SULTAN II. BÂYEZID

yorum yok
535 okuma
23 Aralık, 2017

SULTAN ıı. BÂYEZıD

( BÂYEZıD-ı VELÎ )

Modon fetihnâmesinde, “Emiru`l-Mü`minîn Sultanu`l-Guzat ve`l-Mücahidîn Nâsiru`s-Seriat ve`l-Milleti ve`d-Din Giyâsu`l-ıslâmt.ve Muinu`l-Müslimîn Sultan Bâyezid diye anilan Sultan ıı. Bâyezid, 85l (l447) yilinda Dimetoka`da dogdu. ıı. Bâyezid, Fâtih Sultan Mehmed`in, Gülbahar Hatun`dan dogan büyük ogludur. Yedi yasinda iken Amasya sancakbeyligine gönderildi. Sultan ıı. Bâyezid`in zamani, gerek Osmanli cografyasi, gerekse ekonomik hayati bakimindan istikrarli ve emniyetli bir devir idi. Gerek bu gerekse ve daha önceki dönemlerde yenilmeye degil, çoğunlukla yenmeye alismis bir kütle psikolojisi için, hududlardan sadece zafer sesleri degil, refah ve bolluk da beraber girmekte bulunuyordu.

Osmanli medeniyetinin ahengini meydana getiren muhtelif unsurlarin her birisi, hem federal ve müstakil hüviyetleri arasında kendi merkezlerine bagli, hem de müsterek ana merkezin mali ve mensubu olarak, hatta XVıı. ve XVııı. asirlarda bile hâla, semâvî bir nükte bu gibi, latif, ince ve kemalli çehresiyle dünyaya yüz göstermekte devam etmekte idi.

Fâtih Sultan Mehmed vefat ettigi süre, büyügü Bâyezid, küçügü de Cem olmak üzere iki oglu kalmisti. Bâyezid, o dönemde merkezi Amasya olan Rum Eyâleti, Cem de merkezi Konya olan Karaman Eyâleti`nin valisi idiler. Daha önce de belirtildigi gibi Fâtih`in, Mustafa adinda bir oglu daha vardi. ama bu sehzâde babasinin sagliginda vefat ettiginden, o sirada Kastamonu Sancakbeyi bulunan Sehzâde Cem, ölen kardesinin yerine Karaman valiligine tayin edilmisti.

Kaynaklarin, uzun boylu, beyaz tenli, melek huylu, genis ve açik yüzlü, elâ gözlü, siyah çatik kasli, mutedil sakalli, yüzünde ben bulunan, genis omuzlu ve yüksek gösterisli şekilde belirttikleri Bâyezid-i Veli, 85l (m. l447) yilinda iki bayram (Ramazan – Kurban) arasinda dogmustu. 886 Rebiülevvel`inin 13. (12 Mayis 1481) günü 35 aslarinda iken, babasinin yerine tahta geçer. Her ne kadar onun dogum tarihi ile ligili farkli yillar veriliyorsa da çoğunlukta yukarida belirtilen tarih kabul edilmekte.

Fâtih Sultan Mehmed`in ani ölümü, tabiî bir hâdise gibi karsilanmadi. ülkede büyük bir siyasî buhranin çikmasina neden oldu. Fâtih vefat eder etmez, Vezir-i Azam ve Mevlânâ`nin soyundan gelmis olan Karamanî Mehmed Pasa, bir taraftan Keklik Mustafa adinda bir çavusu, büyük sehzâde Bâyezid`i davet için Amasya`ya gönderirken, öbür taraftan da kendi adamlarindan birtanesini Cem Sultan`a gönderip yolu uzak bulunan Bâyezid gelmeden evvela onu ıstanbul`a davet ile bir emr-i vaki yapmak istemisti. ama Cem`e bu mektubu götüren sahsi, Anadolu Beylerbeyi ve Bâyezid`in damadi olan Sinan Pasa yakalayarak öldürür. Vezir-i Azam`in, Konya`da bulunan Sehzâde Cem`e gönderdigi mektup ve bu vesile ile Fâti`in ölümünden haberdar olan yeniçeriler, ayaklanarak Pendik önlerine demir atmis bulunan birkaç gemiyi zapt ederek üsküdar`a gelirler. Oradan da ıstanbul`a geçerek Yahudiler ile varlıklı halkin konutlarını yagmalarlar. Yeniçeriler, Fatih`in, bulunmayacagi siralarda ıstanbul`da hükümet islerine bakmak üzere Silifke`den çagirmis oldugu ıshak Pasa`nin kiskirtmasi ile Vezir-i Azam Karamanî Mehmed Pasa`yi da öldürürler. Bu feci hadiseden sonra iktidar, bütünüyle ıshak Pasa`nin eline geçmis demekti. Zira Divan, devletin islerini tedvir etmekle onu görevlendirdi. ıshak Pasa da kendisine verilen bu genis yetkiyi iyi kullanarak asayis ve güvenligi sagladi. Yeniçeriler, Sehzâde Bâyezid`in tarafini tuttuklari için, babasi gelinceye kadar, o siralarda Fâtih`in yaninda ve henüz 11 yaslarinda bulunan Bâyezid`in oglu Korkut`u, 5 Rebiülevvel 886 (4 Mayis l48l) de Saltanat Kaymakami ilan ederler.

öte yandan devlet büyüklerinden acele çağrı mektuplari saha Bâyezid, maiyetinde 4.000 kisi oldugu halde Amasya`dan yola çikip üsküdar`a gelir. Ertesi gün, oglu Korkut`şafak saltanati resmen devr alip l2 Mayis l48l de Osmanli tahtina çikar.

Yeni padisahi, büyük bir tezahüratla karsilayan vüzera ve asker, ıshak Pasa`nin vezir-i azam olmasini, onun rakibi olup, terakkilerinin artirilmasina muhalefet ettigi söylenen Hamzabeyoglu Kara Mustafa Pasa`nin, azil ve nefy edilmesini ister. Yeni padisah, ilk hamlede sorun çikarmamak için, bu hevesleri kabul eder. O, basinda siyah bir kavuk ve ayni renkte bir elbise giymis oldugu halde ıstanbul`a girmisti. Topkapi Sarayi`na girerken, kapi önünde saf tutup, kendisini merasimle karsilayan Yeniçeriler, subaylari vâsitasiyle bir arzuhal takdim ederek, Karamanî Mehmed Pasa`nin öldürülmesi nedeniyle vâki olan kusurlarinin affini ve cülûs bahsisi verilmesinin kabul edilmesini taleb ederler. Yeniçerilerin bu arzuları, yeni sultan tarafindan kabul edilir.Bu, Osmanli tarihinde Yeniçerilere verilen cülûs bahsisinin ikincisi olmustu.(ılki Fâtih Sultan Mehmed tarafindan verilmisti.) Cülûs bahsisinin ikinci örnegi olan bu uygulamadan sonra, her tahta çikista, cülûs bahsisi tekrarlanmisti. Bu usûl, zaman geçtikçe devlet maliyesi için âdeta bir yikim halini alaacaktir. Bu bahsisler, lakin üçyüz yil sonra Sultan Birinci Abdülhamid tarafindan Rusya ile yapilan savas sirasinda ve birdenbire kaldirilabildi.

Bâyezid`in, tahta geçisinin ertesi günü, Fâtih Sultan Mehmed`in cenaze merasimi icra edilmisti.Namazdan sonra Fâtih`in naasi, kendisi tarafindan yaptirilmis olan camiin arkasindaki türbeye defnedilmisti. Tabutun altina öncelikle Sultan Bâyezid ve vezirler girmislerdi. Cenaze namazini Seyh Ebu`l-Vefa adiyla söhret bulmus olan büyük âlim Konyali Muslihiddin Mustafa kildirmisti. günümüz ıstanbul`undaki Vefa semti hâla bu zatin adı ile anilmaktadir. Cenaze defn edildikten sonra bey`at merasimi yapilarak Sultan Bâyezid, resmen Osmanli tahtina oturmus olur. Bundan sonra ıshak Pasa`ya sadaret tevcih olunur. Bu arada yeniçerilerin bütün isteklerinin kabul edilmesi mahzurlu görülerek daha evvela Mustafa Pasa hakkinda verilen karardan dönülür. Böylece henüz üsküdar`da bulunan Mustafa Pasa getirtilerek ikinci vezir olarak duyuru ve tayin edilir.

ıı. BÂYEZıD DöNEMıNıN BAZı ıç OLAYLARı

ıı. Bâyezid, babasi Fâtih Sultan Mehmed`in ölümünden sonra Osmanli tahtina oturur oturmaz içerde, bir kismi siyasî, bir kismi da dinî renge boyanmis aslında dis kaynakli olan siyasî bazi başkaldırı hareketleri ile karsilasir. Bu olaylara ilişki etmeden ve onun sahsiyet ile karekterinin olusmasinda önemli rolü bulunan ve bir bakima onun bu niteliklerini canli birer levha bunun gibi önümüze seren faaliyetleri görmeden disariya karsi olan siyasetini anlayip takdir etmek mümkün olmazdi. Zira onun dis dünya ile olan münasebetlerinde, iç proplemlerin tesiri, sanildigindan daha büyük olmustur. Bu sebeple biz de evvela iç olaylara temas etmeyi faydali bulduk.

ıç KARıSıKLıKLAR VE CEM OLAYı

ıkinci Bâyezid tahta çiktigi süre, Konya`da vali olarak bulunan kardesi Giyaseddin Cem çelebi`nin muhalefeti ile karsilasir. Zira Cem, “mülk-i mevrûs”da hakki bulundugunu iddia ediyordu. O, bu iddiasini da bazi delillerle isbat etmeye çalisiyordu. Gerçekten, Cem Sultan`in, saltanat makamini elde etmek için giristigi tesebbüs, tedkik edilmesi lazim gelen sebeplere dayaniyordu. Daha Fâtih`in sagliginda devlet erkani arasinda her iki sehzâdenin taraftarlari bulundugu ve basta Karamanî Mehmed Pasa oldugu halde, bunlardan bir kisminin, Bâyezid`den daha meziyetli, daha gözüpek ve faal bir zat olan Cem`i saltanata layik gördügü anlasilmaktadir. Karaman eyaletinde beraber bulunduklari zamandan bu yana, Cem`i takdir eden Gedik Ahmed Pasa`nin, hiç sevmedigi Bâyezid`i padisah şekilde görmek istememesi bunun gibi, sehzâde Mustafa`nin ölümünden sonra, Fâtih Sultan Mehmed`in de Cem`i Bâyezid`e tercih ettigini işaret eden delillere rastlantı ediliyor. Nitekim Kanunnâm.-i Âl-i Osman (ıstanbul l330, s. 32 )`da sehzâdelere yazilacak hükümlerin elkabi bahsinde yalniz Cem isminin zikredilmesi ve yazilarda ona “…vâris-i mülk-i Süleymanî…oglum Cem edâmellahu bekahu” diye hitab edilerek örnek gösterilmis olmasi, herhalde bir rastlantı eseri olmasa gerekir.Gerçi buna dayanarak Fâtih tarafindan Cem`in veliahd ilan edildigini iddia etmek mümkün degilse de, ibâreyi büsbütün manasiz saymak da dogru degildir. Böyle bir ibârenin isaret olarak kabul edilmesi herhalde daha dogru bir kanaat olacaktir. bütün bunlara ilaveten, Cem Sultan`in bizzat kendisi de babasinin erine geçme hakkina sahip olduguna kani idi. Zira kendisine göre o, babasinin padisahligi zamaninda dogmus ve bu sebepten dolayı Uzun Hasan seferi esnasinda babasina vekalet etmisti. Bu da tahtin soylu vârisinin kendisi oldugunu gösteriyordu. Buna dayanarak o, kendisinin tahta geçmesi icab ettigini söylüyordu. Bu âmillerin tesirinde kalan Cem, maiyyetindeki müsavirlerin, özellikle Karamanoglu Kasim Bey`in telkinleri ile harekete geçmeye karar verir. Gedik Nasuh Bey`i, maiyetinde Karaman, Varsak ve Turgutlu boylarina mensub kuvvetler oldugu halde ınegöl üstünden Bursa`ya gönderir. Gedik Nasuh Bey, 28 Mayis`ta, ıkinci Bâyezid tarafindan Ayaz Pasa komutasi altinda gönderilen iki bin yeniçeriyi maglub etmeye muvaffak olur. Bu basarida Bursa halkinin da büyük bir payi oldugu belirtilmektedir. Zira halk, yeniçerilerin daha evvela yaptiklarini unutmamisti.

Kaplica savasindan üç gün sonra ordugâha gelip, Haziran`in basinda Bursa`ya giren Cem, saltanat alameti olarak nâmina hutbe okutmus ve ismine sikke bastirmistir. l8 gün kadar da hükümdarlik eden Cem, civardaki sehir ve kasabalara saltanatini kabul ettirip, etrafina kalabalik sayida insan toplamak suretiyle kendisini Anadolu hakimi saymis ve bu son durumu agabeyine kabul ettirmek üzere ona halalari ve çelebi Sultan Mehmed`in kizi Selçuk Hatun ile devrin ulemasindan Mevlânâ Ayas ve Sükrüllahoglu Ahmed çelebi`den meydana gelen bir elçilik heyeti göndermisti. ancak, Selçuk Hatun`un iki kardes arasinda kan dökülmesine mani olmak üzere giristigi tesebbüsler, basarisizlikla sonuçlanir. Zira kendisine Rumeli ile yetinip Anadolu`yu Cem`e birakmasi, böylece daha önceki hükümdarlarin birlestirmeye çalistiklari Osmanli Devleti`nin yine ikiye bölünmesi öneri edilen Bâyezid, bunu kabul etmez. Bu hal, Osmanlilardaki “Tek ülke Tek Sultan” ilkesinin ne kadar köklestigini göstermektedir.

Bâyezid`in, teklifini redetmesi üzerine kuvvetlerini ikiye ayirip, Gedik Nasuh Bey emrindekileri ıznik`e gönderen Cem, kendisi de Bâyezid ile karsilasmak üzere Yenisehir`e hareket eder. lakin, Anadolu Beylerbeyi Sinan Pasa`nin faaliyeti, Otranto seferinden dönen Gedik Ahmed Pasa`nin Bâyezid kuvvetlerine iltihaki, nihayet yakin dostu Afsinoglu Yakub Bey`in ihaneti sonucu Cem, Yenisehir`de yapilan savasta maglub olur. Sehzâde Cem`in maglubiyetini hazirlayan sebeplerin basinda, onun dostu ve lalasi bulunan Yakub Bey`in ihanetinin geldigi anlasilmaktadir. Gerçekten Bâyezid, Bursa üzerine yürürken Cem`in lalasi Yakub Bey`e bir name yazarak, sehzâdenin Karaman`a kaçmasini önlemesini, kendisine iltihak etmesini, bu takdirde Anadolu Beylerbeyligi`ni uhdesine tevcih edecegini ve bosuna Müslüman kaninin dökülmemesini bildirecektir.

Maglub olan sehzâde evvela Eskisehir`e, sonra da Konya`ya çekilmek zorunda kalir. Kendisini burada da güvende hissetmeyen Cem, annesi çiçek Hatun ile ailesini alip Tarsus`a gider. Onun, Konya`dan ayrilisi esnasinda halkin göz yaslari ile kendisini ugurlamasina bakilacak olursa, Konya`lilarin Cem Sultan`i çok sevdiklerini söyleyebiliriz. öyle anlasiliyor ki, Cem, vali olarak bulundugu bu bölgede böyle bir sevgiye layik olacak isler yapmisti. Gerçekten o, Larende ( Karaman )`de saray, bedesten ve çarsi yaptirmak suretiyle bayındırlık faaliyetlerinde bulunmus ve “zulmü ref` edip hak” gösterdiginden kamu da yurtlarina dönmüstü. Sehzâde Cem, daha sonra Memlûk Sultani Kayitbay`in müsaadesini alinca Antakya yolu ile l0 Temmuz`da Haleb`e, oradan da Sam (Dimask)`a gider. Merasimle karsilandigi bu sehirde yedi haftalik bir istirahati müteakip l5 Agustos`ta Gazze yolu ile Misir`a gidip hükümdarlara mahsus bir törenle Kahire`ye giren Cem, Kostantiniyye Fâtihi`nin oglu şekilde kamu tarafindan büyük bir tezahüratla karsilanir. Onu karsilamaya hazirlanan Kahire sokaklari, bastanbasa donanmisti. Memlûk Sultani Kayitbay dahi kendisini sarayinda karsilayip kucaklar ve “Sen oglumsun, kederlenme” diyerek onu teselli eder. Divitdâr Sarayi, Cem`in buyruk ve istirahatina verilmekte.

Bu istirahat günlerinden istifade eden Cem, Mekke`ye giderek hac farizasini ifa eder. Bilindigi kadari ile Osmanli hanedanindan fiilen hacca giden tek sehzâdenin Cem Sultan oldugu rivayet edilir. Burada “fiilen” ifadesini kullandik, sebebi ise hanedanin ve sultanlarin büyük bir ekseriyeti “Hacc-i bedel” yolu ile haci ifa etmislerdir.

Bu sirada Cem`i elinden kaçiran Sultan Bâyezid, Konya`ya kadar gelip, oglu Abdullah`i Karaman valiligine tayin eder. Bu arada ıtalya`dan (Otranto) dönen ve Yenisehir Ovasi`nda kendisine iltihak eden Gedik Ahmet Pasa`yi takibe metodlar. Kendisi de Bursa yolu ile ıstanbul`a döner. Bursa`dan geçildigi esnada yeniçeriler, Cem`in tarafini tuttugu için bu sehri yagmalamak isterler. lakin padisahin bunlara izin vermemesi üzerine sehir yagmalanmaktan kurtulmus olur.

Cem Sultan`in Kahire`de bulundugu siralarda, Karamanoglu Kasim Bey bos durmuyor, Ankara (Engürü) Beyi Trabzonlu Mehmed Bey ile birlikte sehzâdeyi Anadolu`da yeni bir maceraya sürüklemek üzere tesvik ediyorlardi. Hatta rivayete göre Karamanoglu, Larende (Karaman)`de bulunan Gedik Ahmed Pasa`nin agzindan mektup yazmak şekli ile Cem`i ikna etmeye çalisiyordu. Misir`da bos durmak (âtil) şekli ile yasamayi nefsine yediremeyen ve böyle bir hayata tahammül edemeyen Cem, Anadolu`daki taraftarlarinin yardimi ile saltanati ele geçirmeye muvaffak olacagi zannina kapilmisti. Bu sebeple vatanina dönmek için Sultan Kayitbay`dan müsaade istedigi süre Misir hükümdari, devletin ileri gelenlerini toplayarak Cem`in de hazir bulundugu bir meclis akdeder. Uzun münakasalar esnasinda, sehzâdenin Anadolu`ya gönderilmesini dogru bulmayan Emîr özbek ile Cem arasinda sert tartismalar olur. Meclis dagildiktan sonra Sultan Kayitbay, sehzâdeye vatanina dönme müsaadesi verir. Cem, ailesini Misir`da birakarak 27 Mart l482 Sali günü Kahire`den hareketle, 6 Mayis günü Haleb`e girer. Bu sehirde, yaninda züemadan ve subasilarindan meydana gelen bir topluluk ile Gedik Ahmed Pasa`dan kaçan Ankara Beyi, Trabzon`lu Mehmed Bey, sehzâdenin yanina gelir. Bunlar, Anadolu hakkinda Cem Sultan`a bilgi verirler. Cem Sultan, Adana`da Karamanoglu Kasim Bey ile bulusarak, ikisi arasinda muvafakat hasil olunca, Karaman ülkesinin Kasim Bey`e birakilacagi ve onun da ömrü epey bir Cem Sultan`a itaat üzre bulunacagi esasina göre bir anlasma yapilmisti.

Sultan Bâyezid, Cem`in Anadolu`ya geçmesini, ötedenberi süphelendigi Gedik Ahmed Pasa`ya atf ederek onu yanina çagirmis, kendisi de Bursa taraflarina geçerek hazirliklara baslamisti. Yapilan mücadeleler sonucunda birlikleri dagilmis olan Sultan Cem, daglara siginmak durumunda kalmisti. Bu arada Sultan Bâyezid ile Cem arasinda barisi saglamak ve Cem`i bu davadan vazgeçirmek için haberciler gönderilmisse de bir sonuç alinamamisti. Bâyezid, Cem`e ailesi ile beraber Kudüs`te oturmasini ve senelik vâridatini (l milyon akça) almakta devam etmesini buna karsilik taht ve tacdan feragatini yeminle teyid ve ilan etmesini teklif etmisti. Feridun Bey`in Münseâti`nda bu konu hakkında söyle denilmektedir: ” Sen ki, akrabalarin en yakinisin. Seni baska kapilara muhtaç edip onlardan yardim istemen padisahlik mürüvvetine yakismaz. Sayet huzur ve tahttan feragati seçersen, sana nakden l0 kerre yüzbin bin ( l milyon) akça salyâne tayin ettim. Ber vech-i takaud mutasarrif olup iki nimetin sükrünü eda edesin”. Bu teklife karsilik “Kadimî resmdir, sehzâdeler davay-i taht eyler”diyen Cem Sultan, Bâyezid`in bu arzusunu reddeder. nedeni ise onlar için kader, ya saltanata geçmek ya da ölmekti. Cem Sultan bu anlayisini agabeyine su siirle bildirmisti:

“Sen, bister-i gülde yatasun sevk ile handân

Ben, kül dösenem külhan-i mihnette neden ne?” diyen Cem, “mülk-i mevrustan hisse talebinde musirr” şekilde Anadolu`da kendisine istiklâl ve bagimsizlik üzere hakim olacagi bir yer ayrilmasini arzulamak suretiyle, eski iddialarina nazaran daha mütevazi bir saltanata riza gösteriyordu. Küçük te olsa bir saltanat hissesi koparamayan ve tüm muvaffakiyetsizliklerine ragmen, hala bir köseye çekilmeyi nefsine yediremeyen Cem, güneye çekilmek istediyse de Karamanoglu Kasim Bey, Yildirim Bâyezid`in oglunu örnek göstererek Rumeli`ye geçerse orada muvaffak olabilecegini söyler. Cem, Rodos sövalyelerinin kendisine yardim edebileceklerini düsünerek, evvela reisleri Pierre d`Aubusson (Grand Maître)`a bir elçi gönderir. Bundan bir cevap alamayinca Frenk Süleyman ile Dogan`i gönderdikten sonra kendisi de Kasim Bey`in delâleti ile sahile Korycos (Kerküs) limanina iner. Bir müddet sonra Cem, 30 kadar adami ile Kerküs limanindan bir gemiye binerek (l5 Temmuz l482), Anamur`a gider. Bu sirada sövalyeler de, onun Rodos`a serbestçe girip çikmak üzere, istedigi ruhsatn‹meyi hazirlamis ve Don Alvaro de Zuniga komutasinda 3 gemiden meydana gelen bir filoyu, Anadolu sahiline göndermislerdi. Cem, Süleyman Bey`in Rodos`a iltica etmemesi tavsiyesine karsilik, Frenklerin “ahidlerinde müstakim” (sözlerinde dogru, ahidlerine bagli) olduklarini söyleyerek l8 Temmuz`da bir Rodos gemisine biner. Fâtih`in oglunun Rodos`a gelisi esnasinda aşırı parlak bir tören yapilir. Geçecegi yöntemler çiçekler ve bayraklarla donatilir. Gemiden gelecek ile inmesi için tertibat alinir. O, sokaklara dökülen halkin arasindan, d`Aubusson ile yan yana at üstünde geçerek satoya girer. Cem Sultan, gördügü tüm bu hürmet ve saygiya ragmen, artik St. Jean sövalyelerinin menfaatine alet olarak kullanilacak kiymetli bir esirdi. D`Aubusson, verdigi ruhsatnâmeye ciddiyet vermiyor ve Cem`i ele geçirdigini Papa Sixte ıV ile Avrupa hükümdarlarina bildiriyordu. Papa, açiktan açiga memnuniyetini duyuru ederken, Macar Krali Corvin Matyas, d`Aubbusson`a her türlü yardim vaadinde bulunarak tüm Hiristiyan devltelerinin Osmanlilar aleyhine bir sefer açmasini istiyordu. Zaten Sövalyelerin reisi de papaya yazdigi mektupta, Cem`den istifade edilerek Hiristiyan devletlerinin tamaninin birlikte ıslâmiyet aleyhine harekete geçirilebilecegini ve Türklerin Avrupa`dan atilma zamaninin geldigini belirtiyordu. Cem Sultan, d`Aubusson ile konusmasinda, Osmanli saltanatinin varisi sifati ile yardim istemis ve onlardan alinan adalar ile diger topraklari iade edecegi vâdinde bulunmustu.

Cem`in nerede ve hangi memlekette muhafaza edilecegi hususunda tereddüde düsen sövalyeler, kendi aralarinda uzun müzakerelerden sonra nihayet onu, Fransa`ya nakl etmeye karar verirler. Bu gelismeler karsisinda sehzâde, ugradigi felaketin vehametini anlamis bir kimse olarak, Bâyezid`e yazdigi mektupta kendisinin küffâr elinde tutsak oldugunu, bunun da ( ) diyen bir Müslüman için çok aşırı büyük bir haksizlik oldugunu, binaenaleyh kendisini “küffar elinde” birakmamasini rica etmisti.

Gerçi Cem, Fransa Krali Xı. Louis ve kendisine taraftar oldugu adlandırılan Macar Krali Matyas Corvin`in yardimlarini temin etmek şekli ile Rumeli`ye geçecegini ümid ediyordu. Maiyetinde 50 kisi oldugu halde Fransa`ya dogru yola çikarilan Cem Sultan, önce ıstanköy`e, oradan da Siracuza (Sicilya)`ya ve sonunda Mesina`ya ugrayarak yoluna devam eder. O, l6 Ekimde Fransa`nin güney sahilindeki Villefrache`a varir. lakin bu sehirde veba hastaliginin bulunmasindan dolayi Savoie Dükaligina ait Nice`e götürülerek burada uzun müddet alikonur.

Bâyezid, Cem`in, Rodos`a gitmesinden son derece endiselendiginden, Gedik Ahmed Pasa`yi sövalyelerle anlasmak üzere oraya gönderir. Pierre d`Aubbusson, Gedik Ahmed Pasa`nin ilgiyi ve Papa`nin müsaadesiyle Bâyezid`e iki elçi göndererek onunla bir anlasma yapmisti. Anlasma geregince Bâyezid, sövalyelere Cem`i muhafaza etmeleri sartiyla her sene Agustos basinda 45.000 düka vermeyi kabul ediyordu. ayrıca Bâyezid, Venedik`e de başvuru etmis, Cem sövalyelerden alinarak muhafaza edildigi takdirde onlara Mora`yi verecegini vaad etmisti. fakat tecrübeli ve ihtiatkâr Venedik siyaseti, olaylarin gelismesini beklemeyi menfaatine daha müsait bulmustu.

Sultan Bâyezid, yurt dahilinde de Cem taraftarligini ortadan kaldirmaya azm etmisti. Kardesine olan sevgi ve bagliligini bildigi Gedik Ahmet Pasa`yi politika (öldürme) ettikten sonra, ıskender Pasa`ya gönderdigi mahrem emirde, Cem`in oglu olan Oguz Han`i öldürmesini emretmisti..

Osmanli Devleti`ne karsi bir tehdid vâsitasi şekilde kullanilan Cem Sultan, neredeyse tüm Avrupa devletlerinin ele geçirmek istedikleri bir rehine idi. Papa ınnocent Vııı, Napoli Krali Ferrand, Macar Krali Corvin Matyas onu d`Aubusson`dan isterlerken, sövalyelerin reisi Bâyezid`den aldigi paradan baska, Cem`in agzindan sahte mektuplar yazdirarak, annesinden de para çekmenin şeklini bulmus ve Rodos`un emniyeti bakimindan sehzâdeyi elde tutmayi faydali ve vazgeçilmez bir firsat olarak görmüstü. Sayet Bâyezid, Rodos`a karsi tesebbüse geçecek olursa, basta Papa olmak üzere diger Hiristiyan devletlere başvuru edecek, Cem`i bahane ederek onlari, Osmanlilarin aleyhine tesvik edip hucum etmelerini öneri edecekti. Bu arada Bâyezid, Cem`in, Misir`daki annesi ve zevcesi ile mektuplasmasindan süphelenerek, Kayitbay`dan, Cem`in ailesini ister. lakin red cevabini alir. Bunun üzerine, esasen çesitli sebeplerden dolayi ihtilaf şeklinde bulundugu Misir Devleti`ne savas açar.

Bu arada Venedik, bir taraftan Papa`ya Cem`i sövalyelerden almasini tavsiye ederken, bir taraftan da, Avrupa`da meydana gelen hadiseleri günü gününe Bâyezid`e bildiriyordu. Bir müddet sonra bizzat Vııı. Charles de bu meseleye karistigindan, Paris büyük bir siyasî faaliyete sahne olur. Bu diplomatik pazarliklar esnasinda, Macar elçisinin Cem`i elde etmek üzere tesebbüse geçtigi bir sirada, Venedik elçisi bu tesebbüsü sonuçsuz birakmak maksadiyle Floransa`yi da ise karistirir. Cem`e gelince o, muhafizlarini aldatmak için her çareye bas vuruyordu. Nitekim, Sofu Hüseyin Bey`e Frenk kiyafeti giydirmek (kâfir kisvetine koyup) suretiyle onu Anne de Beaujeu`nun aleyhtari olmasindan dolayi satosu muhaliflerin toplanma yerine dönen Duc de Bourbon`un nezdine gönderdigi benzeri, Bourg – Neuf satosunda kalan Celal Bey`in dönüsünde de onunla beraber firar hazirligina baslar. ancak sövalyeler bunu sezerek, Cem`i adi geçen satoda tekrar insa etmis olduklari Tour de Zizim (Cem Kulesi) denilen, yedi katli bir kuleye nakl ederler.Bu arada, bizzat Cem`in adamlarindan Ayas, Celal, Sinan ve Sofu Sadi Bey`lerin, sabah gezintisi esnasinda muhafizlarini öldürüp, onu kaçirmak tesebbüsleri de basarisizlikla sonuçlanir. Bunun üzerine Cem, siki bir sekilde göz hapsine alinir.

tüm bu gelismelerden sonra Papa`nin, Cem`i Macarlara birakmasindan endise eden Vııı. Charles, verilen talimat üzerine, Cem`in ıtalya`ya gitmesine razi olur. Sövalyeler de bunu kabul ettiklerinden bu hususta 5 Ekim l488`de bir anlasma yapilir. Bu anlasma geregince ll Ekim l488`de Bourg – Neuf`ten devinim edip Toulon`a varan Cem, Bâyezid`in, Fransa Krali nezdine gönderdigi elçinin vaadleri üzerine durdurulmak istenir. Zira tam selahiyetle Fransa`ya gelen Osmanli elçisi, Cem Fransa`da kaldigi takdirde, Kamame Kilisesinin Hiristiyanlara birakilacagini, ayrica mukaddes esyalarin krala gönderilecegini bildirmisti. Kralin durdurma emrine ragmen, acele ile Toulon`dan gemiye bindirilen Cem, adeta Fransa`dan kaçirilir. Bu suretle l3 Mart`ta sahili takib ederek öncelikle Ostinya`ya, Tiber nehri yolu ile de Roma`ya ulasan Cem, Vatikan`da kendisine tahsis edilen yere gelir. l4 Mart`ta Vııı. ınnocent tarafindan resmen kabul edilir. Papa ile görüsmelerinde Avrupa`ya hangi maksatla geldigini anlatarak artik Misir`a gidip ailesine kavusmaktan baska bir düsünce ve arzusunun kalmadigini açiklar. Bu konu hakkında onun yardim ve araciligini ister. ancak, Cem`in teessürüne istirak edip onunla birlikte göz yasi döken Papa, gerçekte onu alet ederek, Osmanli üzerine bir Haçli seferi açmak emelinde oldugundan, kendisine Macaristan`a gitme tavsiyesinde bulunur. Onun bu teklifine karsi Cem, böyle bir hareketin bütün ıslâmetreâleminde büyük bir nefretle karsilasacagini belirterek yanıt vermis olur.

Görüldügü benzeri, sehzâdenin bir bakima esâret hayati diyebilecegimiz Bati`daki serüveni, gerçek bir felâketzedenin hayatidir. Vatandan uzak kalmis ve onun hasretiyle yanip tutusan Cem, çektigi elemleri siirlerinde dile getirir. Bulundugu çevrede, sahsiyeti hakkında şekilde büyük çıkar temini ve siyasî spekülasyonlar icra ediliyordu. Böyle kiymetli bir esire sahip olmakla politik kozlar elde edilecegine inaniliyordu. Sehzâdeye sahip olmak için hükümdarlar birbirleri ile yarisiyor ve bunun için çesitli tesebbüslerde bulunuyorlardi. Bahtsiz sehzâde, Rodos Sövalyelerinin dolandiricilik aleti biçimine gelmis bulunuyordu. Nihayet, yedi yıl kadar devam edecek bir esâret döneminden sonra Papalik makaminin sikistirmasi sonucunda, sövalyeler tarafindan Katolik dünyasinin reisine satilir. Daha öncelikle de görüldügü gibi bu müddet zarfinda kuleden kuleye ve kaleden kaleye nakl edilerek, sehir sehir dolastirildi. Buralarda “devlet bana uçurum olmadi ah” misralari ile elem ve izdirabini dile getirdigi bu gibi, hac farizasini ifa edip dinî vecibelerini yerine getirdigi için de

“Olsan sehinsah-i Rum, olmazdi hac nasibin

Bin sükür oldu rûzi bu devlet-i muazzam”

misralariyla da kendini teselli ediyordu. Cenab u Allah`a ve Resûlüne olan iman ve muhabbeti o kadar büyük idi ki:

“Ka`betullah`a varup bir kez tavaf eyledigin

Bin Karaman,bin Acem, bin yurt-i Osman`dur”

misralari ile de bunu dile getiriyordu. Böylece o, ıslâmetrea olan bagliligi ile kendisini teselli ediyordu.

ıslâmt.a olan bagliligi ile taninan Sultan Cem, Papaya satilip ıtalya`ya getirildikten sonra Vatikan`a yerlestirilir. Tesrifat memurunun bütün israrlarina ragmen Papanin huzurunda diz çöküp ondan bagislama dilememisti. Hatta o: “Onlar, Papa`dan magfiret umarlarmis, ben magfireti Allah u Taâla`dan umarim. Bu hususta Papa`ya ihtiyacim bulunmaz. ölümüme razi olurum, dinime ziyan olacak is islemezem” diyerek basindaki Osmanli sarigini da çikarmadan Papa ile konusur. ıçinde bulundugu durumu, vakarli bir sekilde Papa`ya anlatarak Misir`da bulunan ailesinin yanina gitmek istedigini ve bu konu ile ilgili kendisine yardimci olmasini istemisti. Papa ise, tahti ele geçirebilmesi için, Rumeli sinirinda bulunmasi gerektigini, Macar Krali`nin kendisini orada bekledigini ve Hiristiyan fakirlere sadaka vermesinden dolayi da Hiristiyanliga olan sevgisini anladigini, sayet Hiristiyan olursa, büyük bir Haçli ordusu toplayarak emrine verebilecegini söylemisti. Cem Sultan böyle bir teklif karsisinda hüngür hüngür aglayarak ” öyle günlere kaldik ki bizi dine çağrı ediyorsunuz. Ben sizden Misir alternatifini istedim, siz bana bâtil yol m. gösterirsiz. ıtikadimca Muhammed dini hak iken siz hiç dininizden dönüp Muhammed dinine girebilirmisiz? Herkese kendi dininden baskasi bâtildidir.” diye bu teklifi siddetle reddederek” Ben dinimi, kardinallik ve papalik degil, Osmanli Sultanligi degil, bütün bir dünya padisahligina degismem. Böyle sözler bize ezadir” cevabini vermisti. Bundan sonra o, sözlerine söyle devam eder: ” Eger bu sû-i zan, bizim Nasara (Hiristiyan) fukarasina merhametimizden vaki olduysa, bizim dinimizde sadakat-i fukara vardir. Gerek Müslüman, gerek kâfir olsun” der. bütün bu sözler, talihsiz Cem Sultan`in ıslâmetrea ne kadar bagli oldugunu göstermektedir.

Cem, 3 sene kadar Papa`nin yaninda kaldi.Bu arada Fransa Krali Vııı. Charles, l494 senesi Eylül ayinda büyük bir ordu ile ıtalya`ya yürüyüp Napoli Kralligi`ni elde etme ve yanina Cem Sultan`i aldiktan sonra Kudüs`e dogru bir Haçli seferi yapma arzusunda idi. Cem`in, kralin eline geçegini anlayan Papa, tesiri zamanla görülecek sekilde onu zehirledikten sonra Napoli`ye gönderir. Sehzâde, kendisinin bütün varligi ile inandigi ıslâmiyet aleyhinde kullanildigi ihtimali ile titreyerek böyle bir durumda ıslâmt.ve Müslümanlara ziyan vermemek için Allah`in, onu “Dergah-i izzetine almasi için” dua ediyordu. Etrafindaki adamlarina da son vasiyetini yaparak “Benim mevtim haberini intisar ediniz (yayiniz) ki, kâfirlerin Müslümanlar üzerindeki oyunlari dursun. Bundan sonra karindasim Hüdâvendigâr Sultan Bâyezid Hazretlerine varasiz. Diyesiz ki beni reddetmesin. Ne vechle olursa olsun benim tabutumu kâfir memleketinde komasin. ıslâmt.memleketine çikarsin ve cemi-i borçlarimi verme eylesin. Ve benim anami ve kizimi vesair taallukatimi ve üstümde hizmette sabikasi olan (bana hizmeti geçen) hüddamimi unutmayip hallü haline göre riayet eylesin” dedi. Nihayet l3 senelik aci ve elemlerle dolu bir esâret hayatindan sonra 36 yasinda iken 25 Subat l495 (25 Cemaziyelevvel 900) çarsamba günü sabaha karsi vefat eder.

Sultan Bâyezid, Cem`in vefatini duyunca bütün memlekette 3 gün matem ilan ettirdigi gibi onun irâdesiyle de bütün câmilerde giyabî cenaze namazi kildirilmisti. Cem Sultan`in cenazesi, daha sonra Sultan Bâyezid tarafindan memlekete getirtilerek, Bursa`da, Fâtih Sultan Mehmed`in oglu ve Cem`in agabeyi olan Sultan Mustafa`nin türbesine defnedilir. Sultan Bâyezid, kardesi için yüzbin akça sadaka dagitmis, onun anne ve kizlarina her türlü riayeti göstermisti. Bâyezid, onun hizmetinde bulunanlari da takdir ve iltifatlarla karsilayarak onlari çesitli memuriyetlere tayin eder. Böylece o, an`ane geregince hareket ediyor ve kardesi ile aralarindaki çekismenin, memleket adina siyasî sebeplerle oldugunu anlatmaya çalisiyordu.

Türkçe ve Farsça siirleri bulunan Sultan Cem, iyi yetismisti. Saltanat hirsi yüzünden hem kendisini felakete sürüklemis, hem de sövalyeler ile Papa`nin elinde Osmanli Devleti aleyhine bir alet olarak kullanilmisti. O, uzun süre, gerek devletine, gerekse hânedanina karsi, Hiristiyanlarin elinde bir alet oldugunun farkina varamamisti.

BÂYEZıD DöNEMıNıN BAZı öZELLıKLERı

Cem Sultan olayi ve bu hadise yüzünden Avrupa`da ıstanbul`u geri alma yolunda dogan umutlar, Bâyezid`i aşırı dikkatli ve barisçi bir politika takip etmeye zorladi. Her ne kadar bazi müelliflerce Bâyezid`in bu tutumu, Cem Sultan korkusuna haml edilirse de, aslında is sırf bir taht kavgasi degil, bir devlet meselesiydi. Nitekim, devletin durgun ve hareketsiz bir çagi olarak nitelendirilen Bâyezid zamanının siyasî ve askerî olaylarina baktigimiz zaman, (özelikle Cem Sultan`in vefatindan sonra ) insani sasirtacak bir faaliyetin ortaya çiktigi görülmekte. Zira Bâyezid, gerektigi süre faal bir rol alarak savastan da çekinmiyordu. Böylece Osmanli topraklarina yeni yerler katmak şekli ile fetihlerde dahi bulunmustu.

dönemin olaylarina baktigimiz zaman bu olaylarin sebep olduklari degisik karekterdeki çizgilerle karsilasiriz. Nitekim Batida Fransa Krali Vııı. Charles`in, Cem Sultan`i bir koz bu gibi kullanarak Osmanli Devleti`ni parçalayip dagitmak, bu suretle de Bizans`i yine kurdurup ihya etme hülyasi ile Kudüs`ü Müslümanlarin elinden alma emeline dayanan gayreti; Doguda ise, ıran Sahi`nin Sîîligi bir ileri karakol şekilde vazifelendirip Osmanli ülkesini istila tasavvuru; Güneyde Memlûk Devleti ile Dülkadirogullarinin Osmanlilar aleyhindeki müsterek faaliyetleri; ıçte ise Sah -Kulu isyani bunun gibi genis ölçüde yari siyasî, yari ictimaî hurûc olarak göze çarpar.

bütün bu hareketlerin seyir ve neticesi üstünde duruldugu süre, Bâyezid devrine olumsuz bir not verilemez. Zira bu devirde Osmanli cografyasi Draç, Hersek, Karadag, Kili, Akkirman, ınebahti, Mora, Modon bunun gibi sehir ve kaleleri kazanmis, Macarlara karsi Belgrad seferi açilmis, Osmanli Türk akincilari, Transilvanya, Karinyola, Karintiya ve Polonya`ya akinlarda bulunmuslardir. Bu arada Midilli`ye hücum eden kuvvetli bir Fransiz donanmasinin hücumu püskürtülerek, Venedik ve Fransiz sövalyeleri bozguna ugratilmislardir. Burak Reis`in sehâdetiyle sonuçlanan Osmanli Venedik deniz muharebesi, Endülüs`te son Müslüman Devleti olan Girnata Sultanligi`nin Bâyezid`e müracaati ve Kemal Reis`in komutasinda giden Osmanli donanmasinin ıspanya sahillerinden Müslümanlari alip Afrika kitasina geçirmesi de Türk denizcilik tarihinde parlak bir sayfa açmisti.

Kaynaklarin verdigi bilgiye göre, Osmanli Rus münasebetlerinin baslangiç tarihsel de ıkinci Bâyezid dönemine rastlamaktadir. Devletin nüfuz ve itibari öyle bir mertebeye ulasmistir ki, Kirim Hani Mengli Giray`in tavassutu ile Moskova Prensligi`nin gönderdigi elçi, protokoldan anlmayan, yol yordam bilmez bir adam oldugu için geri gönderilmis, bir müddet sonra gelen ikinci elçi ise, Rus tacirlerine ticaret müsaadesi almisti. Hammer ( ıV, 34 ) `de bu konuya münasebet edilir. Ona göre Kirim Hani Mengli Giray araciligi ile yapilan görüsmelerden sonra çar ııı. ıvan, 3l Agustos l492`de Bâyezid`e bir mektup yazarak Azak ve Kefe pasalarinin, Rus tüccarlarina zorluk çikarmalarindan yakinmistir. Ticaret serbestilgi saglamak amaciyla l495`te bir Rus elçisi daha ıstanbul`a gelmis, bunu da l499`da yeni bir elçilik heyeti takip etmisti.

SAH – KULU ıSYANı

Sultan ıkinci Bâyezid devrinin önemli ve devleti sarsan olaylarindan biri de Teke Sancagi`nda patlak verip Kütahya`ya kadar yayilan Sah- Kulu vak`asidir. Bu hadise, siyasî oldugu kadar, iç inzibat ve asayisi ilgilendiren tipik bir eskiyalik hareketidir. Sâmiha Ayverdi, bu ve aynı sakavet (eskiyalik) örneklerini degerlendirdigi ifadesinde güzel ve yerinde noktalara parmak basarak söyle der:

“Selçuklular devrinin Babaî isyani, çelebi Mehmed çağının Seyh Bedreddin isyani, nihayet Sah Kulu vak`asi, hatta daha ilerde patlayacak olan Celalî hareketleri, Sia menseli muayyen bir mikrobun, huruc için ictimaî aksakliklardan faydalanma zemini bulmasi kadar, diger bir yüzüyle de âdi sekavet hareketi şekilde görülebilir.

Babaî isyanlari, Selçuklularin ictimaî bunalım ve siyasî tazyikler ortasinda kalan halkin, bir ölüm kalim kaygisina düstügü devirlere rastlamis, Seyh Bedreddin`in hurucu da gene mes`um Timur macerasinin, devlet ve cemiyet mekanizmasini alt üst ettigi devrin mahsûlü olmustu.

Dikkat edilecek olursa, bu bas kaldirma vak`alari, Sünnîler arasinda degil, her zaman Siî – Bâtinî topluluklar arasında inkisaf zemini bulmustur. Bu Sia menseli ve görünüste bir mezhep ve akide mücadelesi damgasini tasiyan hurûclarin asil gayesi, komsu ıran`dan gelen siyasî tertiplerle, topluluklarin arasina ayirici ve yikici bozgunlar sokmakti. Dikkat edilecek olursa bir Mehdîlik motifi etrafinda hareketlenen bu isyanlar, hemen renk degistirerek, bir iktidar davasina çevrilmis, tenkil kuvvetlerine galebe çalan bu sakilerden bir kisminin, namlarina hutbe okuttuklari, dirlik ve mesned dagittiklari dahi görülmüstür.”

Anadolu`da meydana gelen düzensizlik, Sah ısmail taraftarlarinin serbestçe teskilât kurmalarina ve propaganda yapmalarina imkân vermisti. Sah – Kulu ( Osmanli tabiri ile Seytan-Kulu), adi ile anilan Kizilbas Seyhi, Hasan Halife`nin ogludur. Babasi desturunu , Sah ısmail`in babasi Seyh Haydar`dan almisti. Uzun yillar hizmetinde bulunmus, daha sonra Antalya civarinda Yalinlu köy yakininda bir magaraya yerleserek saklı ve sirlarla dolu bir hayat yasamaya baslamisti.

“Hasan Halife ölünce, onun postuna oglu Sah – Kulu geçti. Toroslar bölgesi, öteden beri ıran ve Horasan`dan gelen göçmenlerin yasadigi dikkat çekici basli yerlerdendi. Bu göçmenler, yasayislarina uygun tarikatlara mensubtular. Aralarinda Alevî, Tahtaci ve Kizilbaslar çoktu. Hasan Halife ve oglu Sah – Kulu, bunlari kisa zamanda saflari arasina aldilar. Hükümetten memnun olmayan köylüler, asiretler ve çiftlikleri ellerinden alinan timar erleri ile sipailer, Sah – Kulu ve babasindan destur alarak Kizilbas`ligin en sadik bendesi oldular. bilhassa Sehzâde Korkud`un Misir`a gidisinden faydalanan Sah – Kulu, faaliyetlerini artirdi.

Taraftarlari, Sah – Kulu`nun, Allah, Peygamber ve Mehdi oldugunu iddia ediyorlar, memleketin, düstügü felaketten fakat onun yardımı ile kurtulacagini ileri sürüyorlardi. Sah – Kulu, zaman süre Kapulu Kaya`da Döseme Derbendi`nde toplanti ve âyinler yapiyor, Anadolu`yu ıran`la birlestirmek için tüm gayretini sarfediyordu. garip hayati ve labirente benzeyen meskeni, onu, kamu arasinda tanrilastirmis idi. Sah – Kulu isyani, sanildigi kadar basit ve gelisigüzel tertiplenmis bir hareket degildir. Sah – Kulu, isyanindan önce ve sonra, devlet dahilindeki tüm taraftarlarina mektuplar yazmis ve casuslar göndermisti. Bu mektuplarda, hazirlanmalarini emretmisti. Bu suretle Sah – Kulu hareketi planli tertiplenmis, Anadolu`yu Kizilbas yapmak için esasli surette hazirlanmistir.

Siî – Bâtinî karekterli bir devinim olan Sah ısmail`in faaliyetleri, Osmanli Devleti için büyük bir tehlikeye isaret ediyordu. Devletin varligina kast eden Sah ısmail`in faaliyetleri, daha önceki iki faaliyetle aynı özellikleri tasimasindan dolayi Uzunçarsili tarafindan su ifadelerle degerlendirilir: ” Osmanli Devleti`nin Anadolu`da genislemesi, kendisini çeşitli tarihlerde üç büyük tehlike ile karsilastirmisti: l.Timur, 2. Uzun Hasan ve 3. Sah ısmail. belli bir mezhebin inanç sistemi (akidesi) üzerine kurulan Safevî Devleti`nin kurucusu Sah ısmail tehlikesi, sinsi bir sekilde ülkeye sokularak gelmekte idi. Gerçekten Sah ısmail, ıran, Azerbaycan ve uzak`i aldiktan sonra bir hayli cüretlenmis görünmektedir. Bu dönemde Osmanli ülkesinde ona bagli epey taraftari vardi. Sah ısmail, meydana getirdigi askerlerine kirmizi çuhadan taclar giydirdiginden dolayi taraftarlarina “Surhser” yani “Kizilbas” denilmis ve bu isim genellik kazanmistir. Sah ısmail, Anadolu`daki Alevîleri iyiden iyiye kendine baglamak için buraya (Anadolu`ya) kendi adamlarini gönderip propaganda yaptiriyor ve el altindan Osmanlilar aleyhine genis bir başkaldırı hazirliyordu. Bu gizli etkinlik, Anadolu`da Osmanli idaresindeki Kizilbaslari, alttan alta ayaklanmaya hazirliyordu. Bunun için Anadolu`ya, halife adı verilen bir takim alevîler gönderiliyordu. Bâyezid`in, Arnavutluk Seferi`nden dönüsü esnasinda ısik adinda bir Kizilbasin, kendisine suikast yapmak üzere iken öldürülmesi, Sah ısmail taraftarligi faaliyetinin ne kadar genisledigini gösterir. Bâyezid, bunlarin Anadolu`daki faaliyetlerine son vermek için, ıran`a gitmelerine müsaade etmedigi benzeri yakaladiklarini da Rumeli`ye sürmüstü. Sah ısmail`in, ülkedeki tahriklerini ve takip ettigi siyaset ile maksadini iyi anlayan Trabzon Valisi Sehzâde Selim, ona ilk silleyi vurmustu. Anadolu`dan, kendisi ile görüsmek için gelen ziyaretçilerin men edilmesi, Sah ısmail`i hem taraftarlari ile görüsmekten, hem de “nezir” denilen ciddi bir gelir kaynagindan mahrum etmisti. Sah ısmail, bu yasagin kaldirilmasi için Osmanli hükümdari nezdinde tesebbüste bulunduysa da bu umudu kabul edilmedi.

Hem yerli hem de yabanci kaynaklara dayanarak Tekeogullari ve Sah-Kulu baba Tekeli ısyani haklarinda makaleler yazan Sehabeddin Tekindag, bu konu için daha detayli bilgi vermektedir. Onun, bu makalelerinde Osmanli Devleti`ne karsi olan isyani açiklayan ve ortaya koyan bölümlerini kisaca vermek istiyoruz. Böylece, Sultan Bâyezid zamanının, görünüste dinî karekterli olan bu isyani hakkinda bilgi saibi olmaya çalisacagiz.

“Sah ısmail`in, Akkoyunlulari bertaraf edip Safevî Devleti`nin temellerini atmasindan sonra, daha önce oldugu gibi bu sefer de 10 iki ımam`a mütemayil taraftarlar, kisim kisim ıran`a göç etmekle yeni kurulan Siî Devletin kudretini artirmaya baslamislardi. bilhassa 10 iki dilimli kizil taç veya külah (= Tâc-i Hayderî ) in kabulünden sonra Kirsehir, Tokat, Amasya, Yozgat ve çorum çevresinde Safevî (Siî)lere taraftar olanlar, Hataî mahlasiyla siirler yazan Sah ısmail`e büyük bir baglilik göstererek onu bir kurtarici olarak kabul etmislerdir. Nitekim Egriboz`lu Yeminî benzeri sairler, Safevîleri müdafaa ettikleri benzeri, Sah ısmail, sonra da Sah Tahmasb ile siki münasebetleri bilinen Hoy`lu Pir Sultan Abdal, Osmanli Türklerine karsi mezhebinin zaferini ve sahinin galebesini temenni eden nefesler kaleme almistir. Bu nefeslerde Sünnîlere karsi büyük bir kin göze çarpmaktadir:

Lânet olsun sana Ey Yezid Pelid

Kizilbas mi dersin söyle bakalim

Biz ol asiklariz ezel gününden

Rafizî mi dersin söyle bakalim.

Ey Yezid, geçersen Sahin eline

Zülfikarin çalar senin beline

Edeple girdik biz kirklar yoluna

Kizilbas mi dersin söyle bakalim.

Yuf etti erenler e münkir size

ıftira ettiniz sizler de bize

Muhammed sizleri tas ile eze

Rafizî mi dersin söyle bakalim

Pir Sultan`im eder lânet Yezid`e

Müfteri yalanci Yezidler sizi

ıste Er meydani çik meydan yüze

Rafizî mi dersin söyle bakalim.

Sah ısmail`e gösterilen bu baglilik, Osmanli Devleti tarafindan daima dikkatle takip edilmis ve ıran`dan gelen Kizilbaslar ile onlara yardim eden Anadolu`daki taraftarlari cezalandirilmistir.

Bu arada Sah ısmail, bazi diplomatik tesebbüslerle taraftarlarinin takipten kurtulup basitçe ıran`a gelmelerini saglamak istemis ve bu maksatla ıı. Bâyezid`e müracaat etmisti. ıste bu Teke -eli (sonradan: Tekeli) sipahîleri, l500 de, Bâyezid ıı. devrinde Sah ısmail`in müridleri şekilde Erdebil`i ziyarete gitmislerdir ki, bunlarin gidip dönmediklerini, bu sebepten dolayı sipahî sinifinin günden güne azalmakta oldugunu gören Bâyezid, bir önlem olmak üzere ıran`a gideceklere arka dönmek sartiyle izin verilebilecegini açiklamis veartık Sûfî (Sah ısmail) nâmina kimsenin hududdan geçirilmemesi için siddetli emirler vermistir.

yine bu Tekeli sipahîleri, l5l0`da bazi kötü niyetli kimseler yüzünden timarlarinin (dirlik) ellerinden alinip, layik olmayanlara devredilmesi nedeniyle eski imtiyazlarini kaybetmeleri yüzünden, devlete isyan ile Sah ısmail`e meyl etmislerdir. Bu nedenden dolayı, Sah ısmail`in halifesi Karabiyik oglu Sah -Kulu Baba Tekeli (Osmanli tarihlerinde Seytan-Kulu) ile birlesmisler ve çikan isyanin büyük bir sür`atle genisleyip bütün Anadolu`yu tehdid etmesinde de önemli bir rol oynamislardir. Sah – Kulu Baba Tekeli, ıı. Bâyezid`in yasliligi, yumusakligi ve sehzâdeler arasindaki anlasmazliklari firsat bilerek artik harekete geçme zamaninin geldigine karar verir. Bu sebeple o, devletin her tarafina dagalmis olan taraftarlarini çogaltmak için babasinin ölümünden sonra memleketin hâli (bos ) olup firsatin kendisinde oldugunu ileri sürerek özellikle maiyetindeki sipahilerden çakir-oglanlari, Kizil-oglu, Göle-oglu, Dede-Alisi ve Hizir, Kapulu-Kaya`daki Döseme Derbendi`nde devlet aleyhine gizli toplantilar tertip etmis ve müridlerinden Safer`i Siroz`a, ımam oglu`nu Selanik`e, Taceddin`i Zagra yenicesi`ne ve Pir Ahmed`i Filibe`ye göndermek şekli ile genis bir propaganda faaliyetine girisir. Bu arada, Sah-Kulu`nun Döseme Derbendi`nde yaptigi ayinleri ve giristigi propaganda faaliyetlerini dikkatle takip eden Antalya Kadisi, sehrin Subasisi`ni göndererek, bu toplantilari bastirdi ise de Sah Kulu kaçip kurtulmayi basarir. Onun bu kurtulusu, müridleri tarafindan baska bir propaganda vasitasi yapilarak bir mt.�nada ilahlastirilmasina sebep olmustur. Nitekim, Antalya Kadisi`nin Sehzâde Korkut`a gönderdigi 9l6 Zilhicce (l5l0 Nisan) tarihli belgeden, müridlerinin onun hakkinda: “Allah budur, Peygamber budur, sûr-i hesab bunun önünde olsa gerektir, buna itaat etmeyen imansiz gider”dedikleri anlasilmaktadir. Anadolu`nun maruz kaldigi en büyük tehlike, sehzâdelerin birbirleri ile ugrasmaya basladiklari bir sirada, Antalya`dan Manisa`ya gitmekte olan Sehzâde Korkud çelebi`nin adamlarina saldirip, Antalya`dan üzerine gönderilen kuvvetleri de maglub eden Sah – Kulu Baba Tekeli, Teke-eli`nin sehir,kasaba, karye (köy), dag, yayla ve obalarinda bulunan Siî ve Alevîlige mütemayil tüm Türkmenleri etrafina toplamis, timarlari ellerinden alinmis kizgin sipahîlerin de yardimlari ile Teke-eli`nin kendine tabi olmayan bütün köy ve kentlerini yagma edip halkini da öldürtmüstür. Kaynak ve vesikalardan anlasildigina göre, ıstanoz (Korkuteli) kasabasini tahrib edip, Elmali`nin mescid ve zâviyelerini yikan Sah – Kulu Baba Tekeli, eline geçirdigi Kur`an`lari da atese atip mahvetmistir. Bundan sonra Gölhisar`i alarak her tarafi yakip yikmaga eline geçen canlilari ise insan ve hayvan ayirmaksizin, acimadan öldürtmeye baslamistir. Onun bu vahsice hareketleri, Sehzâde Osman`in Divân`a gönderdigi arîza (rapor)da oldugu gibi, Sehzâde Korkud çelebi tarafindan daha sonra ıstanbul`a sevk edilen Sûfî`nin ikrarlarindan da bütün çiplakligi ile ortaya çikmistir. (TSMA.Nr.5053). Bundan sonra Baba ıshak-i Horasanî benzeri, kendisinin Mehdî oldugunu iddia edip Burdur`a kadar gelen Sah – Kulu Baba Tekeli`nin etrafina 20.000 kisi toplanmistir ki, bunlarin ekserisini, çoluk-çocuk, mal ve hayvanlari ile gelen Tekeli Türkmenleri teskil ediyordu. gene vesikalardan anlasildigina göre, Teke – eli`nde Sah adina bir Türkmen devleti kurmak isteyen Sah – Kulu Baba Tekeli, bundan sonra Keçiborlu, Sandikli, Kiçisiçanlu, Ulusiçanlu`yu geçip Altuntas`i yaktiktan sonra “dagdan bosanmis hanazir-i tir horde bunun gibi deprenüb” Kütahya önüne geldi.Tekeli sipahîlerin tesvikleri ile Kütahya kalesini muhasara ve zaptetmis, Anadolu Beylerbeyi olan Karagöz Pasa`yi kaziga vurdurmakla yetinmemis, demire sarilan etlerini de ocakta pisirmistir. Bundan sonra Kütahya Hisarini zapt eden Sah-Kulu`nun askerleri, sehri atese verirler. Adamlari ile müsavereden sonra Alasehir Ovasi`nda Sehzâde Korkud tarafindan üzerine gönderilen Hasan Aga ile maiyetini maglub eden Sah -Kulu`nun bu basarisi, bütün Anadolu`ya dehset saçmaya yetmisti. Onun, Bursa`ya dogru harekete geçmesi üzerine, Sadrazam Hadim Ali Pasa, Rumeli`den Anadolu`ya geçer. Bunun üzerine Sah – Kulu, Teke-eli`ni Karaman`a baglayan Kizilkaya Bogazi`na çekilmek mecburiyetinde kalir. Bunun üzerine Sadrazam ile Amasya valisi Sehzâde Ahmed, Kizilkaya Bogazi`ni 38 gün muhasara ettilerse de Sah – Kulu Baba Tekeli, önce ıncirli Derbendi`nden, sonra da Döseme Derbendi`nden kayalar arasindan kendine bir yol açarak Beysehir önlerine gelmeye muvaffak olur. Daha sonra Kayseri yolu üzerinden Sivas yakinindaki Gedik Hani mevkiine gelen Sah – Kulu Baba Tekeli üzerine az bir kuvvetle yürüyen Hadim Ali Pasa, Tekeli Türkmenlerinin siddetli mukavemeti ile karsilasmis, girisilen savas sonunda Sah – Kulu ve Hadim Ali Pasa okla vurulmuslardir. Bu savastan sonra sür`atle ıran`a dogru çekilen Tekeli sipahîleri ve Türkmenler, Erzincan`da hacca giden bir ıran kervanina saldirdiklari için Sah ısmail`in hakaretlerine maruz kalmislardir. Anadolu`da 50.000 kisinin ölümüne sebep olan bu başkaldırı…” diye verdigi bilgi, bizim burada nakl ettigimizden daha uzun olmakla birlikte, bu kadari ile yetinmek istedik. Zira bu kadari bile o dönemde, ülkede estirilen Siîlik havasi ve propagandanin sebep oldugu olalar hakkinda bir fikir vermektedir.

ıkinci Bâyezid, hükümdar oluncaya kadar ömrünü, silahtan aşırı bilim ve ilmî eserleri mütalaa etmekle geçirmisti. Amasya valiligi esnasinda sükûnet içinde yasamisti. Karekter bakimindan yumusak ve rahata meyilli idi. Siirden hoslanir, dünya olaylarini hayret aynasindan temasayi severdi. O, zorunlu kalmadikça savasmayi istemezdi.

Onun, Amasya valiligi dönemindeki durum ve hareketi ile hükümdarligi dönemindeki durum ve hareketi birbirinden çok aşırı farklidir. Vali şekilde bulundugu Amasya, Selçuklular devrinden beri Anadolu`nun mamur bir sehri, yüksek âlim ve sairleri ile bir düşünce merkezi oldugundan, Bâyezid burada hem bilim muhitinde, hem de eglence âlemleri içinde yasamisti. Bu bakimdan, babasi Fâtih Sultan Mehmed tarafindan azarlanmis, kendisini sefahata alistiran Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi`nin öldürülmesi bile emrolunmustu. fakat Bâyezid, daha öncelikle bu emirden haberdar olunca yol harçligi vererek Abdurrahman Efendi`yi kaçirabilmisti. Bundan sonra babasina yazdigi arizada zayiflamak için aldigi bazi “müferrihat” şafak vaz geçtigini bildirerek bağış edilip bagislanmasini dilemistir. Böylece o, sismanligini gidermek için böyle bir yola bas vurdugunu bildirerek aleyhindeki cereyani durdurmustur.

Bâyezid, Osmanli hükümdarlarinin âlim ve sairlerindendir. Siirde “Adlî” mahlasini kullanirdi. Yaratilis itibari ile huzur ve sükûneti severdi. Bu haslet, onun mücadeleden irak durmasina neden olmustu. Nitekim, o, kendisine karsi tahti ele geçirme davasi ile silaha sarilmis olan kardesi Cem Sultan`a galip gelince, o dönemde Memlûk Devleti`nin bir vilayeti olan Kudüs`te yasamasi sartiyla ona baris teklifinde bulunmus ve kendisine büyük rakamlarla anlatım edilebilecek miktarda para yardiminda bulunacagini va`d etmisti. lakin sonralari, yedi Hiristiyan devletin, Osmanlilar aleyhine bir araya gelip kendisine karsi yapacaklari bir savasta, onu bayrak yapmak istemeleri ve kendisinin basi üstünde devamlı bir tehdid bu gibi tutmak amaci ile hareket etmeleri üzerine Bâyezid, kardesinin uyusmaz bir düsmani olmustu. Zira o, (Cem Sultan) bahane edilerek Osmanli Devleti bulunmamaktadır edilmek isteniyordu.

Sultan Bâyezid`in karekterini ortaya koyan belgelerden birisi de l496 senesinde Osmanli ülkesine gelen Venedik elçisi Sagadino`nun senatoya verdigi rapordur. O, raporunda Bâyezid`in 56 yasinda, simasinin esmere yakin bir sarilikta oldugunu, uyku, sükût ve rahati seven. iyi yeyip içen, beğenisine düskün ve harpten kaçinan bir hükümdar oldugunu belirtir. Keza l503 senesinde Andrea Gritti`nin tasviri daha da dikkat çekicidir. O, Bâyezid`i söyle tasvir eder: “Etli ve dolgun çehresinde hiç te zâlim ve korkunç bir insan belirtileri bulunmamakta. Boyu, ortadan uzun, zihnen mesgul oldugunu belirten karayagiz çehreli ve fitratan magmum ve mahzundur. Az yemek yer, hiç sarap kullanmaz, O, makina san`atlarini çok sever, iyi kesilmis kirmizi akiklerden, islenmis gümüsten, güzel yapilmis esyadan çok aşırı hoslanir. cet binmekten hoslanir, fakat buna simdi nikris hastaligi manidir. Kimse ondan daha iyi ok kuramaz. herzaman ibadet ile mesgul olur, câmiye çok fazla gider, sadaka dagitir, felsefede behre ve malumati olmakla ögünür ise de en fazla vâkif oldugu ilim, ilahiyât ve hey`et ( astroloji)dir.”

netice şekilde Sultan Bâyezid hakkinda sunlari söylemek mümkün: O, ortadan biraz uzunboylu, yagiz çehreli, ela gözlü, genis gögüslü bir kimsedir. Yumusak bir yaratilisa sahipti. Gençliginde serbest bir hayat sürdürdügü durumda padisahliginda ibâdet ve hayir islerine yönelmisti. Bu sebeple de Bâyezid-i Velî diye anilir olmustu.mecbur olmadikça savastan irak kalmaya dikkat etmis, “nizâmt.i ülke” için ıstanbul`dan ayrilmamayi tercih etmisti.

BÂYEZıD DöNEMıNDE ıLıM, ULEMA VE ıMAR FAALıYETLERı

Sultan Bâyezid, sehzâdeliginden buyana etrafina meşhur bilginleri toplayip kendisini yetistirmeye gayret etmisti. Ayni zamanda sair olan ve siirlerinde Adlî mahlasini kullandigini daha öncelikle gördügümüz Bâyezid`in bu siirlerinin büyük bir kismini (l25 kadar) gazellerin meydana getirdigi küçük hacimli divani ıstanbul`da l308`de basilmistir. O, hat san`atinda da oldukça yetenekliydi. Uygur yazisini okumayi ögrendigi ve biraz da ıtalyanca bildigi belirtilir.

ıı. Bâyezid, babasi Fâtih Sultan Mehmed`den sonra tüm Osmanogullari`nin en bilgini şekilde kabul edilmektedir. O, mükemmel bir öğrenim görmüstü. Türkçe, Farsça ve Arapça`yi edebiyatlari ile ögrenmis, ıslâmt.� ilimler, felsefe, matematik ve m.�siki öğrenim etmisti. Türkçe`nin çagatay lehçesi ile Uygur alfabesini ögrenmisti. Bestekâr, hattat ve sairdi. Besteledigi eserlerden yalniz bazilarinin notasi zamanimiza kadar gelebilmistir.

Bilginler ve sanatkârlar için ayrilmis özel bir bütçesi vardi. Kendisine takdim edilen eserlerden degerli bulduklarini tesvik ederdi. Merhametli, vefakâr ve kadirsinasti. Bu meziyetlerinden dolayi ölümü, ıslâmt.âleminde büyük bir teessürle karsilandi. Dünyanin en büyük devletinin faziletli hükümdari şekilde, hayatinda büyük hürmet görmüstür. ölüm haberi alindigi zaman Kahire`de basta Sultan Kansu Gavri oldugu durumda bütün kamu, onun giyabinda cenaze namazi kildi.

Dinî emirlere bagli bir hükümdardi. Bunun için o, ilim ve ilim adamlarini seviyor, ilmî gelismeye vesile olabilecek tüm çarelere basvuruyordu. Bu sebeple o, dinî ve ilmî kurumlarin meydana gelmesi için çalisiyordu. Onun bu sekildeki çalismasi, çağının ileri gelen devlet adamlari ile zenginler için de itici bir güç oluyordu. Nitekim, padisahin bu uygulamasini misal alan birçok vezir, imâret ve bunlara gerekli olan tahsisatlari temin ediyorlardi. Bu bakimdan Ali ve Mustafa Pasa`larin isimleri zikredilmeye deger. Daha önce de münasebet edildigi bu gibi ibâdetle çokça mesgul oldugundan olsa gerek ki bu nedenden dolayı kendisine “Sofu” deniyordu. Saltanati müddetince bilim adamlarini, sair ve sanatkârlari himaye etmisti. O, bu himayenin karsiligini da nâmina yazilan oldukça çok eserle almisti. Kendisine takdim edilen eserleri okumak onun en büyük özelligi idi. Amasya`da maiyyetinde bulunan Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi`nin tavsiyesi ile ıbn Kemal diye söhret bulan Ahmed Semseddin`e meshur tarihini yazdirmistir. Daha öncelikle Akkoyunlularin hizmetinde bulunan ve Safevîlerin galebesi üzerine, Osmanliara iltica etmis olan ıdris-i Bitlisî`yi de himaye ederek ona meshur “Hest Behist” isimli tarihini kaleme aldirmisti.

Saltanati müddetince bilim ve ilim adamlarini himaye eden ıı. Bâyezid`in hattatlikta da mahir oldugu bilinmektedir. Nitekim, Amasya`daki valiligi sirasinda, Seyh Hamdullah`tan hat derslerimizi almisti. Seyh Hamdullah ile aralarinda siki bir ilişki bulunan ıı. Bâyezid, Seyh`in metre�nevî dünyasinda kendini bulurken, ayni zamanda dizinin dibinde hokkasini tutarak yazi mesketmistir. Böylece Sultan ıı. Bâyezid`in tesvik ve himayesiyle Amasya`da Seyh`in etrafinda bir hat mektebi (ekol) dogmustu. ıkinci Bâyezid, saltanata geçince Seyh, ıstanbul`a çağrı edilerek , saray-i hümayun`a hat hocasi şekilde tayin edilir. Seyh Hamdullah hakkinda mühim arastirmalarda bulunan ve onun eserlerini arastiran Muhittin Serin, Seyh Hamdullah ile ıı. Bâyezid arasindaki hocalik talebelik münasebetlerini su ifadelerle dile getirir: ” ıı. Bâyezid, Seyh Hamdullah`i kendisine hat hocasi tâyin etmis, mesk almis ve mezun olmustur. Bir süre sonra Osmanli tahtinin sahibi olacak Bâyezid-i Veli`nin, iç bünyesinin tesekkülü, zararli duygulardan arinarak sahsiyetini bulmasi, Seyh ile Sultan arasindaki bu muhabbet ve teslimiyetin mahsûlüdür. Seyh`e ekseriya “Biraderim” diye hitab eden Bâyezid-i Veli, yazi yazarken hokkasini tutar, arkasini yastiklarla besleyip rahatini temin ederdi. Annesine dahi selam gönderip duasini ister, hürmet ve muhabbet gösterirdi. Hatta sik sik birlikte sürek avina da çikarlardi. Bu suretle aralarinda bir manevî râbita ve dostluk meydana gelmisti. Bâyezid`in saltanat tahtina cülûsundan kisa bir müddet sonra Seyh Hamdullah çağrı edilmis, o da ailesi ve damadi ile beraber ıstanbul`a gelmisti. Seyh Hamdullah, saraya kâtip ve saray hüddamina muallim tayin edilir. Kendisine, günlük 30 akçaya ilaveten üsküdar`da iki köyün tüm gelirleri arpalik şekilde verilmektedir. Ayrica, bir köyün gelirleri de mührezenlerine tahsis edilir.

Surasi bir gerçektir ki, onun döneminde ilim ve bilim adamlarina gösterilen himaye, ilmin ilerlemesinde etkili olmustur. özellikle “Fikih” denilen ıslâmt.Hukuk ilmi, sür`atle gelismis ve muhterem ıslâm.hukukçulari onun devrinde müstesna bir sekilde itibar görmüslerdir. Bunlardan Sari Gürz (öl. 929/l522), Bâyezid ile Selim arasinda bir anlasma zemini bulmakla görevlendirilmisti. ımam Ali (öl. 927/l520) elçilikle Misir Sultani Kayitbay katina, daha sonra da Sehzâde Korkut`a gönderilmistir. Niksarî ve Yusuf Cüneyd ( Sadru`s-Seria adli esere çesitli hasiyeler yazan Tokatli Ahi Yusuf b. Cüneyd), câmilerde tesis olunan kütüphanelerin idareleri (hâfiz-i kütüb) ile görevlendirilmislerdi. Fukahadan bir kismi, isgal ettikleri yüksek mevkilerde çok aşırı zengin olmuslardi. Bunlar da sahip bulunduklari bu servetleri ile özel kütüphaneler tesis etmislerdi.

ıı. Bâyezid dönemi alimlerinden bahseden Âsik Pasazâde, bize su isimleri vermektedir: “Hocazâde, Mevlana Alaeddin Arabi, Seyyidzâde Seyyid Hamiduddin, Mevlana Kestelli, Hatipzâde, Manisazâde. Bunlara benzer azizler bile aşırı vaki oldu.”

Siirleri ile söhret kazanmis olan Mihrî Hatun ile aralarinda temiz ask iliskileri bulunan Müeyyedü`d-Din, taninmis ilim adamlarindandir. ölümünde biraktigi kütüphanede yedi bin cild kitap vardi. Bâyezid devrinde söhreti kadar, hayatinin felaketle sonuçlanmasi bakimindan Sinan Pasa`nin talebelerinden Molla Lütfi`yi de hatirlamak yerinde olacaktir.

Hammer`in ifadesiyle ” Bâyezid asrina seref verici altmis fakih arasinda ikisi diger bir sube-i malumatta yüksek söhret kazanmislardir.” Buna göre ıkinci Bâyezid çaginda tipta Hekimsah, ve matematikte Mirim çelebi çok büyük söhret kazanmislardir.gene zamanımızda, Taci Bey`in iki oglu Cafer ve Sa`di`nin eserleri ile Osmanli yazisma (diplomatik, insa, protokol) modelleri iki iyi örnek şekilde taninmistir. Osmanli tarihçiligi bakimindan önemli bir dönem olan ıı. Bâyezid devrindeki Nesrî ile ıdris-i Bitlisî`yi burada kayd etmek gerekir. Bunlar, hükümdarin buyrugu üzerine, kurulusundan kendi zamaninin sonlarina kadar devletin tarihini yazmislardi. Nesrî, eserini Osmanlica ve yalın bir uslupla yazdigi durumda Bitlis`li ıdris, Farsça`yi tercih ederek Arap tarihçisi Yemînî ile ıran tarihçisi Vassaf`in agdali ve tumturakli tarzini seçmistir.

Bâyezid`in, edebiyat sahasinda gösterdigi koruma ve himaye, yabanci ülkelere, hatta Horasan ile ıran`in diger vilayetlerine kadar genislemistir. O, büyük sair ve mutasavvif Abdurrahman Câmi ile büyük bilgin Fakih Devvanî`ye her yil para gönderiyordu ki bu, ilki için bin, ikincisi için de besyüz altin idi. Bu arada ıran Müftüsü Mevlânâ Seyfeddin Ahmed ile Hadis âlimi Cemaleddin Ataullah da Pâdisah`in ihsanlarindan pay alip faydalaniyorlardi. Bu zamanın en büyük seyhi ıskilip`li Yavusî`dir. Bâyezid, Amasya valisi iken, Hac`şafak döndügü süre, onun sultanlik tahtina kavusacagini kesfetmis ve bunu Sehzâdeye de açiklamisti. Yavusî`nin söhreti, kendisine “Seyhu`s-Selâtin” ve “Sultanu`l-Mesayih” bu gibi ünvanlarin verilmesine sebep olmustu. Onun zâviyesi, devletin ileri gelen görevlileri ve taninmis bilginlerle dolup tasardi. Bâyezid, daha oldukça çok seyh ve tasavvuf ileri gelenleri ile sohbetlerde bulunacaktir ki, bu da siirlerine mistik bir hava ve renk katmistir.

Sultan Bâyezid, ilme ve zamanindaki teknik gelismelere ciddiyet verici bir hükümdardi. Âlimler için hususi bütçesi bulunan Bâyezid Han, onlari, eser vermeye tesvik ederdi. Okçuluga çok fazla merakli idi. Hiç kimsenin, onun kadar güzel ok ve yay yapamadigi rivayet edilir. Bu sanat için kitap yazdirdigi benzeri, kendi elinden çikmis bir yay da Topkapi Sarayi Müzesi`nde teshir ediliyor. Bâyezid, ne ilk pâdisahlar bunun gibi üsküf, ne de ıkinci Murad bu gibi ulema kisvesi giymistir. O, mahrutî ve etrafina tülbent sarili bir kavuk seçmistir ki, sonralari “Mücevveze” ismiyle tesrifat serpusu şekilde kullanilmistir. Sicill-i Osmanî`de onun kiyafeti ile alakalı olarak su bilgi verilmektedir: ” Tenhalarda salih insanlarin elbiselerini giyer, disarda da babasinin elbisesini giyerdi.”

Bâyezid Han dönemi, iç ve dis gailelerin bulundugu bir devre olmasina ragmen, gene de devlet gelirleri bir hayli artis kayd etmislerdi. Onun döneminde Anadolu`da 24, Rumeli`de 34 sancak vardi. Kendisi sulha meyyal olmakla beraber gazâ ve cihad sevabini kaçirmak istemedigi için, bizzat seferlere çikardi.

O, denizcilige de önem vermis, Fâtih devrinde olmayan ve “Güge” denilen, hem kürek, hem de yelkenle devinim eden ve manevra kabiliyeti yüksek olan gemiler yaptirdigi gibi kalyonlar da insa ettirmisti. Ayrica Venedik gemileri tarzinda kirk kadar top mavnasi da tezgahlatmistir. Onun devrinde donanmadaki degisiklikler yalnızca bunlardan ibaret degildir. özellikle muharebe gemilerini uzun menzilli toplarla techiz ettirip gelistirmistir. Bunda, Türk bahriyesinin en büyük üstadlarindan birisi olan Kemal Reis`in emegi büyüktür. O, kara ordusunu da yeni bir nizam ve disiplin altina almistir.

Sultan Bâyezid dönemi, imar faaliyetleri ile de dikkat çeken bir devirdir. O, ıstanbul`un yedi tepesinin üçüncüsünde bugün kendi adi ile anilan bir cami, imâret, kervansaray, mektep ve medrese yaptirmistir. Medresenin müderrisligini, müftü, yani seyhülislâm.olanlara sart kilmistir. Yaptirdigi bu eserlerle bir külliye (kampüs) meydana getirmistir. Câmi, 906 Zilhicce`sinin sonunda baslayip 9ll` (Miladi l50l – l505) de bittigine göre (Hadikatu`l-Cevami` ve mevcud kitâbesi), insaat bes sene sürmüstür. ayrıca tüm külliyeyi meydana getiren kompleks (kampüs), dokuz senede tamamlanmistir. Edirne`de Tunca Nehri kenarinda 889 – 893 (l484 – l488) yillari arasinda, ıstanbul`dakine benzeyen bir câmi, medrese, imâret, hamam ve mükemmel bir hastahane (dârussifa) yaptirmistir ki bu külliye( ıı. Bâyezid Külliyesi) Osmanli külliyelerinin en büyük ve önemlilerinden biridir. Mimarinin kimligi tartismali olan bu yapi toplulugunun insa sebebi tarihî bir olaya baglanir. Buna göre ıı. Bâyezid, Tunca Nehri`nin kenarinda yer sektör Kili ve Akkirman kalelerinin fethi için l484 yili baharinda ıstanbul`dan hareket etmis, Ordunun, Rumeli`deki ciddi durak ve ikmal merkezi olan Edirne`de bir zaman konaklamisti. Bu sirada sehir halki Sultan`dan, yoklugundan dolayi büyük sikintisi çekilen bir Dârussifa (hastahane) yaptirmasini istemis, hayirseverligi ile taninan Pâdisah da, halkin bu istegini kirmayarak basta dârussifa olmak üzere, çesitli ihtiyaçlara cevap verecek yapilardan olusan külliyesine ilk harci bizzat kendisi koymustur. Böylece Tunca ırmagi`nin sag kenarinda Eski ve Orta ımâret adiyla taninan mevkiler ile Yeni Saray`in yer aldigi Sarayiçi semti arasinda, sehir merkezinden nisbeten uzakta ve daha önce iskân görmemis olan, önemli sayilabilecek bir bölgede câmi, tabhâne, medrese, dârussifa, mutfak, firin, depo, yemek salonu, ahir, köprü, çifte hamam, su degirmeni ve dolaplar, tuvaletler, dükkânlar ve meskenlerden olusan büyük bir külliyenin temeli atilmis olur. Külliyenin kurulusu ile beraber, yogun iskân görmemis olan bölgenin etrafi hareketlenmisti. Böylece külliyenin kurulus amaçlarindan bir tanesi olan mahalle dokusu kendiliginden tesekkül etmis olur. Yeni kurulan bu mahalle de Yeni ımâret adiyla taninmaya baslamistir. ınsaat için sarf edilen paranin miktari simdilik tam olarak bilinemezse de bunun kaynaginin fetihlerden (Basarabya) elde edilen ganimetlerden saglandigi bilinmektedir. O, buradaki hayir eserlerine vakiflar tahsis etmek suretiyle faaiyetlerinin devamini saglamistir. yine onun emri ile Amasya`da bir câmi, bir tekke, bir mektep, bir imâret ve bir medrese yaptirilmak suretiyle sehir adeta süslenmistir. Bu medresenin idaresi ile görevlendirilen sahsa da günde (yevmiye) seksen akça tahsis etmistir. O, tüm bu hayir isleri için genis vakiflar kurmak şekli ile bu eserlerin kiyamete kadar devam etmesini saglamaya çalismistir. O, bütün bunlarin yaninda Mekke ve Medine fukarasina dagitilmak üzere külliyetli miktarda “Sürre” göndermisti. O, saraya alinacak iç oglanlarina mahrec olmak üzere Galatasarayi`ni yapı ile orada ilk defa bir okul açtirmistir. Sultan Bâyezid`in, bayındırlık ve yapi isleri sadece bunlardan ibaret degildir. Babasinin, Seyh Ebu`l-Vefa için yaptirdigi gibi kendisi de Seyh Semseddin Buharî için bir tekke ve bir medrese insa ettirmistir. Keza o, Ergene Nehri üzerinde bir köprü yaptirmis olan büyükbabasina uyarak Osmancik`ta Kizil ırmak üzerinde dokuz, Sakarya üzerinde ondört,Gediz üzerinde de ondokuz kemerli birer köprü kurdurmak suretiyle ulasim ve yolculugun daha basit ve sorunsuzca yapilmasini saglamaya çalismistir. Hicrî 9l5 (m. l509) senesinde ıstanbul`da meydana gelen ve “Küçük Kiyamet” denilen zelzelede (zerzele) ıstanbul`un oldukça çok evi, kale surlari, câmi, medrese vs. benzeri binalari yikildigi için sehir harabe haline gelmisti.Sultan Bâyezid, hasarlarin tamamen izalesi için büyük gayretler sarfetmistir. Bu esnada padisah, bir müddet, tahtadan yapilmis bir evde oturmaya zorunlu olmustu. ıstanbul`da ahsab insaatin bu tarihten sonra yayildigi rivayet edilir. Bu büyük harabeyi yine sehir durumuna sokmak için o, 3000 yapı ustasi ve dülgerden baska 77 bin isçi çalistirmak suretiyle kisa bir müddet içinde ıstanbul`u âdeta tekrar insa etmistir. Onun, yapi isleri ile sadakalara verdigi ve kabarik bir yekun tutan paradan baska, (Hoca Saadeddin`in , ıı, 2l0) ifadesine göre 909 (m. l503) senesinde bu tutar 86.000 akçadir. Her yil, fakihlere, müftülere, müderrislere, kadiasker ve seyhlere külliyetli miktarda paraya balig olan hediyeler verdigi de bilinmektedir.

bütün bunlar gösteriyor ki, ıı. Bâyezid dönemi, ilim, kültür ve hayir müesseselerinin insa edildigi, ilmî inkisâfin yüksek bir gelisme gösterdigi ve ıslâmetrehukuku denilen fikhin bir bakima tedvin ve terakki ettigi bir devirdir. O dönem, askerî bakimdan deniz ve kara kuvvetlerinin emsalsiz bir kudrete ulastigi, insa ve imar islerinin büyük bir hiz kazandigi, güzel sanatlarda da büyük bir gelismenin kaydedildigi, bir toparlanma ve ilerleme devridir. Onun döneminde tipta bir Hekimsah, matematikte bir Mirim çelebi, insa san`atinda (yazi, diplomatik ilmi, protokol) Tâci Beyzâde Cafer ve Sâdi çelebiler, tarihçilikte bir ıdris-i Bitlîsî ve Nesrî, hat san`atinda bir Seyh Hamdullah yetismistir. Bizzat kendisi, astronomi ve ser`î ilimlere merakli olup bu konularda genis bir bilgiye sahipti. ılmî müesseseleri çogaltip ilim adamlarini etrafina toplamisti. Kendi döneminden itibaren ıstanbul, ıslâmt.âleminin ilim merkezi olmus ve bu serefi uzun müddet muhafaza etmistir. Onun, bazi tarihçiler tarafindan sönük kabul edilen devri, yalnızca parlak askerî zaferler isteyenlerce belki hakli görülebilir. bununla beraber askerî basarilarin saglanmasi ve devaminin, ilmî, iktisadî ve idarî gelismelerin bir sonucu oldugu dikkate alinirsa, Bâyezid`in vücud verdigi tekâmülün, oglu ve torunu zamanindaki fetihlerin meydana gelmesinde mühim ve büyük bir rol oynadigi gözden kaçmayacaktir. Bu yüzden onun, Yavuz ve Kanunî dönemlerinin hazirlayicisi şekilde düsünmek olasıdır.

FETıH HAREKETLERı

Fâtih`in, son senelerinde baslayan ıtalya Seferi, Bâyezid döneminde ayni enerji ve canlilikta devam ettirilemedi. Kardesi Cem Sultan`in Bati`ya ilticasi, ıı. Bâyezid`e babasinin arzusunu gerçeklestirme firsatini vermiyordu. Zira Bati, Cem Sultani Osmanlilarin aleyhine bir koz olarak kullanmaya devam ediyordu. Bu nedenden ıtalya ve daha baska yerlere seferler sonuçsuz kalmisti denebilir. Bu sebepten dolayı, Cem`in Bati`da bulundugu bir sirada yapilan askerî hareketler, Bogdan Seferi ile Memlûk savaslari istisna edilecek olursa, daha ziyade Osmanli akincilarinin Macaristan, Venedik ve Lehistan`a karsi giristikleri münferid tesebbüslerden ibaret kalmisti. ancak Cem`in ölümünden sonra girisilen Mora Seferi, Bâyezid döneminin baslica olaylarini teskil eder.

BOGDAN SEFERı

Fâtih Sultan Mehmed, l476 yilinda Akdere (Valea Alba) denilen mevkide çok fazla zorlu dögüsen Bogdanlilari maglub etmek şekli ile Stephan Cel Mare (l457-l504)`nin faaliyetlerini önlemekle kalmamis ayni sürede Bogdan`in merkezi olan Suçeva`yi da yikmisti. fakat, çekilirken her tarafi tahrip eden Bogdanlilarin bu hareketi üzerine kitlik basgöstermisti. ıs bu kadarla yani yalnızca kitlikla da bitmiyordu. Zira orduda veba salgini bas göstermisti. Bunun üzerine Fâtih, tasavvurlarini gerçeklestiremeden geri dönmek durumunda kalmisti. ayrıca, Tuna sancakbeyleri ile Kirimlilarin, Bogdan`a akinlari devam etmis, ama Bulgaristan`a yapilan tazyik kalkmamisti. Bulgaristan`in, Bogdan tazyikinden kurtulmasini saglamak maksadiyla, öncelikle Polonyalilar, l483`te de Macarlarla bir anlasma imzalayan Bâyezid, Balkanlar`da durumu emniyet altina almak ister. Zira, Fâti`in vefatindan sonra ıı. Bâyezid`in Osmanli tahtinda henüz mevkiini saglam görmedigi ve kardesi Cem ile mücadelelerini diplomatik saada da olsa devam ettigi devirlerde, Bati devletlerine karsi yumusak bir politika takip ettigi bilinmektedir. Bu sebepledir ki, l483 ( h. 888 ) de Morava bölgesindeki kaleleri tahkim etmek üzere Filibe`ye, oradan Samakov, çamurlu ve Sofya`ya gittigi sirada Macar Krali Korvin Mathias ile mütareke akdetmek üzere müzakerelere girismis ve bu arzuya o sirada Bohemya`da savaş ile mesgul olan Macar Krali`nca da uyularak bes senelik bir mütareke imzalanmisti. Bâyezid, böyle bir ortami meydana getirdikten sonra Stephan üzerine yürümeye karar verir. Bu maksatla l Mayis l484`te Edirne`ye gelen Bâyezid, muhasara toplari ile levazimati Karadeniz yolu ile Tuna üzerine gönderdigi bu gibi, Edirne`deki ikameti esnasinda, Allah`in rizasini kazanmak için Tunca kenarinda kendi adina izafe edilen câmiin aslını attirdi (23 Mayis l484). Bu arada Tunca üstünde bir medrese, bir imâret ve dârüssifa ile müstemilatindan meydana gelen bir külliyenin insasina baslanmistir.

Karadeniz sahilinin dörtte üçüne sahip bulunan Osmanilarin, hem ticaret, hem de yapacaklari seferler için Polonya yolu üstünde bulunan ve önemli birer üs durumunda olan bazi sahil sehirlerini almalari gerekiyordu. Zira fakat bu sayede Kirim`la irtibat saglanabilirdi. Bu sebeple Bogdan (Moldavia)`in ticaret iskelelerinin alinmasi, ister istemez bu prensligi, Osmanli nüfuzu altina sokacakti.

Bâyezid, Edirne`deki imar faaliyetlerini müteakip, 27 Haziran`da ıshakli (ısakçi)`yi geçer. Bu esnada Eflak Voyvodasi Rahip Vlad Calugarul (l482-l495) komutasinda 20 bin kisilik kuvvetiyle orduya iltihak eder. Sultan Bâyezid, bu kuvvetlerle Kili (Chilia)`ye gelir.Osmanlilar, 6 Temmuz`da Bogdan`in kapisi sayilan Kili kalesini karadan ve denizden kusatmak şekli ile l5 Temmuz`da zaptederler. Hadidî, bu kusatmayi su misralarla nakl eder:

Seh emr itdi vü cem` oldi çeriler

Karadan gendideryâdan gemiler

Kesüp menzilseh irdi ol diyara

çeriler yakin irisdi hisara

Erisüp seh Kili`ye bir seherden

Kusatdurdi hisari bahr ü berrden

Fethin ertesi günü kalenin büyük kilisesi câmie tahvil edilir. Sultan, burada Cuma namazini verme eder. Bâyezid, Kili`nin zaptindan sonra Karadeniz kenarinda bulunan Akkerman üzerine yürür.Burada iken Mengli Giray komutasindaki 50 bin kisilik Kirim kuvvetleri de Osmanli ordusuna katilir. Osmanli padisahlarinin maiyetinde harbe istirak eden ilk Kirim Hani`nin bu zat oldugu rivayet edilir.

Kirim ve Eflaklilar`in iltihaklari ile daha da kuvvetlenen Osmanli ordusu, l6 günlük bir muhasaradan sonra barış yoluyla Akkerman`a girer. Burasi, Kili`ye göre daha müstahkem olup her seyi boldu. Kale, karadan genis ve derin bir hendekle çevrilmisti. Padisah, Kirim Hani`na sirmali bir kalpak ve degerli hediyeler vererek kendisini taltif eder. Bilindigi gibi Osmanlilar, alinan yeni yerlerin derhal tahririni yapmak suretiyle bölgenin ekonomik, sosyal ve dinî durumlarina uygun şekilde hareket ederlerdi. Bu sebeple, Kili ile Akkerman kalelerinin civarindaki yerler, Bogdan Beyligi`nden ayrilarak Osmanli Türk hâkimiyeti altina girdikleri benzeri Akkerman halki, istedigi yere gidebilme bakimindan serbest birakildi. Akkerman halkindan bir kismi da Marmara kiyisindaki Eski Biga`ya naklolundu. Bu arada halkin bir kisminin iskan edilmek üzere ıstanbul`a gönderildigine dair rivayetler de bulunmaktadir.

Bu savaslarda, Osmanlilara yardimci olan Kirim Hani ile Eflak Voyvodasi, savaş ganimetlerinden büyük paylar aldilar. Sultan Bâyezid, bu sefer esnasinda almis oldugu ganimet malini Edirne`de baslattirmis oldugu ilmî, dinî ve sosyal müesseselerin yapilip tamamlanmasina sarf etti.

Bu seferle, Karadeniz, % bir Türk ve Müslüman gölü durumuna gelmis bulunuyordu. Bu denizin, Kafkas sahillerindeki çok küçük bir bölgesinden baska her noktayı Osmanli hâkimiyetine girmisti.

Bu arada, Akkerman`i arka almak maksadiyla birkaç kez harekete geçen Stephan`in bütün gayretleri bosa gitti. l485`te Lehistan Krali Kazimierz`den yardim istemesi de ona bir fayda saglamadi. Zira onun hareketlerine mukabele etmek üzere Bogdan`a giren Rumeli Beylerbeyi Hadim Ali Pasa, pek çok aşırı tahribatta bulundugu bunun gibi ertesi yıl Silistre komutani Bali Bey de Trut`u geçerek birçok tutsak ve ganimetle dönmüstü. Bunun üzerine Osmanli kudretine boyun egmekten baska deva bulamayan Stephan, 4.000 altina çikarilan senelik vergiyi ödemeye razi oldu.

MORA SAVASLARı

Fâtih çağının siyasî olaylarindan bahsederken münasebet edildigi gibi Mora`da, Osmanliarla Venedikliler arasinda uzun müddet çetin savaslar olmustu. Cem`in, Avrupa`daki ikameti sirasinda önemsiz hudud olaylari seklinde cereyan eden münasebetler, bayağı geçen sehzâdenin ölümü ile büyük bir gelisme göstermistir. Nitekim, ıtalya`daki muhalif devletlerin Venedik Cumhuriyeti ile mücadelelerinden istifade eden Sultan ıı. Bâyezid, bu devletlerin de tesvikleri üzerine Venedik ile olan anlasmayi bozmustu. Gerçekten, Venedik ile Fransa`nin ittifaklari sonucunda elinden Milan sehri alinmis olan Ludvik Sforça ile Floransa ve Napoli devletleri, Papa ve Alman ımparatoru`nun muvafkatalariyla Osmanlilari, Venedikliler aleyhine tahrik etmis ve bunda da muvaffak olmuslardi.Gerçi, Osmanlilarla büyük ticarî münasebetleri bulunan ıtalya`daki küçük devletlerin tesviklerinden baska Venedik`e karsi harbin açilmasinin baslica iki sebebi vardi. Bunlardan biri, Venediklilerin, Arnavutluk`ta bulunan ıskender`in oglu Jan Kastriyota`ya yardim etmeleri, digeri de Memlûklularla yapilan harpte, Hersekzâde komutasinda ıskenderun`a giderken firtinaya yakalanan ve Kibris`a siginmak arzulayan Osmanli donanmasinin adaya kabul edilmemesi idi. öyle anlasiliyor ki bu dönemde ıtalya`nin küçük devletleri, Osmanli dostlugunu kazanmak için büyük çaba gösteriyorlardi. Hammer`in ifadesiyle o çağda ıtalya`nin alti devleti, Papa, Floransa, Piza, Milan, Napoli ve Venedik, Osmanli padisahinin dostlugunu kazanmak için birbirleri ile yarisa girmislerdi. Osmanli Divan`i, Venedik`e ilan-i harb etmeden evvela Mora`daki Venedik müstemlekeleri üzerine yapacagi hareketi kolaylastirmak ve Venediklilerin buraya yardima gelememeleri için Bosna Beyligi`ne tayin edilen ıskender Pasa vâsitasiyle, kuzey Venedik arazisine siddetli bir akin yaptirtmisti. Sultan Bâyezid, ıskender Pasa`nin, Bosna Eyâleti`ne getirilmesinden sonra, Mora`nin, henüz fethedilmemis kisimlarini elde etmek gayesiyle 3l Mayis l499`da bizzat sefere çikar.

ıNEBAHTı ( LEPANTO )`NıN FETHı

Mora Yarimadasi`nin büyük bir kismi daha öncelikle Osmanlilarin idaresine geçmis olmakla beraber Venedikliler, buranin cenup kiyilarinda bulunan Navarin, Moton ( Modon, Muton ) ve Koron gibi limanlarinda hala yönetimi ellerinde bulundurup hüküm sürüyorlardi. Bu arada şimal Yunanistan`da bulunan ınebahti (Lepanto)`yi da tasarruflarinda bulunduruyorlardi.Osmanlilar, takip ettikleri siyasetleri geregi, stratejik önemleri de bulunan bu ticaret limanlarini elde etmek zorunda idiler. Sultan ıı. Bâyezid, buralarin zapti için donanma hazirlanmasini emreder. Bu gayenin tahakkuku için Osmanli tezgahlarinda (tersane) yeni ve büyük gemilerin yaptirilmasina baslandi. Bu durumu ögrenen Venedik, baris için elçi göndermis ise de donanma, Hammer`in ifadesiyle “yirmi büyük gemi ve altmis yedi kadirgayi havi ve cem`an sima altmis yelkenden mürekkeb olan Osmanli donanmasi, Mora sahillerinden Moton ve ınebahti taraflarina 28 bin Rumeli ve l8 bin Anadolu askeriyle sekiz bin sipahi ve bir o kadar yeniçeriden müretteb 63 bin kisilik bir ordu götürmek üzere yelken açmisti.

ıı. Bâyezid, denizden donanmayi gönderdikten sonra kendisi de 20 Sevval 904 (Haziran l499)`da ıstanbul`dan Edirne`ye, oradan da Mora`ya dogru hareket eder. Rumeli Beylerbeyi olan Koca Mustafa Pasa`yi kara tarafindan ınebahti`nin kusatilmasi ile görevlendirir. ama Osmanli donanmasi, firtina yüzünden 3 ay kadar denizde çalkalanip duracak ve bu sebepten önemli bir gelismesaglayamayacaktir.

Osmanli donanmasinin firtinaya tutulmasi, Venediklilerin isine yaradi. sebebi ise bunlar, deniz tarafindan ınebahti`yi savunmak için Amiral Antoniyo Grimani komutasinda l50 yahut l60 parça gemi ile ınebahti limanini kapattilar. Bu sirada Osmanli donanmasi, Navarin limani ile Brodano adasi arasindaki kanala girmis ve düsman tarafindan yolunun kesildigini görmüstü.

Kara ordusu, ınebahti civarina gelip karadan kaleyi kusattigi durumda, donanmadan henüz bir haber çikmamisti. Sonunda donanma Moton önüne geldiyse de Venediklilerin kuvvetli müdafaalari yüzünden limana giremedi. Donanmadaki asker açlik ve susuzluktan dolayi büyük sikintilarla karsilasti. Nihayet donanma Hersekzâde Ahmed Pasa kuvvetleri ile takviye edildikten sonra ınebahti limanina dogru yol alabildiler.

diğer taraftan, Lepanto kalesinin komutani olan Zuano Mori, Mustafa Pasa`nin teklifini reddetmisti. Hoca Saadeddin, onun teslimi kabul etmeyisini, Venedik hakiminin, donanmanin gelmedigini, kendilerinin ise dayanabileceklerini, bu sebepten dolayı de kaleyi teslim etmemesi gerektigine dair haber gönderdigine baglayarak söyle der: “Kale komutani olan kâfir haber gönderdi ki, padisahimiz olan Venedik hakimi böyle haber göndermistir ki, madem ki Müslüman gemileri gelmeye ve muhasara-i hisara yol bulmaya, hisari teslimden imtina edesin ki, donanmalarina yol vermemek için azim (büyük) tedarikler görüp felek peyker u guh lenger gemiler ihzar idüp rehgüzerlerine göndermisim. Derya tarafi mesdud (Deniz tarafi kapali) ve kale muhafizinin esbabi nâ madud iken hisari teslim edersen sonra özrün makbul degildir” Bu esnada Antonio Grimani komutasindaki Venedik donanmasi da Kemal ve Burak Reis komutasindaki Osmanli donanmasinin Korint körfezine dogru ilerleyisini önlemek üzere harekete geçmisti. ıçinde Yenisehir hâbazen Kemal Bey`in kara askerinin bulundugu Burak Reis`in gemisi, Prodano adasi (Burak adasi) civarinda Venedik donanmasinin hücumuna ugradi. Burak Reis`in üzerine saldiran gemilerin sayisi yirmi civarinda idi. Her birinde biner kisi olan iki büyük karaka ile her birisinde beser sima kisi bulunan diger iki karaka, Burak Reis`in gemisinin üzerine atilarak Osmanli gemisini ortaya adilar.Burak Reis`in gemisine iki taraftan kancalar atilarak rampa yapilmisti. çok aşırı kalabalik olan düsmana her ne pahasina olursa olsun karsi koymak gerekiyordu. Kiyasiya cereyan eden savaş devam ederken Burak Reis, Türk denizcileri arasinda asirlarca derin bir ihtiramla sânini yüceltecek kahramanca bir harekette bulunacaktir. O, kendi kuvvetlerinden aşırı daha kalabalik olan düsman kuvvetlerine karsi sayilarinin azaldigini görünce, kurtulus çaresinin kalmadigini anlar ve sogukkanli bir sekilde son çareye bas vurur. Burak Reis, birbirlerine siki sikiya çengellenmis olan gemileri neft ile tutusturur. Kisa sürede yayilan yangin 3 gemiyi aniden sararak batmalarina sebep olur. Bu son deniz savasinda basta Burak reis olmak üzere 500`e yakin Türk levendi ( denizcisi ) ile Kara Hasan Reis ve Yenisehir Sancakbeyi Kemal Bey sehâdet serbetini içmislerdi. Göz kamastiran bu kahramanlik örnegi, din ve devlet için isteyerek kendini feda edis, asirlardan asirlara, nesillerden nesillere nakledildi. Burak Reis, bu hareketiyle Türkleri, Akdeniz hakimiyetine eristiren bir “Burak” oldu. Bu savasta Venedik kaptanlarindan Loredano ile Armeniyo da ölmüslerdi.

Bes sima mevcudlu Burak Reis`in gemisinden, sadece doksan kadar asker kurtulmustu. Türk gemicileri bu muharebenin cereyan ettigi Prodano adasina Burak Reis adasi ismini vererek bu büyük Türk denizcisinin adini unutmadilar.

Lepanto civarindaki çatalca ovasinda bulunan ıı. Bâyezid, bu olayi ögrenir ögrenmez, 2000 yeniçeri ile takviye ettigi Anadolu sipahilerini, Hersekzâde Ahmed Pasa komutasinda Mora`ya gönderip siki tedbirler alma lüzumunu duydu. Nitekim, Hersekzâde`nin, Hulumiç`te askerini bindirdigi Osmanli donanmasi, sür`atle ilerleyerek Lepanto Bogazi`na yaklasmisti. 22 gemiden meydana gelmis olan Fransiz donanmasinin yardimiyla bogazin girisini kapamak üzere giristigi tesebbüste muvaffak olamayan Grimani, rakibi olan Loredano`nun ölümünden memnun olmustu. Grimani, fazla bir sey yapamayacagini anlamis olacak ki, ınebahti yolunu Türk donanmasina açik birakarak Korfo`ya çekilir. Böylece, takviye birliklerle desteklenen Türk donanmasi, sahilden kuzeye dogru seyrederek ınebahti körfezine dogru ilerler.

Bu deniz savaslainda firtina yüzünden büyük hasara ugrayan, aylarca yiyecek ve içecek sikintisi çeken Türk donanmasinin, Venedik donanmasini yenebilecek dereceye gelmis olmasi, artik Osmanli denizcilerinin Akdeniz hâkimiyetini ele almaya namzed olduklarini göstermekteydi.

Kara ve deniz kuvvetlerinin ortaklasa hareketi üzerine sayisiz yarma (hurûc) tesebbüslerinde bulunmasina ragmen, her seferinde maglub olan kale komutani Zoano Mori, Venedik donanmasinin yardimlarindan da ümidini kesmis oldugundan, kalenin anahtarlarini Rumeli Beylerbeyi olan Mustafa Pasa`ya yollar. Böylece Lepanto ( ınebahti) Agustos (26 yada 28) l499`da Osmanlilarin eline geçmis olur.

MOTON ( = MODON )`UN FETHı

ınebahti bunun gibi önemli bir limanin elden çikmasi, Venediklileri, öncelikle karsi koyma, sonra da karsilik verme hareketlerine sevketmis ise de kendi zaaflarini bildiklerinden ve çok aşırı büyük bir masrafa mal olacak uzun harplere tahammül edemeyiceklerini anladiklarindan Osmanlilarla iyi geçinmeyi siyasetleri bakimindan daha uygun görmüslerdi. Bu sebeple, Osmanlilarla baris yapmak üzere Lui Maventi adinda bir elçi vâsitasiyle Osmanlilara başvuru etmislerdi. Venedik elçisi, Venedik tüccarlarinin serbest birakilmasini ve ınebahti`nin iade edilmesini istemisti. Sayet Osmanlilar bu maddeleri kabul etmeyecek olurlarsa hiç olmazsa baris yenilenmeliydi. Elçinin bu teklifine karsilik Sultan Bâyezid:

“Eger benimle baris yapmak istiyorsaniz, Mora`da elinizde bulunan Mudon, Koron ve Napoli (Napoli di Malvazya) sehirlerini teslim ile senede belirgin miktarda bir vergi vermelisiniz” demisti. Böyle bir seyi beklemeyen elçi, böyle bir anlasma yapma yetkisinin bulunmadigini söyleyerek ayrilir. Padisah, kis ortasinda Yakup Pasa`nin donanma ile birlikte hareket ederek Modon`u muhasara etmesini emreder. Kendisi de ilkbaharda Ramazan 905 ( 7 Nisan l500) da Edirne`den hareket eder. Temmuz ayinin yedisinde donanmasinin Moton önüne geldigini haber alinca, dört günde güney Mora`ya iner. Aslinda burasi bir aydan buyana Rumeli ve Anadolu kuvvetleri tarafindan sarilmisti.

Venedik amirali, Türklerin ilk öncelikle Mora`nin güneyindeki Napoli`ye saldırı edeceklerini zannederek buraya bir tutar donanma göndermisti. Gerçekten Türkler, Venediklileri sasirtmak için bir tutar kuvvetle karadan buraya taarruza geçmislerdi. Bu taarruz, sırf Venediklileri sasirtmak için yapilmisti. Venedik amiralinin buraya donanma göndermis olmasi, Osmanlilarin bu tesebbüslerinde basarili olduklarini göstermektedir.

Davut Pasa`nin komutasinda bulunup ınebahti limaninda yatan donanma, 27 Temmuz l500`de bu limandan çikip Navarin limani önünde Venedik donanmasi ile çarpisir. Davut Pasa kendi gemisiyle (Bastarda) düsman amiralinin bastardasina rampa ettiyse de baska bir düsman mavnasi da Davut Pasa gemisine rampa ettiginden Kaptan Pasa tehlikeli bir hale düsmüstü. Tam bu esnada Pirî Reis kendi gemisiyle yetiserek Kaptan Pasa`yi kurtardigi bu gibi donanmanin bozulup bir felaketin meydana gelmesini de önlemisti.

çok saglam ve müstahkem bir kale olan Modon`un halki, kalenin saglamligina ve kara yönünü çeviren 3 kat derin hendegin yürüyüse engel olacagina güvenerek teslim olmak istemiyordu. Hatta halk, çıkarlarını kusatan ordunun kusatmayi kaldirip geri dönmek mecburiyetinde kalacagini gözlemekte idi. Bu nedenden dolayı de savunmayi sürdürüyordu. Topçulari ise sanatlarinda pek mahir olmuslardi. Nitekim, bir mil mesafede bulunan hedeflere tam isabet ettiriyorlardi. Bu sebepten dolayı kale bir türlü düsmüydrdu. Bu gayretlerinin bir sonucu olarak kale, 3 hafta kadar muhasara altinda kaldi. Son günlerde Venedik Amirali Melchior Trevisano, donanma ile yardima geldiyse de çok bir sey yapamadi. Trevisano, sehre yardim etmek için Türk donanmasini yararak ikindi namazi vaktinde dört kadirgayi limana sokmus ise de bunlar, daha öncelikle limana gerilen zincir yüzünden pek ileriye gidemediler. Kale muhafizlarindan bir kismi, gemilerin zinciri geçmesi için istihkamlarini birakarak yardima geldikleri sirada Sultan Bâyezid, hücum emri verdiginden Anadolu Beylerbeyi Damad Sinan Pasa kuvvetleri, açtiklari gediklerden içeri girerek Modon`u aldiklari bunun gibi limana girmis olan dört Venedik gemisini de yakmislardi. l3-l4 Muharrem 906 (9-l0 Agustos l500)`de gerçeklesen fetihten sonra sehre giren Sutan Bâyezid, Hoca Saadeddin ( ll,l02 )`in ifadesine göre fethin besinci günü sehrin en büyük kilisesi olan Saint Jean`i câmie tahvil ederek maiyetiyle birlikte burada Cuma namazini kilmistir. Sultan Bâyezid, duvarlarin yüksekligini ve hendeklerin derinligini görünce “Beylerbeyim Sinan Pasa`nin ve yeniçerilerimin kahramanliklari sâyesinde bu kaleyi Tanri verdi” der. Hammer`in dedigi bunun gibi bu yüksek duvarlardan ilk tirmanan yeniçeri, devletin en mamur sancaklarindan birine bey olmustu. Kalenin bütünüyle onarilmasi ve yanan yapilarin tekrar yaptirilmasi, Anadolu Beylerbeyi olan Sinan Pasa`ya havale edildi.

Modon`un, Türkler tarafindan zaptedildigi haberi, Venedik`te büyük ve derin bir matemin meydana gelmesine sebep oldu. ıçine düsülen ümidsizlik, Doge Augustinos Barbarigo`nun, 7 Eylül tarihsel ile Papa ve diger Hiristiyan hükümdarlara gönderdigi yazidan anlasilmaktadir. Venedikliler, tek teselliyi Venedik donanmasinin Modon`u arka alacagi hususunda besledikleri temelsiz ümitte buluyorlardi. Venedik senatosu, Modon`dan kurtulan bir kisim halki Kefalonya adasina yerlestirmekle mesgul oluyordu. Bu arada Pâdisah, tahkimatina hayran kaldigi sehrin fethini Allah`in kendisine bir lütfu olarak telakki ediyordu. Bâyezid, Modon`a girdigi sirada sehrin bir kismi muhafizlar tarafindan yakilmisti.

KORON VE NAVARıN`ıN FETıHLERı

Biraz evvela görüldügü sekli ile Osmanlilarca Modon kalesinden sonra Koron ve Navarin de feth edilmislerdi. Sinan Pasa, Modon`un tamiri ile ugrasirken, Hadim Ali Pasa kara ordusu ile, Kaptan Davud Pasa da denizden gitmek suretiyle Koron kalesini almakla görevlendirildiler. Hadim Ali Pasa, Koron`a giderken öncelikle Anavarin (Navarin) yada Zensiyo kalesini de aldi. Gerek Koron, gerekse Navarin halki, Modon`un durumunu ögrendikleri için harp yapmadan teslim oldu. Solakzâde, sehrin teslimi ile ilgili şekilde sunlari söyler: ” Modon kalesi, Osmanli ülkesine ilave edildi. Yakininda vaki olan Koron kal`asinin fethine Ali Pasa tayin olunmustu. Deniz tarafindan da Davud pasa`yi gönderdiler. Her iki taraftan üzerine varildiginda, Koron kalesi muhafizlari Modon halkinin ahvalinden ibret almakla ailelerini ve çocuklarini Frengistan`a nakil için izin, mal ve menallerinin korunmasi için de emân istediler. Böylece kaleyi kendi rizalariyla teslim eylediler. Pasa da istediklerine müsaade gösterdi. Osmanli müsamahasinin güzel bir örnegi olan bu anlayistan dolayi b uralarda bulunan Latinler sehri terk edip giderken, yerli halk yani Rumlar, “Cizye” denilen basvergisine baglandi. Sultan Bâyezid, 20 Agustos l500`de Koron`a girip büyük kiliseyi camie tahvil ederek orada namaz kildi. O, Modon`da oldugu bunun gibi bin Azeb ve bin besyüz yeniçeriyi kale muhafazasinda birakarak 23 Agustos`ta sehri terk edip ıstanbul`a dönerken bu iki sehrin gelirini Mekke ve Medine (Haremeyn)`e vakf eyledi.

ınebahti, Mudon ( = Modon ), Koron ve Navarin`in feth edilip Venedikliler`den alinmalari üzerine “Fetihnâmt.”ler yazilip etrafa gönderilmisti. Bu fetihnâmeler, beylerbeyiler, Müslüman ve Hiristiyan devletlere, bu meyanda Macaristan, Lehistan, Fransa ve ıspanya krallarina, Ceneviz Cumhuriyeti ile Rodos Sövalyelerine gönderilmislerdi.

DENıZLERDEKı HAçLı SEFERı

Venedik, ınebahti, Modon, Koron ve Navarin bunun gibi alanın ellerinden alinmasinin yaninda, iki yıl üst üste inen Osmanli darbesine karsi koyamayacagini anlamisti. Bu sebeple Osmanlilara karsi Alman ımpraratoru, Papa, ıngiltere, Fransa, ıspanya, Napoli, Lehistan ve Macaristan`dan yardim talebinde bulunur. Bu yardimla Osmanlilar aleyhine bir “Haçli ıttifaki” ortaya çikmis oluyordu. Baslangiçta, menfaatleri geregi Türkleri, Venedikliler aleyhine harekete geçiren Papa, bu sefer de çagrisi üzerine Osmanlilar aleyhine bir ittifak kurmaya çalisiyordu. Papa ıV. Aleksandr, Venedik`e verdigi cevapta kendilerine yardim gönderecegine degindikten sonra, Türklerin yaptiklarini, kiliselerin ugradigi hakaretleri ve Hiristiyanligin içine düstügü tehlikeleri tasvir ederek Haçli Birligini saglayacagini açikliyordu. Hammer`in ifadesine göre Papa`nin bu sekildeki davranisi, kutsallik perdesine bürünmüs olan nefret, gönlünde Padisah ıı. Bâyezid`e karsi yakip yikmalardan gelen bir üzüntüden aşırı, Sehzâde Cem`in tahsisatini kaybindan dolayi öfkelenen Aleksandr Borciya`nin öfkesine benziyordu. Sonunda ortak menfaatler, Venedik, Papa ve Macaristan Krali`ni saldirma ve savunma konusu için bir anlasma ile birlesmeye götürdü.Bunun için Venedik, Papa ve Macaristan arasinda l500 yilinda bir muahede imzalanir. Bu anlasma, Roma`da l50l yilinda Papa Kilisesi`nde Pantekot Yortusu`nun Pazar gününde duyuru olundu. Bu, Hiristiyan devletlerin, türkiye aleyhindeki ikinci ittifaklaridir. Bu sekildeki taahhütler, Osmanlilara karsi “Haçli Savaslari”nin yerini almisti. Buna göre müttefik kuvvetler denizde Osmanlilari mesgul ederken, Macarlar da karadan taarruz edeceklerdi.

l500 senesi sonbaharinda Venedik Âmirali Pisaro, Osmanlilara ait Egine adasini isgal ederken, ıspanya ve Venedik donanmasi da Kefalonya adasini zaptetmislerdi. Bu arada Fransa Krali`nin yegenini komutan şekilde tayin ettigi ve l5 bin kisilik askerî gücü bulunan Fransiz donanmasi da Zanta adasina gelip demirlemisti. Bundan baska, Aragon ve Sicilya Krali`nin donanmasi da Korfo adasina yanasmisti. Amiral Ravestayn komutasindaki donanma ile birlesen Venedik gemilerinin de dahil bulundugu donanmanin mevcudu 200 kadirgadan ibaretti. ıste “Haçli ıttifaki”nin meydana getirdigi bu muazzam donanma, Ege Denizi`ne açilarak Midilli adasini kusatma altina almisti.

Midilli`nin kusatilma haberi, ıstanbul`a ulasir ulasmaz, bir anda büyük bir kargasanin yasanmasina sebep oldu. nedeni ise buranin düsman eline geçmesi, diger adalar halkinin isyanina ve dolayisiyle onlarin da elden çikmasina sebep olabilirdi. Bunun için adaya büyük bir kuvvetin gönderilmesi gerekiyordu. Asker toplanmasi için ülke içine seksen “Ulak” gönderildigi bunun gibi Pâdisah bizzat bu isle mesgul şekilde, sehirliden ve sanat erbabindan adam yazip Hersekzâde Ahmed Pasa komutasinda 300 parça gemi ile adaya gönderildi.

Bu esnada, müttefik donanmasinin bir kismi, Ege sahillerini tahrib ederken Rodos Sövalyelerinin reisi emri altindaki donanma da Akdeniz`deki Osmanli adalarini vuruyordu.

Gerçi ıstanbul`dan öncelikle, Midilli`nin Haçlilar tarafindan kusatilma haberi, buraya en yakin şekilde Saruhan Sancakbeyi Sehzâde Korkut tarafindan duyulur duyulmaz o, Kethüdasi komutasinda 800 kisi ile Karesi Sancakbeyi maiyetindeki timarli sipahi kuvvetlerini derhal adanin yardimina gönderir. Ayazmend`e gelen Sehzâde`nin kuvvetleri karanlik bir gecede düsman saflarini yararak hisara girerler. ayrıca, askerlerden bir kismi, kaleye girmeye muvaffak olduysa da bir kismi giremedi. Bu esnada Sehzâde`nin Kethüdasi sehid olur.

Kaynaklarimiz, burada geçen olaylari tafsilatli bir sekilde verirler. Biz de onlarin lisan özelliklerine fazla müdahele etmeden, onlarin ifade ettikleri sekilde olanlari nakl etmeye dikkat edecegiz. Ahmed Pasa, Cemaziyelevvel (Aralik l50l)`de Midilli yakinina geldigi zaman kâfirler, Midilli Kalesine dogru yürüyüse geçtiler. Fransa birliklerinin komutani ve Krali`nin yegeni, kaleye girmek için kosup öne çiktigi zaman, ıslâmetregâzilerinden bir yigit, bu gâvuru öldürüp kellesini kuleye dikti. Bunu gören Fransiz askerleri bozulmaya basladilar. Fransiz Amirali, kendisine yardima gelmekte olan Rodos Sövalyelerinin 29 parçadan mütesekkil donanmasini beklemeden demir alip kaçar. Yolda Cerigo adasi civarinda firtinaya tutulan Fransiz donanmasi, yüzde yüz batar. Artik, Venedik askerlerinin yapabilecekleri bir sey kalmamisti. Müttefiklerinin kaçtiklarini görünce onlar da gemilerine binip memleketlerine dogru yol almaya basladilar. bütün çabalarina ragmen, Midilli`yi ele geçiremeyen Birlesik Haçli ordusunun çekilmesi üzerine Midilli kalesi, tekrar onarım edilerek muhafaza için buraya asker konur.

Fransiz donanmasi Midilli`den kaçarken, Rodos ile ıspanya donanmalari Ege`ye girip çanakkale Bogazi`na kadar sokulmuslardi. Amiral Gonzalvo de Cordova`nin komutasindaki ıspanyollar, Kemal Reis`in yaptiklarinin öcünü almak için çalisiyorlardi. ama Fransiz donanmasi ile birlesemedikleri ve tanimadiklari bu yabanci sulardan ürkmüslerdi. Bu sebepten de umduklarini bulamadan ve hiçbir sey yapamadan dönüp gitmislerdi.

Görüldügü bunun gibi, Venedik, ıspanya, Macaristan, Lehistan, Fransa, Almanya, Rodos ve daha baska devletlerin, daha dogru bir ifadeyle bütün bir Avrupa`nin Osmanli`ya karsi kuvvet birligi edip birlesmelerine ragmen, birlikte devinim etme imkânina kavusturulmadiklari için bu Haçli Seferi`ni kaybetmislerdi. Böyle büyük bir orduyu tam anlamiyla maglub etmek, ıı. Bâyezid çağının önemli olaylarindan biridir.

Osmanli ekonomi tarihiyle ilgili kaynak ve eserlerin belirttiklerine göre “Avâriz”, “Kürekçi Bedeli” ve “Azeb” bunun gibi “örfî Vergi”lerin ilk kez tarh ( konmasi) edilmesi, Midilli hadisesinden sonra olmustur. ıı. Bâyezid döneminin devam eden ve tehlikeli bir durum saha savaslari, külliyetli miktarda askerin beslenmesini ve donanmanin hazirlanmasini gerektiriyordu. Zira savaşlar, sikintili günler yasayan hazineyi, daha da zor durumda birakiyorlardi. ıste bu sebeple devlet, bu devirde ilk olarak “ımdadiye-i Seferiye” adi verilen yukaridaki vergileri koymustu.

Venedikliler, bütün ittifak faaliyetlerine ragmen, Osmanlilarla basa çikamayacaklarini anlamis olmalilar ki, harpten çekilmek isterler. Bu konu için, arabuluculuk yapmalari için Fransa Krali Xıı. Lui yahut Lehistan Krali`na vas vururlar. Venediklilerin bu istekleri, Osmanlilar tarafindan da müsbet karsilanir. sebebiyse bu dönemde dogu hududunda Akkoyunlu Devleti`nin yerine Siî Safevî Devleti`ni kurmus olan Sah ısmail tehlikesi bas göstermisti.

Osmanli Devleti ile Venedikliler arasindaki müzekere esaslarini, harpten öncelikle ıstanbul`da Venedik elçisi şekilde bulunan ve casuslugundan dolayi tevkif edilen Andre Gritti isminde biri idare ediyordu. Müzakereler sonunda l4 Aralik l502 (Receb 908 )`ta Osmanlilarla Venedikliler arasinda 3l maddeden mütesekkil bir anlasma imzalanir. 10 gün arasında uygulamaya konacak olan bu muahedenin en mühim maddeleri sunlardi:

l. Venedik Cumhuriyeti, ınebahti, Modon ve Koron ile oralardaki diger küçük kaleleri Osmanlilara terk ettigi bunun gibi Arnavutluk`ta elinden alinan Drac`in zaptini da taniyordu .

2. Venedikliler, Osmanlilardan zaptettikleri adalardan Kefalonya`yi kendilerine alikoyup Santamavra adasini iade ediyorlardi.

3. Osmanlilar tarafindan savaş esnasinda müsadere edilen ve halka ait olan esya arka verilecekti. Venediklilerin her sene verecekleri on bin duka altinin ve Santamavra`nin zapti esnasinda Venedik Amirali Pesaro`nun eline geçmis olan yirmi dört bin dukanin Osmanlilara iadesi gerekiyordu.

20 Agustos l503 ( Rebiülahir 909 ) senesinde Osmanlilarla Macarlar arasinda da bir anlasma imzalandi. Macarlar tarafindan gönderilen Barhabas Belabi adindaki elçi ile yapilan anlasma yedi yillik olacakti. Buna göre Osmanli Devleti, Macar Krali`ni, ısklovanya, Moravya, Silezya ve Lozasi hükümdari olarak da tanimaktaydi. Buna karsilik Macaristan Krali, Osmanli akincilarinin kuzey Bosna`da son olarak aldiklari alanların Osmanlilarda kalmasini kabul ediyordu. Bu arada Bogdan, Eflak ve Raguza`lilar da anlasmadan istifade edeckelerdi. Buna karsilik bu 3 devlet, hem Osmanlilara hem de Macarlara vergi vereceklerdi. ıki taraf ticaret serbestisini ve bu münasebetle tüccarlarin birbirlerinin ülkelerine gidip gelmelerine müsaade edeceklerdi. Macar Krali dört ıncil (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) üzerine, Osmanli Vezir-i A`zami da Kur`an-i Kerim üzerine yemin ederek bu muahedenâmeyi onay etmislerdi. Gerek Venedik, gerekse Macarlarla yapilan anlasmalardan sonra devletin dis güvenligi emniyet altina alinmis oluyordu.

OSMANLı – MEMLüKLü MüNASEBETLERı

Osmanlilar ile Misir, Suriye, güney Anadolu ve Hicaz`da hakimiyet süren Memlûk sultanlari arasindaki temas, ilk senelerden yani XıV. asrin ikinci yarisindan itibaren dostane bir sekilde baslamisti. O dönemlerde, küçük bir beylik olan Osmanlilarin Rumeli`deki muvafakiyetleri ve ıslâmetredünyasinin sinirlarini genisletmeleri, Memlûk Devleti tarafindan memnunlukla takip ediliyordu. fakat daha sonra gerek Sultan ıı. Murad, gerekse onun oglu Fâtih Sultan Mehmed zamanindaki bazi olaylar, iki devletin arasinin açilmasina ve bir müddet sonra da birbirlerine karsi hasmâne (düsmanca) tavirlarin ortaya çikmasina neden olmustur.

Sultan ıı. Bâyezid, kendisine muhalefet edip Osmanli tahtinda adalet iddiasinda bulunan kardesi Cem`i, dostça karsilayip himaye eden ve ayni zamanda onu mücadeleye tesvik eden Memlûk Sultani Kayitbay`in, çukurova bölgesindeki üç-Oklar ile Maras ve Elbistan`a hakim olan Boz-Oklar`i devamli bir surette baski altinda tutmasi üzerine, Dulkadir`li Türkmen Bey`i Alâüddevle Bozkurd Bey`i himayeye karar verir. Sultan Kayitbay, Cem`in Anadolu`ya geçmesine müsaade etmesi onun, Osmanli Devleti`nin aleyhine çalistigini gösteriyordu.ayrıca ihtiyati da elden birakmiyordu. Nitekim Bâyezid`in culûsundan sonra ıstanbul`a gelen Memlûk elçisi, hem Bâyezid`in saltanatini kutlama etmis hem de biraz sonra bahsedecegimiz ve gaspedilen esyayi getirip teslim ettikten sonra Sultan Kayitbay adina özür dilemisti. Bu durum, aradaki gerginligi bir derece hafifletmisti. Gerçekten, Sultan Kayitbay için baslica siyasî mesele Osmanlilar ile olan temas meselesi idi. Arsiv Begelerinden anlasildigina göre (Topkapi Sarayi Müzesi Arsivi, nr. 620l – 6385) Dulkadir Beyi, Sultan ıı. Bâyezid`i, Memlûk Devleti aleyhine tesvik ediyordu. diğer taraftan, Hindistan`da Dekkan`da hüküm süren Behmenîler`den ııı. Muhammed Sah ( l463-l482)`in , Vezir-i A`zam`i Hâce-i Cihan ( Hoca Mahmud Gâvân ) ile Osmanli hükümdarina göndermis oldugu hediyeler, Kayitbay tarafindan müsadere edilmisti. Bu yüzden, Memlûk Sultani`na karsi kirginligini izhar eden ıı. Bâyezid`in tutumundan endiselenen Memlûklular, bazi tedbirler almak mecburiyetinde kalmislardi.Nitekim Karaman Beylerbeyi Hadim Ali Pasa tarafindan “Kubbe Vezirleri”ne gönderilen 888 ( l483 ) tarihli arizadan anlasildigina göre Atabekü`l-Asakir komut özbek ez-Zahirî emrinde Halep`te toplanan Memlûk kuvvetleri, Ramazanoglu Eflatun Bey ile maiyetindeki boybeylerinin yardimlarini sagladiklari gibi, Turgutoglu Mahmud Bey`i Osmanlilara müskilat çikarmak maksadiyla Ermenek üzerine göndermislerdi. Turgutoglu`nun, Süleyman Bey`le savastigi bir sirada Alaüddevle harekete geçer.

Baslangiçta Osmanlilar`dan himaye gören Alaüddevle Bozkurd Bey, Nisan l484`te Memlûklular`in Haleb ve Safed naiblerini arka arkaya maglub ettikten sonra Kayseri Valisi Yakub Pasa kuvvetleri ile birleserek, Misirlilarin kurmus oldugu tuzaklardan kurtulmustu. O, Elbistan ovasinda, Osmanli askerinin gayret ve yardimi ile Haleb Naibi`ni öldürüp Kal`atu`r-Rum (Rum Kalesi), Bire (Birecik) ve Anteb Naibleri ile Haleb büyük hacibi basta olmak üzere birçok çerkez beyini esir etmisti.

bununla birlikte buyruk özbek es-Seyfî, komut özdemir ve komut Mogolbay bu gibi emirlerin yönettigi Memlûk ordusu, sür`atle Malatya`ya giderek burasini takviyeye muvaffak olur. Malatya kalesine karsi giristikleri tesebbüste muvaffak olamayan Osmanli – Dulkadirli kuvvetleri, Malatya derbendinde kurulan pusuya da düsmüslerdi. Böylece, Eylül l484 yilinda Kayseri Valisi Yakub Pasa`nin komutasindaki Osmanli kuvvetleri ile Dulkadiroglunun kuvvetleri maglub olmuslardi.

Yakub Pasa, zorlukla kaçabilmis, birdenbire Osmanlilarin aleyhine dönüp Yakub Pasa`nin odugâhini yagmalayan Alaüddevle ise Trablus-Sam ve Tarsus Naiblerini serbest birakmak şekli ile Memlûklulara basvurmustu.

ıçinde bulundugu malî ve idarî sikintilar yüzünden Osmanlilarla karsilasmayi arzu etmeyen Memlûk Sultani, emirleriyle bir görüsme yapmisti. Bu görüsme esnasinda Atabey özbek ile diger emirler, Osmanli hükümdarina elçi ve hediye gönderip aralarinin düzelmesini öneri etmislerdi. Bu teklif kabul edildiginden emir Cani Bey Habib elçi olarak gönderilmisti. Memlûk Sultani Kayitbay, ıı. Bâyezid`e müsait tekliflerde bulunuyordu. Bu tekliflerden en mühimi de Osmanli Padisahi`nin, elindeki bütün yerlerde “Sultan” şekilde kabul edilmesiydi. Memlûk Sultani`nin emriyle Kahire`deki Abbasî Halifesi ı. Mütevekkil Alallah tarafindan, buna isaret olmak üzere, Bâyezid`e bir de “Sultanlik Mensûru” gönderilmisti. Sultanlik mensûrunu göndermekle yetinmeyen halife, iki Müslüman hükümdar arasindaki ihtilafin bertaraf edilmesini de tavsiye ediyordu.

bütün bu tavsiyelere ragmen aradaki rekabet ve bazi kiskirtmalar sonucu iki yan arasinda savas kaçinilmaz hale gelmisti. Bu sebepten Osmanlilarla memlûklular arasinda l485`de baslayan ve l490 ( hicrî 890 – 895 ) senesine kadar bes sene devam eden ve alti seferde biten savaslar görülmekte. Osmanlilarin, Karamanogullarini tamamen ortadan kaldirmalarindan sonra, Ramazanogullari ile ayni hududu paylasir olmalari ve Osmanlilardan himaye gören Alaüddevle Bozkurd Bey`in, Memlûklular tarafindan sikistirilmasi da iki devleti karsi karsiya getirmistir.

Bu dönemde, Misir`la son veya altinci sefer diyebilecegimiz seferde, Dulkadiroglu Alaüddevle Bey`in, Osmanlilardan yüz çevirip Memlûk tarafina geçer. O, bununla da kalmayacak oglunu rehine (kulluk) şekilde Misir`a gönderdigi bunun gibi, kizini da Atabekü`l-Asâpislik buyruk özbek`in ogluna verir. öyle anlasiliyor ki bu hal, Osmanlilarin, çukurova`da memlûklulara maglub olmalari üzerine olmustu. Alaüddevle Bey`in Misirlilarla anlasmasi üzerine Osmanlilar yeni tedbirler almak durumunda kalmislardi.

ıki Müslüman devletin birbirleri ile olan mücadeleleri, her ikisinin de yipranmasina sebep olmustu. zamanla cihet degistiren muvaffakiyetlere ragmen devam eden savaslar, bilhassa Memlûk idaresini zor durumlarda birakiyordu. Bu sebepten dolayı devlet, yeni tedbirler alma mecburiyetini hissediyordu. Memlûk idaresi, iyi teskilâtlanmis bir vergi sistemine sahip degildi. Osmanlilarin, savasa devam edebileceklerinin anlasilmasi üzerine Kayitbay, halktan zorla yeni vergiler almaya karar verir. çağın müelliflerince siddetli bir tenkide maruz kalan Kayitbay, Osmanlilara karsi Napoli Krali ile anlasir. Müslüman Osmanli Devleti`ne karsi kurulan bu ittifak üzerine Kayitbay`a tehdid mektubu gönderen Sultan ıı. Bâyezid`in bizzat kendisi sefere çikma niyetindedir. Bunun için, padisahin otagi, Besiktas`a nakledilmis ve üsküdar`a geçme hazirliklari baslamisti.

Kismî harpler tarzinda uzayan Osmanli – Memlûk çekismesi, Dulkadir Beyi Alaüddevle`nin, Memlûklularin geçici zaferlerine kapilip, onlarin tarafina geçmesi ile daha da gerilmiş bir durum aldi. Bunun üzerine Sultan Bâyezid, kayinpederi Alaüddevle`yi beylikten azlederek, yerine onun kardesi olan ve Vize Sancakbeyi bulunan Sah Budak Bey`i tayin eder. Osmanli sultani, Sah Budak Bey`in yanina Mihaloglu ıskender Bey`in kuvvetlerini de vererek onu Alaüddevle üzerine yollar. fakat Memlûk kuvvetlerinden de yardim saha Alaüddevle, Sah Budak Bey`i Elbistan yakinlarinda yenip tutsak alir. esir alinan Sah Budak, Kahire`ye gönderilerek orada idam edilir.

Bu basarilar üzerine daha çok cesaretlenen Memlûklular, Emîr özbek komutasinda Misir ve Dulkadir kuvvetleriyle Kayseri`yi muhasara ile Nigde, Eregli ve Larende`ye kadar akinlarda bulunurlar. üzerlerine gönderilen Hersekzâde Ahmed Pasa kuvvetlerini yenerek Ahmed Pasa`yi tutsak alirlar. ıste bu haberi piyasa ıı. Bâyezid, bizzat sefere katilmaya karar verecek ve otaginin Besiktas`a nakledilmesini isteyecektir.

Osmanli devlet ricali, Memlûklularla olan savaslarda ugranilan basarisizliklarin, gevseklikten ve isin siki tutulmamasindan meydana geldigini biliyor, ayrica sefer için acele edilmemesi gerektigini düsünüyordu. lakin bunu hükümdara nasil bildireceklerini bilemedikleri bu gibi buna cesaret te edemiyorlardi. Nihayet ulemadan Molla Arap demekle söhret bulmus olan Müftü Alaeddin Ali el-Arabî (öl. l496) bu hali, yani harb için acele etmenin muhatarali oldugunu arzederek isi önledi. O, daha öncelikle Ebu Bekir adindaki kadisini Misir`a göndererek basta Atabekü`l-Asâpislik Emîr özbek oldugu halde Memlûk ümerasini barisa yanastirmis, savasin tehlikelerini arzederek dostluk kapisini açmisti. Hoca Saadeddin, Alaeddin Ali el – Arabî`nin mektubundan bahsederken, onun gönül alici sözler söyledigini, “Dinin nasihat olduguna” temasla bunun geregi şekilde barisin yapilmasi icab ettigini söyledigini, Misir Sultani`nin da bundan çok fazla memnun oldugunu yazar. Esasen bu siralarda ıstanbul`a kadirgalarla gelip bir nüsha Kur`lahza-i Kerim ve bazi Hadis-i Serif kitaplarindan ibaret hediyeleri Bâyezid`e takdim eden Tunus Emiri el-Mütevekkil Alallah Osman`in elçisi, bir sefaatnâm. ile tavasutta bulunmus ve Tunus`un, ıspanyollar tarafindan hücuma ugradigi su sirada, iki Müslüman devlet arasinda sulh yapilmasi için buyruk`in ricasini arzetmisti. Böylece barisa dogru bir adim atilmis oldu.

Nihayet, Cemaziyelahir 896 (Nisan l49l)`de daha önce elçilik vazifesi ile Osmanlilara gönderilmis olan Mamay Haseki serbest birakilir. Bundan sonra o, Osmanli Devleti`nin murahhaslari ile Kahire`ye döner. Osmanli elçisi Bursa Kadisi Seyh Ali çelebi adinda bir kimse idi. Memlûk Sultani tarafindan huzura kabul edilen elçi, Adana ve Tarsus`un Mekke ile Medine evkafina ait yerler olmasindan dolayi, buralarla diger kalelerin anahtarlarini Memlûk hükümdarina iadeye memur edilmisti. Memlûk Sultani, elçiye büyük ikramlarda bulundu. Daha önce esir edilip hapsolunan Mihalzâde ıskender Bey`le diger esirleri serbest birakir. Bu arada ıskender Bey`i yalnızca serbest birakmakla kalmaz, ayni sürede ona hil`at da giydirir. Sultan, Osmanli elçisine karsilik, Emîr Canbulat b. Yasbek`i elçilikle Osmanli padisahina gönderir. Nitekim ıstanbul`a gelen müstakbel Memlûk Sultani Emîr Canbulat, birçok siyasî tesebbüslerde bulunmus, daha sonra, yaninda Seyh Bedreddin b. Cum`a oldugu halde yine ıstanbul`a gelen Mamay el-Haseki, ayni siyaseti devam ettirmistir. Memlûk elçileri, Tunus elçisinin de yardimlariyla barisin yapilmasina muvaffak olmuslardi. Buna göre Gülek Hisari sinir kabul edilerek çukurova eskiden oldugu benzeri Sam`a ilhak edilmistir.

Cem`in neden oldugu siyasî bunalım yüzünden müskül halde bulunan Osmanlilar, Halil Bey`in ( öl. l5ll) Ramazanogullari`nin basina geçip, Memlûklularin rizasi ile Adana ve Tarsus`a hakim olmalarini kabul ettikleri bu gibi, anlasma geregince adlari geçen sehirlerin Haremeyn evkafi olan vâridatini ( gelirini) da, kendi gemileri ile ıskenderiye`ye tasimislardir. Nitekim Âsik Pasazade ile ıbn Kemal`den anlasildigina göre meshur Türk denizcisi Kemal Reis, Mekke ve Medine vakif malini l498 ( 903)`de, ıskenderiye`ye gemilerle götürüp, buranin beyine teslim etmistir.

Anlasma ile iki yan arasindaki baris iade edilmis ise de bu hal, Osmanlilari tatmin etmiyordu. Baris, süre süre çikan bazi engeller bertaraf edilmek suretiyle l5 yıl kadar devam etmistir.

OSMANLı DEVLETı VE ENDüLüS MüSLüMANLARı

ıı. Bâyezid`in hükümdar şekilde bulundugu dönemin ciddi olaylarindan biri de süphesiz ki ıslâm.cografyasinin en bati ucunda, baska bir ifadeyle Endülüs`teki Müslümanlarin basina gelen felaket idi. Bu felaketin baslangici esnasinda Osmanli donanmasi, irak denizlerde savasacak kadar kuvvetli degildi. Bölgenin Osmanlilara olan uzakligi ve o siralarda Cem Sultan`in, Avrupa`da siyasî bir alet şekilde kullanilmasi bir anlamda Osmanlilarin elini ve kolunu bagliyordu. Bunlardan baska, Akdeniz`in öbür ucundaki bu bölgeye ulasmak için, Osmanli donanmasinin gerektiginde yardim alabilecegi bir liman yahut sehir de mevcud degildi. tüm bu olumsuz sartlar da nazari dikkate alindigi süre Osmanlilarin bu konu ile ilgili sebep daha faal bir rol oynayamadiklari anlasilir.

Hicrî 92 (M. 7ll ) tarihinde şimal Afrika`yi bastan basa kat eden Müslüman mücahidler, ıspanya`ya girdikten sonra orayi terk edinceye kadar ıberik yarimadasini medenî eserlerle süslemis, aşırı sayida kültürel ve sosyal müesseseler meydana getirmislerdi.

Müsümanlar, ıspanya topraklarina ayak basar basmaz, soy, din, lisan, mezheb ve cet farki gözetmediler. Got, Vandal, Romali, Hiristiyan ve Yahudi demeyip herkese Müslümanlar bu gibi haklar tanidilar. Endülüs ( ııı. Abdurrahman, ıı. Hakem bunun gibi) büyük hükümdarlar gördü. Parlak devirler yasadi.Orada (Kurtuba Camii gibi) âbideler, (Medinetü`z-zehra bunun gibi) saraylar yapildi. Doguda Bagdad, batida Kurtuba, dünya yüzünde ıslâm.medeniyetinin gözler kamastiran merkezleri haline geldi. Kurtuba`da kadinlardan alimler, sairler ve muallimler yetisti.

Yedi asri askin bir zaman bütün ıspanya, Portekiz ve hatta güney Fransa`da hükümranligini kabul ettirmis olan ıslâmt.hakimiyeti, bütünüyle bulunmaz edilmek isteniyordu. oysa bu uygarlık, tüm medenî sahalarda Avrupa`nin üstadi, hocasi ve mürebbisi olmustu. Bu hâkimiyet öyle bir medeniyet vücuda getirmiştir ki, cihanin en yüksek medenî seviyesine ulasti. Bu uygarlık, ınsanligin yüz aklarindan olan bilim, fen, edebiyat ve felsefe dahileri yetistirmisti. Medreselerinde okuyan Hiristiyan ögrenciler, sonradan Avrupa`da kral ve Papa olmuslardi. Endülüs Müslümanlari, Avrupa`daki Hiristiyanlara sadece maddî degil, manevî hasletlerde de öncülük yapmislardi. ınsanlik, baskalarini da düsünme, müsamaha bu gibi konulari anlayip kavramada onlara hocalik yapmislardi.

Bilindigi bunun gibi Endülüs (Vandelozya yada Andalousie), ıspanya`nin güney eyaletinin adi idi. Müslüman ordulari ıberik yarimadasini (günümüzde ıspanya ve Portekiz devetlerinin bulunduklari yarimada) feth etmeye basladiklari zaman bu topraklara “Endülüs” adini verdiler.

ıstanbul`un l453 senesinde fethi, diger ıslâm.ülkelerinde oldugu bunun gibi Beni Ahmer Devleti`nde de büyük bir sevinçle karsilanmisti. Zira, ıstanbul`un fethi, Endülüs`teki bu son ıslâm.devleti açisindan, Hiristiyan dünyasinin tehdidlerine karsi yardim taleb edebilecekleri yeni ve büyük bir Müslüman gücünün dogusu anlamina gelmekteydi. Böylece Endülüs Müslümanlari ile Osmanlilar arasinda hissî bir ilgi tesis edilmis oluyordu. Gerçi l477 senesinde Girnata halkinin, Hiristiyanlarin baskilari yüzünden içinde bulunduklari zor sartlardan haberdar etmek ve yardim arzulamak üzere, Fâtih Sultan Mehmed`e bir elçi gönderdikleri belirtilmektedir. ayrıca, Endülüslülerle Osmanllar arasindaki adlandırılan bu ilk dogrudan iliski ve haberlesme hakkinda daha çok bir bilgiye sahip degiliz. ıç çekismelerden dolayi küçülüp Hiristiyanlara yem olmaktan kurtulamayan Endülüs`şöhret (Beni Ahmer Devleti), son sehri olan Girnata da Kral Ferdinand ile Kraliçe ızabella`nin eline düsmek üzereyken Girnata`nin son hükümdari Ebû Abdullah es-Sagir, Afrika hükümdarlarindan oldugu gibi ıstanbul`dan da yardim ister. ama beklenen yardim saglanamaz. Ebû Abdullah es-Sagir, 89l ( l486) yilinda ıstanbul`a bir elçi göndererek Bâyezid`den yardim istiyordu. Elçinin elinde parlak bir de kaside vardi. Ebu`l-Beka Salih b. Serif er-Rundî`ye ait olan bu mersiye, Hiristiyanlar tarafindan Endülüs`teki Müslümanlara yapilan zulüm ve iskenceyi anlatiyor, onlarin çektikleri izdirabi dile getiriyordu. Manzum şekilde Türkçe`ye de çevrilen bu mersiyenin bir kismi söyledir:

Hengam-i tamaminda gelir her seye noksan,

ömründeki hosluklara aldanmasin insan,

Her sey mütehavvil, bu kötü sence de meshûd,

Bir lahza meserret göreni, kahreder ezman

……

Siz, Endülüs`ün halini hiç duymadiniz mi?

Her kafile etmisken onu âleme destan,

Acizleri, sizden ne kadar istedi imdad,

herzaman öldü, esir oldu, kimildanmadi insan.

……

Dün, her yere sultan iken onlar, bugün eyvah…

Küfr ellerinin hükmüne kulluk ile nalân,

Görseydin eger onlari bikes ve mütehayyir

Eylerdi sana zilletin envaini duyuru

……

Görseydin o aglasmayi onlar satilirken,

Saskin bir duruma getirirdi seni ahval ile ahzân

Ya Rabbi! Ayirdilar metre�der u tifli (çocuk ile annesini)

Eylerse teferruk nasil ervah ile ebdân (ruhla vücudun ayrilmasi gibi).

Yardimin istendigi sirada ıı. Bâyezid, bir taraftan çukurova`da Memlûklular`la, diger taraftan kendisine karsi taht mücadelesi verici kardesi Cem Sultan olayi ile mesgul idi. Nitekim, Endülüs tarihsel adli eserde, bu konuya temasla, elçilerin gönderildigine dair eski tarih kitaplarindaki bilginin dogru olmadigi anlatilarak söyle diyoruz: Hakan-i müsarunileyh (ıı. Bâyezid) reis-i mezheb-i ruhanî olan Papa`ya iki elçi göndermekle, sayet kral Girnata muhasarasinda israr ve Müslümanlari zarara sokarsa, ülkesindeki Hiristiyanlar hakkinda da ayni muamelenin yapilacagini bildirerek krala vasiyette bulunmasini istemisti.Cem Sultan meselesi gözönüne alindigi süre bu rivayetin (yani elçi göndermenin ) dogru olmadigi anlasilir. Osmanlilar, bu dönemde, Memlûk gailesi ile mesgul olmalarina ragmen, Girnata heyetini ümitsiz ve üzüntülü bir sekilde göndermek istemiyorlardi. Bunun için bir donanma tertibi ile Akdenize açilmasini saglamis ve Cebel-i Tarik ile Sebte sahillerine taarruz etmek suretiyle Hiristiyanlarin, Müslümanlar üstündeki agirligini hafifletmek istemislerdi. bununla beraber o dönemde Portekiz deniz kuvvetlerinin diger devletlerle mukayese edilmeyecek kadar büyük olmasi ve o siralarda Osmanlilarin ne Misir, ne de Tunus bunun gibi bir şimal Afrika devleti ile anlasmasinin bulunmamasi, donanmanin çok bir sey yapamadan dönmesine sebep olmustur. Böylece bu müracaattan ciddi bir netice alinamadi. ayrıca, Girnata`nin müracaatindan bir sene sonra Kemal Reis komutasinda, ıspanya sularina bir Türk donanmasi gönderildi. ıspanya kiyilarini vuran Kemal Reis, buralardaki bir kisim Müslüman ve Yahudiyi kurtararak ıstanbul`a getirmisti.Hammer ise, Sultan Bâyezid`in Endülüs Müslümanlari hakkında faaliyetleri hakkinda su bilgiyi verir:

“Davud Pasa, Karaman asi asiretlerini itaat altina aldigi sirada Sultan ıı. Bâyezid, ıstanbul`da elçileri kabul ediyordu. Bunlar arasında gerek itimatnâmesinin sekli, gerek maiyetindeki sahislar bakimindan enfazla dikkat çekeni, ıspanya`nin son ıslâmetrehükümdarinin elçisi idi. Beni Ahmer`den Girnata hükümdari olan bu zat, Aragon ve Kastil Krali Ferdinand tarafindan agir bir baski altinda bulunuyordu. Müslüman olmayanlarin istilalari karsisinda “Sultanu`l-Berreyn ve Hakanu`l-Bahreyn`den yardim dilemekte idi. Elçinin itimadnâmesi, Elhamra padisahlarinin romantik ve sövalye ruhuna müsait yazilmisti. Bu, Müslümanlarin ugradiklari izdirabi belirten ve ıslâmt.in ıspanya`da içinde çirpindigi düsüsü dile getiren ve nihayet 700 yildir bu kitada hüküm sürdükten sonra yakinda buradan çikarilacaklarini anlatım eden Arapça bir kaside idi. En etkili ve dokunakli tarzda ıslâmetremilletlerinin ve hükümdarlarinin yardim ve merhametlerini diliyordu. Bâyezid, dindar ve ayni sürede sair oldugu için, ıspanya sahillerini tahrib etmek üzere bir donanma göndermekle buna cevap vermis oldu. Donanma komutanligini Kemal Reis adi ile Hiristiyan donanmalarina korku salan amirale tevdi etti.”

Beni Ahmer Devleti, Osmanlilara bas vurdugu bunun gibi Memlûk Devleti`ne de başvuru etmisti. ama güçlü donanmalarinin bulunmamasi yüzünden onlar da yardim edemediler. bununla beraber Memlûk hükümdari, Endülüs Müslümanlarina yapilan mezâlimi önlemek için Papa`yi ve Ferdinand`i tehdid ederek, sayet ıspanyollar Girnata Müslümanlarindan el çekmezlerse tüm Filistin Hiristiyanlarini Kamame (Kimame) Kilisesi`nde kestirecegini ve Hiristiyanlara Suriye ile Kudüs kapilarini kapatacagini söylemek üzere bir heyet göndermisti. fakat bunun da bir tesiri olmadi.

tüm bu olaylardan sonra Beni Ahmer Devleti, Ocak l492 (29 Safer 897)`de 55 maddeden mütesekkil bir muahede ile teslim oldu. Böylece hakimiyetleri sona erdi. Akd edilen muahede ve teslim sartlarina göre Müslümanlara hangi sekilde olursa olsun fena muamelede bulunulmayacagi bunun gibi onlarin cemaat haklari da taninacakti. fakat bu ahde lakin üç hafta riayet edildi. Bundan sonra gün geçtikçe dozu artirilmak suretiyle orada kalmis olan Müslümanlara yapilmadik eza ve iskence kalmadi. Bu arada kurtulmak için oradan çikmak isteyenlere de müsaade edilmiyordu. nedeniyse Müslümanlar, san`atkâr ve is sahibi idiler. Fen, ilim, san`at ve tarım erbabinin çogu Müslümanlardandi. Bunlarin gitmesi şeklinde yurt bu islerden mahrum kalacakti. ayrıca firsat bulanlar kafileler biçiminde Afrika sahillerine can atiyorlardi. Bunlardan bir kismi da korsanlik yapmak suretiyle ıspanyollari tehdid ediyorlardi.

öyle anlasiliyor ki Osmanli Devleti, muhtelif sefer ve gaileler sebebi ile Endülüs Müslümanlarina istenildigi sekilde yardimda bulunamamisti. lakin XVı. asrin ortalarindan itibaren bu isi Cezayir beylerine birakmisti. Bunun için, Kaptan-i Derya ve Cezayir Beylerbeyi olan Kiliç Ali Pasa`ya gönderilen Zilkade 977 (Nisan – Mayis l570) tarihli bir hükümle ıspanya`daki Müslümanlara yardim etmesi emredilmisti. Bunun sonucu olarak oldukça çok Müslüman ve Yahudi Afrika sahillerine geçirilmisti. Bunlardan bir kismi da Adana, Uzeyr, Tarsus, Sis ve Trablussam sancaklarina yerlestirilmistir. Bu muhacirler, kendilerini toplayip üretici bir duruma gelineye kadar bes sene müddetle tüm vergi ve resimlerden muaf sayilmislardir.

Müslümanlarin, ıspanya ve Portekiz`in bulundugu ıber yarimadasindaki hâkimiyetleri sekiz asra yakin sürmüstü. Bu hâkimiyet, 2 Ocak l492`de Girnata`nin Katolik hükümdarlara teslim olmasi ile son bulmustu. Böylece, tarihin bir devresi kapanmis oluyordu. Zira ıspanyollarin Girnata`yi isgalleri ve bu esnada isledikleri cinayetler, medeniyet tarihi bakimindan silinmez bir leke şekilde kalacaktir. Onlar, yaptiklari ile tam bir barbarlik örnegi sergilemislerdir. Kendilerine medeniyet ögreten ve bu konu ile ilgili üstadlari olan Müslümanlarin seviyesine ulasamadiklarini isbat etmislerdir. Katolik bir Kardinal`in emriyle Girnata sehrinin büyük meydaninda 500.000 küsur cild yazma kitap yakilmisti. Müslümanlar, tüm Avrupa kütüphanelerindeki kitaplarin yekûnundan fazla olan bu kitaplari, sekiz asirdan buyana dünyanin her tarafindan toplamislardi. ınsanlik âlemi, bu kitaplarin yakilmasindan dogan boslugu, bugüne kadar telafi edememistir. En degerli müelliflerin en degerli eserleri, atese atilmisti. Bu tarihlerde Avrupa`da l0.000 cild kitabi bir araya getiren hiç bir kütüphânenin bulunmadigini belirtmek gerekir.

Kral Ferdinand ile Kraliçe ızabella`nin, Müslümanlara verdikleri sözlerini tutmadiklarini, uygarlık ve kültür ürünü kitaplarin nasil yakildigini, Müslümanlarin nasil iskencelere tabi tutuldugunu Hiristiyan bir arastirmaci su sözlerle anlatım eder:

” Katolik majesteleri Ferdinand ve ısabella, Müslümanlarin tabi tutulduklari teslim sartlarina bagli kalmada basari gösteremediler. Kraliçenin özel günah çikarma papazi Kardinal Ximenes de Cisneros`un komutasi altinda tertiplenen ve geride kalan Müslümanlarin kiliç ve zor kullanilmak şekli ile irtidad (ıslâmt.dan dönme) ettirilip Hiristiyan dinine sokulmalari maksadina matuf bir askerî harekat l499 yilinda baslatildi. Bu kardinalin ilk isi, ıslâm.� konularda kaleme alinmis el yazmasi kitaplari toplatip yaktirmak şekli ile piyasadaki dolasimini durdurmak olmustur. Simdi artik Girnata sehri, Arapça yazilmis bu kitaplarin yiginlar şeklinde yakilmasindan olusan “senlik atesleri”ne sahne oluyordu. Engizisyon bayağı verilen iskence ve zulüm hareketleri, müessesevî hale getirilmis ve yogun bir şekilde devamli isler durumda tutuluyordu.” Bu yazar, Müslümanlara karsi yapilan iskence ve yakilan binlerce cild kitabin maruz kaldigi insanlik disi davranisi ne kadar yumusatmaya çalissa da yine de dindaslarinin isledigi bu câniyane hareketten bahs etmeden geçemiyor.

Girnata, Araplarin her türlü dinî hürriyetlerine, can ve mallarina dokunulmamak sartiyla teslim olmustu. ama Katolikler`e göre ” Kâfir Müslümanlar”a verilmis sözün hiç bir ehemmiyeti olamazdi. Böylece, Yeniçagin esiginde beser tarihinin en büyük yüzkaralarindan birisi irtikâb edildi. ınsanligin müsterek mali olmasi icab eden medeniyetin, o çag için en zarif olan dallarindan bir tanesi sistematik bir sekilde imhaya baslandi. Hele cihanin en büyük kütüphânesinin merasimle yakilmasi, yakin yıllarda bütün ıspanyollar tarafindan bile lanetlenmis bir hadisedir.

BÂYEZıD`ıN SON SENELERı

Gençliginde, eglenceli ve tatli bir yaşam sürmüs denebilen ıı. Bâyezid, devletin basina geçtikten sonra % farkli bir hayat sürmeye baslar. Saltanatinin sonlarina dogru, kendini yüzde yüz ibâdete sağlayan ıı. Bâyezid, yasinin ilerlemesi üzerine, devlet islerinin büyük bir kismini vezirlerine birakir. Onun saltanatinin son senelerinde ciddi bazi hâdiseler meydana gelmisti. Bunlardan bir tanesi neredeyse tüm bir Osmanli ülkesini ilgilendirecek olan ve “Küçük Kiyamet” denilen büyük depremdi. ıkincisi de sehzâdeler arasindaki rekabet ve tahti ele geçirmek için birbirlerine karsi giristikleri çekisme idi.

KüçüK KıYAMET

Hicrî 9l5 senesinin Rebiülahir ayinin 25. Sali gecesi (l4 Agustos l509) Memaliki – Rûmt.denilen Amasya, Tokat, Sivas, çorum ve havalisinde baslayip 45 gün siddetle devam eden depremde halk, iki ay kadar disarda çadir ve örtüler altinda kalip hayatini devam ettirmek zorunda kalmisti. Bu deprem, ayni siddette ıstanbul ve Edirne`de de oldu. Gerçekten, l4 Eylül l509`da ıstanbul, Osmanli tarihinin kayd ettigi en siddetli ve hizli depremine maruz kalmisti. Küçük kiyamet denilen bu depremde ıstanbul`da yüz dokuz cami ve mescid ile bin yetmis ev harab olmustu. Halktan da bes bin kadar insan ölmüstü. ıstanbul`un, Egrikapi`dan Yedikule`ye kadar olan üç kat suru yikildigi bunun gibi, Yedikule`den de baslayip deniz kenarindaki ıshak Pasa Semti kapisina kadar harab oldu. Bunlardan baska Fâtih Camii`nin kubbesi ve direklerinin baslari çatladigi bu gibi imâret, hastahane ve Sahn Medreseleri`nden bazilari ile diger medrselerden bir kisminin kubbeleri yikildi. Fâtih civarindaki Karaman Mahallesi, bastan basa harab oldu. Sultan Bâyezid Camii`nin kubbesi dagildi. Hadim Ali Pasa Camii`nin (Divanyolundaki Atik Ali Pasa Camii) kubbesi düstügü gibi Atmeydani`ndaki sütunlardan alti tanesi devrildi. Yeni Saray (Topkapi Sarayi )`in deniz tarafi yer yer harab oldu. Bu büyük depremde binlerce insan yikintilar altinda gömülü kalmisti. yalnızca Vezir Mustafa Pasa`nin konaginda atlari ile beraber üçyüz süvari hayatlarini kayb etmisti. Köpürmüs ve azgin bir hal almis olan deniz dalgalari, ıstanbul ve Galata surlarini asarak sokaklarda tufan meydana getiriyordu. Bu arada eski su bentleri de yikilmisti. Sultan ıı. Bâyezid, sarayinin duvarlarina güvenemediginden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadir kurdurarak orada on gün kadar ikamet eder.

Kirkbes gün kadar araliklarla devam eden bu zerzele, ıstanbul, Rumeli ve Anadolu eyaletlerinin sâkinlerini sürekli bir heyecan içinde yasatti. çorum halkinin üçte ikisi, sehirlerindeki toprak kaymalari yüzünden yarilip açilan topraklar içinde yoktur oldular. gene bu esnada Gelibolu istihkâmlari da yikildi. Sultan ıı. Bâyezid`in dogdugu sehir olan Dimetoka bir toprak yigini halini almisti.

Sultan Bâyezid, bu deprem (zelzele) münasebetiyle devletin ikinci payitahti olan Edirne`ye gittiyse de ayni yıl Receb ayinin dokuzunda, yani ıstanbul zelzelesinden l5 gün sonra ıstanbul`dakinin bunun gibi olan ve ayni siddette bir deprem meydana geldi. Mimar Hayreddin, onbes gün arasında Pâdisah için Edirne`de ahsab bir ev yapti. Pâdisah, bu ahsab evde ikamete basladi. Ayni sene Saban`in üçünde Edirne`de gene aynı siddette bir deprem daha oldu. Tunca Nehri tasarak ve yatagini da asarak depremin yikintilarini kapladi. üç gün geçit vermeyen Tunca`nin tasmasiyla da bir çok fazla insan öldü.

Rivayete göre Sultan Bâyezid, bu siddetteki bir depremi, vezir ve komutanlarinin halka yaptigi zulmun bir sonucu olduguna inanarak onlari: “Zulüm ve fesadiniz cevr ve bid`atiniz elinden, mazlumlarin ahlarinin atesi, Allah`in gazabina neden olmustur. Bu, sizin zulmünüzün semeresidir ki, iste ortaya çikti.” diyerek ilgilileri azarlamis ve bundan sonraki hareketlerinde dikkatli olmalarini, halka zulüm etmemelerini, haksizlik yapmamalarini söylemistir. Bundan sonra ıstanbul`un tamiri için neler yapilmasi gerektigi hususunda ilgililerle istisarede bulunmakta. ıstisare sonunda ıstanbul`da yikilan bölgeleri tekrardan yapmak yada onarım etmek için yirmi evden bir kisi ve ev basina yirmi ikiser (yirmi beser oldugu görüsü de bulunmaktadir) akça takdiriyle “Cerahor”, yani ücretli amele tedarik edildi. Bu sekilde Anadolu`dan 37 bin, Rumeli`den de 29 bin cerahor çikarilip 3 bin kadar mimar ve marangoz getirildi. Bunlardan baska “Yaya”lardan sekiz bin, “Müsellem”lerden de 3 bin kisi kireç yakmakla görevlendirildi. Böylece devlet ve millete ait olan alanların insaati, 9l5 senesinin l8 Zilhiccesi`nde ( 29 Mart l5l0) baslamis ve altmis bes günde sona ermisti. Bu insaat ve tamiratta, ıstanbul surlarindan baska Galata`daki mahzenler, Galata kulesi, Kiz kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarlari fenerlikleri, çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi mühim yerler de vardi. Sutan ıı. Bâyezid`in bu çabalari üzerine ıstanbul kisa bir sürede adeta tekrar insa edilmis oldu. Bu insaat, bütünüyle Mimar Hayreddin`in nezâreti altinda yapilmisti. ınsaatin tamamlanmasindan sonra hükümdarin emri üzerine üç gün ve gece, fakirlere yemek dagitildi.

SEHZÂDELER MESELESı

Sultan ıı. Bâyezid`in, Abdullah, Sehinsah, Alemsah, Mahmud, Mehmed, Ahmed, Korkud ve Selim isimlerinde sekiz oglu olmustu. Bunlardan Abdullah, Sehinsah, Alemsah, Mahmud ve Mehmed, babalarinin sagliginda ölmüslerdi. Geriye yas sirasina göre Ahmed, Korkud ve Selim kalmislardi. Sehzâde Korkud Saruhan (Manisa), Sehzâde Ahmed Amasya, Sehzâde Selim de Trabzon valiliklerinde bulunuyorlardi.

Pâdisahin yaslanmasiyle birlikte memleketteki düzensizlikler de artmaya basladi. hayatta kalan sehzâdelerden her bir tanesi, iktidari ele geçirmek için gayret ediyordu. Bu gayrete neden olan saltanat hirsi yaninda, Fâtih Sultan Mehmed Kanunnâmesi`ndeki “Nizam-i âlem için öldürülme” korkusu da vardi. Bu düsünceler, her 3 sehzâdeyi de, hayatinin son günlerini yasayan babalarinin yerine geçmek için harekete getirdi.

Devlet adamlari, Ahmed`in yasça büyük, çocuklarinin çok aşırı ve babasi bu gibi uysal olmasi sebebi ile padisah olmasini istiyorlardi. tüm bunlar, o devre anlayisi bakimindan Ahmed için birer avantajdi. Ortanca ogul olan Korkud, sessiz, bilim ve musikî ile hayatini geçiren sair ruhlu bir sehzâde idi. Onun bu hali, birçoklari tarafindan sevilmesine neden olmustu. O da içtenlikle tahta geçmeyi istiyordu. ama erkek çocuklarinin olmayisi onun padisah olmasini zorlastiriyordu. Sehzâdelerin en küçügü Yavuz Sultan Selim`di. Onun da Süleyman adinda bir oglu vardi. sert olusundan ve devlet adamlarini, yaptiklari yanlislarindan dolayi acimasizca tenkid ettiginden, devlet ileri gelenleri tarafindan pek sevilmedigi bunun gibi, padisah olmasi da istenmiyordu. Devlet adamlarinin bu sekildeki görüslerine karsilik ordu, Selim`i destekliyor ve onun, babasinin yerine geçmesini istiyordu. Böylece ülke, asker ve sivil güçler arasinda iki farkli ve birbirlerine tamamen zit olan iki anlayisla karsi karsiya kalmisti.

Sehzâde Korkud

Bâyezid`in, hayatta kalan üç sehzâdesinin ortancasi idi. 872 (M. l467)`de dogan Korkud, dedesi Fâtih`in yaninda yetistiginden, tahsiline itina edilmisti. Bu sebeple âlim, fâzil, sair ve musikisinas bir sahisti. ıslâm.hukukuna dair genis bilgisi olup Arapça`yi hem anlar hem de yazardi. Babasina gönderdigi bazi mektupari Arapça idi. “Harimî” mahlasiyle siirleri vardi. Dedesi Fâtih`in vefatinda, babasi yetisinceye kadar onun adina saltanata vekâlet etmisti. Babasi zamaninda 888 ( l483 M. ) senesinde evvela Manisa Sancagi`na tayin edilmisken, bilahere agabeyi Ahmed`in tesiriyle ıstanbul`a uzak olan Teke ili (Antalya) Sancagi`na naklolunmustu. ılk sancaginin kendisine yine verilmesi hususunda babasina name yazip istekte bulunduysa da bu istek, sarayca reddedildi. Babasinin ,Ahmed`e olan meyli de onu kizdiriyordu. Keza, Vezir-i A`zam Has`larindan olan ve kendisinde bulunan bir Has`sin, Hadim Ali Pasa`ya verilmesi kendisini çok üzmüstü. Bu sebepler ve memleketin kötü idaresi onu kizdirir. Bu sebeple Hacca gitmek için hazirlik yapar. Böylece 8 gemi, 80 kadar asker ve 50 kadar maiyyeti ile l8 yük akça kadar nakit alir. Durumdan haberdar olan Sultan Bâyezid, Mevlâna Alaeddin (ımam Ali )`yi gönderip ızmir`in, sancagina ekledigini bildirir. Buna karsilik Korkud:

“Bana saltanat gerekmez. Ben, Hz. Peygamber`i rüyamda gördüm. Beni, Hacca davet etti” diyerek babasinin gitmeme teklifini reddeder. Elçi dönüp durumu babasina anlattiginda Bâyezid: “Kazaya, rizadan baska çare bulunmamakta” diyerek adamlarinin yerinde kalmasini emreder. Misir Sultani, Korkud`u çok aşırı güzel bir merasimle karsilar. Ona hediyeler verip ikramlarda bulunur. Hatta ona günlük 3000 filorilik bir maas baglar. Memlûk Sultani ile ilk görüsmede Sultan, onu evladi yerinde saydigi için gözlerinden, o da Memlûk Sultani`ni baba makaminda gördügü için gerdanindan öper. Görüldügü gibi Misir`da çok iyi karsilanan Korkud, amcasi Cem Sultan gibi bir maceraya atilmak üzeredir.

Memlûk Sultani, onun tahta çikmak için kendisinden yardim istemeye veya babasi ile arasini bulmaya geldigini zannetmisti. fakat onun gerçek niyeti, Kudüs ve Haremeyn benzeri bölgeleri ziyaret edip hac etmekti. lakin, Memlûk Sultani`nin, Osmanlilarla aralarinin açilmasina sebep olur endisesiyle onun hacca gitmesine izin vermedigi belirtilmektedir. Sehzâde Korkud`un, ülke ve memleket arzusu ile babasindan izinsiz gelmis olmasi, pisman olmasina neden olmustu. Misir Sultani, 9l7 (l5ll M. ) yilinda arka dönen Sehzâdeyi 20 parça gemi ile ugurlar. Sancagina dönen Korkud, babasina pekçok hediyeler göndererek yaptiklarindan dolayi özür diler. Bunun üzerine bazi ilavelerle Saruhan Sancagi kendisine verilmekte.

Sehzâde Ahmed

Bâyezid`in, yaşamda kalan en büyük oglu olup 870 (M. l465) yilinda dogmustur. Babasi tarafindan çok sevildigi bunun gibi Vezir-i A`zam Hadim Ali Pasa da onun tarafini tutuyordu. Bu bakimdan, her lahza hükümdar olabilirdi. Sehzâde Ahmed, mutedil ve her seyi düsünerek ona göre önlem piyasa bir kimse oldugundan, bir kisim devlet erkâni da, onun, babasinin yerine geçmesine taraftardi. Hatta Sah – Kulu (Seytankulu)`yu ortadan kaldirmakla görevlendirilen Hadim Ali Pasa, Sehzâde Ahmed`le görüstügü zaman kendisinin hükümdar olduguna dair padisah nâmina sehzâdeye teminat vermisti. bununla birlikte bu isin, Sah -Kulu isyaninin bastirilmasindan sonra gerçeklesebilecegini söylüyordu. Bundan dolayi Sehzâde Ahmed, kendisini hükümdar bilerek askere ve komutanlara ihsanlarda bulunuyordu. Bununla berabr kendisine bey`at ettirmek istedigi yeniçerilerin “Padisahimiz hayatta oldukça kimseyi hükümdar tanimayiz” diye onun bu pesin kararina karsi çikip red cevabi vermeleri, sehzâdeyi müteessir etmisti. Ahmed, en fazla kardesi Korkud`un hükümdar olacagindan endise ediyordu. Sehzâde Ahmed`in en içten taraftari olan Hadim Ali Pasa`nin, Sah – Kulu olayinda ölümü, bunun isini biraz bozmus ise de gerek babasi, gerekse diger devlet erkâni, bu arada Rumeli`de Mihalogullari ve diger baylar kendisini istiyorlardi. Hatta Rumeli akincilari ” Biz, sana tabiyiz ne durursun” diye Ahmed`e haber göndermislerdi. lakin Hadim Ali Pasa`nin ölümü üzerine onun Sah – Kulu asilerini takip etmeyip Amasya`a gidisi yeniçerilerin hosnutsuzluguna sebep olmustu.

Sehzâde Ahmed, en büyük taraftari olan Hadim Ali Pasa`yi kaybedince aşırı üzüldü. Anadolu ve Kapikulu halkina agir sözler söyledi. Ordu ile arasindaki sogukluk bir kat daha fazlalasti. Hele Yavuz Sultan Selime`e Avrupa`da bir sancagin verildigini isitince hiddeti bir kat daha artmisti. Bu nedenden dolayı, Sah – Kulu isini bir tarafa birakarak, Selim meselesini takib etmeye basladi. Anadolu`yu Kizilbas`şafak temizlemeye ugrasacagina Afyon`da oturarak Anadolu`nun yakilip yikilmasina ve halkin soyulmasina, devlet kuvvetlerinin yenilmesine âdeta seyirci kaldi. Günlerini, padisahlik hayallerinin tahakkuku için Edirne`ye ulak ve mektuplar göndermekle geçirdi. Sehzâdenin bu hali, Anadolu halki ve askerlerinin gözünden kaçmadi. Böyle bir tutum ve davranis, onun, kamu nazarindaki itibarinin düsmesine sebep oldu.

Sehzâde Selim ve Hükümdar Olusu

Sultan ıı. Bâyezid`in yaşamda kalan üçüncü oglu idi. Annesi Dulkadiroglu Alâuddevle`nin kizi Ayse Hatun`du. Babasinin Sancakbeyi şekilde bulundugu Amasya`da dünyaya gelmis olup dogum tarihi 875 ( l470 ) şekilde kabul edilmekle birlikte hicrî 87l ya da 872 seneleri olabilecegi de belirtilmektedir. Selim de Sehzâde korkud benzeri dedesi Fâtih`in yaninda büyüdü. Devrin hocalarindan ders aldi. Sehzâde Ahmed ve korkud`un yumusak huyluluguna karsilik Selim, katı, cevval ve hareketli idi. Sairlik yönü de bulunan Selim,Türkçe, Farsça ve Tatarca siirler söylerdi.

Sehzâde Selim, babasinin, uzun zamandan buyana bozulmaya sima tutan devlet islerinden müteessiren saltanati terk edecegini haber aldigi için, tertibat almayi müsait görmüs olmalidir. Bilindigi bu gibi bu devirde, hanedan arasında henüz bir “Verâset-i Saltanat Kanunu” bulunmadigindan, Fâtih kanunnâmesi geregince hükümdar olan sehzâde, diger kardeslerini “Nizâmetrei âlem” için öldürebilirdi. Bu sebeple Selim, kardesleri olan Ahmed ve Korkud`un durumlarini gözden uzak bulundurmuyordu. bununla birlikte, ıstanbul`a uzak olmasindan dolayi saglikli haberler de alamiyordu.

Sehzâde Ahmed, yumusakligi ve sakin hali ile tüm devlet erkâninin takdirini kazanmisti. oysa Selim, atakligi ve sertligi ile taniniyor, bu yüzden de kendisinden çekiniliyordu. Nitekim, bu siralarda Erzincan ve çevresinde faaliyette bulunan Sah ısmail`i o mintikadan uzaklastirdigi benzeri, Gürcüler üzerine de sefer yaparak o taraflarda da kendisini göstermis oldugundan onun bu hal ve tavirlari babasina karsi ” serkesâne durum aldi” seklinde gösterilmisti. Sehzâde Selim, saltanati elde etmek isteyen kardeslerine karsi hazirliklar yapmis, kendisine bagli olan kuvvetlerden baska, Kirim Hani kuvvetlerinden de istifade etmisti. Nitekim, Rumeli`ye geçtigi sirada Kirim Hani`nin küçük oglu komutasinda yaninda üçyüz elli kadar Tatar askeri vardi. O, taraftarlari vâsitasiyle Yeniçeri Ocagi`ni da elde etmisti.

Sehzâde Selim`in, Rumeli`ye geçtigi haberi ıstanbul`a ulastigi zaman devlet erkâni, padisahi Edirne`ye götürmek üzere yola çikarmisti. Bu sayede Selim`in üzerine asker de sevk edilecekti. Bu durumu ögrenen Selim, ” asi olmadigini ve babasina tazimlerini arz için geldigini ” bildirmisti. Bu arada babasi tarafindan kendisine nasihatta bulunmak üzere gönderilen elçiye iltifatlarda bulunmustu.

Selim`i sevmeyip onun aleyhinde bulunan kimseler, bu durumu kabul etmeyerek Selim`in üzerine Rumeli beylerbeyi Hasan Pasa`yi göndermislerdi. lakin Hasan Pasa, harb etmeden Edirne`ye dönmüstü. Bunun üzerine padisah bizzat kendisi Selim`e karsi harekete geçmisti.

Bâyezid, ihtiyar oldugundan araba ile devinim edip çukurçayir`da Selim`in ordugahinin karsisina gelmisti. Selim, ordusuna, karsi taraftan bir taarruz vaki olmadikça harekete geçilmemesi emrini vermisti. Bu esnada, Sultan ıı. Bâyezid`e, binmis oldugu arabanin penceresinden, elini öpmek üzere gelen oglunun kuvvetleri gösterildigi zaman padisah, üzüntüsünden aglamisti. Sehzâde Selim`e taraftar olmalari ihtimal dahilinde buluan Rumeli akinci ve sancakbeylerinin istirham ve hevesleri üzerine muharebeden vaz geçilerek iki yan arasinda bir anlasma saglandi. Buna göre Selim`e bir heyet gönderilip simdilik babasi ile görüsmesine imkân bulunmadigi, bununla beraber Sehzâde Ahmed`in veliahd olarak tayin edilmeyecegi bildirilmisti. Ayrica, Rumeli`den istedigi Semendire sancaginini kendisine tevcih edildigi bildirildi.

Bâyezid, sehzâdelerinden hiç birtanesini, digerlerine tercih etmeyecek ve onlardan birtanesini veliahd yapmayacagina dair bir de ahidnâmt. yazdirarak bu olayin ilk safhasini kapatmis oluyordu. Böylece veliahd tayini isini önlmeyi basaran Selim, emri altindaki askerle Semendire`ye gitmeyip, Rumeli beylerinin karari ile Eski Zagra ve Filibe taraflarinda kalarak Semendire`ye bir vekil göndermist.

Vezir-i A`zam Hadim Ali Pasa`nin, Sah – Kulu olayinda sehid olmasi ve o siralarda, Karaman Valisi olan oglu Sehinsah`in vefat haberini almasi üzerine çok aşırı üzülen Sultan Bâyezid, Edirne`den ıstanbul`a devinim edip saltanattan çekilmeyi düsünür. Böyle bir durumda kimin saltanata gelecegi meselesi tekrar gündeme gelir. Devlet erkâni, Sehzâde Ahmed`in, babasinin yerine geçmesine taraftardir. ama Hadim Ali Pasa`nin yerine Vezir-i A`zamliga gelen Hersekzâde Ahmed Pasa, bu görüse katilmamaktadir. bununla beraber yapabilecegi çok bir sey de yok. Daha öncelikle Selim`e hiçbir sehzâdenin veliahd olmayacagina dair söz verilmis olmasina ragmen Ahmed, tahta geçmek üzere ıstanbul`a çağrı edilir. Filibe`de bulunan Sehzâde Selim, adamlari vâsitasiyle bütün bu görüsme ve gelismelerden haberdar olur.

Selim, alinan kararin, kendisine verilen ahidnâmeye aykiri oldugunu görünce 40 bin kisilik bir kuvvetle çorlu`da babasinin kuvvetlerinin bulundugu Karisdiran Ovasi`na gelir. Sehzâde Ahmed taraftarlari, ıı. Bâyezid`i, Selim`in aleyhine tahrik için arabasinin örtüsünü kaldirarak “Elinizi öpmeye gelen oglunuzun kuvvetini görün, müretteb ve müsellah (silahli) askerlerle ogul babayi böyle mi ziyaret eder?” diyerek padisahi ogluyla savasa tahrik etmislerdi.

9l7 Cemaziyelevvel`inin sekizinci günü (Agustos l5ll )`de iki yan arasinda meydana gelen savaş, Selim`in aleyhine sonuçlanir. Bundan sonra, Sehzâde Ahmed`in hükümdarligi kesinlesmis gibi olur. Bu sebeple Ahmed ıstanbul`a çağrı edilir. bununla birlikte Hersekzâde Ahmed Pasa, daha evvela verilmis ahidnâmeye sadik kalinmasini isteyecek ve fakat sözünü dinletemeyecektir. Sehzâde Ahmed, aldigi emir üzerine sür`atle ıstanbul`a dogru yola çikip Gebze`ye, oradan da Maltepe`ye gelir. ama yeniçerilerin kendisini istememeleri ve ıstanbul`da bazi isyan hareketlerine girismeleri üzerine tekrar Anadolu`ya döner.

Selim`in aleyhtarlari, Ahmed`in muvaffak olamamasi üzerine bu kez da Sehzâde Korkud`u hükümdar yapmak üzere onu ıstanbul`a davet ederler. Manisa`da bulunan bu sehzâde, sür`atle Mihalic`e, oradan da kayiklarla Davut Pasa iskelesine gelip karaya çikar. evvela yeniçeri ocagina gitmis sonra babasini görüp kardesi Ahmed`den kaçtigini söyler. Yeniçeriler, Korkud`a karsi saygida kusur etmezler, ancak Selim`den baskasini hükümdar olarak istemediklerini de münasib bir sekilde anlatirlar.

tüm bu gelismeler karsisinda, idareyi Selim`e terk etmekten baska çare bulamayan ıı. Bâyezid, oglu Selim`i ıstanbul`a davet eder. Sehzâde Selim, kara yolu ile Kefe`den Akkirman`a oradan da Rumeli`ye geçip ıstanbul`a gelir.Devlet erkâni tarafindan karsilanip tebrik edilen Selim`in, Divân-i Hümayûn`a gelip babasinin elini öpmesi istenir. fakat bir suikast olur endisesiyle Selim, lakin at üzerinde babasi ile görüsmeyi kabul eder. Ertesi gün Selim, bütün devlet ricalinin hazir bulundugu bir sirada babasi ile görüsür. Bâyezid, oglunun hükümdar olmak istedigini ve askerle bir kisim devlet adaminin da bunu destekledigini görünce, diger sehzâdelerden herhangi birinin kendisine muhalefet etmedikçe öldürülmemesi sözünü de aldiktan sonra saltanati kendisine terk eder. Böyece 8 Safer 9l8 Cumartesi (25 Nisan l5l2) günü vezirler saraydan çikip Selim`in saltanata geçtigini duyuru ederler. Yavuz Sultan Selim`in tahta geçis tarihi şekilde 7 Safer gününü sağlayan kaynaklar da (M. Süreyya, Sicill-i Osmanî, ı, 38) bulunmaktadir. Bundan sonra Selim gelip babasinin elini öper ve onun hayir duasini alir. Bu esnada ıı, Bâyezid, ogluna su ögüdü verir:

Kâfirin katline eyle ihtimam

Kim anunla miktar din-ü mülk nizâm

Padisah oldunsa adli pise et (önde tut)

Zulm-ü bidad (adaletsizlik) eyleme endise et

merhamet et âciz u bi-çareye (çaresize)

Sefkat eyle bi-kes (kimsesiz) u âvareye

Tangri içün it ehl-i ilme ihtiram

Derdmend ( dertli)in hatirin hos gör müdam

Müfsidin neslini kes ger sah isen

Adle meyl et bende-i Allah (Allah`in kulu) isen.

öyle anlasiliyor ki Yavuz Sultan Selim, babasina, kardesleri sorunsuz durduklari müddetçe hayatlarina dokunmayacagina dair söz vermisti. Verdigi bu söz itibariyle gelisi ve tahta çikisi esnasinda, ıstanbul`da bulunan kardesi Korkud`a saygi gösterdi. Onu, Saruhan Sancakbeyligi`nde birakti. Kirim Hani`na bir name yazarak padisah oldugunu ve yaninda bulunan Sehzâde Süleyman`i göndermesini bildirdi. Yavuzun, padisah olusu, gerek ıstanbul, gerekse bütün bir devlette büyük bir neşe ve cosku ile karsilandi. Hakkinda medhiyeler yazildi. ama kardesi Sehzâde Ahmed ve ogullari bu haberi hiç begenmediler. Bu sebeple Murad (Ahmed`in oglu ) Amasya`da, Ahmed ve Alâeddin Konya`da Selim`in hükümdarligini tanimadilar. Onlar da bağımsız birer hükümdar bu gibi yasamaya basladilar.

Selim`in tahta geçisi, gerek Osmanli, gerekse Sünnî ıslâmt.dünyasi için hayirli bir hareket olmustu. Zira, bir bakima ıran`in ileri karakolu şekilde görev gören Siîlik, ıı. Bâyezid döneminde Osmanli topraklarinda faaliyet gösterirken, Sünnî akide ve tarikatlar, bu istilaci hücuma ayni cins silahlarla mukabele edemiyorlardi. Daha evvela de münasebet edildigi bunun gibi bir “Mehdi” hikayesinin arkasina siginan bu sekavet ve saltanat ihtirasinin maskesini düsürmek gerekiyordu. Bu da ancak Selim benzeri ileriyi gören, ufuktaki büyük tehlikeyi sezen, sert, cevval ve dirayetli bir idareci ile olası olurdu. ülkeye sizmaya çalisan bu Siîlik tehlikesi, onu, babasina karsi gelmeye kadar götürdü. Kendisinin ve memleketin halini ” pederimle görüsüp ahval-i devleti sifahen arz etmek muktezay-i maslahattir” diye ayak diredigi durumda, kendisini istemeyen devlet adamlari, onun bu talebini yerine getirmekten siddetle çekindiler. Onlar, sadece babasinin elini öpmeyi kast eden bir kimse, böyle bir ordu ile nasil gelir diyerek babasi ile görüsmesine dahi müsaade etmediler. Onlara göre yasli hükümdar, tahtini ogullarindan birine terk edecekse, bu, herhalde ele avuca sigmaz Selim degil, babasi bu gibi yavas ve halim Sehzâde Ahmed olmaliydi.

Anlasildigi kadari ile Selim, her iki kardesini de Osmanli tahti için kifayetli görmüyor ve dedesi Fâtih Sultan Mehmed`den sonra devletin maruz kaldigi tehlikeleri ortadan kaldiracak ve bükülen belini, yalnızca kendi çabalarinin dogrultabilecegine inaniyordu.

ıı. BÂYEZıD`ıN SAHSıYETı VE VEFATı

O, yaratilisi nedeniyle, babasina pek benzemiyordu. Bu yüzden onun kadar hareketli, cevval ve atak degildi. Bu sebeple o, daha sakin ve daha sorunsuz bir hayati seviyordu. Bu bakimdan, onun hayatini, iki devreye ayirmak mümkün. Bunlardan bir tanesi, sehzâdelik hayati ile saltanatinin ortalarina kadar olan devre, digeri de belirtilen dönemden itibaren, ölümüne kadar geçen devredir. Yerli ve yabanci kaynaklar onun yasantisi ve özellikleri hakkinda bize tafsilatli bilgiler vermektedirler. Nitekim, Venedik elçisi Andre Gritti, onu söyle tavsif eder:

“Bâyezid`in boyu ortadan yüksek olup rengi zeytunîye çalar. çehresi, zihnen ciddi ve agir seylerle mesgul bulundugunu gösteriyor. Fitratan magmum ve mahzundur. En mes`ud hadiselerin zuhûrunda dahi asla sevinip çok gülmez. Hiç sarap kullanmaz, az yemek yer, ata binmekten pek haz duyar, giriftar oldugu nikris illeti men etmezse en sevdigi sey av eglenceleri ve at talimleridir. Dinî merasimin hiç birisini ihmal etmez, pek çok fazla sadaka dagitir. Felsefede behre ve malumati olmakla övünür, kozmografa (astronomi) ile fazla mesgul olur.”

Bâyezid, gerek faziletli bir hükümdar olusu, gerekse iyi ahlâkindan dolayi komsu hükümdarlar ve kendileri ile anlasma aptigi devlet reisleri üstünde bir hürmet hissi uandirmisti. Kendileri ile oldukça çok kez muharebe etmis olmasina ragmen Misir`da vefati duyulunca, gerek Memlûk hükümdari, gerekse Kahire halki tarafindan giyabî cenaze namazi kilinmisti.

ıı. Bâyezid, saltanati oglu Selim`e devr ettikten sonra, umudu üzerine yirmi yük (2 milyon akça) yillik maas tayiniyle dogum noktayı olan Dimetoka`ya gitmek ister. Bâyezid Han, yasli ve rahatsiz olmasina ragmen bu yolculuga çikmak ister. Yavuz Sultan Selim, Edirnekapi`ya kadar yaya olarak babasina refakat edip onu tesyi eder. Bu arada baba, ogluna devlet idaresi hakkinda tecrübelerine dayanarak nasihatlarda bulundugu bunun gibi, oglu da onun hayir duasini taleb ederek ellerini öper. Babasinin arzusu üzerine Edirnekapi`dan arka döner. Yavuz Sultan Selim, babasinin hizmetinde bulunmak üzere Rumeli beylerbeyi Hasan Pasa ile Defterdar Kasim çelebi`yi ve Tabib Ahî çelebi denilen Mehmed b. Kemal`i tayin edip gönderir. Bâyezid, daha Dimetoka`ya varamadan yolda vefat eder. Vefat yeri hakkinda farkli bilgiler bulunmaktadir. Buna göre onun vefat ettigi yer: çekmece, Sazlidere, çorlu`nun yakinlari, Edirne yakinindaki Sögütlüdere ya da Hafsa kasabasinin Abalar köyünden biridir. l0 Rebiülevvel 9l8 (26 Mayis l5l2)`de Nikris illetinden vefat ettigi süre 67 yasinda bulunuyordu. Babasinin ölüm haberini saha Yavuz Sultan Selim aşırı üzüldü. Korkud, Ahmed ve diger sehzâdeler de haberi duyunca üzüldüler. kamu da üzülmüs olacak ki, karalar giymeye basladi. Yavuz, Yunus Pasa`nin, na`si ıstanbul`a getirmesini emretti. Yunus Pasa da na`si yikatip kefenleyerek ıstanbul`a getirir. Basta Yavuz Sultan Selim olmak üzere ulema, devlet erkâni ve halk tabutu karsiladilar. Bundan sonra cenaze namazini kilip onu, yaptirdigi câmiin önündeki hazir olan kabrine defnettiler. Yavuz, babasinin kabri üzerine altigen bir türbe yaptirdi.Türbe için, türbedâr, hafiz ve bakicilar tayin etti. Bunlar, gece gündüz onun ruhu için hatimler indirip dualar ettiler.

Www.Muhabbett.Org


Bir önceki yazımda « makalem var.

Benzer Yazılar

ıV. MURÂD HAN ve Dönemi Osmanlı pâdişâhlarının on ...

DURAKLAMA DöNEMı VE SON BASARıLAR ııı. Mehmet zamaninda Avusturya`ya ...

Osmanlilarda Atesli Silahlar Sanayii Osmanlilar XıV. asirda Avrupa`da ...

Yorumlar



Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?

Bedava Sohbet - Yetişkin Sohbet