`te Kostanoviç`e kadar ilerlerler. l564 `te ımparator Ferdinand ölünce yerine oglu ıı. Maximilien geçince Osmanlilar anlasmanin yenilenip yenilenmeyecegini anlamak ve cülusu kutlama etmek için Bali çavus`u gönderirler. Bu esnada Erdel`de gene karisikliklar bas gösterir. Avusturyalilar Erdel`e asker gönderirler. Buna karsilik Budin Beylerbeyi Yahya Pasazâde Arslan Pasa, Erdel`e altı.000 kisilik bir yardim kuvveti yollar.

savaş taraftari olmayan Semiz Ali Pasa`nin vefati üzerine 27 Haziran l565`te Sokullu Mehmed Pasa`nin vezir-i a`zam olmasi, Avusturya`ya karsi harp ilani fikrini kuvvetlendirir. Sokullu, Avusturya elçisine, Tokaj ile Szerencz`in iade edilmesini ve verginin ödenmesini, barisin yenilenmesinin bunlara bagli oldugunu bildirir. tüm bu görüsmeler bir netice vermediginden 9 Sevval 973 ( Nisan sonu l566 )`da Avusturya`ya karsi harp ilan edilir.

SıGETVAR SEFERı

Bu sefer, artik iyice yaslanmis bulunan Kanunî Sultan Süleyman`in baskomutan şekilde ordusunun basinda istirak ettigi 10 üçüncü ve sonuncu seferidir. Pâdisah, Sigetvar ve Egri kalelerinin fethi ile Macaristan`daki mukavemet yuvalarini dagitmak istiyordu. Ayrica yeni vezir Sokullu`nun tesiriyle bu sefere bizzat çikmak ve böylece l0 yildir sefere çikmamasini tenkid edenleri de susturmak niyetinde idi. Bu siralarda Sultan Süleyman`in yasi yetmis üçü (73) bulmustu. Hem yasli, hem bazi hastaliklara duçar olmus, hem de ayaginda aileden gelen bir hastalik olan “Nikris” vardi. Bu sebeple yürümekte zorluk çektigi için bazi yerlerde araba, bazi yerlerde de tahtirevan ile gidiyordu. lakin kasabalara girilecegi sirada dinçlik ve zindelik gösterip kamu üstünde iyi bir tesir birakmasi için ata biniyordu.

Hükümdar bizzat sefere çikmadan iki ay evvel ıkinci vezir Pertev Pasa`yi Timisvar hududunda bulunan Gyula (Göle)`yi zaptetmek üzere gönderir. savaş planina göre, Erdel ve Hirvatistan taraflarina taarruzla tüm bir Tuna bölgesi zaptedilerek, Komarom üzerine yürünecek ve Avusturyalilar Viyana`ya dogru çekilmeye zorlanacakti.

l Mayis l566`da son seferi için ıstanbul`dan hareket eden Kanunî, biraz önce temas edilen yürüyüs sekli ile l9 Haziran`da Belgrad`a, oradan da Zemlin (Zemin, Zemun)`e geldigi sirada Janos Zsigmond, kuvvetleriyle birlikte orduya katilir. Bu arada Budin Beylerbeyi, Palota kalesi üzerine basarisiz bir harekâtta bulunurken Avusturya kuvvetleri de Tata ve Vesprim`i alarak büyük bir katliam yapmislardi. Osmanli ordusu dogru Sigetvar üzerine yürür. Kale muhasara edilerek toplarla dövülür. Kaleyi savunan Kont Zirinyi Miklos, tüm gücü ile müdafaada bulunur. geri arkaya yapilan ve bir sonuç alinamayan basarisiz hücumlar karsisinda yasli hükümdar üzülmekte ve “… bu kal`e benüm yüregüm yakmisdur, dilerüm Hakk`dan ateslere yana…” diye hislerini izhar etmekteydi. Nihayet 2l Safer 974 ( 7 Eylül l566 )`de kale alinmis, Kont Zirinyi de yakalanarak idam edilmisti. Bu arada Vezir Pertev Pasa komutasinda Erdel beyi`ne yardim etmek üzere gönderilen kuvvetler de bazi kaleleri feth etmislerdi.b) Kanunî`nin Vefati Sigetvar kalesi hücumlari devam ederken yetmis 3 yasinda ordusunun basinda on üçüncü seferini yapmis olan Gazi Sultan Süleyman, altı Eylül`ü 7 Eylül`e baglayan gece (20 Safer 974) sabaha dört saat kala vefat eder. Sigetvar`in fethini büyük bir sabirsizlikla bekleyen Hünkâra bu fethi görmek nasib olmayacakti. ayrıca onun vefatinin ertesi günü kale feth olunmustu. Sokullu Mehmed Pasa, henüz düsman karsisinda bulunulan bir sürede ölüm haberinin açiklanmasini tehlikeli bulmustu.

Sokullu, Pâdisa`in ölüm haberini alir almaz, diger vezir ve yetkilileri haberdar etmeden sırf kendi kâtibi olan Feridun Bey`e (Münseâtu`s-Selâtin müellifi) haber vermis ve derhal Kütahya Valisi Sehzâde Selim`e, Hasan çavus adinda bir divan çavusu ile mektup gönderip acele ordugâha yetismelerini bildirmisti.

Hasan çavus giderken aslında soylu meselenin ne odugunu bilmiyordu. yalnızca Haleb beylerbeyligine tayin olunan bir pasaya müjdeci şekilde gönderildigini ve geçerken de bu mektubu Sehzâde Selim`e vermeye memur oldugunu zannediyordu. Bu esnada Selim, Siçanli sahrasinda yaylada bulunuyordu. Hasan çavus buradan geçerken vezir-i a`zamin mektubunu sehzâdeye verip agizdan da Sigetvar fethi haberini ile Pâdisah`in sihhat ve afiyette oldugunu söyleyip geçecekti.

Vezir-i A`zam bir taraftan Otag-i Humâyunda, yazisi Pâdisah`in yazisina benzeyen Silahtar Cafer Aga`yi oturtup onun yazisiyla degisik islerle ilgili Hatt-i Humayûnlar gönderterek Pâdisah hayatta imis bu gibi devinim ederken, diger taraftan merhum Pâdisah`in na`sini Otag-i Humayûn`da yikatip vefat haberine vâkif olan hekim Keysûnîzâde, Pâdisah imami Dervis ve rikabdar Mustafa, Musa ve Hasan Aga`lar ile tamami l2 kisiden mürekkeb bir cemaatla namazini kildirir. Bundan sonra iç organlarini çikartip orada gömdürmüs, cesedi de ilaçlatir. Bu ameliyeden sonra, cesedi kokulu bez ve musambalara sarip bir tabuta koyar. Bu tabutu da Otag-i Humayûn`daki tahtin altina gizler.

Sokollu Mehmed Pasa, Sigetvar`in fethinden sonra vezirleri Kanunî`nin vefatindan haberdar eder. Böylece Pâdisah`in vefat haberinden göze çarpan ve muayyen bir zümrenin haberi olur. Vezir-i A`zam, bu tehlikeli durumun yayilmasini önlemek için elde edilen zaferden dolayi etrafa fetihnâmeler gönderiyor, kaleyi onarım ettirip içine asker ve silah koydurtuyor, fetih münasebetiyle ilk gün Otag-i Humayûn`da ikinci gün de kendi çadirinda mevlidler okutturuyor, senlikler tertipliyor ve Sigetvar kilisesini tamir ettirerek câmie çevirdikten sonra Pâdisah`in Cuma namazina çikacagini ilan ettiriyordu. Birkaç gün sonra da nikris illetinden fazla rahatsiz olan Gâzi Hünkâr`in namaza çikamayacagini yaydiriyordu. Bu arada asker arasinda henüz fisilti şeklinde dolasan söylentileri de bertaraf etmek için sanki hiçbir seyden haberi yokmus gibi orduda dellallar gezdirip Divan-i Humayûn toplantisinin yapilacagini ilan ettirirmek suretiyle dedikodulara son verdirir. Bu konu hakkında da Yeniçeri Agasi ile görüsen Vezir-i A`zam, o ve diger üyelerle söz birligi ederek sanki gerçek divan toplanmis benzeri askere verilecek terakkilerden ve Pâdisah`in onlara yaptigi hayir dualardan onun agzindan söylüyormus bunun gibi tekrarlar.

Sokollu, ordunun Belgrad`a hareketi esnasinda da Kanunî`nin ölümünü gizlemis, hatta arabaya ona çok fazla benzeyen bir tanesini bindirerek, pâdisahmis bunun gibi saga sola selam verdirerek askerin süpelerini gidermeye çalismisti. Nihayet, hafizlarin arabanin etrafinda Kur`lahza okumaya baslamalari üzerine hükümdarin vefat ettigi anlasilarak feryadlar baslamistir. Sokollu, askeri yatistirmaya muvaffak olmustu. Ordu, Belgrad`a ulastiktan sonra babasinin yerine Osmanli tahtina geçmis bulunan ıı. Selim`in otagi önünde cenaze namazi kilindiktan sonra tabut ıstanbul`a gönderilmis ve buradan da 28 Kasim l566`da cenaze namazi tekrarlanmistir.2. Kanunî Sultan Süleyman`in Sahsiyeti ve

Yaptigi Hayir Eserleri 26 Yasinda tahta geçip 46 yil hüküm süren Kanunî Sultan Süleyman`in bu uzun saltanati sirasinda Osmanli Devleti, 3 kitada hâkimiyet tesis eden bir cihan devleti biçimine gelmisti. Onun döneminde Osmanli ordulari Asya, Avrupa ve Afrika kitalarinda birçok savaşlar yapmis, kazanilan zaferlerle devlet arazisi 3 kita üzerinde büyük bir genisleme kaydetmistir. Bizzat kendisi çok sayıda sefere istirak ederek ordunun yüksek komutasini üzerine aldigi benzeri devletin genisleme ve yükselmesinde de büyük bir hisseye sahiptir. Onun döneminde kazanilan siyasî basarilar, ekonomik ve sosyal yapiyi belirlemis, yasa ve hak prensipleri ön plana çikmistir. Ordunun intizami, teknik gücü ve disiplini bu gibi bütün müesseseleriyle devlet, çaginin en büyük devleti haline gelmistir. adalet ve adâlete verdigi önemden dolayi kamu tarafindan sevilen Kanunî, ordusu tarafindan da ayni nisbette sevilmekte idi. Nitekim, ordusunun intizamina ve askerin terakkisine dair mühim ve esasli hukuklar koymus olmasi da onun ordu tarafindan sevilmesine sebep olmustu. Eyyûbî, onun tebeasi olan bütün bireyler için sergiledigi adâleti su ifadelerlerle nazmen günümüze ulastirmaya çalismistir:

“Adâletle görür âlemde dâdi

Cihan halkina hem oldur muradi

Cihan halkina adlidur sifa-bahs

Cemâli âlemde oldi safa-bahs

Saâdet tacinun sâhib kemâli

Adâlet mihri sen göster cemâli

Geçelden tahta ol sâhib saadet

Reâyâ hayli gördiler riâyet

Deminde yokdurur hiç kibr u kine

Meger Müslimle kâfir birbirine

Reâyâ adlün ile bagladi üns

Cemâlin cilve-gâh-i gül-sen-i kuds.”

devinim ve davranislarinda vakar sahibi olan Kanunî, uzun boylu, uzunca boyunlu, yuvarlak yüzlü, ela gözlü, siyah kirpikli, kaslarinin arasi biraz açik, dogan burunlu, seyrek disli, genis omuzlu, mevzun ve yakisikli, söz ve hareketleri ölçülü, aheste yürüyüslü, arslan heybetli ve mert sözlü idi. Âlim, sair ve hakimlerle bulunmaktan hoslanir, hos sohbet, maddî ve manevî bütün iyi hasletleri sahsinda toplamis bir pâdisah idi.

Kanunî Sultan Süleyman, göreve getirdigi insanlarin kabiliyet ve derecelerini iyi bilip takdir ederdi. Bundan dolayi kendisine gelisi güzel adam tavsiye edilemezdi. O, adam yetistirmesini de bilirdi. Nitekim oglu Selim ve torunu ııı. Murad dönemlerinde ileriyi gören devlet adamlari onun zamaninda yetismis olanlardir.

O, vakur, azim ve irade sahibi, yaratilis itibariyle çok konusmadigi bunun gibi, verecegi kararlarda da acele etmezdi. Bir konu ile ilgili karar vermek istedigi zaman aşırı düsünür, gerekenlerle istisarelerde bulunur, çikan sonuca göre verdigi karardan geri dönmezdi. Devlet nüfuz ve haysiyetine halel getirecek konularda müsamaha göstermezdi. Kendisiyle görüsenlerin kapali mütalaalarindan ne demek istediklerini anlar ve ona göre cevap verirdi.

Sultan Süleyman`in, fevrî bir yaratilisa sahip olmamasi, kararlarini düsünüp tasinarak ve ekseriya vezirlerine de danisarak vermesi, temkin ve itidali elden birakmamasi, onun basari yolunu açan ve kendisini büyüklüge götüren hasletlerden sayilmaktadir. Devlet kudret ve nüfuzunu her seyin üstünde tuttugu, devletin yüksek menfaatlerine aykiri saydigi hareketlere tevessül eden kimseleri, en sevdikleri bile olsa, feda etmekten çekinmedigi bir vâkiadir.

O, son seferi olan Sigetvar`a giderken adeta ölüm seferine çikiyordu. Baska bir ifade ile ölecegini bile dahi bu sefere çikmistir. Bunun tüm emâre ve delilleri bilinmekteydi. bununla birlikte atalari benzeri harp meydaninda ve ordusunun içinde otag-i humayûnunda ölmek istemisti. Bu davranisiyla o, son nefesine kadar devletinin selâmetini ve yüceligini düsünmüstü. Gerçekten de o, gittigi bu seferinde ordusu içinde iken otag-i humayûnda vefat etmis ve bu olay, çağın dirayetli veziri Sadrazam Sokollu Mehmed Pasa tarafindan 48 gün gizli tutulmustu. Bâki, Kanunî için yazdigi “Mersiye-i Hazret-i Süleyman Han” adli terkib-i bend seklindeki siirinde bunu su misra ile belirtir:”kamu-i cihana kirk sekiz gün duyurmadi”

O, memleketin oldukça çok yerine oldugu gibi ıstanbul`un imarina da ehemmiyet verip hizmet eden bir hükümdardir. Memleketin kültür ve maarifine hizmet eden Süleymaniye külliyesinden baska, babasinin adina yaptirdigi Sultan Selim Câmii ile müstemilati, ogullari Sehzâde Mehmed ve Cihangir namina yaptirdigi Sehzâde (Sehzâdebasi Câmii) ve Cihangir câmileri ile tesisleri, kizi Mihrimah Sultan nâmina yaptirdigi Edirnekapi ve üsküdar Câmileri, zevcesi Hürrem Sultan adina insa ettirdigi Haseki sultan Câmii, medrese ve Dârussifa, ıstanbul`un görütüsünü çok fazla degistirmislerdir. sonuç şekilde o, hayir eserlerine büyük bir önem vererek eserlerinin birçogunu Mimar Sinan`a insa ettirdi ki, Süleymaniye Câmii bunlarin basinda gelmektedir. Ayrica ıstanbul`a su getirtilmesi yolunda da büyük çabalar sarf etti. Nitekim ıstanbul`daki kirk çesme denilen su yollari da Kanunî`nin büyük ve ciddi eserlerindendir. Keza 0, Büyük çekmece Köprüsü`nü de yaptirmistir. Onun hayir eserleri sadece ıstanbul`da degil, ülkenin pek aşırı yerinde vardir. Nitekim Bagdad`da Siîlerin uzun bir zaman öncelikle yikmis olduklari ımam A`zam Ebû Hanife türbesini bayındırlık ve bunun yaninda bir câmi ile bir imâret insa ettirdigi bunun gibi , gene Bagdad`da Kadirîye Tarikati`nin kurucusu Seyh Abdülkadir el-Geylanî türbe ve camisini onarım ile bunlara yeteri kadar vakiflar tahsis etmisti. Konya`da Mevlana Celâleddin Rumî türbesi yaninda iki minaleri bir cami ile bir semahâne, bir imâret ve dervisler için hücreler yaptirmisti. Kefe ve ıznik`te önceleri kilise iken, sonradan câmie tahvil edilen mabedleri harab olmaktan kurtarmis, Sam`da (Dimask) câmi, medrese, imâret ve okul yaptirmistir. Kudüs`teki Kubbetu`s-sahra denilen kutsal mekânin duvarlarinin içini ve disini nakisli çinilerle süslettirmistir. Ka`beyi, daha önceki halifeler bunun gibi onarım ve tezyine çalisan ilk Osmanli Pâdisahidir. Bu tezyinatin cevazi hakkinda Seyhülislâmt.Ebu`s-Suûd Efendi`den fetva almis ve insaatin Mekke fukahasi ile Hanefî, Safiî, Malikî ve Hanbelî mezheblerinin imamlari huzurunda yapilmasini emretmistir. Bu dört mezheb için 4 medrese yaptirip bunlara Osmanli medreseleri usûlüne göre öğrenci ve muid tayin ettirmistir. Müderrislere yevmiye olarak 50, muidlere 4, talebeye de 2`ser akça tahsis etmistir. Bu arada Mekke`nin en büyük ihtiyaci olan su yollari için tahsisat ayirmistir. Kanunî Sultan Süleyman`in ıstanbul, Haremeyn ( Mekke – Medine), Bagdad ve diger sehir ile alanlarda yaptirdigi hayir eserlerini tafsilatli bir sekilde veren Eyyûbî de, bu konuya su beyit ile baslar:

“Gel imdi gûs-i câni eyle hazir

Diyem hayrat-i sâhi sana bir bir”

ıslâmt.dan alinan ilhamla meydana getirilen Osmanli medeniyeti, bir dis medeniyeti oldugu kadar ayni sürede bir iç ve ruh medeniyeti idi. ıste bu müsterek faaliyetin verimleri, taht sehri olan ıstanbul`u, yeryüzünün efsaneler ile boy ölçüsen cenneti hâline getirmisti. Kanunî tarafindan bayındırlık edilip genisletilen sehir, baglar, bostanlar ve tarlalardan gayri Galatasaray`daki Acemioglanlar kislasi ile Venedik ve Lehistan elçilikleri saraylarindan baska yapı bulunmayan Beyoglu`na ve Galata`ya dogru tasarak, Kasimpasa, Piyâle Pasa, Ayaz Pasa ve Pîrîpasa mahallelerini kazanmisti. bununla birlikte ıstanbul`a bir Müslüman Türk sehri karekterini kazandiran baslica hususiyetler, sehri büyük – küçük dinî ve ulusal merkezler etrafinda toplayan site fikri idi. öyle ki, câmii, mescidi, sebili, imâreti, hani, hamami, tekkesi, türbesi, medresesi, kütüphânesi, çesmesi, meydanlari ve çinarlari, kestaneli, asmali, salkimli bahçeler içindeki evleri,konaklari ve saraylari ile her semt, her mahalle, müsterek bir kültür ve medeniyetten sagilip akan millî ruhun tâ kendisi idi.

Hele medreseler, yesilliklerle yazilmis siirler bunun gibi idi. Bahçe zevkini o kadar agirbasli, zarif ve asîl çizgilerle halletmis bahçe mimarligi, san`at ile tabiati birbirinin emrine vermis bir tarz ve tanzim saheseri sayilabilirdi. Bu devre öyle bir dönemdi ki, toplum neyi isteyecegini tayin edebilecek kivamli seviyeyi yakaadigi için ne yaptigini da biliyordu. Bu sebeple yapici olan hareketlerinde yanilmiyordu. Gözün gördügü, elin degdigi, kulagin duyup dudagin söyledigi her sey, millî ve dinî bir özellik tasiyordu.

Sehrin göbeginde hesaba gelmez saraylar, câmiler, hanlar ve hamamlar vardi. Ami kiyilarda köselerde, bir sebili, bir mescidi, bir türbesi, hatta bir çinari ortasina almis öyle sokaklar, mahalleler bulunuyordu ki, bu kurulus ve istifteki vakar, iffet, hicab ve edep motiflerinin kaynasmasindan çikar siirli terkib, ölüm tehdidi karsisinda bile dogruyu söyleyen bir dudak bunun gibi yerliye de yabanciya da kendisinin Müslüman Türk oldugunu söylerdi.

Böylece sehrin yükü , asla bir semte yigilmamisti. haz ve san`at, her tarafa birden dagilmisti. Bu toplum, çiçegi, agaci ve hayvani âdetâ ailesinin birer ferdi imis bu gibi derecelendirdigi bir muhabbetle seviyor, onlara, hayati arasında yer ve kiymet veriyordu. O devrin ıstanbul`unda, bahçesiz bir ev, agaçsiz bir bahçe düsünülemezdi. Bogaziçi ormanlarini teskil eden çinarlar, meseler, ardiçlar, erguvanlar, çitlenbikler, sehrin içine girince adı degisir ve koru adini alarak saltanatina devam ederdi. an`ane, nebatin da hayvanin da gönülü hâmisi idi. Hayatinin arasında noktayı olan bu masum yoldaslara saygisizligi, ictimaî suçlardan daa da agir kabul ederek kestirmece “günah” der ve zarurete ona el vuran tahribçiye kötü gözle bakar ve umumi bir nefret agi içine düsürerek kendinden uzaklastirirdi. Bugün dahi baltasinin yüzünü çaputla örterek odun kesmeye giden köylü ve kurban edecegi hayvanin evvela gözlerini baglayan adam, o devirlerin saygi mirasindan duygu dagarciginda artiklar kalabilmis bahtiyarlardandir.

Emrinde ve hizmetinde olan yaratilmislara âzamî sefkat ve nezâketi imaninin geregi kabul eden an`ane, agaç sevgisi ile hayvan sevgisini at basi takib eder. Bunlara karsi saygisizlik ve lâubaliliklere cephe almayi da yine o imanin icabi sayarlardi. Kanunî devrinde bir Venedik`li kuyumcunun, tuttugu kusa eziyet ettigini görenler tarafindan sürüklenerek kadi`nin uzuruna götürülmesi,toplumun bu konu için gösterdigi bitmez tükenmez hassasiyetten alinmis basit bir örnektir.

Sultan Süleyman, Osmanli hükümdarlari arasında “Kanunî” lakabini tasiyan tek pâdisahtir. Bilindigi bunun gibi Osmanli devleti`nin kurulusu ile birlikte ülkede müdevven olsun ve ya olmasin “Ser`î” ve “örfî” hükümler uygulanmakta idi. ancak “yasa-nâm.” seklinde bir codification ameliyesini ilk kez küçük ve noksan olmasina ragmen Fâtih Sultan Mehmed zamaninda ve esasli olarak da Sultan Süleyman zamaninda görüyoruz. Onun, Kanunî sifatini almasina neden olan bu kanun-nâmetre, süphesiz ki o zamana kadar yavas yavas tekevvün eden huhukî, idarî, malî, askerî ve diger mevzuatin islâh edilerek en mütekâmil sekline kavusmasi bu pâdisah zamaninda olmustur. Bu yasa-nâm. 3 ana bölüm ve bunlarin tali kisimlarindan mütesekkildir. Burada, ceza kanununu, vergi kanunlarini, bir de reâyâ ve bazi askerî siniflarla ilgili kanunlari görmek olası. kanun-nâmedeki maddeler, Ebu`s-Suûd Efendi`nin fetvalari ile kanuniyet kesbederek “Sultan Süleyman yasa-nâmeleri” adi ile asirlarca mer`iyette kalmistir. Bu kanun-nâmetre, Kanunî`yi dünya tarihinin büyük hukukçulari arasina sokmaktadir. Gerçekten, yasa-nâmt.`nin l. bâbinin birinci faslinda, ceza hukuku bakimindan devletin tüm tebeasinin (vatandaslarinin) birbirlerine esit oldugu , hepsinin ayni cürümden ayni cezayi görecegi, su ifadelerle nakledilir:

” Cinayat mukabelesinde olan cürmü politika bâbinda vaz` oundu ki, sipahî ve raiyyet ve serif ve vazi` ve deni ve refi` arasinda müsterektir. Söyle ki: Her kim bu cerâimden biri ile mücrim ola, mukabelesinde ta`yin olunan ukubetle muâkab ola.” kanun-nâm.`nin bu maddesini degerlendiren ı. Hami Danismend, hakli şekilde söyle der: “Herhalde bu vaziyet XVııı. asrin sonlarindaki Fransiz inkilâbindan çikan müsavat esasinin türkiye`ye ancak XıX. asirdaki Tanzimat-i Hayriye`den itibaren girebilmis oldugunu iddia edenlerin yüzlerini kizartmak lazim gelecek bir vaziyettir. Sahsî yasa itibarı ile sinif ve mevki farki gözetmeyen bu müsavat (esitlik) prensibi, siyasî hukuk bakimindan da Osmanli ımparatorlugu`nun tesekkülünden bu yana tatbik edilmis en eski mahiyetindedir.” Burada sunu da belirtelim ki, gerek Kanunî, gerek kendisinden önceki Osmanli hükümdarlari, gerekse daha sonrakiler, adâlet hakkında son derece titiz davranmak zorunda idiler. Zira bu konu ile ilgili titizlik göstermek, mensubu bulunduklari dinin (ıslâm) emri idi. Bu din, adâlet sahsî ceza meselesinde insanlar arasinda bir ayirim yapmaz. ınsan şekilde herkesi esit ve ayni haklara sahip kabul eder. Keza bu din, insanlarin zorla Müslüman yapilmalarina da müsaade etmez. Gerçi gerek ıslâmt.in, gerekse Osmanli`nin bu anlayisini kavrayamayan dönemin Avrupali bazi yazar, elçi ve seyyahari birtakim yanlis degerlendirmelerde bulunurlar. bununla beraber sonunda onlar da gerçekleri söylemekten çıkarlarını alamazlar. Nitekim o dönemden (l530) zamanimiza kadar gelen bir eserde Bosna ve halki hakkında bazi bilgiler verildikten sonra ” ayrıca Pâdisah, Hiristiyanlarin papazlarina, kiliselerine ve çesitli mezheplerine bagli kalmalarina da izin vermistir”

Osmanlilarin bu büyük pâdisahi zamaninda, nüfus ve arazi tahrirlerine büyük bir önem verildiginden, Kanunî de bir hükmünde, memleketin gerçek vaziyetinin tüm teferrüatiyle bilinmesinin, zaman geçtikçe meydana çikmasi muhtemel olan bazi yolsuzluk ve haksizliklarin ortadan kaldirilabilecegine isaret etmistir.

Kanunî Sultan Süleyman bilim ve kültür adamlarini himaye ettigi benzeri onlari çesitli sekillerde taltif edip desteklerdi. Kendisi de sair olan ve Muhibbî mahlasiyla siirleri bulunan Kanunî Sultan Süleyman`in, matbu bir de divani vardir. Topkapi Sarayi Müzesi Arsivinde kendi el yazisiyla manzumelerini hâvi perakende müsveddeleri mevcuddur. zamanımız memleketimiz`sinin hemen hemen tüm saglik kuruluslarinda bir levha seklinde duvarlarda asili bulunan ve: “Âlem içre muteber bir nesne yok devlet bu gibi

Olmaya devlet cihanda bir soluk sihat benzeri

Saltanat dedikleri ancak cihan gavgasidir

Olmaya baht-u saadet dünyada vahdet bu gibi” misralari da ona aittir.

O, yalnızca kendisi siir söylemekle kalmamis ayni zamanda sair ve ediplerin elinden tutup onlarin yetismelerine de yardimci olmustur. Nitekim o, siirdeki kudretini anladigi meshur sair Bâki`nin elinden tutup yetismesine himmet etmistir. Nimet ve kadirsinas olan Bâki`nin, Sultan Süleyman`in vefatina dair kaleme aldigi mersiye edebiyatimizin saheserlerindendir. Onun, bilim ve marifet erbabina karsi gösterdigi saygınlık ve onlara olan riayeti pek ziyade idi. Zamaninda yetistirdigi ulema ve suâranin (sairler) eserlerini kütüphanesinde saklardi. Onun, edebî eserlere verdigi degeri göstermesi bakimindan Kelile ve Dimne`nin mütercimi Alaeddin Ali çelebi`ye olan iltifati örnek olarak gösterilebilir. Ali çelebi, “Hümayun-nâmt.” adi ile yaptigi tercümeyi takdim ettigi süre, o, bu eseri bir gecede okuyarak, mütercimini Bursa kadiligina tayin eder. Kanunî`nin büyük bir hükümdar oldugunda ittifak eden tarihçilerden bir kismi, onun çağının 10 büyük sadrazami oldugunu ve 10 mümtaz vasifli defterdar ve nisancisi yaninda, 10 adet büyük âlim ile on büyük sair bulundugunu da bildirmektedirler.

Kanunî Sultan Süleyman`in, toplumdaki insanlari nasil degerlendirdigini ortaya komasi ve onlara nasil bir kiymet atfettigini göstermesi bakimindan nakledecegimiz su olay büyük bir deger tasimaktadir. Buna göre bir gün o, mahremleri ile görüsürken onlara dünyanin velinimetinin kim oldugunu sorar. Onlarin, “Pâdisah hazretleridir” demeleri üzerine “Hayir, velinimeti-i âlem reâyâ yani köylüdür ki, tarım ve hirâset (çiftçilik ile ugrasmak) emrinde rahatlık ve rahati terk ile iktisâb ettikleri (kazandiklari) nimetle bizleri it`am ederler” demisti.

Www.Muhabbett.org


Bir önceki yazımda « makalem var.

Benzer Yazılar

ıV. MURÂD HAN ve Dönemi Osmanlı pâdişâhlarının on ...

DURAKLAMA DöNEMı VE SON BASARıLAR ııı. Mehmet zamaninda Avusturya`ya ...

Osmanlilarda Atesli Silahlar Sanayii Osmanlilar XıV. asirda Avrupa`da ...

Yorumlar



Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?

Bedava Sohbet - Yetişkin Sohbet