Süleyman Çelebi dönemi ve sehzadeler

yorum yok
494 okuma
19 Aralık, 2017

Süleyman çelebi dönemi ve sehzadeler

ı. MEHMED

Osmanli sultanlari içinde “Mehmed” adini tasiyan ilk hükümdar olan çelebi Sultan Mehmed`in gerek dogumu, gerekse Yildirim Bâyezid`in kaçinci oglu oldugu hakkinda farkli görüsler bulunmaktadir.

“Nizâm.i âlem” için, kardesi Musa çelebi`yi de bertarafedip 1413 yilinda Edirne`de tek basina tahta geçip idareyi ele aldigi zaman Osmanli ülkesinde genel bir neşe ve memnuniyet havasi esmeye basladi. bilhassa ordu, büyük bir cosku ile onu alkislamaktan arka kalmadi. sebebiyse o, kardesleri arasinda moral ve fizikî nitelikleri bakimindan en fazla dikkat çekeni idi. neredeyse bütün gövde eksersizlerinde maharetli olusu, güzelligi, gönül yüceligi, düsünce çekiciligi ile hem beden gücü hem de huy güzelligini belirten Güresçi çelebi ünvanini almisti. Organlari birbirine mütenasib olarak uygundu. halk tarafindan kendisine pehlivan lakabi takilmisti. Teni pembeye yakin beyazlikta idi. Gözleri ve kaslari kara idi. Uzun boylu, gür sakalli ve sik biyikli olmakla birlikte seklen zarifti. Alni açik, çenesi yuvarlak, gögsü genis, kollan uzundu. Kartal bakisli, arslan kuvvetli idi. Atalarindan farkli bir sekilde basina tülbent sarardi. Basinin etrafina kat kat sarilan bez, çok sayıda çikintilar teskil ederek sirmali külahinin ucundan baska yerini göstermezdi. Kendisinden önceki hükümdarlarin kaftanlarina müsait bir sekilde biçilmis olan kaftanina, astar yerine baska bir renkle samur kaplanmis ve etrafina kürk dürülmüstü.

Sultan Mehmed`i davranislarina, hareketlerinin çabukluguna ve vekarina ait bütün övgülerin üstüne çikaran sey, Osmanli tarihçileri bu gibi, Bizans tarihçileri tarafindan da adaleti, sefkati, gönül yüceligi, dostlugunda sebati, hem Türkler hem de Rumlar için iyilik severligi hakkinda belirtilen müşterek sehadettir. O, hiristiyanlara düsmanlik göstermemekle kalmamis, ayni zamanda onlara karsi dostça davranmistir. çok fazla iyi yetismis, mümtaz bir egitim görmenin bütün sonuçlarini ve ince düsünürlügün örneklerini göstermistir. Osmanli tarihçilerinin deyimi ile o, Tatar Tufani`nin tehlikeye düsürdügü devlet gemisini kurtaran Nuh gibidir.

împarator Manuel, müttefiki olan Mehmed`in son ve korkunç rakibini yendigine dair aldigi haber üzerine basarilarini kutlama edip kutlamak ve antlasma sartlari ile kendisinin yapmis oldugu hizmetleri hatirlatmak üzere 816 (1413)`da elçiler yollar. Politikadan aşırı iyi anlayan Mehmed, taahhüdlerine bagli kalarak Karadeniz ve Marmara Denizi`nde elinde bulunan kuleler ile Teselya kalelerinin imparatora verilmesini çabuklastirir. Manuel`in elçilerini, hediyelerle sevindirip arka dönmelerine izin verdigi zaman onlara su sözleri söyledi:

“ımparatora söyleyiniz ki, yardimi yardımıyla atalarimin ülkesini elde ettim. Bu hizmetinin hatirasi gönlümde hep sakli kalacaktir. Onun hosuna gitmek için tüm firsatlari arayacagim.”

çelebi Sultan Mehmed, ayni sekilde Sirp, Ulah ve Bulgar hükümdarlarinin, Yanya dukasinin, Makedonya despotunun, Ahaiya prensinin elçileri ile diger zevati kabul etti. Bunlarla beraber bir sofrada yemek yiyerek hepsinin san ve söhretini oksayici sözler söyledi. Hepsini barış ve selametle geri gönderdi. Bunlara dedi ki:

“Hükümdarlariniza deyin ki, ben, herkes ile baris ve barış içinde kalmak istiyorum. Barisi hile ile bozmak arzulayan kimse, sulhün hamisi olan Allah`a karsi devinim etmis bulunacaktir.”

Gerçekten de çelebi Sultan Mehmed, her seyden öncelikle Timur`un istila ve yagmasiyla parçalanan, sonra saltanat kavgalari ile kani çekilen memleketi, tedbirli, basiretli ve uyanik bir idareci dehasiyla avucunun içine alir almaz, babasinin ve kardeslerinin Bizans`a karsi kullandiklari politikaya derhal son vererek memleketi o yönden istikbal olan tehlikelere karsi emniyete almis oldu. O, böyle davranmak durumunda idi. Zira idare ve iradesinin gücünü bekleyen, daha nice tehlikeler ve gaileler boy boy himmet ve gayret istiyordu.

Bir defa kardeslerini yenip tek basina idareyi ele aldigi zaman, devlet bünyesinde hâsil olmus çatlak ve çöküntülerden nice yabanci ve zararli unsur içeri sizmis bulunuyordu. Bir yandan bunlari temizlerken, bir yandan da kayb olan topraklan tekrar Osmanli hududlari içine kazanmakla, memleketin sarsilmis olan itibarini iade ile ise basladi.

çelebi Sultan Mehmed, Edirne`de, bütün bir Osmanli ülkesinin hükümdari oldugunu ilân etti. Bundan sonra da bazi faaliyetlerde bulunarak memleketin bozulmus bulunan idaresini tekrar düzenlemeye çalisti. Bu cümleden olarak, kardesi Musa çelebi`nin beylerbeyi yaptigi Mihaloglu Mehmed Bey`i tevkif ettirerek Tokat kalesine gönderdi. diğer taraftan, ileride devletin basina büyük gaileler açacak olan Simavna kadisi oglu Bedreddin Mahmud`u fazl ve keremine hürmeten 1000 (bin) akça maas ile ıznik`te oturmaya memur eyledi.

Daha öncelikle de belirtildigi gibi, cülûsunu tebrik için gelen çevre imparator ve hükümdarlarin elçilerini kabul ederek onlarla barış içinde yasama teminati verdikten sonra Anadolu`ya geçer. Otuzbir ve ya otuziki günden buyana muhasara ettigi Bursa`yi yakip yikan Karamanoglu`nu te`dib etmeden evvela Ohri`den kaçip ızmir`e gelen ve Musa çelebi`nin taraftari olan Aydinoglu Cüneyd Bey üzerine yürür. Bu arada Ayaslug (Selçuk)u zapt eden Cüneyd, Mehmed çelebi`nin üzerine gelmekte oldugu haberini alir almaz kurtulusu kaçmakta bulur. Bunun üzerine çelebi Mehmed, Menemen, Kayacik ve Nif (Kemalpasa) kalelerini alarak Cüneyd`in ailesinin arasında bulundugu ızmir kalesini kusatmaya baslar. Cüneyd`in tesebbüslerinden endiselenen civarin Türk ve hiristiyan beylikleri, donanmalarini göndermek şekli ile Mehmed çelebi`nin yaninda ızmir muhasarasina katilip ona yardimci olmuslardi. Nitekim ızmir kalesi önüne gelen Rodos, Midilli ve Sakiz Hiristiyan donanmalari bu gibi, Mentese donanmasi da Mehmed çelebi ile isbirligi yaparak ızmir`in zaptinda rol oynamislardi.

bununla birlikte ihtiyatî bir önlem olmak üzere ızmir kalesinin surlarini yiktiran çelebi Mehmed, ayni körfezde, sövalyeler tarafindan eski ızmir (Gavur ızmir) kalesinin yerinde yaptirilmakta olan kaleyi de tüm tehdid ve karsi koymalara ragmen yiktirmaktan çekinmemistir. bununla birlikte aradaki dostlugu büsbütün bozmak istemeyen çelebi Sultan Mehmed, Rodos sövalyelerinin, Osmanli hakimiyeti altinda bulunan Mentese ilindeki

Halikarnas (Bodrum)`da Petronion kalesini yapmalarina müsaade etmisti.

öte yandan çelebi Sultan Mehmed, Cüneyd Bey`in annesinin ricasi üzerine onu affetmis ise de kendisine Anadolu`da degil, Rumeli`de Nigbolu sancak beyligini vermis, onun yerine de Aydin sancak beyi olarak Bulgar krali Sosmanos (Sisman)`un müslüman olan oglu Süleyman (eski adi: Alexandr)`i getirmistir. 816 (M. 1413) yilinda gerçeklesen bu devinim sonucunda, Cenevizlilerin Ege sahillerinde bulunan kolonilerinden Foça, Midilli ve Sakiz adalari, ekonomik bakimdan da Osmanlilar`la daha siki münasebetlerde bulunmus ve onlarin nüfuzu altina girmis oluyorlardi.

BURSA KUSATMASı VE çELEBı MEHMED`ıN KARAMAN SEFERı

Karamanoglu Mehmed Bey, Osmanlilar`in fetret dönemi arasında bulunduklari ve çelebi Mehmed ile Musa çelebi`nin Rumeli`nde savastiklari bir sirada Bursa üzerine yürümeye karar vermisti. 1413 yilinda yaninda Türkmen boylari oldugu halde öncelikle Sivrihisar üzerine yürüyüp burayi zapt eden Mehmed Bey, daha sonra Bursa önüne gelip Bursa hisarini kusatma altina alir. Otuz iki gün devam eden bu kusatma sirasinda hisarin subasisi bulunan Haci ıvaz Pasa, Bursa halkinin yardimi ile siddetle mukavemet etmisti. Bu arada burçlara yapilan hücumlari da bertaraf etmisti. bilhassa Karamanoglu`nun Bursa hisarina giren pinar suyunu kesmek suretiyle halkini teslime zorlama tesebbüsünü, zaman zaman yaptigi huruç hareketleri ile bertaraf eden Haci ıvaz Pasa, esir aldigi Karaman askerlerini surlar üstünde Karamanoglu`nun gözleri önünde astiriyordu. Böylece onun maneviyatini bozmaya çaba ediyordu. Haci ıvaz Pasa, Karamanlilar tarafindan bir gece mesalelerle girisilmek istenen hücumu da tesirsiz bir hale getirip önledikten sonra hisarin Kaplica kapisini açtirarak karsi hücuma geçmis ve Karaman ordusunu perisan etmisti. ıvaz Pasa`nin yigitleri, büyük ganimetlerle salimen arka dönüp elde ettikleri ganimetleri ona arz ettiler. O da tüm ganimetleri askerlere taksim ederek daha nice vaadlerde bulundu.

Gerçi muhasaranin uzamasi, Bursa hisarinda bulunanlari bir hayli sikintiya sokmustu. Hatta Haci ıvaz Pasa dahi birkaç yerinden ok yarasi almis olmasina ragmen anlari gizleyip kale muhafizlarina yardimda bulunuyor ve anlari teselli ediyordu. bununla beraber kaledekilerin durumu gün geçtikçe zorlasiyordu. ama Karamanoglu da artik bir sey yapamayacagini anlamisti. Hele son devinim, onun maneviyatini büsbütün bozmustu. Böyle psikolojik bir çöküntü içinde bulunuldugu bir sirada Musa çelebi`nin tabutu, dedesi Murad Hüdavendigâr`in kabri yanina defn edilmek üzere Bursa`ya getirilir. Karamanoglu, bundan haberdar olunca cenazenin düzme olma ihtimalini düsünerek bizzat kendisi kontrol etmek ister. Bu maksatla varip kefeni açar ye cenazenin yüzüne bakar. Cenazenin gerçekten Musa çelebi`ye ait oldugunu görünce maneviyati daha fazla bozulur. Bunun üzerine sehri atese verir. O, bununla da yetinmeyerek dayisi Yildirim Bâyezid`in kabrine hakaret ederek ülkesine geri döner. ama gelirken takib ettigi güzergâh tutuldugundan oradan dönmeye cesaret edemediginden Kirmasti (Mustafa Kemal Pasa) ve ısparta üzerinden Karaman iline gider.

Osmanli kaynaklan, bu dönüs esnasinda cereyan eden bir konusma daha dogrusu bir hadiseden bahs ederler ki, Karamanoglu`nun durumunu ortaya koymasi bakimindan göze çarpan bir hadisedir. Buna göre Musa çelebi`nin cenazesini görüp teshis ettikten sonra devlet idaresinde tek basina kalan çelebi Sultan Mehmed ile basa çikamayacagini anlayinca, Bursa kusatmasini kaldirip sür`atle ülkesine dönerken Harman Danasi denilen ve sisman olan nedimi, kaçmaktan yorulunca Karamanoglu Mehmed Bey`e:

“Hanim, Osmanoglu`nun ölüsünden böyle kaçarsin, ya dirisi gelmis olsaydi ne deva ederdin?” diyince bu söze gücenen Karamanoglu, onu bulundugu yerde bir agaca astirarak cezalandirmistir.

Osmanli, Memlûklu ve Bizans kaynaklarinin bildirdiklerine göre Karamanoglu, Bursa`yi atese verdigi süre Orhan Gazi Camiini de yaktirmistir. Keza o, dayisi Bâyezid`in kabrini açtirarak kemiklerini yaktirmisti. Nitekim bugün Bursa Orhan Camii kapisi üzerinde bulunan bes satirlik bir kitabe, bu yangini açik bir sekilde ortaya koyup o günü hâlâ hatirlatmaktadir.

Daha evvela de belirtildigi benzeri ızmir ve çevresini zapt edip Cüneyd`i bertaraf eden çelebi Sultan Mehmed, yukarida belirtilen hareketlerinden dolayi Karamanoglu üzerine yürümeye karar vererek süratle ınegöl`e gelir. Buranin kadisi Mevlânâ Kivamuddin`i bir elçilik heyeti ile Memlûk sultanina yollar. Bundan sonra Kastamanu hakimi Candaroglu Kasim ve Germiyanoglu Yakub Bey`le birlestikten sonra Aksehir, Beysehir, Seydisehir ve Konya üzerine yürümüstü. 1414 yilinda cereyan eden bu hadisede Karamanoglu, Konya önünde Ortakuyu mevkiinde Osmanli ordusuna mukavemet etmek istediyse de maglub şekilde kaçmak durumunda kalir. Oglu Mustafa ise Konya kalesine siginir. Bu maglubiyete ragmen Karamürsel`i elçilikle çelebi Mehmed`e gönderen Karamanoglu, siddetli yagmurlardan dolayi zor durumda bulunan Osmanlilar`la barismistir. Bu baristan sonra Canik üzerine gitmek zorunda kalan çelebi Sultan Mehmed, çok fazla geçmeden Karamanlilar`in tekrar sözlerini bozduklarini ve anlasarak Osmanlilar`a biraktiklari yerleri geri alma tesebbüsünde bulunduklarini ögrenir. Bunun üzerine yine o tarafa döner. ama Karamanoglu`nun yaptigi bu hareketten dolayi üzülür ve üzüntüsünden hastalanir. Bu sirada Bâyezid Pasa, birden bir baskinla Konya önünde bulunan Karamanoglu`nu yakalayip Mehmed çelebi`nin yanina getirir. çelebi Sultan Mehmed, Karamanoglu`nu, Karaman askeri ile Konya kalesine siginan oglu Mustafa`yi yanina getirmesi sartiyla affeder. Bunun üzerine yaninda Osmanli kuvvetleri oldugu durumda Konya surlari önüne gelen Karamanoglu, hisar üstünde kendisiyle konusan oglunu ikna ederek birlikte Osmanli sultaninin yanina gelirler. Bu defa basini kurtarmak için öncekinden daha agir olan bir muahede imzalamak mecburiyetinde kalan Karamanoglu, Beypazari, Sivrihisar, Aksehir, Yalvaç, Beysehri, Seydisehri ve Nigde`yi Osmanlilar`a terk etmek zorunda kaldi. Hicrî 818 (M. 1415) yilinda gerçeklesen bu antlasmaya göre Karamanoglu, gerektigi zaman Osmanlilar`a askerle yardimda da bulunacakti. Bu sartlarla Karamanoglu Mehmed Bey`i bağışlayan çelebi Mehmed`e karsi Karamanoglu söyle demistir:

“Madem ki bu can bu tendedir, memleket-i Osman`a kat`a yaramaz nazarla bakmayayim. Eger bakacak olursam Kelâm.i Kadîm (Kur`an) benden davaci olsun.” seklinde yemin etmis, yeminden sonra da kendisine hil`at giydirilip at, lama, tabl (davul) ve âlem verilmistir. fakat koyu bir Osmanli düsmani olan Karamanoglu, daha ordugâhtan çikar çikmaz yeminini bozmus ve ovalara yayilmis bulunan Osmanli atlarini, maiyetindeki askerlerine yagmalattirmistir. Kendisine Kur`lahza-i Kerim üzerine ettigi ant hatirlatilinca: “Bu can su tende durdukça” sözü ile kendi canini degil, koynunda saklamis oldugu güvercini kast etmis oldugunu söylemistir. Nitekim bu maksatla koynunda sakli bulunan güvercini saliveren Karamanoglu, süratle Konya`ya çekilirken söyle diyordu:

“Bizim, Osmanoglu ile adavetimiz (düsmanligimiz) besikten mezara kadardir, isimizin geregi de ahdi bozmaktir.”

Karamanoglu`nun bu hilesi, çağın efkâr-i umumiyesinde Karamanlilar hakkinda bazi düşünce ve görüslerin ortaya çikmasina sebep olmustur. Nitekim Asikpasazâde tarihinde söyle denilmektedir:

“Karaman`da bulunmamakta dogru bir uçurum

Veliler çok fazla bile kulmas ve ayyar

Eder kavl ü karar ahd u peyman

ıçer andlar, yalan çok, eyler inkar

Beyi ve kadisi hem çeyhi müderris

Hiledir isleri hem hâr u mekkâr

Tekebbür, kel ve foduldur

Karaman Aninçün kahr eder birden Kahhar”

gene bu cümleden şekilde “Karaman`in koyunu, sonra çikar oyunu” darbimeseli, bazi degisikliklerle günümüze kadar gelmistir.

Karamanoglu`nun bu hilesinden sonra çelebi Sultan Mehmed yine ve süratle Konya üzerine yürümüs ve kisa bir çarpismayi müteakip müstahkem hisarini zapt etmisti. Osmanli saldirisina karsi koyamayan Mehmed Bey, Silifke`nin kuzeyinde bulunan Varsaklar arasina kaçip kurtulmustu. ayrıca çelebi Sultan Mehmed, Memlûklular`in himayesinde bulunan Karamanlilar`i fazla tazyik etmekten de irak durmaya çalisiyordu. Bu sebeple, Memlûklular`la arasinin açilmasini istemeyen çelebi Sultan Mehmed, Konya`yi Osmanli ülkesine katmaktan vaz geçer.

VENEDıKLıLER`LE YAPıLAN ıLK DENıZ SAVASı

Bir kara devleti şekilde kurulan Osmanli Devleti, daha Orhan Gazi zamanindan itibaren denizciligin önemini kavramis ve gelismesinin denizcilik yardımıyla daha kolay olacagini anlamisti. Bu sebeple olacak ki 1321`lerden itibaren 3 yönde denizlere çikma hareketine basladi. Yildirim Bâyezid zamaninda Gelibolu tersanesinin yapilmasi ile gelismeye baslayan Osmanli denizciligi, henüz Venedikliler`le boy ölçüsebilecek bir güce sahip degildi.

Ege Denizi`nde Venedikliler`e bagli Andros adasi beyi olan Pietro Zeno, Osmanli ticaret gemilerine karsi düsmanca bir muamele arasında bulundugu için hicrî 818 (M. 1415) yilinda Gelibolu tersanesinde hazirlanan 30 kadirga, çali Bey komutasinda Akdeniz`e çikar. Otuz gemiden meydana gelen bu Osmanli donanmasi, Venedikliler tarafindan Türk ticaret gemilerine karsi girisilen hareketlere mukabele etmek üzere Andros, Paros ve Milos adalarina hücum etmis, bir hayli de esir alip dönmekte iken Egriboz adasi sahilinde rastladigi birkaç Venedik ticaret gemisini de zapt ederek geriye dönmüstü. Bu hadiseden bir yıl sonra, Venedikliler`in Pietro Loredano komutasinda sevk ettikleri donanma, Lapseki önlerine gelir. Venedik amirali, Türkler tarafindan kendisine bir taarruz olmadikça, kendisinin taarruz etmemesi hakkinda senatodan kesin talimat almisti. Bu talimat geregi o, Türklerden zapt ettikleri gemileri geri isteyecekti. bununla birlikte her iki donanma da savaş tertibati almisti. Tam bu sirada ıstanbul taraflarindan gelmekte olan bir Middili gemisini, Türklere ait oldugunu zannederek yakalamak dileyen Venedik amirali, geminin Osmanli donanmasina dogru kaçip onlara siginmasi üzerine geminin kendisine verilmesini ister. Bu istegi red eden Osmanli amirali, olaya müdahale ettiginden Marmara adasi ile Gelibolu arasinda siddetli bir muharebe meydana gelir. Henüz yeni gelismekte olan Osmanli donanmasi, bu ilk ciddi deniz muharebesinde maglub olurken komutani (amiral) olan çali Bey de sehid olur (1 Rebiülâhir 819/29 Mayis 1416). Yaralanmis olan Venedik amirali ise Bozcaada`ya çekilir. 1417 yilinda Pietro Loredano yine gelerek Lapseki`yi almak istediyse de muvaffak olamaz. Sonunda ımparator Manuel`in araya girmesi ile iki taraf arasinda baris saglanmis ve esirler iade edilmisti.

öyle anlasiliyor ki Osmanlilar, yeni yeni ögrenmeye basladiklari bu denizcilik mesleginde henüz tam bir olgunluga erismis degillerdi. Bu sebeple, kahramanca savasmis olmalarina ragmen Venedikliler`le basa çikamamislardi. Zaten Venedikliler de kendileri ile denizde rekabet edebilecek bir gücü istemiyorlardi. Bunun için Osmanli denizciligini baltalamaya yönelik her çareye basvuruyorlardi. Nitekim bu ilk savasta maglub olan Osmanli donanmasi ve askerine karsi giristikleri katliam bunun açik bir delili olarak tarih sayfalarinda yer almaktadir. Gerek çagdas tarihçi Dukas, gerekse daha sonraki tarihçiler bu katliami tafsilatli bir sekilde anlatirlar. Bunlarin verdigi bilgiye göre Gelibolu sahilinde cereyan eden muharebeyi seyr eden çocuk ve kadinlarin gözleri önünde o anda ele geçirilen Osmanli amiral gemisi ile alti kadirga ve alti çektirmede ele geçirilen bütün esirler, topluca öldürülerek büyük bir katliama tabi tutuldular. Bu arada bütün savas boyunca yirmi yedi gemi, Venedikliler`in eline düstü. Ertesi gün, ölümden kurtulmus bulunan esirler, tekrar gözden geçirildi. Bunlar arasında kendi hevesleri ile Osmanli gemilerinde bulunan Ceneviz, Katalan, Sicilyali, Fransiz ve Giridli bu gibi Hiristiyan gemiciler de, gemilerin seren direklerine asilmak suretiyle öldürüldüler. Bu arada Osmanli amirali ile isbirligi yaptiklarini sandiklari vatandaslarini da amiral gemisinde iskence ile öldürdüler. Katliamdan kurtulan Müslüman gemici ve askerlerin bir kismi da idareleri altinda bulunan Ege adalarina çalistirilmak üzere götürnldüler.

Dukas, bu muharebedeki katliami su ifadelerle nakl eder: “evvela amiral çali Bey`in kadirgasina taarruz ederek, gemide mevcud bütün erleri kiliçtan geçirdiler. Hatta çali Bey`i de yakalayarak vücudunu parça parça ettiler. Sonra baska kadirgalara da taarruz ederek tüm Türk kadirgalarini zapt ettiler. Türkleri, kanlarinin ve çocuklarinin gözleri önünde merhametsizce parçaladilar. Bu savaş, Gelibolu`dan bir mil kadar uzakta cereyan etmisti.

Venedikliler, aksama dogru muharebeye son verdiler. 27 tane Türk gemisini alarak Bozcaada limanina girdiler. Burada tahkikat yaparak erler arasinda Türk aslindan olanlari kâmilen bogazladilar. Hiristiyan erler hakkinda da arastirma yaparak Türk donanmasina angarya şekilde cebren (zorla) alinmis olanlarin hayatlarini bagisladilar. ücret ve diger menfaat temini maksadiyla Türklerin hizmetine girmis olanlarini Bozcaada`da kazikladilar. bütün adada çepeçevre bag kütükleri ve bu kütüklerden sarkmis üzüm salkimlari gibi asilmis erler görünüyordu.”

ıstanbul`un fethinden tam otuz yedi yıl öncelikle cereyan eden bu hadise, Venedikliler`in vahsetini ortaya koymaktadir. Osmanlilar`in, simdiye kadar tanimadiklari ve sahidi olmadiklari böyle bir olay, onlarin daha sonra denizcilikte de maharet kesb etmek için çok aşırı daha ciddi çalismalarina sebep olmustu.

ANADOLU HAREKÂTı

çelebi Sultan Mehmed, Eflâk harekâtindan sonra askerî harekâtini bir müddet için Anadolu`ya çevirmek zorunda kaldi. Bu harekât, plânli bir harekattan ziyade bölgede Osmanli hâkimiyetine karsi ortaya çikip yükselen tehdidlerin sonucu olmustu. Nitekim Candar beyleri ile olan münasebet de böyle bir endisenin sonucunda baslamisti.

Candaroglu ısfendiyar Bey, Ankara muharebesinden sonra Timur`un yardimi ile, daha önce Osmanlilar`in eline geçmis olan yerlerini geri almisti. Kardesler arasinda meydana gelen mücadelede, ısfendiyar Bey`in, Mehmed çelebi`nin rakiplerini desteklemesi, aradaki dostane münasebetleri bozmus ise de sonradan anlasarak pek çok fazla olayda beraber hareket etmeye basladilar. Nitekim ısfendiyar Bey, Karaman ve Eflâk seferlerinde oglu Kasim Bey komutasinda birlikler göndererek çelebi Sultan Mehmed`i desteklemisti.

Osmanli tarihçilerinin bildirdigine göre Osmanlilar`la beraber devinim eden Kasim Bey, Eflâk seferinden dönüste babasi ısfendiyar Bey`in, ülkesinin en üretken yerlerini, sevdigi oglu Hizir Bey`e verecegini duyarak Mehmed çelebi`ye bas vurmus ve onun araciligi ile bazi sahaların kendisine verilmesini istemistir. Bunun üzerine Mehmed çelebi, ısfendiyar Bey`e bir mektup yazarak Kastamonu, Tosya, çankiri, Küre ve Kalecik`in Kasim Bey`e verilmesini istemisti. Bu isteginin reddi üzerine harekete geçen Osmanli ordusu, ısfendiyar Bey`i Sinop`ta muhasara altina almisti. Osmanli hükümdari ile basa çikamayacagim anlayan ısfendiyar Bey, çelebi Mehmed namina hutbe okutup para bastirmak suretiyle onun hâkimiyetini kabul etmek mecburiyetinde kalmisti. lakin, Kastamonu ile Küre dış olmak üzere adi geçen yerleri oglu Kasim Bey`e degil, çelebi Sultan Mehmed`e birakan ısfendiyar Bey, Kastamonu`ya dönmüs ve bütün camilerde Mehmed çelebi adina hutbe okutmustur(1416).

CANıK BöLGESıNıN ZAPTı

Osmanlilar`in, Canik bölgesini ilhak etmek üzere ugrastiklari çağda dogu sinirlarinda Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen devletleri vardi. Bu iki devlet, devamli olarak birbirleri ile mücadele edip bölge halkina zarar vermekte idiler. Hayati boyunca Timur`a düsman olmus ve onunla mücadele etmis olan Karakoyunlu Devleti`nin beyi Kara Yusuf, Osmanlilar`in dostu idi. Kara Yusuf, Erzincan`i Akkoyunlular`dan alarak kendi adamlarindan olan Pir ömer Bey`e vermisti. Pir ömer Bey, kendi sahasini genisletmek için Sarkî Karahisar Bey`i Melek Ahmed Bey`in oglu Hasan Bey`i tehdid ederek burayi alip kendi bölgesine katmak istiyordu. Bu tehdid üzerine Hasan Bey, yardim arzulamak üzere o dönemde Amasya valisi bulunan Sehzade Murad`a bir heyet göndermisti. ama henüz yardim gelmeden harekete geçen Pir ömer bu beyi yakalayarak Sarkî Karahisar`i da zapt etmisti. Bundan sonra bir tanesi Sivas, digeri de Karahisar`a tabi iki Canik (bunlardan Samsun ve çarsamba taraflari Sivas Canik`ine, Ordu taraflari da Karahisar Canik`ine aittir) alanında de faaliyette bulunan Pir ömer`in bu hareketi, Osmanli Devleti`ni endiseye sevk etmisti. Nitekim, 1418 yilinda Pir ömer`in Karahisar Canik`ini, mahallî beylerden Alparslan oglu Hasan`in da çarsamba taraflarim almasi, nihayet Candaroglu ısfendiyar Bey`in de Müslüman Samsun`u alarak Bafra Bey`i olan oglu Hizir Bey`e vermesi, çelebi Sultan Mehmed`in harekete geçmesine neden olmustur.

Daha öncelikle de belirtildigi bunun gibi Sivas Canik`i mintikasinda birisi müslüman digeri Cenevizliler`e bagli olan ve kâfir (Gavur) Samsun denen, birbirine yakin iki Samsun vardi. Yukarida belirtilen hadiseler cereyan ederken her iki Samsun`un alinmasina karar verilerek Amasya valisi Sehzade Murad`in lalasi Biçeroglu Hamza Bey, Cenevizliler`in elindeki Samsun`a almaya memur edildi. Bu haberi duyan Ceneviz Samsun`u halki, sehri atese verdikten sonra gemilere binip buradan ayrilir. Böylece bu Samsun, savas olmaksızın ele geçmis oldu. Bundan sonra da Müslüman Samsun kusatma altina alinmisti. Sehrin muhafizi ısfendiyar oglu Hizir Bey, mukavemet edemeyecegini anlayarak sehri bizzat sefere katilmis olan çelebi Sultan Mehmed`e teslim eder. çelebi Sultan Mehmed, Hizir Bey`e kardesi Kasim Bey gibi kendisinin de Osmanli Devleti`nin hizmetine girmesini öneri etmis ise de Hizir Bey, aralarindaki düsmanliktan dolayi kardesi ile bir arada bulunamayacagini belirterek özür dilemis ve babasinin yanina dönmüstür(1419).

çelebi Sultan Mehmed, Canik seferinden sonra Bursa`ya dönerken ıskilip taraflarinda bir Tatar cemaatine rastlar. Bunlar, Mogol istilasi zamaninda buralara getirilip yerlestirilmislerdi. Padisah, bunlarin kim olduklarini ve reislerinin nerede bulundugunu sorunca, kendilerinin Samagar Tatarlarindan olduklarini, reislerinin de Minnet Bey adinda bir tanesi oldugunu ve su anda bir dügünde bulundugunu söylerler. Bunun üzerine çelebi Sultan Mehmed, “bakiniz, ben harb ederken bu Tatar beyleri dügün pesinde kosuyorlar ve bab-i hümayunumda görünmüyorlar” diyerek, ileride onlardan gelebilecek bir tehlikeye simdiden mani olmak maksadiyla onlarin Rumeli`ye göç ettirilmelerini emr eder. Bu buyruk üzerine yol hazirliklarina baslayan Minnet Bey, yanindaki tüm Tatarlarla beraber Rumeli`ye geçer. Verilen emre göre bunlarin bir kismi Filibe taraflarina, diger bir kismi da Arnavutluk havalisine iskân edileceklerdi. Emre uyularak, bunlardan bir kismi Filibe civarindaki Konushisar mevkiine, bir kismi da Arnavutluk tarafina yerlestirilmislerdi. Filibe-ıstanbul yolu üzerinde ve Filibe`ye yakin bir mesafede bulunan yere yerlestirilen ve sonradan Tatarpazari adini saha bu yer, adi geçen Tatarlar tarafindan kurulmustur. Minnet Bey`in oglu Mehmed Bey, sonradan burada cami, imâret ve kervansaray yaptirmistir.

ıç ıSYANLAR ve SıMAVNA KADıSı OGLU SEYH BEDREDDıN MAHMUD`UN ıSYANı

çelebi Sultan Mehmed çağının en mühim hâdiselerinden bir tanesi, Seyh Bedreddin Mahmud ve taraftarlarinin çikardiklari isyandir. Seyh Bedreddin, gerek yurt içinde, gerekse Kahire, Sam, Haleb benzeri ıslâmetreâleminin en namli kültür merkezlerinde uzun zaman dolasip; önemli ve parlak bir tahsilden sonra Hüseyin b. Ahlatî isminde bir zata intisâb ederek seyhlik sifati almis olmasina ragmen, memleketin siyasî ve sosyal bünyesine vurmayi tasarladigi darbeyi vurabilecek yikici bir zekaya sahipti. O, ilim ve irfan üstadlarinin egitim ve terbiye nimazlarini kirarak, yerlesmis ve saglam sistemleri ezip geçecek kadar sakat bir yol seçmisti. Bilgi bakimindan zamaninin ileri gelenlerindendi. Onun bu özelligi daha öncelikle ilişki edildigi bunun gibi hayatini kurtarmis ve kendisine sürgün yerinde bile maas baglanmasina neden olmustu. Gerçekten Seyh Bedreddin Mahmud, hem zahirî, hem de batinî ilimlerdeki vukuf ve ihatasiyla mümtaz ve müstesna bir mevki isgal etmisti. ıslâm.hukukunda zamaninin imami durumunda idi. Bu hususta “Câmiu`l-Fusûleyn” adli eseri, onun degerini ortaya koyma bakimindan yeterlidir. Bu eserinden evvela fikha dair “Letâifu`l-îsârât” isimli eserini yazmisti. Seyh Bedreddin`in, “Kitâbu`t-Teshil” bayağı ile kaleme aldigi eseri, “Letâifu`l-îsârât”in serhidir. Seyh Bedreddin bu eserini Edirne`de kadiasker iken yazmaya baslamis, 818 Cemaziyelâhir`in yirmi yedinci sali günü (3 Eylül 1415) ıznik`te ikamet ederken bitirmisti. Bedreddin`in bu eserleri ulemaca muteber kabul edilmislerdir. Seyh Bedreddin`in tasavvuf sahasindaki görüslerini ortaya koyan eseri, Vâridat adini tasimaktadir. Seyh Bedreddin`in bunlardan baska eserleri de vardir.

ülkeye tek basina hâkim oldugu günden bu yana Seyh Bedreddin`in hareketlerini dikkatle takib eden çelebi Sultan Mehmed, seyhin baslattigi dinî, siyasî ve ictimaî mahiyetteki ayaklanmayi bastirmaya muvaffak oldu.

Seyh Bedreddin, Misir dönüsü Haleb, Konya ve Tire`de dolasmaya basladi. Daha sonra Edirne`ye gidip ana ve babasina kavustu. Burada, iki seneden daha fazla bir zaman, Osmanli tahtini kardesleri ile paylasarak saltanat sürmekte olan Musa çelebi`nin takdirlerini kazanarak kadiaskerlige tayin edildi. fakat çelebi Sultan Mehmed`in kardeslerine galip gelmesi üzerine mevkiini kayb ederek ıznik`e gönderildi. Göz hapsinde bulunmasina ragmen Seyh Bedreddin burada rahat durmuyor, gizlice adamlarini yetistiriyordu. Bu devirde Bedreddin`e, hareketlerinin sorumlulugunu yüklenecek ve kendisine yol açacak bir âlet lazimdi. Bu gaye ile Bedreddin, ızmir körfezinin güney ucunda ve Sakiz adasinin karsisinda Karaburun`da (çesme) (o zamanki bayağı ile Stylaryus dagi) üzerinde dogmus, asagi tabakadan birini seçti. Bedreddin bu adamda, kendi görüslerini açiklayabilecek enerji ve heyecani buldugundan onu kendine kethuda, vekil ve dinî temsilci olarak seçti. Börklüce Mustafa denilen bu hizli fanatik, derhal kendini baba ve ruhanî reis ilân etti. Bundan dolayi da taraftarlari ona Dede Sultan adini verdiler. Bedreddin`e Torlak Kemal denilen bir yahudi de yardim etti. Bu yahudi, o zamanlarda Bedreddin`in görüslerini yaymaya çalisan dervislerin basina geçti. Onun görüslerinin temeli, esitlik ve fakr bu gibi insana cazip gelen sloganlara dayaniyordu. Buna göre kadinlar dış olmak üzere her seyde ortaklik vardi. Bu meczuplar söyle diyorlardi:

“Ben, senin evinde kendi evim bu gibi otururum. Sen de benim elbiselerimi giyer, silahlarimi, arabalarini kullanirsin. sırf kadinlar müstesnadir.”

Bu safhada Börklüce Mustafa, Aydin, Yahudi Torlak Kemal de Manisa taraflarinda Rafizî Bâtinî bir Sia`nin tehlikeli hüriyeti ile faaliyetlerine basladilar. Bunlar, Seriat çerçevesi içine alinmis ahlâk degerlerini hiçe sayarak beser zaaflarina genis müsaadeler tanimak, bir taraftan da ferdî mülkiyeti, din farkini ve evlilik müessesesi gibi kanunun teminati altina alinmis sosyal barajlari da asip cemiyete yeni bir nizam tanimak yoluna koyuldular.

Aydin ve Karaburun`da etrafina binlerce insan toplayan Börklüce Mustafa`nin muvaffakiyetleri, seyhin ıznik`te kalmasini tehlikeli bir duruma sokmustu. Bunun için ailesini ıznik`te birakarak Sinop`taki ısfendiyar Beyi`nin yanina kaçti. Gayesi, oradan Tatar iline geçmekti. ısfendiyar Bey, çelebi Mehmed`den çekindigi için seyhe müsaade etmedi. Bunun üzerine Seyh Bedreddin, gizlice bir gemiye binerek Rumeli yakasina geçip Zagra`ya gider. Seyhin, nüfuz dairesi burada gittikçe genislemeye baslar. Seyh, bir müddet sonra Zagra`dan Silistre`ye, oradan da Dobruca`ya geçer. Sonra da halkinin çogunlugu Siî olan Deliorman`a yerlesir. Deliorman`dan her tarafa mektup ve adamlar göndererek büyük bir propaganda faaliyetine girisir. Asikpasazâde`nin ifadesine göre o söyle diyordu: “Bundan sonra padisahlik benimdir. Sancak arzulayan gelsin, subasilik dileyen gelsin velhasil her ümidi olan gelsin. Ben, halifeyim Mustafa (Börklüce) da benim hizmetkârimdir.”

Bedreddin ile sirdaslarinin gizli amaçlari, Avrupa ve Asya`da bir hükümet kurmak oldugundan Hiristiyanlari ve özellikle Rumlari elde etmek istiyorlardi. Bu gayelerine erismek için de dervislerin görüsüne göre Hiristiyanlarin, Allah`a ibadet ettiklerini inkâr edenlerin kâfir olduklarini ilân ve kendilerine katilmak için gelen Hiristiyanlari gökten inen melekler bu gibi bereketli kabul ediyorlardi. Gerçekten de Börklüce, Dukas`in da dedigi bunun gibi gayr-i müslimi bol olan Karaburun (çesme) havalisinde Türklerden ziyade Hiristiyan ve Yahudilere ödün vererek o suretle bu cemaatleri basina toplayabilmisti.

ıslâm.tarihindeki, Batinî Hasan Sabbah hareketinin bir bu gibi olarak karsimiza çikan bu hadise, devletin aslını kökten sarsmaya yönelik bir hadise idi. Karaburun, Aydin ve Manisa çevresinde baslayan bu fesad hareketinden haberdar olan çelebi Sultan Mehmed, lüzumlu tedbirleri almakta gecikmedi. fakat, baslangiçta bütün boyutlari ile büyüklügünün farkina varilamayan bu olay, Müslüman Türk kanina hayli pahaliya mal oldu.

Siî karekterli olan bu isyani bastirmak üzere harekete geçen Osmanli hükümdari, öncelikle bölge beylerini bunlarin üzerine gönderecektir. lakin bunlarin çok bir varlik gösterememesi ve hatta maktul düsmeleri üzerine daha önemli tedbirlerin alinmasi gerektigine kanaat getirip Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ile târaftarlarini ortadan kaldiracaktir.

Anadolu`nun bu alanında büyük bir tehlike şekilde ortaya çikan bu isyani bastirmak üzere harekete geçen yeni Aydin Beyi Süleyman (Aleksandr) Bey`in maglub ve maktul düsmesi üzerine, Manisa Sancak Beyi Kara Timurtas Ali Bey, asilerin üzerine yürümüs ise de muvaffak olamamisti. Bunun üzerine Amasya sancak beyi ve henüz on iki yasinda bulunan Sehzade Murad ile lalasi Bâyezid Pasa, âsileri büyük bir bozguna ugratip Yahudi Torlak Kemal ile Börklüce Mustafa`yi öldürmüslerdi. diğer taraftan etrafina pek çok aşırı Hiristiyan ve Yahudiyi toplayan Seyh Bedreddin, üzerine gönderilen kuvvetlere mukavemet edemeyerek teslim olmus ve Serez`de bulunan çelebi Sultan Mehmed`in yanina götürülmüstü. Mehmed çelebi`nin emri ile kurulan bir ulema divaninda durumu tesbit edilip cemiyet nizamini bozmakla suçlanan Seyh Bedreddin Mahmud, gayet âdilane cereyan eden bu muhakemede, Türk ıslâmt.birligine karsi giristigi bozguncu hareketin zararini kabul etti. Devrin en seçkin âlimlerinden mütesekkil bir mahkemenin karsisinda suçunu kabul eden Seyh Bedreddin için, Saadeddin Teftazanî`nin talebelerinden olan Heratli Mevlânâ Haydar Acemî`nin verdigi “Mali haram, kani helâl” fetvasi üzerine 1420 yilinda Serez pazarinda idam edilmisti.

Dinî vecibelerin kalkmasi, kanunlarin bozulmasi, haramlarin helal kilinmasi, bazi kimseler için göz boyayan hos müsaadelerdi. fakat bunlarin hepsinden cazip olani süphesiz ki memleketin muayyen bir zümre arasinda taksim edildi.

Gerçekten, sayilari binleri bulan, mürid ve dervisler üstünde seyhin nüfuzu o derece kuvvetli idi ki, bu adamlar, Allah birdir dedikten sonra peygamberligi yalnızca seyhlerine lâyik görüyorlardi. Seyhe ve halifelerine uyanlar arasinda Türklerden çok Yahudi ve Hiristiyanlar görülüyordu ki, bu da onlarin bol rahatlık ve pratik olarak servet temini gibi vaadleri çok cazib bulmalarindan ileri geliyordu. Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal bu gibi propagandacilar, seyhten aldiklari ilham ve hizla, kisa bir zamanda binlerce kisiyi ayaklandirmaya muvaffak olmuslardi. Tarihî seyri ve neticesi ne olursa olsun, her kaynasma ve ayaklanmada önemli olan birer figüran rolündeki yiginlarin çikardigi gürültü degil, bu yiginlarin gizli yada asikâr istek, izdirap ve zaaflarini sezip bunlari sahis ve zümre menfaatleri adina kullanmasini bilen anarsi merkezlerinin gayesidir. Bu belirli ihtiraslar etrafinda merkezlesen gayeler ise, sosyal sartlarin ve siyasî buhranlarin halk için sikintilar ortaya çikardigi devirlerde meydana gelen hosnudsuz ruh haletinden faydalanirlar. Nasil ki, Babaî isyanlari Selçuklu inkirazinin ortaya çikardigi sosyal bir çalkantinin sonucu ise, Bedreddin Mahmud da sahne olarak ayni cografya parçasini seçip 10 yildan fazla süren sehzadeler mücadelesinin dogurdugu siyasî ve ictimaî huzursuzluktan faydalanmasini bilmistir.

Büyük bir mücadele ve gayret sonucu, iç yaralari sarip memleket bünyesinin sagligini iade eden çelebi Sultan Mehmed`in bu vatana en büyük hediyesi, ıkinci Sultan Murad gibi hükümdar namzedi bir sehzade yetistirip birakmasidir.

MUSTAFA çELEBı`NıN ıSYANı

Yildirim Bâyezid`in ogullarindan bir tanesi olan ve saltanat iddiasinda bulundugu için tarihlerde Düzme Mustafa denilen Mustafa çelebi, Seyh Bedreddin`den sonra devletin ikinci defa sarsilmasina neden olmustu. Onun, bu sarsintida oynadigi rol, çelebi Sultan Mehmed`in vefatindan sonra oglu ıı. Murad`i da mesgul edecektir.

Babasi ile birlikte Ankara savasina katilan Mustafa çelebi (öl. 1422), Hamideli ve Teke sancagi askerlerinin basinda bulunuyordu. Ankara savasindan sonra Musa çelebi ile birlikte kayb oldugu söylenmis, Yildirim Bayezid`in ricasi üzerine arattirilarak bulunmustu. Kaynaklarin verdigi bilgiye göre Timur onu Semerkand`a götürmüstü. Timur`un ölümü üzerine sehzade Mustafa da diger hükümdarlarin ogullari benzeri serbest birakilmisti. Yorucu ve zahmetli bir yolculuktan sonra Anadolu`ya gelebilen Sehzade Mustafa, Karamanoglu Ali Bey`e ait Nigde`de bir müddet kaldiktan sonra kardesi Musa çelebi bu gibi ısfendiyar Bey`in yanina gider. Onun tesviki üzerine Eflâk Bey`i Mirçe ile baglanti kurup o tarafa geçer. lakin, küçük yasta vefat ettigine dair çikarilan sayia ve çelebi Sultan Mehmed`in siyasî tesebbüsü üzerine orada barinamayarak Bizans ımparatoru Manuel`e iltica edip ve ondan yardim ister. Kendi menfaatini gözönünde bulunduran ımparator, görünüste çelebi Mehmed`in dostu idi. Hatta ona bir evlad gözü ile baktigini bile söyleyerek ona bu yönde teminat vermisti. fakat bütün bunlar, çıkar karsiligi idi. Gerçekten Manuel, Musa çelebi`ye karsi, çelebi Sultan Mehmed`e yardim etmisti. nedeni ise o siralarda Musa çelebi ıstanbul`u kusatma altina almisti.

Bu defa onun karsisina Yildirim Bâyezid`in yasça kendisinden daha büyük olan (bazi kaynaklarda küçük) ve saltanat iddiasinda bulunan Mustafa çelebi`yi çikarmisti. Mustafa, Manuel`e Osmanli ülkesinden daha çok fazla çıkar temin edecegi garantisini veriyordu. Bu sebeple ımparator Manuel bu defa Mustafa`mt. tarafini tutmaya baslamisti. Ulahlar`dan ve iki kez başkaldırı edip iki defa da bağış edilen Nigbolu Sancak beyi ızmiroglu Cüneyd Bey`den yardim gören Mustafa çelebi, Teselya ve Selanik taraflarinda faaliyete geçer. Burada faaliyette bulunmalarinin sebebi de herhangi bir muvaffakiyetsizlik halinde hemen Selanik kalesine siginabilmeleri içindi.

çelebi Sultan Mehmed, Mustafa ve Cüneyd Bey`in giristikleri hareketleri haber alir almaz derhal harekete geçer. Selanik mintikasinda iki ordu karsi karsiya gelir. Yapilan muharebede çelebi Sultan Mehmed galip geldiyse de Mustafa ve Cüneyd`i yakalayip ortadan kaldiramaz. sebebi ise magluplar Selanik kalesine siginmislardi. Selanik valisi Dimitrios Laskaris Leondarios, bunlara izaz ve ikramlarda bulunarak onlari teselli eder. Talihlerinin degismis olmalarindan müteessir olmamalarini, cesaretlerini kayb etmemelerini ve Selanik`in Türklere teslimi tehlikesi olsa dahi, çıkarlarını Mehmed`e teslim etmeyecegini bu bakimdan müsterih olmalari gerektigini söyler. Onlar da Dimitrios`un teselli sağlayan bu sözlerinden cesaret alarak sorunsuzca bir soluk aldilar.

Selanik valisi Dimitrios`un, kaçaklari, korumasi altina almasi üzerine çelebi Sultan Mehmed, maiyeti erkanindan birtanesini Selanik valisi Dimitrios Laskaris`e göndererek:

“Bizans imparatoru ile aramizda var olan bozulmaz dostluk ve sevgiyi pek iyi bilirsin. Bu dostlugu bozmaya ve Bizanslilara büyük zararlar yapilmasina neden olma. Bizimle Bizanslilar arasinda nifak ve düsmanlik sokmaya çalisma. Bunun için avlamakta oldugum avi bana teslim et. Bunu yapmayacak olursan, dostlugu birakarak düsmanligi ele alacagim. Kisa bir zaman içinde sehri zapt edip halkini tutsak edecegim, senin hayatina da son verip düsmanlarimi avucumun içine alacagim.” dedi. Bu açik tehdide karsilik Selanik valisi Dimitnos Leondarios su yumusak cevabi verir:

“Ey padisah, pekâla bilirsin ki, ben despot degil bir kulum. Yalniz Bizans ımparatorunun kulu degil, ayni zamanda senin de kulunum. Zira sen, onun evladi makamindasin. Tarafinizdan sadir olan bu emrin icrasi ve neticeye erdirilmesi size ait bir keyfiyettir. halbuki benim de vazifem cereyan eden hali imparatoruma haber vermektir. Sunu da biliniz ki, imparatorun himayesine siginan ve bir atmacanin takip ettigi keklik benzeri, hayatini kurtarmak dileyen zât, alelâde Türklerden biri degildir. Haber aldigima göre o senin kardesindir. Zaten alelâde bir tanesi olsa bile gene imparatorun izni olmadikça onu size veremezdim. Bu sebeplerden dolayi âbidane istirham ediyorum, biraz sabr ediniz. Ben, su dakikada cereyan eden vak`alari imparatora yaziyorum. Bu hususta buyruk vermek ona aittir. Ben ise verilecek emri ifa edecegim.” diyerek padisahtan özür diler.

Validen bu sekilde bir cevap sektör çelebi Sultan Mehmed, imparatora müracaat ile Mustafa çelebi`nin kendisine teslim edilmesini ister. Bu istek karsisinda Bizans ımparatoru Manuel, çelebi Mehmed`e gönderdigi mektubunda:

“Sen benim evladim, ben de baban makaminda olmayi kabul ederek ahd ettik. Eger ettigin yemini tutmak istemiyorsan haksiz olani Allah`in adaleti cezalandirir. Bana iltica edenleri teslim hakkindaki teklifini yapmak degil, dinlemek bile istemem. bununla beraber, biz Hiristiyanlarin itikad ettigimiz ekanim-i selâse (Hiristiyanlik`taki üçlü ilâh sistemi)`ye yemin ederim ki, hükümdarligin devam ettikçe ve sen yaşamda bulundukça mülteci Mustafa ile arkadasi Cüneyd hapishaneden çikmayacaklardir. Sen bu dünyadan göç ettikten sonra talihleri ne ise o olsun. Eger isin böylece halline razi degilsen istedigin gibi devinim et.” sözleri ile Mustafa ve Cüneyd`in teslim edilmesi teklifini red eder. Bu arada, Selanik valisinden de Mustafa ile Cüneyd`in kendisine gönderilmesini ister.

Mektuptaki ifadelerden anlasildigina göre ımparator, gerek Sultan Mehmed, gerekse ondan sonra ati olan Osmanli hükümdarlarina karsi bunlari, hem bir koz, hem de bir emniyet subabi şekilde kullanımı arzusunu tasimaktadir. O, bu arzusunu açikça dile getirmese bile “hükümdarligin devam ettikçe…” demek şekli ile zimnen buna isaret etmektedir.

Sultan Mehmed, daha ileri gitmeyerek imparatorun teklifini kabul eder görünür. Selanik kusatmasini da kaldirarak Edirne`ye döner. ımparator, ıstanbul`a getirilen Mustafa ile Cüneyd`i ve maiyetlerindeki otuz 3 kisiyi Limni adasina gönderir.

Bu mültecilerin masraflari için Osmanli Devleti, her sene 3 sima bin akça vermeyi, buna karsilik imparator da çelebi Mehmed hayatta kaldigi müddetçe Mustafa`yi serbest birakmamayi ve Mehmed`in haleflerinin Bizans`a karsi takinacaklari tavra göre hareket etmeyi taahhüd ediyorlardi.

Bu hadiselerden sonra çelebi Mehmed, Mustafa çelebi`ye yardim edip asker verici Eflâk topraklarina akinlar yaptirmak suretiyle intikamini almis oluyordu.

çelebi Sultan Mehmed, 1420 yilinda ıstanbul yolu ile Anadolu`ya geçmek üzere gelir. Bu arada Bizans casuslari, padisahin Anadolu`daki islerini bitirdikten sonra ıstanbul`u almak üzere kusatacagi haberini getirmislerdi. Bu haber üzerine Bizans`in bazi ileri gelenleri, padisah ıstanbul yolu ile Anadolu`ya geçerken yolda yakalanip tevkif edilmesini imparatora öneri ettiler. ama ımparator Manuel, bu teklifi kabul etmez. bununla beraber bu haber yüzünden ihtiyatî bir önlem olmak üzere çelebi Sultan Mehmed`i karsilamak için çocuklarini da göndermez. ama Bizans ileri gelenlerinden birçogunu padisahi karsilamak ve hediyeler takdim etmek üzere gönderir. Elçiler, çelebi Mehmed`i sehir disinda karsilayarak Bogaz kenarinda çifte sutun (Besiktas) denilen yere kadar kendisine refakat ederler. Dolmabahçe ve Tophane sahillerine gelen padisahi, burada 3 sira kürekli kadirgada bulunan imparator bizzat kendisi karsiladi. Padisaha tahsis edilen gemi ile imparatorun gemisi yanyana olmak üzere üsküdar`a geçtiler. çelebi Sultan Mehmed, burada karaya çikarak çadira iner. Aksam olunca maiyyeti ile birlikte ızmit tarafina devinim ederek Bursa`ya gelir.

MEHMED çELEBı`NıN VEFATı

Mehmed çelebi, kisi Bursa`da geçirdikten sonra 1421 yili ilkbaharinda Gelibolu yolu ile Edirne`ye döner. Bir ara Edirne civarinda tertipledigi bir av sonunda ormandan çikan bir domuzu takip ederken birden bir felç geçirerek baygin bir sekilde attan düser. derhal Edirne sarayina tasinan Mehmed çelebi`nin durumundan süphelenen asker, büyük bir heyecana kapilmis ise de bu heyecani yatistirmaya muvaffak olan devletin ileri gelenleri onu yaşamda ve saglikli imis gibi gösterebilmislerdi. Hükümdarlarinin hayatta ve saglikli oldugunu gören asker ise sevinmisti.

Padisahin hastalandigi Bizans ımparatoru Manuel tarafindan haber alininca, güya hatir sormak için bir elçi göndermisti. çelebi Sultan Mehmed, gelen Bizans elçisini kabul etmemis ve birkaç günden buyana hasta oldugunu, bu bakimdan iyilestikten sonra görüsebileceklerini söylemisti. lakin bu hastalikta” kurtulamayacagini anlayinca vezirleri olan Bayezid, ıbrahim ve Haci ıvaz Pasalari çağrı ederek kendileri ile gizlice görüsmüstü. Bu görüsmede, Amasya valisi olan büyük oglu Murad`in derhal çağrı edilip hükümdar duyuru edilmesini vasiyet etmisti. Bu vasiyetinde ayrica, hükümdar olacak olan oglu Murad`in, küçük kardeslerini öldürmemesi için de bunlarin imparatorun yanina gönderilmesini bildirmisti. Bu görüsmeden sonra Murad`a haber verip onu çağrı etmek üzere Elvan Bey süratle yola çikarilmisti. Kararin ertesi günü hastaligi son haddine vararak aksam üzeri vefat etti. Cemaziyelevvel 824 (Haziran 1421) tarihinde meydana gelen vefatin günü hakkinda farkli görüsler bulunmaktadir. Behcetu`t-Tevârih`te bu tarih 23 Cemaziyelevvel 824 (26 Mayis 1421) şekilde gösterilmektedir.

çelebi Mehmed`in, Murad`in derhal getirilmesini istemesi, ölümü biçiminde kardesi Mustafa çelebi`nin imparator tarafindan saliverilmesi endisesi idi. çünkü imparator ile yapilan antlasmada kendisi hayatta bulundugu sürece kardesinin saliverilmemesi seklinde idi. halbuki kendisinin ölümü ile bu sart ortadan kalkmis oluyordu. Bu sebepten de onun ölümü gizli tutulmustu. Âsikpasazâde`nin ifadesine göre asker padisahi görmek istemis, devlet erkani ise bir hekimin tedbiri yardımı ile onu sagmis benzeri askere göstermeye muvaffak olmustu. Bu arada imparator tarafindan padisaha gönderilen Leondari Dimitrios, aradan uzun bir zaman geçtigi halde huzura kabul edilmedigi için süphelenmis ve sonunda bir vasita ile padisahin öldügünü ögrenmis. Bu haberi derhal ıstanbul`a bildirmek için yola çikardigi birkaç ulak, yollarin % tutulmus olmasindan dolayi gidememislerdi. fakat Leondari, deniz yolu ile padisahin ölüm haberini imparatora iletmeye muvaffak olmustu.

çelebi Sultan Mehmed`in cesedi tahnit edilerek sarayda muhafaza edildi. Böylece hem asker hem de halk kendisini hayatta biliyordu. Bu arada Murad`in Bursa`ya dogru yola çikmasi bekleniyordu. Murad`in Bursa`ya geldigi haberi üzerine padisahin Anadolu`ya bir seferinin olacagi, lakin rahatsiz bulundugu için yalniz basina gidecegi söylenerek cenaze Anadolu sahiline geçirildi. Onun ölümünü bildirmemek için pek aşırı önlem alindi. Böylece vefati yaklasik 40 gün kadar saklanabildi. Padisahin cesedi, Bursa`da daha öncelikle insa ettirdigi Yesil Türbe`ye defn edildi. çelebi Sultan Mehmed`in bu tarihte 43 yada 47 yaslarinda bulundugu kabul ediliyor.

Kaynaklarin verdigi bilgiye göre çelebi Sultan Mehmed, beyaz yüzlü, kara gözlü, kara ve çatik kasli, sik sakalli, açik alinli, genis omuzlu, orta boylu, uzun kollu ve güler yüzlü bir hükümdardi. Osmanli Devleti`ni tek bir idare altinda topladiktan sonraki hükümdarligi hicrî tarihle 7 sene 11 ay ve birkaç gün, miladî takvim ile de 7 sene 8 ay ve birkaç gün olmaktadir.

çelebi Mehmed`in özelliklerini kaynak eserlere istinaden sağlayan Uzunçarsili, onun hakkindaki kanaatlerini su ifadelerle aktarmaktadir:

“çelebi Mehmed, ne babasi Bâyezid ve kardesi Musa çelebi bunun gibi katı, ne de diger kardesi Süleyman çelebi gibi yumusak ve kayitsiz idi. O, makul devinim eden, sabirli, azim ve irade sahibi, sözüne ve vaadine sadik, nazik, vakur ve önemli bir hükümdardi. Yalniz dostuna degil, düsmanlarina da kendisini sevdirerek itimat telkin etmis ve kendisini saydirmistir. çelebi Mehmed hakkinda Osmanli tarihlerinden baska yabanci kaynaklar da iyi sehadette bulunmaktadir. Zamaninin olaylari gözden geçirilince bu kanaatte isabet oldugu anlasilir. ıyi görüsü, vaziyeti kavrayarak istedigini ve vaziyeti ona göre ayarlamasi, hale göre uysal davranarak ileri gitmeyisi, seri hareket etmesi de kendisini en tehlikeli gailelerden basari ile çikarmistir. Küçük-büyük 24 muharebede bulunarak kirka yakin yara aldigi rivayet ediliyor. (Netâyicu`l-Vukuat, ı, 36).”

Annesi, Germiyanoglu Süleyman Sah`in kizi Devlet Hatun olan Mehmed çelebi, Osmanli Devleti`ni, karsilastigi büyük bunalimlardan basari ile kurtaran bir sahsiyettir. O, sehzadeler mücadelesinden galip çikarak devletin birligini saglamisti. Onun en büyük emeli, babasi zamanindaki topraklari tekrar ele geçirmekti. Bu gaye için gayret sarf etmis ve büyük ölçüde de muvaffak olmustu. Daha evvela sözü edilen Venediklilerle yapilan deniz muharebesi bir tarafa birakilacak olursa Bizans ve diger devletlerle dostane faaliyetlerde bulunmustur. O, Memlûklular ile de dostça geçinmisti. Karamanoglu Mehmed Bey`in 822 (1419) yilinda Memlûk ordusu tarafindan tutsak edilerek Kahire`ye götürülmesi üzerine, Karamanlilar`in, Kayseri`nin zapti konusundaki tesviklerine aldirmayan Mehmed çelebi, dostlugu bozmamis ve sonucu belli olmayan bir maceraya atilmamistir. Yerli ve yabanci derhal tüm kaynaklar, çelebi Mehmed`in dirayetinden, sebatkârligindan ve iyi ahlâkindan bahs ederler. Hammer, onun hakkinda sunlari yazar:

“Hayir ve din isleri ile ilgili müesseseler meydana getirmekte söhretli Selçuk sultani Birinci Alaeddin ile boy ölçüsebilecek olan Birinci Mehmed; din âlimleri ve genellikle Kur`ân`a gönül vermis olanlar hakkindaki cömertligi bakimindan da Misir sultanlari ile rekabet edebilir. Osmanli hükümdarlari arasinda ilk defa olmak üzere Anadolu ve Suriye yolu ile Mekke ve Medine`ye giden hacilar kervani ile bu iki kutsal sehrin fakirlerine dagitilmak üzere “Sürre” bayağı ile altin olarak bir tutar akça gönderen odur.”

günümüz yabanci tarihçilerinden bir tanesi olan Norman ıtzkowitz, çelebi Sultan Mehmed`den bahs ederken sunlari söylemekten kendini alamaz:

“Tek yönetici oldugu zaman ı. Mehmed`in (1413-1421) hükümranliginin basarisini göze çarpan kilan ihtiyatlikti. Timur`un oglu Sahruh`un gücü arka plânda agirligim hissettirdigi sürece Mehmed, topraklarini geri almis bulunan Anadolu beylerine karsi askerî harekata girisemezdi. Osmanli tahtinda gözü olanlarin, Bizans destegine tabi olmalari itibariyle de Kostantiniye ile iliskilerini yumusak tuttu. ıç isyanlar, taht kavgalari ve idarî meselelerle sürekli taciz edilen Mehmed, basariya götürmeyi düsündügü tekrar yapilanma tesebbüslerini engelleyecek herhangi bir genel Avrupa tepkisini canlandirmama dikkatini gösterdi. Böylelikle onun kisa, fakat hayatî önemdeki hükümdarligi, Osmanli topraklarinin tam olarak çözülmesini önleyen bir koruyuculuk faaliyeti olma basarisina erdi.”

Bazi tarihçiler tarafindan devletin ikinci kurucusu olarak kabul edilen çelebi Sultan Mehmed, çocuk denecek yastan bu güne kadar üzerine almak durumunda kaldigi büyük mesuliyetlerden dolayi son derece yipranmisti. Vücudunda kirk kadar muharebe yarasi tasiyordu. Bitmek tükenmek bilmeyen gailelerle karsilasmis ama tüm bu gailelerin hakkindan gelmesini bilmistir. ayrıca babasi Yildirim Bâyezid`in son yillarda eristigi güce erememisti.

çelebi Sultan Mehmed`in en büyügü Murad olmak üzere Mustafa, Kasim, Ahmed, Yusuf ve Mahmud adlarinda alti oglu ile yedi kizi olmustur. Ogullarindan Kasim ve Ahmed, hükümdarin kendisi yaşamda iken vefat etmislerdi. çelebi Sultan Mehmed vefat ettigi süre Murad Amasya`da, Mustafa da Hamideli (ısparta)`nde sancak beyi şekilde bulunuyorlardi. Yusuf ile Mahmud ise henüz küçük yaslarda idiler. ısparta sancak beyi Mustafa, ıkinci Murad`in hükümdarligi zamaninda saltanat iddiasina kalktigi için ıznik`te yakalanarak bogdurulmustu. Yusuf ile Mahmud ise ileride taht kavgalarina sebebiyet vermemeleri için gözlerine mil çekilerek kör edilmislerdi. lakin daha sonralari Bursa`da çikan bir veba hastaliginda ikisi de vefat etmislerdi.

çelebi Mehmed`in yedi kizindan Selçuk, Hafsa, Sultan, Ayse ve Hatice hatunlarin isim ve durumlari bilinmekte ise de diger iki kizinin bayağı henüz bilinememektedir. Bunlardan Selçuk Hatun, Candarogullari`ndan ısfendiyar Bey`in oglu ıbrahim Bey ile evlenmisti. ıbrahim Bey`den çocuklari olan Selçuk Hatun, kocasinin ölümü üzerine Bursa`ya dönmüstü. 890 (1485) yilinda epey yaslanmis olarak vefat etmistir. Hafsa Hatun, çandarzâde veziriâzam ıbrahim Pasa`nin oglu Mahmud ile evlenmis ve 847 (1443)`ten sonra Hacca giderek Mekke`de vefat etmistir. Sultan Hatun, ısfendiyar Bey`in diger oglu Kasim Bey ile evlenmistir. 848 (1444) de vefat etmistir. çelebi Mehmed`in diger kizlarina gelince bunlar, ıkinci Murad`in hükümdarligi zamaninda Karamanogullari`ndan ıbrahim, ısa ve Ali beyler ile evlenmislerdi. Kizlardan bir tanesi de Varna muharebesinde sehid olan Karaca Bey ile evlenmistir.

SULTAN MEHMED`ıN HAYRATı

çelebi Sultan Mehmed, kendisinden önceki Osmanli hükümdarlari bu gibi vatandaslarini (tebeasini) gözeten, onlar için imkânlar hazirlamaya çalisan bir hükümdardi. Bu bakimdan günün ekonomik, sosyal ve dinî sartlarinin gerektirdigi ihtiyaçlari karsilamak için çaba sarf ediyordu. Bunun içindir ki o, yoksul, kimsesiz ve hatta yolculari doyurmak için imâretler insa ediyordu. O, sadece bununla da iktifa etmiyor, ayni zamanda ve bilhassa cuma günleri fakirlere ve yoksullara yemek yediriyordu. Nitekim Hoca Saadeddin Efendi`nin “her cuma günü fukarayi it`am ve ehl-i ihtiyaca in`am-i amm edüb” dedigi çelebi Sultan Mehmed, cami, medrese ve çarsilar insa edip onlara vakiflar tahsis ediyordu. O, babasi Bâyezid ve dedesi Murad bunun gibi kendisinden önce geçen hükümdarlar bu gibi devletin iki baskenti olan Bursa ve Edirne`yi camilerle süslemisti. Cülusundan kisa bir müddet sonra, Edirne`de buyruk Süleyman`in aslını attigi, Musa çelebi`nin ancak pencerelere kadar insa ettirebildigi camiyi (Eski Cami) tamamlamisti. Filibe yolu üstünde ve Meriç sahiline yakin bir yerde insa edilen bu camiye vakf olmak üzere de Edirne`deki Bedesten insa ettirilmisti. Evliya çelebi, gerek yüce Cami diye isimlendirdigi bu cami (Eski Cami), gerekse bundan önceki cami hakkinda söyle demektedir: “Edirne`de bundan yüce ve ruhaniyetli cami bulunmaz. Gerçi bundan kadim Mihal köprüsü dibinde Yildirim Han Camii vardir. lakin Timur-i bî nûr (Nursuz Timur) hadisesinde bu cami na tamam kalmagla onu da çelebi Sultan Mehmed itmam edüb sevabini babasi Yildirim Han ruhuna hibe etmisti.”

Sultan Mehmed, dedesi Murad Hüdavendigâr`in Bursa`da baslatip Yildirim Bâyezid`in yarim biraktigi büyük ve hasmetli camii de tamamlatmistir. Büyük harcamalarla ortaya çikan bu cami, yirmi bes bölmeye ayrilmis olup bunlardan yirmi dördü birer kubbe ile örtülmüstür. Yirmi besincinin ortasinda yüksek ve etrafı yirmi ayak tutan yuvarlak bir pencere vardir. Pencerenin altina cami içinde genis ve kare seklinde bir havuz rastlantı eder. Bursa Camii, ıstanbul ve Edirne camilerinden bu havuzla ayird edilir. ıstanbul ve Edirne`deki camilerden hiç birinin yukaridan penceresi olmadigi bu gibi berrak ve devamli akan bir suyun verdigi serinlik te yok. Eskiden, kuslarin cami içine girip yuva yapmalarina mani olmak üzere açik olan yerlere bakir tellerden bir kafes yapilmisti. Havuzda da dülger baliklari yüzermis. Minberin oymalari çiçek, meyve, yaprak ve hatta ince islenmis elbise yakalari seklinde idi. Osmanli ülkesinin mukaddes mabedleri arasinda yalnızca Sinop Camii`nde buna aynı bir minber vardi. Temeller, dibinden bir insan boyu kadar yaldizlanmisti. Duvarlara da “el-Esmau`l-Hüsna” naks edilmisti. Binanin iki ucunda iki minare yükselir.

Sultan Mehmed, Bursa ve Edirne`de iki büyük camii tamamlatinca, Asya`daki merkezinde yeni bir cami yaptirmaya basladi. Yesil-îm.�ret Camii bayağı ile söhret bulan bu mabed, gerek yapilisinda kullanilan mermerlerin az bulunusu, gerek onu süsleyen oymalarin inceligi bakimindan, Bursa sehrinin baslica güzelliklerinden biridir. Bu camiin duvarlarinin bütün cephelerindeki renkli mermerler, kapi ve pencerelerin içine takildigi kirmizi mermerler üzerine islenmis yazilar, kapi süsleri göz alicidir. Camiin içini bezeyen çiniler de pek nefistir. Bunlarin üzerine yazilmis Kur`lahza âyetleri fevkalâde güzeldir. Kirmizi mermerden oyulmus mihrabin zerafeti, karsisindaki kapinin güzelligi ile boy ölçüsebilir. Zamaninda kubbeler ile minareler yesil çini ile kaplanmis olduklarindan, bu çiniler güneste zümrüt bu gibi parlar ve yapiya periler sarayi görünümünü verirmis. Bundan dolayi bu cami Yesil imâret adini almistir.

Caminin yaninda çelebi Sultan Mehmed`in türbesi bulunmaktadır. Sekiz köseli bir sekilde olan bu türbe, çok fazla güzel bir bahçenin ortasindadir. Yapinin duvarlari, distan ve samimi yesil çini ile kaplanmistir. Bunun sekiz anlamında, gök renginde bir zemin üzerine gümüs harflerle yazilmis Kur`lahza âyetleri bulunmaktadir. Bu iki yapinin yakininda Birinci Mehmed, bir medrese ile yoksullar için bir imâret tesis ve her ikisine de padisahlara layik bir cömertlikle gelir (vakif) tayin etmistir.

çelebi Sultan Mehmed`in Yesil Camii, bu padisahin sultanlik çaginin bir belirtisi olarak günahtan sakinma ve sanat sevgisinin maddi ve devamli bir delilidir. Sultan Mehmed`e “çelebi” ünvaninin verilmesi onun buyrugu ile yapilan anitlardaki sanat sevgisinden ve ince zevkten dolayidir. Bu mt.�nâda kendisine “çelebi hükümdar” denmistir.

Www.Muhabbett.Org


Bir önceki yazımda « makalem var.

Benzer Yazılar

ıV. MURÂD HAN ve Dönemi Osmanlı pâdişâhlarının on ...

DURAKLAMA DöNEMı VE SON BASARıLAR ııı. Mehmet zamaninda Avusturya`ya ...

Osmanlilarda Atesli Silahlar Sanayii Osmanlilar XıV. asirda Avrupa`da ...

Yorumlar



Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?

Bedava Sohbet - Yetişkin Sohbet